T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1072 Esas KARAR NO: 2026/333 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) NUMARASI: 2019/20 Esas - 2023/105 Karar TARİH: 08/03/2023 DAVA: Tazminat KARAR TARİHİ: 19/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1072 Esas KARAR NO: 2026/333 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA) NUMARASI: 2019/20 Esas - 2023/105 Karar TARİH: 08/03/2023 DAVA: Tazminat KARAR TARİHİ: 19/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile İsviçre'de yerleşik .... şirketi arasında iplik alım satımı hususunda 90 gün akreditif ödemeli CIF satış anlaşmasına varıldığını, davalı .... firmasının .........'den temin edeceğini bildirdiği anlaşmaya konu malları parsiyel halde teslim etmeyi taahhüt ettiğini, parsiyel teslimi konu ipliğin bir bölümünün taşınması için 1 ve 2 nolu davalılarla anlaşıldığını, davalıların anlaşmaya konu 304.819.20 USD tutarında 95.256 kg ipliği ........... limanından yükleyip ... Limanında davacıya teslim ettiğini, dava konusu 365.783,04 USD tutarındaki 114.307,20 kg ipliği teslim etmediğini, 3 no.lu davalı .... firmasının davacıya düzenlediği bir adet faturaya ilişkin olarak 1 nolu davalının bir adet konşimentosunu düzenlediğini, akreditif bedellerinin ödeneceği ... sunulmasını birlikte temin ederek toplam 365.783,04 USD akreditif bedelinin vadesinde banka tarafından satıcı bankasına ödenmesini temin ettiklerini, mallar hakkında bilgi talebinde bulunulduğunu, davalılar tarafından yükleme bilgisinin verilmediğini, davalılara ihtarname keşide edildiğini, malları teslim etmelerinin talep edildiğini, bir sonuç alınamadığını, davacı tarafından satın alınan konşimentoya konu edilerek davalılarda bedelinin serbest bırakılması sağlanan malların esasında hiçbir şekilde taşımaya konu edilmediğinin açık ve net bir şekilde ortaya çıktığını, davalıların ticarete konu edilen malların teslim edilmemesi hususunda davacıya karşı sorumluluğunun haksız fiil kapsamında olduğunu, 6102 sayılı TTK m. 1228/1. maddesine göre konşimentonun bir taşıma sözleşmesinin yapıldığını ispatlayan, eşyanın taşıyan tarafından teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren ve taşıyanın eşyayı, ancak onun ibrazı karşılığında teslimle yükümlü olduğu senet olduğunu, davalıların yasal düzenlemeye aykırı olarak malları teslim almadan konşimento düzenlediğini ve düzenlenmesini temin ederek davacı bankası olan ... bankasına ibrazla satıcı ... A.Ş.'nin bankasına toplam 365.783,04 USD akreditif bedelinin ödenmesine sebebiyet verdiklerini, davalıların birlikte hareket etmek suretiyle hileli davranışları ile müvekkilinin zararına ve kendi yararlarına hareket ederek gerçeğe aykırı konşimento düzenleyerek bankayı da aracı kılarak müvekkilini alenen büyük bir zarara uğrattıklarını belirterek, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile, davanın kabulüne, haksız ve hukuka aykırı eylemlerinden ötürü oluşan 365.783,04 USD müvekkilinin zararının fiili ödeme tarihi olan 11.09.2018'deki TL karşılığı 2.364.933,67 TL'nin 11.09.2018'den itibaren uygulanacak en yüksek ticari reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilsen tahsilini, müvekkilinin teslim edilmediği için yeniden satın almak zorunda kaldığı ipliklerden ötürü uğradığı maddi kaybının tespiti ile bu zarara karşılık HMK m. 107 madde uyarınca fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilsen tahsilini, vekalet ve yargılama giderlerinin davalılardan tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ..... AS 'ye izafeten ve kendi asaleten Davalı... ... .... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu alım-satım sözleşmesinin tarafının ... firması olduğunu, davalı .... ise diğer davalı ... firmasının Türkiye ... temsilcisi olduğunu, husumet konusu malların alım-satımına aracılık ettiğini, ............ A.