T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/2324 KARAR NO : 2026/112 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 07/04/2021 NUMARASI : 2016/874 Esas - 2021/441 ASIL DAVADA BİRLEŞEN İstanbul Anadolu 7 ATM'nin 2020/30 E, 2020/117 E. Sayılı Davasında: DAVA: Alacak Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonund…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/2324 KARAR NO : 2026/112 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 07/04/2021 NUMARASI : 2016/874 Esas - 2021/441 ASIL DAVADA BİRLEŞEN İstanbul Anadolu 7 ATM'nin 2020/30 E, 2020/117 E. Sayılı Davasında: DAVA: Alacak Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen hükme karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 29.01.2012 tarihinde, ... Org. Yurtdışı Temsilciliği Anlaşması imzalandığını, sözleşme ile bölge olarak tanımlanan tüm körfez ülkelerinde müvekkilinin yetkili tek temsilci olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin Körfez ülkelerinde büyük müşteri kitlesi yaratarak binlerce gayrimenkul satışının yapılmasını sağladığını, ancak davalının basiretli ve dürüst tacir ilkesine aykırı olarak, taraflar arasındaki sözleşmeyi Kadıköy 32. Noterliğinin 29.01.2016 tarihli ve ... Y sayılı ihtarnamesi ile hiçbir sebep göstermeksizin feshettiğini, davalının ihtarnamedeki iddialarının aksine müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığı gibi aksine sözleşmeden kaynaklanan bakiye komisyon alacağı, portföy tazminatı alacağı, her türlü tazminat ile diğer yasal alacaklarının bulunduğunu, müvekkilinin sözleşmede belirtilen körfez ülkelerindeki vatandaşlara Maslak 1..., Bakırköy 46 gibi projelerin ve Yeniköy arsasının satışı sebebiyle toplam 2291 bağımsız bölüm satışının gerçekleştiğini ve 2.066.949.479,87 TL satış cirosu sağlandığını, ancak davalının sözleşmeye aykırı bir şekilde, satış hasılatı üzerinden %6 oranında komisyon ödemesi gerekirken bunun altında komisyon oranını hesap ederek müvekkilinin alacağını tenkis etmeye çatıştığını, satışlar haricinde kalan toplu gayrimenkul satışlarının gerçekleştiği halde bu satışların müvekkiline bildirilen rakamlara eklenmediğini, hile ile gizlendiğini, iş bu gayrimenkul satımı nedeniyle müvekkiline ödenmesi gereken komisyon bedellerinin de haksız bir şekilde ödenmediğini, bu sebeple Kadıköy 26. Noterliğinin 16.02.2016 tarihli ve ... Y sayılı cevabı ihtarnamesinin gönderildiğini, iş bu cevabı ihtarnameye karşılık davalı taralından Kadıköy 32. Noterliğinin 22.02.2016 tarih ve ... Y sayılı cevabi ihtarnamesiyle taleplerin kabul edilmediğini belirterek bu hususla hiçbir girişimde bulunmadığını, bunun üzerine sözleşmeden kaynaklanan komisyon alacağı sebebiyle müvekkili tarafından 26.04.2016 tarihli ve ... sayılı, 35.326.968,69 USD bedelli fatura aslının Kadıköy 26. Noterliğinin 06.05.2016 tarihli ve ... sayılı ihtarname ile davalıya tebliğ edildiğini, ancak davalının Kadıköy 32. Noterliğinin 11/05/2016 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile bunu iade ettiğini, müvekkilinin 29.01.2012 tarihli sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine iş bu davanın açıldığını belirterek; müvekkilinin yabancı şirket statüsünde bir tüzel kişilik olduğundan ötürü MHK ve diğer ilgili mevzuat gereğince mahkemenin tensip ile takdir edeceği nakdi veya banka teminat mektubunu ibraz etmeye hazır olduklarını, mahkemece müvekkilinin haklı olmasına rağmen alacağını tahsil edememesi sebebiyle mağduriyeti de gözönünde bulundurularak dava değeri üzerinden en asgari miktardan teminata karara verilmesine, yapılacak yargılama neticesinde kuvvetle muhtemel hükmedilecek alacağın tahsilinin sağlanması bakımından dava konusu alacak yaklaşık olarak ispat edildiğinden ve muaccel olduğundan, öncelikle davalı şirketin hak ve alacakları ile taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü şahıslardaki her türlü hak ve alacaklarını ihtiyaten haczine, müvekkili şirketin "...A.Ş. Uluslararası Gayrimenkul Paz. Ve Satş. Org, Yurtdışı Temsilciliği Anlaşması" başlıklı ve 29.12.2012 tarihli sözleşmenin ve her türlü ticari ilişkinin davalı tarafa haksız ve hukuka aykırı şekilde feshi sebebiyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, şimdilik 500.000,00 TL komisyon alacağının ve 500.000,00 TL protföy tazminatının avans faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline, davalı tamamen haksız ve kötü niyetli dava açılmasına sebebiyet verdiğinden HMK'nın 329/1. maddesi gereğince müvekkili lehine avukatlık ücreti takdirine, kötü niyetli dava açılmasına sebebiyet verdiğinden HMK'nın 329/2. maddesi gereğince davalının üst sınırdan disiplin para cezasına mahkum edilmesine, yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının ...Serbest ticaret bölgesinde kurulan bir şirket olduğundan 5718 sayılı MÖHUK'un 48. maddesi gereği teminat göstermesi gerektiğini, müvekkili ile davacı firma sahibi ve yetkilisi olan ... ve kendisinin hakim ortağı ... Ltd.Şti. arasında dava konusu 29.01.2012 tarihli sözleşmenin imzalandığını, sözleşmenin niteliği itibariyle TBK'nın 520/1. maddesinde tanımlanan gayrimenkul simsarlığı sözleşmesi olduğunu, sözleşmenin konu başlıklı 2. maddesinde görüleceği üzere, davacının davalı tarafından gerçekleştirilen projelerinin tanıtım ve pazarlamasını yaparak sözleşmenin önce ve sonrasında müşteri ile bağlantı kurulmasını sağlayacağı ve aracılık faaliyeti sonunda gerçekleşen her bireysel satış için komisyon ücretine hak kazanacağının düzenlendiğini, davacının defalarca dava dilekçesinde müvekkilinin tek yetkili temsilci ve satıcı olduğunu belirtmesine rağmen taraflar arasındaki ilişkinin izah edildiği şekilde nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, davacının müvekkilinin projelerindeki bağımsız bölümleri kendi nam ve hesabına satmadığını, sözleşmenin 4. maddesi uyarınca projelerin tanıtımı ile pazarlamasını yaptığını, müşteriler ile bağlantı kurmak suretiyle satış öncesi ve sonrasında taraflar arasındaki koordinasyonu sağladığını, kendi faaliyeti sonucunda gerçekleşen bireysel daire satışları sebebiyle komisyon ücreti ödendiği göz önüne alındığında davacının tek satıcı olmadığını, yine davacının acente olarak nitelendirilmesinin de mümkün olmadığını, dava dilekçesinde yer verilen davacının körfez ülkelerinde tanınan ve saygın bir firma olduğu ve taraflar arasındaki sözleşmenin davacının portföy yaratma gücünden faydalanma gayesi ile imzalandığı iddiasının mesnetsiz olduğunu, davacı şirketin ... tarafından mezkur sözleşmenin imzalanmasından hemen önce kurulduğunu, bu nedenle körfez ülkelerinde tanınan saygın bir firma olmadığını, davacı şirket hakkında içerisinde ... Şirketler Grubu ibaresi geçmeyen tek bir haberin dahi bulunmadığını, davacı şirket yetkilisinin 2006 yılında Türkiye'de kurulan mezkur şirketin müvekkili ile imzalanacak sözleşme nedeniyle elde edilecek gelir göz önüne alındığında Dubai' de davacı şirketin kurularak işlemlerin hu şirket üzerinden yaptığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 5.l, 5.2, 5.3 ve 5.4 maddesinde yer alan hükümlerin davacının yerine getirmediğini, sözü edilen faaliyetlerin ve işlemlerin tamamının