Ş.'nin davanın muhatabı olmadığını, .... ile ... arasında 18.01.2000 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığını, sözleşme ile ....'in acente olarak hizmet verdiğini, bu kapsamda husumet konusu alım-satıma ilişkin ....'in acentelik hizmeti verdiğini, üzerine düşen tüm sorumluluğu eksiksiz olarak ifa ettiğini, dava dilekçesinde ....'in hiçbir yerinde adının dahi geçmediğini, hangi gerekçeyle ....'in davaya dahil edildiğinin anlaşılamadığını, davacı ile diğer davalı ... arasında akdedilen sözleşmede ortaya çıkan uyuşmazlıklarda İsviçre Kanunlarının uygulanacağını ve İsviçre Mahkemelerinin yetkili olduğunun düzenlendiğini, davaya konu sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlıklar İsviçre Mahkemelerinde İsviçre kanunlarına göre çözüme kavuşturulacağını, huzurdaki davanın usulden reddinin gerektiğini, davalı ...'nın üzerine düşen edimi eksiksiz yerine getirdiğini, ...'nın davacı ile husumet konusu malların alım-satımı hususunda anlaştığını, malların ise ........ taşıma şekliyle partiler halinde taşınacağının yine taraflarca kabul edildiğini, bu nedenle husumet konusu mallara ilişkin yüklemelerin yapıldığını, malların ilgili limanlara müvekkilleri aracılığıyla getirildiğini, dava dilekçesinde davacının malların limana gelmesine rağmen davalı tarafından haksız olarak hapis hakkı uygulandığı için malları teslim alamadıklarını ifade ederek davalı ...'nın sözleşmeye uygun olarak malları getirdiğinin ispatlandığını, ... 'ya sorumluluk ifa edilmesinin mümkün olmadığını belirterek, davanın .... ... A.Ş. açısından husumet nedeniyle usulden reddine, aksi halde davanın .... ....... A.Ş. açısından esastan reddine, davanın ... açısından ulusal yetki nedeniyle usulden reddini, aksi halde davanın ... açısından esastan reddini, ücret-i vekalet ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının davayı acentesi olmadıkları bir yabancı firmaya izafeten gerekse de doğrudan müvekkiline yönelttiğini, davalı müvekkili ile diğer davalı yabancı şirket arasında herhangi bir acentelik ilişkisinin olmadığını, davacının sunduğu konşimentonun düzenleyicisinin işbu yabancı şirket olduğu, bu konşimentonun davacı tarafından sunulan İngilizce/Türkçe suretlerinde bu firmanın logosunun ticari unvanının ve kaşesinin bulunduğunun görüldüğünü, davacının delil olarak sunduğu konşimentonun bu yabancı şirket tarafından düzenlendiğini, davanın müvekkiline yöneltilmesinin hukuken aykırı olduğunu, konşimentonun ön yüzünde bu şirketin bizzat kendisinin taşıyan olarak konşimento düzenlediğinin yazdığını, davacının dava dilekçesinde davalı ... firması arasında iplik alım satımı konusunda 90 gün vadeli akreditif ödemeli CIF satış anlaşması yaptığını, davalı ...'nın parsiyel halde malları teslim etmeyi taahhüt ettiğini ve parsiyel teslime konu ipliğin bir bölümünün taşıması için müvekkili ile anlaştığını beyan ettiğini, müvekkili ...... Şti.'nin taşıma şirketi, nakliyeci ya da taşıyan olmadığını, müvekkilinin TTK 917 vd. maddelerinde tanımlandığı şekliyle taşıma işleri komisyonculuğu yaptığını, müvekkilinin eşyanın taşıtılmasını üstlendiğini, eşyanın taşınmasının müvekkilinin faaliyet alanı olmadığını, müvekkilinin fiili taşıyıcı sıfatının bulunmadığını, söz konusu konşimentonun müvekkili .... .. Şti. tarafından tanzim edilmediğini, bu nedenle davada müvekkilinin esasen taraf sıfatı olmadığını, husumet ehliyetinin bulunmadığını, ...şirketinin kaşesinde adresinin ABD olarak belirtildiğini, konşimento üzerinde bulunması gereken kayıtların neredeyse hiçbirinin bulunmadığını, yükün yükleneceği geminin amaçlanan .... . . olarak belirtildiğini, konşimentonun taşıyan tarafından yükün teslim alınmasını mukabil düzenlenmediğini, konşimentonun müvekkili tarafından düzenlenmediğini, davacının iddialarının kabulü anlamına gelmemekle birlikte müvekkilinin huzurdaki dava ile izafeten denilmek suretiyle bir başka yurtdışına yerleşik şirketin yasal temsilcisi veya vekili sayılarak davalı gösterildiğini, müvekkilinin anılan şirket ile herhangi bir acentelik ilişkisinin bulunmadığını, davacının söz konusu yükleme nedeniyle herhangi bir talebi var ise bunu ticari ilişki içerisinde bulunduğu ilgili tarafa malı tarafına satan, bedelini tahsil eden, diğer davalılar olan ... ve .... .... AŞ'ye yöneltmesinin gerektiğini, davacının taleplerinin dayanağı olan konşimentonun 25. maddesinde ihtilaf halinde ABD hukukunun uygulanacağı ve uyuşmazlığı çözme yetkisinin bu ülke mahkemelerinden olan New Jersey mahkemelerinde olduğunun yazılı olduğunu, müvekkilinin davada davacı tarafından mesnet gösterilen konşimentoda uygulanacak hukuk ve yargı yeri açıkça belirlendiğini, konşimento hükümlerinin davacıyı bağladığını, uygulanacak hukukun ABD hukuku olduğunu, mahkemenin yetkisiz olduğunu, ... no.lu ve 15.03.2018 tarihli konşimentonun diğer davalı yabancı şirket tarafından as carrier sıfatı ile düzenlendiğini, bu konşimentoda TTK 1228 ve 1229 maddeleri uyarınca bulunması gereken zorunlu unsurların neredeyse hiçbirinin bulunmadığının görüldüğünü, söz konusu konşimento incelendiğinde....., ... ... Kurumsal Şube, ......de davacı ...... olduğunu, bu konşimentoda müvekkili .......Şti.'nin herhangi bir şekilde adının dahi geçmediğini, yüke ait olduğu iddia edilen konşimentonun TTK 1228 ve 1229. maddesi uyarınca ihtiva etmesi gereken kayıtları içermediğini, davacının sunduğu konşimentonun TTK hükümlerince ihtiva etmesini gereken hususları içermediğini, konşimentoda ileride yüklenmesinin niyet edildiği geminin isminin yazıldığını, bu haliyle düzenlenen belgelerin konşimento niteliği taşımayacağını, davanın reddini talep ettiklerini, müvekkilinin her türlü hukuki ve cezai talep dava ve alacak haklarını saklı tuttuklarını belirterek, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, vekalet ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 08/03/2023 tarih ve 2019/20 Esas - 2023/105 Karar sayılı kararında; "Dava;davacının alıcısı olduğu malların teslim edilmemesi nedeni ile söz konusu mallar için ödenen satış bedeli ve ikame ürün bedelinden dolayı ortaya çıkan zararın davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Davacı taraf, satıcı ...'in malların taşınması konusunda ...ile anlaştığını, bu şirketin malları teslim almadığı halde konişmanto düzenlediğini ileri sürerek Davalı ... AS ve .... ile birlikte ...ve ...Şti'ye karşı dava açmış olmakla birlikte, bu davalılar bakımından taraf teşkili ve tahkikat tamamlanmadığından bunlar hakkındaki davanın tefrikine karar verilmiştir.İkame mal alımından kaynaklanan tazminat davası taraflarca takip edilmediğinden 22. 09. 2021 tarihli duruşmada HMK'nın 150.maddesi gereğice işlemden kaldırılmış olup bu tarihten itibaren 3 ay içerinde yenilenmemiştir. Davalı ... yönünden milletlerarası yetki itirazında bulunulmuş ise de, yetki itirazının dayanağı olan sipariş teyidi belgesinde yetkili mahkeme belirtilmediğinden yetki şartının HMK nun 18/2.maddesine göre geçersizliği nedeniyle yetki itirazının reddine karar verilmiştir. (Yargıtay 11.HD'nin 28/10/2015 tarihli, 2014/15681 esas, 2015/11244 karar sayılı kararı)Davacı vekili iddialarında, müvekkili ile davalı ... A.S. arasında iplik alım satımı hususunda 90 gün vadeli akreditif ödemeli, ........ satış ile anlaşmaya varıldığını, ...'in malları parsiyel halde teslim etmeyi taahhüt ettiğini, anlaşmaya konu 304.819,20 USD tutarında 95.256 kg ipliğin ...... limanından yükleyip ... Limanında davacıya teslim ettiğini, dava konusu 365.783,04 USD tutarındaki 114.307,20 kg ipliği teslim etmediğini, davalı .... firmasının davacıya düzenlediği bir adet faturaya ilişkin olarak 1 nolu davalının bir adet konşimentosunu düzenlediğini, akreditif bedellerinin ödeneceği ... sunulmasını birlikte temin ederek toplam 365.783,04 USD akreditif bedelinin vadesinde banka tarafından satıcı bankasına ödenmesini temin ettiklerini, karşılıksız