davacı şirket hesabına müvekkili tarafnıdan yerine getirildiğini, davacı şirketin müvekkiline faaliyetleri sonrasında gerçekleştirilen kayda değer bir tanıtım ve pazarlama faaliyetinin bulunmadığını, davacının Kadıköy 32. Noterliğinin 29/01/2016 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile 29.01.2012 tarihli sözleşmesinin münhasır temsilcilik ilişkisinin hiçbir sebep belirtilmeksizin haksız ve hukuka aykırı feshedildiği iddiasının doğru olmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin süresinin bir yıl olduğunu ve süre uzatılmasına ilişkin yazılı bir anlaşmaya varılmadığını, müvekkilinin 20.01.2016 talihli ihtarnameyi davacının etik ve iyi niyet kurallarından uzak davranışları ve kendilerince de ikrar edildiği üzere, müvekkili şirket projelerinin pazarlamasını yaptıkları ülkelerde aynı sektörde faaliyet gösteren rakip şirket projelerini de pazarlamak suretiyle sözleşme konusu amacın gerçekleşmesini engelleyecek şekilde hareket ettiğini, müvekkil şirket kaynaklarını rakip şirketlerin menfaatinde kullanmaktan çekinmediğini, davacı ortaklarının şirket olanaklarını kullanarak Yalova'da körfez ülkelerine dönük proje yapıp satmaları ve müvekkili şirketi temsile yetkiliymiş gibi hareket etmeye devam etmeleri sebebiyle ihtarnamenin çekildiğini ve durumun kamuoyunun bilgisine sunulmasının zorunlu hale geldiğini, davacı tarafında müvekkili nezdinde doğmuş ancak ödenmemiş herhangi bir komisyon alacağının bulunmadığını, davacı Kadıköy 26. Noterliğinin 16.02.2016 tarih ve ... yev nolu ihtarname ekinde gönderilen 26.04.2016 tarihli, 72 nolu, 35.326.968,69 USD faturanın Kadıköy 32. Noterliğinin 11.05.2016 tarihli ve ... Y sayılı ihtarnamesi ile davacıya iade edildiğini, davacının körfez ülkeleri vatandaşlarına müvekkilinin projelerinden bir kısmının sattığını, Yeniköy arsasının da dahil 2.066.949.476,87 TL satış cirosu sağladığını bildirdiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 6.2. maddesi uyarınca davacının kendi aracılık faaliyeti neticesinde gerçekleşen satışlar nedeniyle komisyon ödemesine hak kazanacağını, davacının kendisine ödenmeyen bir alacağının olmadığını, davacının iddia ettiği diğer bir hususun ise sözleşmeye aykırı şekilde komisyon alacağının %6 oranının altında belirlenerek alacaklarının tenkis edildiği olduğunu, ancak davacının davalı tarafından kendisine yapılan avans ödemelerinden kaynaklanan borcunu kapatmak amacıyla münferit bazı pazarlama faaliyetlerine girişilmesinin sona eren sözleşme kapsamına ele alınmayacağını, kabul anlamına gelememek kaydıyla, sözleşmenin sona erdiği 29.01.2013 tarihinden sonra davacının aracılık ettiği ve bu aracılık sonucunda gerçekleşen bireysel satışların bulunduğunun varsayılmalına karşın mezkur satışların bıı satışlardan doğduğu iddia edilen komisyon bedellerinin sözleşme dahilinde ve sözleşmeyle belirlenen %6 oranı üzerinden değerlendirilmesinin mümkün olmadığını; davacının iddia ettiği hususlardan bir diğerinin ise müvekkiline gerçekleştirilen toplu gayrimenkul satışlarının kendilerine bildirilen rakamlara eklendiğini, hile ile gizlenen toplu satışlara ilişkin komisyon bedellerinin haksız bir şekilde ödenmediği olduğunu, ancak toplu satışların sözleşmenin konusunu oluşturmadığından komisyon bedeli dahil hiçbir ödeme yapılmayacağının kararlaştırıldığını, bu nedenle davacının mesnetsiz iddialarına itibar edilmeyeceğini, davacının davalının komisyon ücretini düşük ödemek adına doğrudan kendi namına düşük bedellerle gayrimenkul satışı gerçekleştirdiğini, sonrasında yüksek bedelle satıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının müvekkili nezdinde hiçbir hak ve alacağının bulunmadığı gibi, müvekkiline milyonlarca lira borcunun olduğunu, davacı şirket yetkilileri ile müvekkili şirket yetkilileri arasında şahsi yakınlık sebebiyle soyut ve mesnetsiz faturalar düzenlenerek avans niteliğinde ödemeler alındığını, sözleşmenin 4. maddesinde belirtilen sözleşmesel faaliyetleri kapsamında gerçekleşen harcamaların davacı tarafından ödemediğini, bu harcamaların müvekkili taralından davacı hesabına ödenmek zorunda kalındığını, yapılan incelemeler neticesinde cari hesap bakiyesinin kapatılmamış olması ve alacaklarını aşar şekilde faturalar tanzim edilmesinin ve bu yolla alınan avans ödemeleri sebebiyle 29/01/2016 tarihli ihtarname ile davacı şirket, şirket sahibi ile kardeşi ...'ın ve aralarında organik bağ bulunan ...Ltd.Şti.'ne ödenmeyen alacakların bir an evvel ödenmesi hususunun ihtar edildiğini, bu nedenle müvekkili şirket alacakları için takas mahsup talebinde bulunduğunu, sonuç itibariyle davacının sözleşmenin komisyon bedeli, temsilcinin aracılık ettiği ve bu aracılık sonucu gerçekleşen her bireysel satışı için şeklindeki 6.2 madde karşısında, komisyon ücretine hak kazanması için satışa aracılık etmesi ve bu aracılık faaliyetinin satış işlemiyle sonuçlanmasının şart olduğunu, davacının bu satışlardan pay alma peşinde olduğunu, müvekkili şirketin yönelim kurulu başkanı ...'nun iyi niyetini ve güvenini istismar ederek hak edilen komisyon ücretlerinin çok üzerinde avans mahiyetinde ödemeler aldıklarını, bu bağlamada müvekkilinin davacıya yaptığı fazla ödemelerin, kendileri hesabına yapılan ödemeler ile sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle her türlü istirdat talep tazminat ve dava hakkı sakkı kalmak kaydıyla haksız ve mesnetsiz davanın reddini talep ettiklerini elirterek; öncelikle MÖHUK uyarınca teminat tayin edilerek teminatı yatırılması hususunda davacı şirkete kesin süre verilmesine, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, kötü niyetli dava açılmış olması nedeniyle HMK'nın 329. maddesi uyarınca, müvekkili şirketle anlaşmaya varılan vekalet ücretinin tamamı ile üst sınırından disiplin para cezasına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraf şirketler arasında 12/09/2011 tarihli sözleşmenin imzalandığını, davacının projelerinin pazarlanması, tanıtımı ve satış görüşmeleri yapılmasına ilişkin imzalanan bu sözleşmeden sonra davacı tarafından gerçekleştirilen konut projelerinin Körfez ülkelerinde tanıtımı ve pazarlanması hususunda 29/01/2012 tarihli simsarlık sözleşmesinin imzalandığını, devam eden süreçte davalının komisyon alacağı yönünden niza çıktığını; davalı şirketin komisyon alacağından dolayı Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/874 E sayılı dosyasıyla dava açtığını, sözleşmede bütün tanıtım ve organizasyon masraflarının simsarda olacağının düzenlendiğini, her ne kadar karşı taraf bu sözleşmeyi temsilcilik sözleşmesi olarak ifade etmekte ise de ortada açıkça bir simsarlık sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin aksine tanıtım ve organizasyon masraflarının karşı tarafın yetkilisi ...'ın talebi üzerine müvekkili şirket tarafından karşılandığını, davalı simsar şirket tarafından Türkiye'ye getirilen yabancı uyruklu müşterilerin otel, konaklama, yeme içme ve araç kiralama bedelleri ile Dubai, Katar gibi yurt dışında yapmış bulunduğu faaliyetlere ilişkin masrafları müvekkilinin karşıladığını, bu harcamaların davalının isteği üzerine yapıldığını, davalının bu harcamaları müvekkiline ödeyeceğini bildirdiğini, bu harcamalara ilişkin faturaları müvekkilinin ödediğini, bu masraflardan davalının sorumlu olduğunu, bu alacaklarını karyı tarafın alacaklarına takas ve mahsup haklarının bulunduğunu, TBK'nun 139. maddesi uyarınca takas ve mahsup şartlarının mevcut olduıunu, bu alacakların sözleşmeden kaynaklandığını, sözleşme gereği karşı tarafça yapılacak harcamaların onun isteği ile müvekkili tarafından karşılandığını belirterek; 18.488.956,39 TL masrafın davalıdan tahsiline, karşı tarafın İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/874 Esas sayılı dosyasında (ana davada) bir alacağı çıkarsa bu alacaktan takas ve mahsubuna karar verilmesini talep etmiş, iş bu dosyanında Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/874 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesini istemiştir. Birleşen davada davalı vekili, savunmasında özetle; birleşen davanın kasıtlı olarak açıldığını, birleşen davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, birleşen davada davacı tarafın taleplerinin zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin 12/09/2011 tarihli protokolün tarafı olmadığını, birleşme kararı verilen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/30 E. 2020/117 K. Sayılı dosyası kapsamında ...'ye husumet yöneltilmesinin de mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunuda, gerekçeli kararda gösterilen nedenlerle özetle; asıl davanın, taraflar arasındaki tek yetkili (acente) sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle bakiye komisyon alacağı ve denkleştirme tazminatının tahsiline, birleşen davanın ise birleşen dava davacısının davalı nam ve hesabına yaptığı masrafların tahsili istemine ilişkin olduğu, asıl davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu, davacının dava dilekçesinde davaya konu alacağını TL olarak talep etmesi nedeniyle alacağın TL'ye dönüştüğü ve bundan sonra ABD doları olarak talep etme imkanının kalmadığı, davacının komisyon alacağının dava tarihindeki kur üzerinden TL olarak belirlendiği, portföy tazminatı için yasada aranan koşulların bulunmadığı, birleşen davada ise davacının yaptığını iddia ettiği pazarlama giderlerinden davalının sorumlu olduğunun kanıtlanmadığın gerekçeleriyle; toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporları ışığında, asıl davadaki komisyon alacağı talebinin kısmen kabulüne, asıl davada denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) talebinin reddine, birleşen davanın ise bütünüyle reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı - birleşen davada davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Asıl davadaki bakiye komisyon alacağı ile ilgili olarak, talep ettikleri gibi ABD dolarının fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden hüküm kurulması gerekirken dava tarihindeki kur üzerinden TL olarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, bu davada bakiye komisyon alacağının tutarının kesin olarak belirlenebilmesi için dava dışı ...dan müzekkere ile davaya konu satışlar ile ilgili bilgiler istendiğini ve bilirkişilerin hem dava dışı ...un hem de davalının kayıtlarını incelemek suretiyle bakiye komisyon alacağının kesin olarak belirlenebildiğini, davacının davadan önce bakiye komisyon alacağı ile ilgili davalıya gönderdiği 26.04.2016 tarihli faturasında belirtilen 35.326.968,69 USD tutarındaki bakiye komisyon alacağını tahminen ve yaklaşık olarak hesaplamışsa da davalının bu faturaya hemen itiraz ettiğini ve bilirkişi raporunda davacının 15.233.605,70 USD bakiye komisyon alacağı olduğunun hesaplandığını, görüldüğü gibi davacının bakiye komisyon alacağını kendi kayıtlarına göre kesin olarak hesaplayamadığının gerek bilirkişi raporundaki hesaplamalar ve gerekse davalının bu konudaki itirazı ile ortada olduğunu, kaldı ki davacının davaya konu satışlarla ilgili pazarlıklara ve nihai satış tutarlarına doğrudan vakıf olamadığı için ve ... ve davalı kayıtlarına da erişemediği için bakiye komisyon tutarını kendisinin kesin bir şekilde hesaplayabilmesinin mümkün olamadığının açıkça ortada olduğunu ve bu durumun mahkemenin gerekçeli kararında da tespit ve teyit edildiğini, sözleşmenin uygulanması sırasında dahi davacının, davalının verdiği satış bilgileri üzerine fatura kesebildiğini, davacının o aşamada da doğrudan komisyon hesaplama yapabilmesinin mümkün olamadığını, davacının kestiği son bakiye komisyon faturasından emin olmadığı için bu konudaki alacağını icra takibi ve olası bir itiraz hâlinde itirazın iptali davası şeklinde yürütmeyi uygun görmediğini ve bakiye komisyon alacağının belirlenmesi için işbu davayı açmayı hukuken daha doğru bulduğunu, mahkemenin iş bu davayı belirsiz alacak davası olarak nitelendirmesinden sonra bu tür bir davadaki talep artırımını, kısmi davalardaki ıslah işlemi şeklinde değerlendirmesi ve bu kapsamda TBK'nın 99. maddesine atıfla işbu davadaki talep artırımdaki ABD Dolarının fiili ödeme günündeki TL karşılığı talebi hakkında yanlış değerlendirme yapmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, belirsiz alacak davasında TBK'nın 99. maddesinin uygulanamayacağını, uygulanırsa belirsiz alacak davasının HMK'nın 107. maddesindeki tanımına aykırılık oluşturacağını, hukuken bu çelişkiye izin verilemeyeceğini,Davalının, 18.12.2019 tarihli talep artırım dilekçesine karşı verdiği 27.12.2019 tarihli itiraz dilekçesinde, talep artırımının ABD dolarının fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı şeklinde yapılmasına hiçbir itirazda bulunmadığını, itirazların zamanaşımı ve davanın belirsiz alacak davası olmadığı konularına ilişkin olduğunu, davalının bu konudaki itirazlarına talep artırımından çok uzun süre sonra aldığı uzman görüşlerinden sonra başladığını, bilindiği gibi HMK uygulamasında, talep artırımı ve ıslah dilekçeleri karşı tarafa gönderildikten sonra bu konudaki itirazların iki haftalık süre içinde bildirilmesi gerektiğini, bu davada da davalının iki haftalık süre içinde talep artırımı ile ilgili itiraz dilekçesini sunduğunu, ancak o dilekçede talep artırımının ABD dolarının fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı şeklinde yapılmasına hiçbir itirazda bulunmadığını, dolayısıyla mahkemenin kabulünün aksine, davalının bu konuda süresinde yaptığı kanuna uygun bir itiraz olmadığını, HMK’nın savunmanın değiştirilmesi ile ilgili yasak maddeleri kapsamında davalının süresinden sonra bu konuda yaptığı itirazların dikkate alınamayacağını, tüm bu açıklamalar dikkate alındığında, bir an için davadaki talep artırımının ıslah gibi işleme tabi tutulacağı kabul edilse ve TBK'nın 99. maddesindeki seçimlik haklar ile ilgili olduğu düşünülse dahi ıslah ile seçimlik haklar da değiştirilebileceğinden, mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin de kabul edilemez olduğunu,Tüm bunlardan ayrı olarak, mahkemenin talep artırımındaki rakamı çevirdiği kurun da hatalı olduğunu, bir an için davacının bakiye komisyon alacağının ABD dolarının fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı değil de TL üzerinden hükme bağlanması gerektiği kabul edilmesi hâlinde de dadacının ABD doları olan alacağının hangi tarihteki kurun esas alınarak