kalan mal bedeli ile ikame mal alımı için fazladan ödenen tutardan davalıların birlikte sorumlu olduklarını ileri sürmektedir. Davacı tarafın delil olarak sunduğu ....Bankasına ait 2018 yılı hesap eksresi, ....'ya yapılan ödemeye ilişkin mahsup fişi (recaipt), .... tarafından tanzim edilen ...seri nolu 365.783,04 USD'lik faturanın kaydına ilişkin mahsup fişi(Invoice) incelendiğinde, davacının davalı ... tarafından tanzim edilen 15.03.2018 tarin ...nolu 365.783, 04 USD bedelli fatura karşılığında ..... Kurumsal Şubesinde yer alan ... nolu hesabından 11.09.2018 tarihinde "337/37612 ithalat bedeli" açıklamasıyla 365.783,04 USD ödemenin yapıldığı görülmüş olup ödemeye ilişkin dekont örneği de 30.04.2019 tarihli dilekçe ekinde dosyaya ibraz edilmiştir. Davalı ...vekili, malın alıcısının yurt dışında mukim ... olduğunu, ...'ın ise bu şirketin acenteliğini yaptığını ileri sürerek ...ve ortakları olan diğer davalılar bakımından husumet itirazında bulunmuştur. Buna karşılık davacı taraf ise, bu şirketler arasında gerçek bir acentelik ilişkisinin olmadığını, ...'nın esasen ...ve ortaklarını üçüncü şahıslara karşı sorumluluktan kurtarmak maksadıyla kurulduğunu iddia ettiğinden, davalıların pasif husumet ehliyetlerinin bulunup bulunmadığının tespiti açısından öncelikle ileri sürülen organik bağ ilişkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.TTK'nın 124. maddesinde, ticaret şirketlerinin tüzel kişiliğe haiz olduğu hükme bağlanmıştır. Bir şirketin, başka bir şirket ya da gerçek kişinin borcundan sorumlu olmamasını sağlayan yegâne husus, tüzel kişiliğe sahip olmasıdır.Bu bakımdan şirketlerin ayrı birer tüzel kişiliği ve hak ve borçları bulunmaktadır. Bir şirketin borcundan kural olarak başka bir şirket sorumlu olmadığı gibi şirketin pay sahipleri de sorumlu değildir. Dolayısıyla şirketler hukukunda hâkim olan ilkeler, malvarlığının ayrılığı ve bağımsızlıktır. Bununla birlikte, bu kuralların istisnaları da mevcut olabilmekteder. "Şirket" kurumunun kötüye kullanıldığı, bir hile aracı olarak işlev gördüğü durumlarda, şirketi bağımsız kılan "tüzel kişiliğin" göz ardı edildiği ortaya çıkmaktadır. Dürüstlük kuralına aykırı olarak şirket kurumunun alacaklıların zararına olacak şekilde kötüye kullanıldığı durumlarda "tüzel kişiliğin" göz ardı edilmesi hususu, mahkeme kararları ve yargıtay uygulamaları ile ortaya çıkmış olup bu konuda özel bir kanun hükmü bulunmamaktadır. O nedenle de bu kuruma "tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi" denilmektedir. Yine bir şirketin borcundan başka bir şirketin ya da şirket pay sahiplerinin sorumlu tutulduğu durumlar için kullanılan diğer bir kavram ise "organik bağ" kavramıdır. İki şirket arasındaki "organik bağ"dan yola çıkılarak borçlu şirketin tüzel kişiliği göz ardı edilmekte ve ikinci şirket ya da bu şirketin pay sahibi veya yöneticisi olan gerçek kişiler borçtan sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla "organik bağ" bir anlamda, "tüzel kişilik perdesinin aralanması"nın şartlarını ifade etmektedir. Organik bağın temelini TMK m. 2 hükmü oluşturmaktadır. Bu bağ ile bir şirketin borçlarından diğer bir şirket sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla, organik bağ ile birbirinden ayrı birer tüzel kişilik olan şirketlerin birlikte sorumlu tutulması mümkün hale gelmektedir. Organik bağın mevcudiyetinin kabulü için evvela borçlu şirketin, diğer tüzel kişiliği, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanma niyetinin varlığı aranmaktadır.