TL’ye çevrileceği ve hüküm altına alacağının doğru tespit edilmesi gerektiğini, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, dava tarihinin 26.7.2016 ve bilirkişi raporunda tespit edilen bakiye komisyon tutarı üzerinden davadaki talep artırım tarihinin 18.12.2019 olduğunu, mahkemenin herhangi bir hukuki dayanağı olmaksızın dava tarihi olan 26.7,2016 tarihindeki ABD doları kuru olan 3,0453 TL'yi esas alarak bilirkişi raporunda hesaplanan bakiye komisyon tutarı 15.215.700,62 ABD Dolarının 46.336.373,09 TL olduğunu belirterek bu tutar üzerinden hüküm kurduğunu, tamamlama harcının da tamamlama tarihindeki kurdan hesaplandığını, mahkemenin bakiye komisyon ile ilgili dava tarihindeki kuru esas almasının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını ve gerekçede de bunun sebebini belirtilmediğini, bu davada bakiye komisyon alacağı bakımından eğer TL olarak hüküm kurulacak ise talep artırım tarihindeki kur dikkate alınarak alacağın TL’ye çevrilmesi ve bu konudaki alacağın tümüne dava tarihinden itibaren faiz isletilmesi gerektiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin ABD doları üzerinden yürütüldüğünün bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, dolayısıyla, işbu davadaki talep artırımının ABD dolarının fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı olarak talep edilmesinin esas bakımından da kanuna ve emsal Yargıtay kararlarına uygun olduğunu,Asıl davadaki portföy (denkleştirme) tazminatı talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, çünkü TTK’nın 122. maddesinde düzenlenen portföy tazminatının hakkaniyet ilkesine dayalı olduğunu, dolayısıyla, bu konuda mahkemece yapılacak yorumların bu ilkeye olmaması gerektiğini, ayrıca bu madde yorumlanırken emsal Yargıtay uygulamaları ve kabullerinin ve karinelerin de gözden uzak tutulmaması gerektiğini, mahkemenin bu konudaki yorumunun açıklanan tüm bu hususlara aykırı olduğunu, bu konuyla ilgili ... Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Öğretim Üyeleri olan Prof. Dr. ... ve Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan uzman görüşünün de ekli olduğunu, dolayısıyla mahkemenin ret gerekçesinin dosyadaki delillere, kanuna, emsal Yargıtay kararlarına, bu konudaki karinelere ve özellikle de hakkaniyete aykırı olduğunu,Davalı tarafın, davacının rakip başka firmalara da aracılık hizmeti verdiği iddiasının ise ispata muhtaç kaldığını, sırf davacının dava dilekçesinde kendini tanıtırken uluslararası gayrimenkul firmalarının projelerinin tanıtımı, pazarlanması faaliyetlerinde bulunduğuna dair beyanı ile davacının davalı ile rekabet hâlinde olan firmalara aynı tarih ve bölgede hizmet verdiği sonucunun çıkarılamayacağını,Mahkemenin, portföy tazminatını değerlendirirken bu konudaki bilirkişi tespitlerini de göz ardı ettiğini, bilirkişi raporunda sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedilmesinin, davacının dört yıllık süredeki tanıtımı faaliyeti sonrasında yapılan yüksek satış tutarı, sözleşmenin feshinden hemen sonra Körfez ülkelerin vatandaşlarına davalının 27.002.947,11 USD gibi yüksek bir tutarda satış yaptığı gerekçe gösterilerek portföy tazminatı hesabı yapıldığını, mahkemenin yukarıda özetlenen hatalı gerekçelerinin, bilirkişi raporunun bu konudaki doğru gerekçelerini çürütemediğini, dolayısıyla bilirkişi raporundaki gerekçeler ve yapılan portföy tazminatı hesabının hukuka, emsal Yargıtay kararlarına ve hakkaniyete uygun, mahkemenin aksi yöndeki düşüncesinin ise hatalı olduğunu, TTK'nın 122/3. maddesi uyarınca, acentenin denkleştirme talebinde bulunabilmesi için sözleşmenin sona ermesinde acentelik veren tarafın kusurlu bulunmasının şart olmadığını, ancak sözleşmenin acentenin kusuru ile sona ermemiş olması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl davaya dair istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, asıl davaya ilişkin kararın kaldırılmasına, 15.233.605,70 ABD doları bakiye komisyon alacağının, dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde Devlet bankalarının ABD doları ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte, fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline, 11.759.502,36 ABD doları portföy tazminatının dava tarihinden fiili ödeme gününe kadar işleyecek şekilde Devlet bankalarının ABD doları ile açılmış hir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranındaki faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankasının efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının davalıdan tahsiline; bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ve bir an için davacının bakiye komisyon alacağının ABD dolarının fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı değil de TL üzerinden hükme bağlanması gerektiği kabul edilirse, talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605.70 ABD doları) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 ABD doları) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklara dava tarihinden itibaren ticari (avans) faizi yürütülmesine; bu talep de kabul görmediği takdirde, talep artırım tarihi olan 18.12.2019 tarihindeki kur olan 5,8752 üzerinden yapılacak hesaplama ile yukarıda belirtilen ve bilirkişi raporu ile tespit edilen bakiye komisyon alacağının (15.233.605,70 ABD doları) ve portföy tazminatının (11.759.502,36 ABD doları) hüküm altına alınmasına ve bu alacaklarına talep artırım tarihinden itibaren ticari (avans) faizi yürütülmesine, yargılama giderlerinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı- birleşen davada davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davacının, asıl davada artırılan talep sonucuna göre, daha önce yatırdığı yabancılık teminatının artırılması gerektiğini,Asıl davada, alacak iddiasının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, iddia edilen alacağın konusu ve içeriği irdelendiğinde, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı ortada iken ilk derece mahkemesinin hatalı bir karar verdiğini, davacının bedel artırım olarak nitelendirdiği dilekçesinin bedel artırım değil, ıslah dilekçesi olduğunu, davacının söz konusu dilekçe ile faiz ve para birimini değiştirmek istemiş olup söz konusu dilekçenin bedel artırım olarak nitelendirilmesinin kabul edilemeyeceğini, söz konusu dilekçenin ıslah olarak nitelendirilmesi gerekmekte olup sonrasında ıslah hükümlerince süresinde ve hukuki şartlarda yapılmayan ıslahın yok hükmünde sayılması gerektiğini, yine alacağın kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, asıl davada davacının alacak tercihini TL cinsinden yana kullanmakla artık alacağını USD cinsinden talep edemeyeceğini, davacı tarafından açılan dava TL cinsinden açılmış olup ıslah dilekçesi ya da bedel arttırım ile yabancı bir para birimi üzerinden talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, mahkemenin bu konudaki değerlendirmesinin isabetli olduğunu, TBK'nın 99. maddesi uyarınca belirsiz alacak davalarında uygulanmayacağının salt yorumla iddia edilmesinin kabul edilebilir olmadığını, söz konusu dilekçenin ıslah olduğu ortada olup bu hususun davanın da belirsiz alacak davası olmayıp kısmi dava olduğunu ortaya koyduğunu, Eğer davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı kabul edilirse, bu kez öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak acılamayacağı dikkate alınarak, hukuki yarar yokluğu nedeniyle asıl davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, yine asıl davanın belirsiz alacak davası olduğuna kanaat getirilse dahi işbu davanın belirsiz alacak davası çeşitlerinden kısmi eda- külli tespit davası olduğu dikkate alınarak, faiz başlangıç tarihin de buna göre belirlenmesi gerektiğini,Asıl davada verilen bedel artırım dilekçesinin ıslah dilekçesi olduğu kabul edilerek öncelikle ıslah dilekçesinin usulüne uygun olmadığından yok hükmünde olduğuna karar verilmesi gerektiğini, aksine bir görüş olması hâlinde ise ıslah dilekçesi tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, bu hukuki talep de dikkate alınmadığında bakiye komisyon alacağının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü ile birlikte öncelikle ıslah dilekçesinin yok hükmünde olduğuna aksi bir düşünce olması hâlinde ise faiz başlangıç tarihinin ıslah dilekçe tarihinin esas alınmasına karar verilmesi gerektiğini, Davacının istinaf başvuru dilekçesinde TBK'nın 99. madde incelemesi yaparken bir takım hukuki değeri olmayan, dayanaksız ve kafa karıştırma adına iddialarda bulunmuş olup bu hususların kabulünün mümkün olmadığını, Müvekkili şirket tarafından 26.01.2012 tarihli sözleşme haklı nedenle feshedilmiş olup, mahkemece sözleşmenin feshinin haksız olduğuna kanaat getirilmesinin hukuken kabul edilemez olduğunu ve reddi gerektiğini, TTK'nın 122. maddesi gereğince portföy tazminatına hak kazandığına ilişkin ispat külfeti davacı tarafta olup, davacı tarafından bu husus ispat edilemediğini, TTK'nın 122/3. madde kapsamında olumsuz bir durum söz konusu olmayıp, hakkaniyet ilkesine aykırılık bulunmadığını, Taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesinden sonra müvekkilinin, davacı tarafından sağlanan yeni müşteriler sayesinde önemli bir menfaat elde etmediğini, davacının ücret kaybına sebep olmadığını, mahkemenin "Davalının önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin ispatlanmadığı, davacının fesih ihtarından sonra körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyetini yürütebileceğini, davacının davalıya devrettiği müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmediği" yorumlarıyla, müvekkilinin önemli bir menfaat elde ettiğini ispat külfetinin davacıda olduğunu ve davacının herhangi bir ücret kaybına uğramadığı gerekçesi ile portföy tazminatını reddetmesinin yerinde olduğunu,Asıl davada reddedilen komisyon alacağı ve portföy tazminatı tutarları üzerinden müvekkili lehine tayin edilen yargılama gideri niteliğinin ve vekalet ücretinin eksik ve yanlış hesaplandığını, reddedilen her iki kalem alacak üzerinden ayrı ayrı nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, vekalet ücreti hesabında hata edilerek eksik ücrete hükmedildiğini, yargılama giderlerine de yanlış hükmedilmiş olduğunu,Birleşen davada müvekkili tarafından yapılan pazarlama faaliyeti giderlerinin talep edildiğini, müvekkilinin yaptığı bu giderlerden davalının sorumlu olduğunu, müvekkilinin bu harcamaları davalının isteği ve ödeyeceğini bildirmesi üzerine yaptığını, birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verildiği,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu asıl ve birleşen davalara ilişkin kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl davadaki tüm taleplerin reddine, birleşen davanın kabulüne, karşı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Asıl dava, taraflar arasındaki tek yetkili aracı acentelik sözleşmesinden kaynaklanan bakiye komisyon alacağının ve sözleşmenin haksız feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) alacağının tahsili taleplerine; birleşen dava ise birleşen dava davacısının davalı nam ve hesabına yaptığı pazarlama masraflarının davalıdan tahsili talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama soncunda, asıl davada komisyon alacağı talebinin kısmen kabulüne, denkleştirme tazminat talebinin reddine, birleşen davanın ise reddine karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreler içinde istinaf başvurularında bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dava dosyası istinaf incelemesi için Dairemize ilk geldiğinde, Dairemizin 2021/1243 Esas sırasına kaydedilmiş, bu dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl davada davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın düzeltilmek kaldırılarak davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve sonuçta asıl davanın kısmen kabulüne dair 14.02.2022 tarih ve 2021/1243 Esas 2022/160 sayılı hüküm verilmiştir. Dairemizin bu hükmünün her iki taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.09.2023 tarihli ve 2022/2660 Esas- 2023/5199 Karar sayılı ilamıyla, Dairemizin anılan hükmü bozulmuştur. Yargıtay bozma ilamında; "...Değerlendirme A. Birleşen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/30 E., 2020/117 K. sayılı dosyası bakımından; 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Birleşen davada temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde birleşen davaya ilişkin olarak ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B. Asıl dava bakımından; 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davalı, birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin asıl davaya yönelik aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.6102 sayılı Kanun'un 'Denkleştirme istemi' başlıklı 122 nci maddesi, '(1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır.' düzenlemesini içermekte olup anılan bu hükümde denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Somut olayda davacının tek yetkili aracı acente olduğu, inhisar (tekel) koşulu ile süreklilik koşulunun sağlandığı, davalının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, fesih ihtarnamesinden sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince, bu satışların davacının getirdiği müşterilere yapılıp yapılmadığının belli olmadığı, davacının fesih ihtarından sonra Körfez ülkeleri vatandaşlarına başka şirketler adına satış faaliyeti için pazarlama faaliyeti yürütülebileceği, davacının davalıya devrettiği müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmediği, davalının da önemli ölçüde menfaat elde etmeye devam ettiğinin ispatlanamadığı, hakkaniyetin denkleştirme tazminatını gerektirmediği sonucuna varılarak davacının denkleştirme tazminatı istemi reddedilmiş ve İlk Derece Mahkemesinin bu gerekçesi Bölge Adliye Mahkemesince de benimsenmişse de, dosya içeriği çerçevesinde davacının tek yetkili aracı acente olması, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedilmesi, fesih ihtarından sonra davalı şirketin Körfez ülkeleri vatandaşlarına 27.002.947,11 USD tutarında satış yaptığının belirlenmesi ve daha önce yapılan satışlar bakımından davacının Körfez ülkelerinde tanıtım yaptığının ve belirli bir portföy oluşturduğunun anlaşılması karşısında 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinde aranılan portföy tazminatı istenilme şartlarının oluştuğu gözetilip anılan maddede öngörülen düzenlemeler çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. 