Şirketler arasında bu şekilde organik bağın bulunması halinde, birden fazla şirket tek bir şirketmiş gibi kabul edilmektedir. Bu şekilde özellikle iki farklı şirket kurularak birinden yapılan borçlanmaların diğerine aktarılması veya bazı şirketlerin paravan olarak kullanılması şeklindeki kötü niyetli girişimlerden dolayı şirketlerin dâhil oldukları ilişkiler bakımından sorumlu tutulmaları sağlanmaktadır.Organik bağın varlığı için iki ayrı tüzel kişilik arasında bir şekilde oluşmuş bir ilişkinin mevcudiyeti aranmaktadır. Bu ilişki bazen iktisadî/ekonomik, bazen ticarî bir bağımlılık veya birliktelik , bazen de birlikte hareket olgusu şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu durumlar borçlu şirket ile davalı şirket arasında devir ilişkisinin olması, iki şirketin aynı merkezden idare edilmesi, iki şirketin faaliyet alanlarının ve müşteri çevrelerinin aynı olması, ortaklar arasındaki akrabalık ilişkisi, iki şirketin çalışanlarının önemli ölçüde aynı olması, şirketler arasındaki iktisadi bütünlük, tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklann birbirine karışması şeklinde olabilmektedir.Davanın izafeten ....’e yöneltildiği şirket olan ...’e ait Şirket Tüzüğü’den Şirketin İsviçre’de kurulu olduğu görülmektedir. “Tüzük” olarak ifade edilen belgenin şirket ana sözleşmesine eş değer olduğu anlaşılmaktadır.) “Ayni Katkı” başlıklı 5. maddesinde ........’ün şirketin sermayesine olan katkısına, merkezi Türkiye’de bulunan ........ .... A.Ş.’nin % 49 pay sahipliğine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Bu bilgiler dikkate alındığında, öncelikle davalı taraflar ve .... arasındaki ilişkinin tespit edilebilmesi için adı geçen üç şirkete ait bilgilerin aktarılmasının ve değerlendirilmesinin gerekli olduğu görülmektedir. Dosyaya sunulan İTO kayıtlarından ....’in iş konusunun “... ürünleri ithalat ve ihracatı” olduğu ve ....... A.Ş.’nin iş konusunun “... ürünleri ithalat ve ihracatı” olduğu tespit edilmiştir. Davalı ....’e ait ticaret sicili bilgilerinde şirketin 16.04.1998 tarihinde İstanbul Ticaret Odası’na kayıt edildiği görülmektedir. ....... A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanının da Bülent Akyüz olduğu belirlenmektedir. ....’in ve ..... A.Ş.’nin adreslerinin aynı ve “.... Mh. . Sk .. . ../İstanbul” olduğu da görülmektedir..... ile... A.Ş.’nin faaliyet konuları, şirket merkezleri (adresleri), yönetim kurulu üyeleri aynıdır. ...’e ait Şirket Tüzüğü’nden... A.Ş.’nin ...’nin %49’luk hisselerinin sahibi olduğu görülmektedir. %49’luk hisselere karşılık, 1.400 hisse senedi tek hissedar olan Bülent Akyüz’e verilmiştir. Anonim şirket olarak kurulmuş olan ...’in faaliyet konusu “... ürünleri ithalat ve ihracatı” olarak belirlenmiştir(...’e ait Tüzük’ün 2. ve 3 maddeleri). Dolayısıyla, ...AŞ ile...'nın faaliyet konuları, şirket adresleri, pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri aynı olduğu görülmektedir. ...AŞ ile ...'nin arasındaki bağlantı, ......... AŞ'nin ...'deki paylarının %49'unun sahibi olmasıdır. Dolayısıyla ...A.Ş. ile ... arasında bir ticari ilişki mevcut olup, ...AŞ tarafından ... adına faturalar düzenlenmiştir. Bu bakımdan ...AŞ ve ...'nin birbirlerinden bağımsız şirketler olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu iki şirket dışardan görünüşleri itibariyle ayrı ayrı tüzel kişilikler olsada ortaklık yapıları itibariyle aralarında sıkı organik bağın olduğu açıktır.Tüzel kişi, kendini oluşturan kişilerden ve organlarının üyelerinden bağımsız bir kişiliğe sahip olduğu gibi ayrı bir malvarlığına da sahiptir. Tüm tüzel kişiler bakımından kabul gören bu ilkeye "ayrılık ilkesi" denilmektedir. Bununla birlikte bu ana kural, çok istisnaî olarak bertaraf edilebilmekte, mahkemeler tarafından geliştirilmiş tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemine başvurularak bir tüzel kişinin borcundan diğer şirketler sorumlu tutulabilmektedir.Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ilkesine göre sorumluluğun doğabilmesi için her şeyden önce her iki şirket arasında iktisadi özdeşliğin bulunması gerekir. İktisadi özdeşlik, birbirinden farklı şirketlerin oluşturduğu topluluğun, ekonomik anlamda tek işletme kişiliğini oluşturmasıdır. İşte tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması hallerinde, birden fazla şirketin oluşturduğu iktisadi bütünlük, hukuki açıdan tek bir işletme kabul edilerek, söz konusu şirketlerin aynı sorumluluk rejimine tâbi tutulması olanaklıdır. Ancak perdenin kaldırılması ilkesince sorumluluk için sadece iktisadi özdeşliğin varlığı yeterli olmayıp, bundan başka sorumluluk hallerinden birinin de varit olması gerekir. Bunlar temel olarak üç tane olup; özkaynak (sermaye) yetersizliği, malvarlıklarının (tüzel kişilik alanlarının) birleşmesi ve yabancı yönetim hallerinden ibarettir. Belirtilen üç halin hepsinin birden gerçekleşmesi şart olmayıp, en azından birinin mevcut olması yeterlidir. Ancak her halükârda iktisadi özdeşliğin varlığı aranmalıdır. Somut olay bakımından gündeme gelebilecek ihtimaller; üçüncü kişilerle yapılan işlemlerde ortaklık ile pay sahibinin özdeş olarak gösterilmesi veya çapraz olarak perdenin kaldırılmasıdır. Davalı ...AŞ ile ... arasında bir ticari ilişi bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ayrıca ...AŞ'nin pay sahiplerinin tamamı ve ...AŞ'nin kendisi... AŞ'nin pay sahipleri olduğu ve... AŞ'nin ...'nın %49'luk hisselerinin sahip olduğu tespit edilmiştir. ...AŞ yetkilileri tarafından gönderilen e-postalarda işlemlerin ... S A adına yapılmasının talep edildiği görülmektedir. Buna istinaden davacı faturaları ... adına düzenlenmiştir. Yine,...AŞ'nin talebi doğrultusunda konşimentolarda gönderici olarak ... gösterildiği belirlidir.Tüm bu tespitlerden, .... ile ... arasında ortaklık yapıları itibariyle sıkı organik bağ ilişkisinin bulunduğu, dış görünüşleri itibariyle de tek bir şirket görünümü verdikleri anlaşılmaktadır. Şirketler arasındaki ilişkinin değerlendirildiği 24.11.2022 tarihli bilirkişi raporunda da; bu davalılar bakımından tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının mümkün olduğu, davacının zararından birlikte sorumlu tutulabilecekleri yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Davalı ...AŞ vekili müvekkili ile ... arasında acentelik ilişkisinin olduğunu beyan ederek acentelik sözleşmesi fotokopisini delil olarak dosyaya ibraz etmiş ise de; aralarında sıkı organik bağ bulunduğu tespit edilen bu şirketlerin, üçüncü şahıslara karşı acentelik ilişkisi görüntüsü yaratmak amacıyla böyle bir sözleşme düzenledikleri, dolayısıyla acentelik sözleşmenin ...ile ... arasındaki ilişkisinin gerçek hukuki temelini yansıtmadığı kanaatine varılmış olduğundan, davacının karşılıksız kalan mal bedelinden dolayı ...AŞ ve ...'nın diğer davalı ile birlikte davacıya karşı sorumlu olmaları gerektiği kanaatine varılmıştır.Yapılan yargılama, toplanan deliller ile bilirkişi raporlarına göre; davacı- alıcıya teslim edilmeyen ürünler nedeniyle satıcı ...'in sözleşme gereği davacının bankasından tahsil ettiği mal bedelini iade etmesi gerektiği, satıcı ...ile sıkı organik bağ ilişkisi içerisinde bulunan davalı...'ında, mal bedelinden dolayı TBK m. 112 ve devamı hükümlerine göre davacıya karşı ...ile birlikte sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Davacının teslim alamadığı mal için yaptığı ödeme 365.783,04 USD olup dava dilekçesinde bu tutarın ödeme tarihindeki TL karşılığının tahsili talep edilmektedir. Ödemenin 11.09.2018 tarihinde yapıldığı dosya kapsamına göre sabittir. 365.783,04 USD nin 11.09.2018 tarihindeki kur üzerinden karşılığı (365.783,04 USD X6.4751= 2.368.481,76TL)2.368.481,76TL olmakla birlikte, dava dilekçesinde 2.364.933,67 TL talep edildiğinden, taleple bağlı kalınarak,2.364.933,67 TL'nin 11.09.2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte Davalı ... ile Davalı... 'dan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesine, bu davalılar hakkında ikame mal alımından dolayı açılan tazminat davasının HMK'nın 150.maddesi gereğince açılmamış sayılmasına, diğer davalılar ...ve ...