3.Bölge Adliye Mahkemesince, davacının bedel artırım dilekçesinde gösterdiği kura göre komisyon alacak talebinin 89.500.480,20 TL olduğu, İlk Derece Mahkemesince 46.336.373,09 TL'lik bölüm yönünden kabul kararı verildiği, bu durumda reddedilen komisyon alacak tutarının 43.164.107,11 TL olduğu, bu tutar üzerinden karar tarihindeki AAÜT esaslara göre davalı lehine 520.266,07 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken gerekçeli kararın (8) numaralı bendinde 7.888,42 TL vekâlet ücretine hükmedildiğinin anlaşıldığı, davalı vekilinin bu yöndeki istinafının haklı görüldüğü, kararın bu yönden düzeltilmesi gerektiği, somut olayda davacının her iki alacak kalemi yönünden harçlandırılmış toplam talebinin 158.589.908,47 TL olduğu, bu talebin 46.336.373,09 TL'lik kısmının kabul edildiği, fazla talebin reddedildiği, bu durumda davacının davadaki haklılık oranının %29,20 olduğu, yaptığı giderlerin bu orana tekabül eden kısmını karşı taraftan talep edebileceği, İlk Derece Mahkemesinin yargılama giderlerini taraflara dağıtırken yanlış oran esas aldığının anlaşıldığı, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeninin de haklı bulunduğu ve kararın bu yönden de düzeltildiği belirtilerek davalı yararına vekâlet ücreti ve yargılama gideri takdir edilmiş ise de, davada reddedilen kısımlar bakımından dava tarihindeki kurun esas alınması ve buna göre davalı yararına vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu yönden de bozulması gerekmiştir ... " denilmiş ve neticede, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca birleşen dava bakımından ONANMASINA, asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik tüm, asıl davada davacı, birleşen davada davalı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE, asıl dava bakımından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı üzerine Dairemizce HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşma açılarak taraf beyanları alınmış, usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Uyulan Yargıtay bozma ilamı içeriğine göre; Birleşen İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/30 E., 2020/117 K. sayılı dosyası hakkında Dairemizin 14.02.2022 tarih ve 2021/1243 Esas 2022/160 Karar sayılı kararı onanmış ve birleşen dava hakkında verilen hüküm böylece kesinleşmiş olduğundan, birleşen dava hakkında yeniden değerlendirme yapılması söz konusu olmadığından, bozma sonrası yargılama, münhasıran asıl davaya ilişkin olarak yapılmıştır.Asıl davada bakımından ise: Asıl davada davacının iki talebi vardır. Bunlardan birincisi taraflar arasındaki tek yetkili aracı acentelik sözleşmesi kapsamından bakiye komisyon alacağının tahsili talebidir. Dairemizin 14.02.2022 tarih ve 2021/1243 Esas 2022/160 Karar sayılı kararının B.1 bendiyle "Asıl davanın KISMEN KABULÜ ile 46.336.373,09 TL bakiye komisyon alacağının, dava tarihi olan 26/07/2016 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı yasanın 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin komisyon alacağı talebinin reddine," karar verilmiş, bu kaleme ilişkin her iki taraf vekillerinin temyiz sebeplerinin reddine karar verilmiştir. Bu alacak kalemi bakımından sadece davalı yararına hükmedilen vekalet ücreti miktarı bakımından bir bozma sebebi mevcuttur. Bunun dışında, bu alacak kalemi bakımından Dairemizce verilen kararın esasına yönelik temyiz sebeplerinin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, asıl davada davacının komisyon alacağı konusunda Dairemizin 14.02.2022 tarih ve 2021/1243 Esas 2022/160 Karar sayılı kararındaki gerekçeler aynen geçerli olup gerekçenin tekrarına gerek görülmemiştir. Asıl davada davacının ikinci talebi, davacının aynı sözleşme kapsamında denkleştirme alacağı (portföy tazminatı)'na ilişkin olup, Yüce 11. HD'nin bozması, bu alacak kalemine ilişkindir. Bozma sonrası tahkikat işlemleri, bu alacak kalemi bakımından yapılmıştır. Denkleştirme alacağının hukuki niteliği ve talep koşulları, Yargıtay 11. HD'nin bozma karar gerekçesinde açıklanmıştır. Uyulan bozma ilamında, davacının denkleştirme alacağı talep hakkının bulunduğu tespit edilmiş olup bu karara uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hak nedeniyle, davalı vekilinin bozma sonrasındaki yargılama sırasında, davacının denkleştirme alacağı talep hakkının bulunmadığına ve yasal koşulların mevcut olmadığına ilişkin savunmalarına itibar edilmemiştir.Davalı vekili, denkleştirme alacağının ıslahla artırılan kısmı bakımından TTK'nın 122. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen bir yıllık zamanaşımı süresinin (hak düşürücü sürenin) geçtiğini ileri sürmüş olup bu itiraz, Dairemizin 07.05.2025 tarihli duruşmada verilen 1 numaralı ara kararıyla reddedilmiştir. Bu ara kararda belirtildiği üzere, bir yıllık hak düşürücü süre içinde dava dilekçesiyle denkleştirme alacağı ileri sürülmüştür. Ayrıca davacı, dava açmadan önce davalıya gönderdiği ihtarname ile portföy tazminatı talebinin bulunduğunu davalı tarafa bildirmiştir. Hak düşürücü süre içinde portföy tazminatı talebi ileri sürülmüş olup ıslah talebi de acentelik için TBK'nın 147. maddesindeki zamanaşımı süresi içinde yapılmıştır. Kaldı ki uyulan Yargıtay bozma ilamında davacının portföy tazminatı alacağının yasal şartlarının bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenlerle, davalı vekilinin zamanaşımı ve hak düşürücü süreye dair itirazları yerinde görülmemiştir.Uyulan bozma ilamı kapsamında davacının talep edebileceği denkleştirme alacağının yani portföy tazminatının miktarının hesaplatılması amacıyla bilirkişi heyeti oluşturulmuş, bilirkişi heyeti Dairemizin 17.01.2024 tarihli ara kararıyla görevlendirilerek bilirkişiden istenilen hususlar belirlenmiş ve bu doğrultuda rapor düzenlenmesi istenmiştir. Bilirkişi kurulunca, dosyadaki deliller ve taraf defterleri incelenmek suretiyle 02.09.2024 tarihli kök rapor düzenlenmiştir. Bu rapora karşı taraf vekillerinin itiraz ve beyanlarının değerlendirilmesi bakımından dosya tekrar aynı bilirkişi kuruluna verilmiş ve 11.03.2025 tarihinde UYAP üzerinden sunulan ek rapor alınmıştır. Anılan kök ve ek raporlara karşı taraf itiraz ve beyanlarının değerlendirilmesi için ve Dairemizin 07.05.2025 tarihli ara kararında istenilen hususların karşılanması için dosya tekrar aynı bilirkişi kurulununa verilerek ek rapor tanzim etmeleri istenmiştir. Dairemizin 07.05.2025 tarihli ara kararıyla bilirkişilerden; "...Taralar arasında imzalanan ve eldeki davanın dayanağını oluşturan 29.01.2012 tarihli temsilcilik (acentelik) anlaşmasının içeriği itibariyle, davacı acenteye verilen yetkinin, davalının ürettiği herhangi bir ya da birkaç projeyle sınırlı olmadığı, acentelik yetkisinin davalı tarafından gerçekleştirilen tüm konut projelerini kapsadığı anlaşılmaktadır. Dairemizce atanan bilirkişi kurulunca düzenlenen kök ve ek raporlarda, TTK’nın 122/2 hükmü uyarınca denkleştirme alacağının üst sınırı hesaplanmış; ayrıca, acentelik sözleşmesinin feshi tarihinden sonra davacı acentenin münhasır bölgesi içinde davacı tarafından yapılan satış gelirleri hesaplanmıştır. Aslında fesihten sonraki satış tutarı, yargılamanın önceki aşamasında belirlenmiş ve Yargıtay bozma ilamında da bu dönemdeki satış tutarının 27.002.947,11 USD olduğu tespitine de yer verilmiştir. Ancak, salt davalının fesihten sonra acentenin bölgesinde gerçekleştirdiği satış miktarı esas alınarak denkleştirme alacağının hesaplanması mümkün görülmediğinden;Uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davacı acentenin denkleştirme alacağı (portföy tazminatı) talep hakkının bulunduğu konusunda usuli kazanılmış hak oluşmuş ise de bu alacağın miktarının TTK’nın 122. maddesindeki ilkeler doğrultusunda hesaplanması gerekmekle;Dava dosyası, ek rapor tanzim edilmek üzere aynı bilirkişi kuruluna verilerek, bilirkişi kurulundan, dosyadaki tüm delil ve kayıtlar değerlendirilmek ve gerekirse taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde HMK’nın 278/4 maddesi uyarınca yerinde inceleme yetkisi verilmek suretiyle;a-Davacı acentenin, sözleşmeyle kendisine yetki verilen bölgede, sözleşme süresi içinde davalıya kaç yeni müşteri kazandırdığı, kaç müşteriyle satış sözleşmesi imzalanmasını sağladığı, b-Bu müşteri portföyünden davacının muhtemel yararlanma süresinin kaç yıl olduğu, c-Davacının bu müşterilere yapacağı muhtemel satış miktarlarının yıllar itibariyle ne kadar olduğu, bu tespitin sonucu olarak, belirlenen toplam süre için yapılacak muhtemel tüm satışlar üzerinden davacının elde edebileceği acentelik ücreti miktarının ne olduğu, d-Bu şekilde belirlenecek ham denkleştirme alacağı tutarından, davalının marka tanınırlığı vb. hususlar nedeniyle hakkaniyet indiriminin yapılmasının gerekip gerekmediği, gerekiyorsa, takdir mahkememize ait olmak kaydıyla, hangi oranda olduğu ve buna göre daha önce tespit edilen yasal üst sınırı aşılmamak kaydıyla davacının talep edebileceği denkleştirme alacağının miktarının ne olduğu..." konularında ek rapor düzenlemeleri istenmiştir. Bu görevlendirme üzerine bilirkişilerce 20.10.2025 tarihli ikinci ek rapor düzenlenmiştir. HMK'nın 282. maddesi uyarınca bilirkişi kurulunun tespitleri mahkememizce serbestçe değerlendirilerek sonuca gidilmiştir. Son alınan ek raporda; taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin devam ettiği yani sözleşmenin kurulduğu tarihten fesihle sone erdiği tarihe kadar davacının davalıya satış bölgesi içinde 540 yeni müşteri kazandırdığı, bu müşteri çevresinden davalının beş ay süreyle yararlabileceği, sözleşmenin ayakta olduğu dönemde toplam satış içinde davacının satış oranları dikkate alındığında 534 satıştan 175 adedini davacının yapabileceği, satış yapılabilecek 175 bağımsız bölümün toplam satış bedelinin 87.311.659,94 USD olduğu, davacının elde edeceği satış komisyonu oranı %6 olup bu satış bedeli üzerinden elde edebileceği komisyon miktarının 5.238.699,60 USD olduğu hesaplaması yapılmıştır. Hesap edilen bu komisyon alacağı, esasen davacının talep edebileceği portföy tazminatı miktarını vermektedir.Her ne kadar bilirkişi kurulunca, hesaplanan bu tutarın sözleşmenin ayakta olduğu dönemde elde edilen toplam komisyon miktarıyla toplanıp bu tutarın beşe bölünmesi sonucunda davacının talep edebileceği alacağın 10.455.341,78 USD olacağı hesaplanmış ise de bu hesaplamanın hukuki bir dayanağı yoktur. Zira TTK'nın 122. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen tutar, denekleştirme alacağının üst limitini oluşturmaktadır. Kaldı ki sözleşme ilişkisi beş yıl sürmediğinden, ortalama gelirin yani üst limitin hesaplanmasında, sözleşme süresi içinde elde edilen gelirlerin sözleşme süresine bölünmesi suretiyle üst limitin bulunması gerekir. Sözleşme sona erdikten sonraki dönemde elde edilecek muhtemel gelir eklenerek ve toplam gelir beşe bölünerek yapılan hesaplamanın hukuki bir temeli bulunmamaktadır.Bilirkişi kurulunca 1. Ek raporda, denkleştirme alacağının üst limiti 11.759.502.37 USD olarak hesaplanmış olup bu hesaplama doğrudur. Ancak bu tutar, TTK'nın 122. maddesinin 2. fıkrasında açıkça düzenlendiği üzere, denkleştirme alacağının üst sınırıdır. Davacının talep edebileceği denkleştirme alacağının ise yukarıda açıklandığı üzere, 07.05.29025 tarihli duruşma ara kararımızda gösterilen şekilde hesaplanması gerekir. Bilirkişi kurulu 2. Ek raporda, sözleşmenin kurulduğu tarihten fesihle sone erdiği tarihe kadar davacının davalıya satış bölgesi içinde 540 yeni müşteri kazandırdığı, bu müşteri çevresinden davalının beş ay süreyle yararlabileceği, sözleşmenin ayakta olduğu dönemde toplam satış içinde davacının satış oranları dikkate alındığında 534 satıştan 175 adedini davacının yapabileceği, satış yapılabilecek 175 bağımsız bölümün toplam satış bedelinin 87.311.659,94 USD olduğu, davacının elde edeceği satış komisyonu oranı %6 olup bu satış bedeli üzerinden elde edebileceği komisyon miktarının 5.238.699,60 USD olduğu hesaplaması yapılmış, davacı vekili bu hesaplama tarzına bir itirazda bulunmamış, ancak denekleştirme alacağının, birinci ek raporda hesaplanan üst sınırdan hüküm altına alınmasını istemiştir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, TTK'nın 122. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hesaplanan ortalama, denkleştirme alacağının üst sınırıdır. Gerçek alacak miktarı, bu üst sınırı geçmemek üzere hesaplanan 5.238.699,60 USD olduğundan, davacı vekilinin bu yönlere ilişkin itiraz ve beyanları yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, dacıya verilen satış bölgesinde müvekkili şirketin tanınmış ve güvenilir bir marka oluşturduğunu, müvekkilinin markasının tanınırlığı ve yaptığı tanıtım faaliyetleri sonucu müşteri çevresinin oluşmasında müvekkilinin katkısının büyük olduğunu belirterek, bilirkişi tarafından hesaplanan denkleştirme alacağından hakkaniyet indirimi yapılmasını talep etmiştir. Dosya kapsamından, acentelik sözleşmesiyle davacıya verilen satış bölgesinde davacının markasının tanınır olduğuna ve müşteri çevresinin oluşmasında davacının da katkısı bulunduğuna dair iddianın kanıtlanmadığı kanaatine varılmış ve hakkaniyet indirimi yapılması talebi yerinde görülmediğinden, bilirkişinin hesapladığı tutardan hakkaniyet indirimi yapılmamıştır.Davacı vekili, denkleştirme alacağını dava dilekçesinde TL olarak talep etmiştir. Islah dilekçesinde ise USD olarak talep etmiştir. Bozulan karar gerekçemizde belirtildiği üzere; davacı vekili, dava dilekçesinde TL talep etmiş olmalarının talep artırma/ ıslah dilekçesiyle alacağın döviz olarak talep edilmesine engel olmayacağını, belirsiz alacak davasında TBK'nın 99. maddesinin uygulanamayacağı, alacak taleplerinin, talep artırım dilekçesinde belirtildiği üzere ABD doları üzerinden kabulü gerektiğini, tahsil tarihindeki kurun esas alınması gerektiğini, bu kabul edilmediği takdirde ise talep artırım dilekçesinin verildiği tarihteki kurun esas alınması gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.TBK'nın 99/2. maddesi uyarınca, döviz alacağı olan bir alacaklıya, seçimlik haklar verilmiştir. Buna göre alacaklı, alacağının aynen (tahsil tarihindeki kur üzerinden) tahsilini talep edebileceği gibi vade tarihindeki kur üzerinden TL karşılığının ödenmesini isteyebilir. Alacaklı bu hakkını bir kez kullandığında, bu beyan yenilik doğurucu bir hak olarak, alacağı TL alacağına dönüştürür. Bu hukuki sonuç; usul hukukuna değil, maddi hukuka ilişkin bir sonuç olup usul hukukuna ilişkin bir işlemle (örneğin ıslah yoluyla) alacağın tekrar döviz alacağına dönüştürülmesi mümkün değildir. Çünkü, alacaklı tarafından tercih hakkının kullanılması, maddi hukukta sonuçlarını doğurmuştur. Bu konuda ayrıntılı hukuki değerlendirme, dosyaya sunulan Prof. Dr. ...'in mütalaasında yapılmıştır.Bu hukuki açıklamaya göre somut olaya gelindiğinde; davacı, dava dilekçesinde gerek komisyon alacağını gerekse portföy tazminatı alacağını TL olarak istemiştir. Yani, TBK'nın 99/2. maddesinde düzenlenen seçim hakkını dava dilekçesiyle kullanmış ve dava tarihi itibariyle tüm alacağını TL'ye dönüştürmüştür. Bundan sonra herhangi bir usul işlemiyle (bedel artırımı ya da ıslah dilekçesiyle) bundan dönülmesi ve alacağın tekrar döviz alacağına dönüştürülmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacının, alacağın döviz olarak ya da tahsil tarihindeki kur üzerinden tahsil kararı verilmesi yönündeki talepleri yerinde değildir. Aynı şekilde davacı, dava tarihinde alacağını TL'ye dönüştürdüğüne göre, talep artırımı ya da ıslah yoluyla davaya konu edeceği bakiye alacağının da dava tarihinde TL'ye dönüştüğünün kabulü gerektiğinden, davacı vekilinin talep artırım/ ıslah tarihindeki döviz kurunun esas alınması gerektiği yönündeki istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir.Bu açıklamalar doğrultusunda yapılan hesaplamaya göre; davacının talep edebileceği denkleştirme alacağının tutarı toplam 5.238.699,60 USD olup bu tutarın dava tarihindeki TCMB efektif satış kuru (3,0453) karşılığı TL olarak hesaplanmış ve bu tutar üzerinden denkleştirme alacağı talebi kabul edilmiş, bu kaleme ilişkin fazla talep reddedilmiştir.Yukarıda açıklandığı üzere, asıl davadaki komisyon alacağı bakımından Dairemizin daha önce verdiği karar bozma kapsamı dışında kalmış, bu kalem bakımından sadece vekalet ücretine yönelik bir bozma yapılmıştır. Uyulan bu bozma ilamı doğrultusunda, yargılama giderlerinin taraflara tahmilinde haklılık oranları, bozma ilamına uygun şekilde belirlenmiştir. Davalı lehine hükmedilen avukatlık ücreti ise, bozma ilamı doğrultusunda, talebin döviz üzerinden reddedilen kısmı 6.478.707,84 USD olup bu tutarın dava tarihindeki kur karşılığı (6.478.707,84 *3,0453=) 19.729.608,98 TL üzerinden, iş bu karar tarihindeki AAÜT esas alınarak hesaplanmıştır. Davacı tarafa verilen avukatlık ücreti ise asıl davada kabul edilen her iki alacak kalemlerinin toplamı üzerinden, iş bu karar tarihindeki AAÜT esas alınarak belirlenmiştir. Davacı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurusu kabul edildiğinden kanun yolu giderleri buna göre davalıya tahmil edilmiştir. Davalı vekilinin ilk derece mahkemesince hükmedilen avukatlık ücretine yönelik istinaf başvurusu haklı bulunduğundan, istinaf aşaması için davalı vekiline de avukatlık ücreti tayin edilmiytir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 373/3 ve 356. maddeleri uyarınca duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda aşağıdaki karar verilmiştir. HÜKÜM : Ayrıntısı yukarıda açıklanan gerekçelerle; A-BİRLEŞEN DAVADA: Birleşen dava dosyasında verilen Dairemizin 2022/1243 Esas - 2022/160 Karar sayılı 10.02.2022 tarihli kararı Yargıtayca onanıp kesinleştiğinden, birleşen dava hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına; B-ASIL DAVADA : Uyulan Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, asıl davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-Davacının komisyon alacağı talebinin kısmen kabulü ile 46.336.373,09 TL bakiye komisyon alacağının, dava tarihi olan 26.07.2016 tarihinden itibaren itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine; Dairemizin bozulan ilamının icra takibine konu edilmesi sonucunda icra dosyasında yapılan tahsilatın icra müdürlüğünce infazda dikkate alınmasına, Fazlaya dair komisyon alacağı talebinin reddine, 2-Davacının portföy tazminatı alacağı talebinin kısmen kabulü ile 5.238.699,60 USD'nin dava tarihindeki TCMB efektif satış kuru TL karşılığı üzerinden hesaplanan 15.953.411,89 TL alacağın, dava tarihi olan 26.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, Portföy tazminatına ilişkin fazla talebin reddine, 3-Alınması gerekli 4.255.015,21 TL harçtan, davacı tarafından peşin ve tamamlama harcı olarak yatırılan 2.725.577,50 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.529.437,71 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 29,20 TL başvurma harcı ile 2.725.577,50 TL peşin harcın toplamı olan 2.725.606,70 TL harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından harç dışında sarf edilen toplam 15.458,40 TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranına (%76) göre belirlenen 11.748,38 TL'lik bölümünün davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından sarfedilen toplam 122,60 TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranına göre belirlenen 29,42 TL'lik kısmının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, 7-Kullanılmayan gider ve delil avanslarının, karar kesinleştikten sonra, yatıran taraflara iadesine, 8-İş bu hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davacı (Orient) lehine takdir olunan 1.678.897,85 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 9-İş bu hüküm tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, davanın reddedilen kısmı üzerinden ve bozma ilamı doğrultusunda davalı (Akdeniz İnşaat) lehine takdir olunan 1.253.296,09 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 10-Davacı tarafından MÖHUK'un 48. maddesine göre yatırılan teminatın, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde iadesine, 11-Asıl davada, istinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Her iki tarafça asıl dava için yatırılmış olan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, b-İlk derece mahkemesi kararı kaldırılıp Dairemizce yeniden hüküm kurulduğundan, her iki taraf vekillerince asıl dava için yatırılmış olan istinaf peşin karar harçlarının, karar kesinleştikten sonra ve talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince, yatıran taraflara iadesine, c-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, d-Davacı tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı gideri ile 200,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 363,10 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, e-İstinaf yargılaması duruşmalı yapıldığından ve birden fazla duruşma icra edildiğinden, iş bi hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen; i) 42.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ii) 42.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 12-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine, 13-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren ikişer haftalık süreler içinde temyiz yolu açık olmak üzere ve oy birliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 28/01/2026 KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.