Şti hakkındaki davanın (bu davalılar bakımından taraf teşkili ve tahkikat tamamlanmadığından) bu dosyadan tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydının yapılması yönünde yönünde aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, '' 1-Davalı........... ve ..........şirketinin bu dosyadan tefrik edilerek ayrı bir dosyaya kaydının yapılmasına 2-Davalı ... ve ... A.Ş. hakkında ikame mal alımından dolayı açılan tazminat davasının HMK'nın 150.maddesi gereğince açılmamış sayılmasına, 3-Davalı ... ve ... A.Ş. hakkında mal bedelinin tahsili için açılan davanın KABULÜ ile 2.364.933,67 TL'nin 11.09.2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek DAVACIYA ÖDENMESİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; ...'nın hisseleri hamiline senet şeklinde olup şirketin ortaklarının kim olduğunun tespitinin mümkün olmadığını, İsviçre firması olan ...'nın kuruluş sözleşmesinin "Capital-actions” bölümünde yani “Sermaye Payları/Hisseleri” bölümünde; şirketin her biri 1.000,00-... değerinde 1.500.000,00-... nominal ve serbest değerli 1.000 adet Hamiline hisseye ayrıldığının belirtildiğini, dolayısıyla hamiline senetleri elinde tutan kişi ...'nın ortağı pozisyonunda olup şuan... şirketinin ...'nın ortağı olduğunu söylemenin münkün olmadığını, dava dışı... Aş. İle ... arasında organik bağ bulunmadığını, .......AŞ'nin 12/10/2001 yılında ......... (..........),......... (......), .....(.........),......(....) ve ......(..........) tarafından kurulduğunu, BWK'nın hisselerinin 16/05/2011 tarihinde ......... ve .... .......A.ş. ile ......... ve ........ tarafından alındığını, tamamen yabancı menşeli olan bu şirketin 10 yılın sonunda müvekkil ...tarafından bir takım hisselerinin tamamen ticari saiklerle alındığını, daha sonrasında ...'nın, dünyada yün ticaretinin çok masraflı olması nedeniyle Türkiye'de üretim yapmak istediğini, bu kapsamda... AŞ ile görüşmeler sağlanarak fabrikada üretim yapılmak üzere anlaşıldığını, zaten ...'nın acentesi olan müvekkili...'ın da tavsiyesi üzerine ... ürünleri üretmeye elverişli fabrikası olan... A.Ş. için uygun bir yatırım olacağı düşüncesiyle ayni katkı sağlandığını, ancak çeşitli ekonomik sebepler yüzünden bir türlü üretime geçilemediğini ve fabrikanın atıl halde kaldığını, iddia edilenin aksine bu şirketler arasında organik bağ olmadığını, yerel mahkemenin organik bağa ilişkin kanaatinin haksız ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, Yargıtay kararlarınca da sabit olduğu üzere organik bağın tespitinde bazı kritelerin oluşması gerektiğini, bunlardan bazılarının ticaret sicil kayıtlarından şirketlerin hakim sermaye ortakları ile diğer şirketin ortaklarının aynı olması, şirketlerin ticaret sicilinde kayıtlı adreslerinin aynı olması, faaliyet konularının aynı olması, aynı adreste faaliyet göstermeleri, bir şirketin kapatılarak kapanan şirketin çalışanlarının aynı ortaklara bağlı başka şirkette çalıştırılması şeklinde olduğunu, ... ile dava dışı... A.ş. arasında böyle bir ilişki kurulamayacağını, iki şirketin faaliyet alanları, adresleri ve çalışanları gibi hususların tamamen farklı olduğunu, dolayısıyla sadece... A.Ş'nin yatırım amacıyla ...'ya ayni katkı sağlamasının organik bağ olarak nitelendirilemeyeceğini, ..... dünyada bir çok şirketin bir çok şirketle işbirliği yaptığını, bu şirketlerin birinin borcundan dolayı diğer şirketi sorumlu tutmanın ve basit gerekçeler ile organik bağ kurulmasının yabancı ortaklıkları ve işbirliğini engelleyeceğini, bundan mütevellit ...'nın ...ile bağlantılı olduğunu ve...'ında... ile bağlantılı olduğunu bundan dolayı herkesin borçtan sorumlu olacağını, üstelik ortaklarında sorumlu tutulacağını söylemenin akla mantığa uymayacağını, bilirkişilerin zorlama gerekçeler ile bağlantı kurmaya çalıştıklarını ve hızlarını alamayarak ortakları da sorunlu tuttuklarını, kaldı ki sadece iki şirketin kurucularının aynı olmasının ya da şirketlerin aynı alanda faaliyet göstermelerinin her zaman için organik bağ göstergesi sayılmadığını, T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E. 2016/18176 K. 2020/6277 T. 24.6.2020 tarihli ilamı, T.C. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi E. 2017/23000 K. 2019/13288 T. 18.6.2019 ilamı), her iki şirketin ortakları, ticaret sicil adresleri, faaliyet adresleri, çalışanları farklı olduğundan zaten bir organik bağ durumunun söz konusu olamayacağını, ... ve müvekkil ...A.Ş. arasındaki ilişki acentelik ilişkisi olup yerel mahkemece bu ilişkinin yanlış değerlendirildiğini, davaya konu alım-satım sözleşmesinin tarafının ... firması olduğunu, müvekkil şirketin ise ... firmasının Türkiye ... temsilcisi olup husumet konusu malların alım-satımına aracılık ettiğini, müvekkili şirket ve ... arasında 18.01.2000 tarihinde imzalanan "ACENTELİK" sözleşmesi ile haklı beyanların ispat edildiğini, bu nedenle müvekkili şirkete husumet konusu mallar ile ilgili herhangi bir sorumluluk izafe edilemeyeceğini, acenteye karşı şirket borcu nedeniyle talepte bulunulamayacağını, TTK’nun 119. maddesi uyarınca acentanın aracılıkta bulunduğu veya akdettiği mukavelelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar veya protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili namına yapmaya ve bunları kabule yetkili olduğunu, bu gibi mukavelelerde çıkacak ihtilaflardan dolayı acenta müvekkili namına dava açabileceği gibi kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceğini, ancak acentenin sorumluluğu aynen bir vekilin sorumluluğu gibi olduğundan şirket borçlarından dolayı şahsi sorumluluğunun doğmayacağını (T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E. 2005/10519 K. 2005/12250 T. 7.6.2005 ilamı), Husumet konusu ile aynı minvalde başka bir dosyadan alınan bilirkişi raporunda ... ve ...arasında organik bağ olmadığının tespit edildiğini, İstanbul 17.Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/168 E. Sayılı dosyasında; ... ile davalı arasında iplik alım-satım anlaşması yapıldığını, bu anlaşmaya müvekkili ...A.ş.'nin aracılık ettiğini, ancak aynı husumete ilişkin taşıyıcı firmalardan kaynaklı sorunlar yaşandığını, bu kapsamda dava dışı .....tarafından sadece ...'ya karşı dava ikame edildiğini, bu dosyada 3 bilirkişi tarafından imzalı tanzim edilen raporda; " ...İşbu dosya kapsamında, ...AŞ ile ...’nın arasındaki bağlantı, ...AŞ’nin ... adına işlem yapmasıdır. Yukarıda yer verildiği üzere, ...AŞ ile ... arasında bir ticari ilişki mevcut olup, ...AŞ tarafından ... adına faturalar düzenlenmiştir. Salt bu iki husus çerçevesinde ve bunların dışmda davacı şirket tarafından başka bir bilgi veya delilin de dosyaya sunulmamış olduğu göz önüne alındığında, bu şirketler arasında organik bağın meydana geldiğini söylemenin güç olduğu düşünülmektedir. Bu hususlar dışında bu konu çerçevesinde, değerlendirilecek başka bir husus olmadığı görülmüştür. Tüm bu hususlar çerçevesinde, hukukumuzdaki yerleşik uygulama da göz önüne alındığında, davalı ...AŞ ile ... arasında organik bağın şartlarının oluşmadığı kanaati hâsıl olmuştur. ...Davalı ...AŞ ile ... arasında ticari bir ilişi bulunmaktadır. Bununla beraber ...’nın davacı şirket ile ...AŞ arasındaki sürece dâhil olmadığı görülmüştür. Ancak bu iki husus, bu şirketler arasındaki tüzel kişilik perdesinin aralanması için yeterli değildir. Bu hususta değerlendirilebilecek başka bir bilgi veya delilin de, davacı şirket tarafından dosyaya sunulmadığı görülmüştür. Bu durum karşısında, davalı ...AŞ İle ... için tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanması için gerekli şartların oluşmadığı kanaati hâsıl olmuştur. SONUÇ: Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle; Dosyadan mevcut bilgiler ışığında, davalı ...AŞ ile ... arasında organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanması için gerekli şartların meydana gelmediği sonuç ve kanaatine varılmış " denilerek ... ile müvekkili ...arasında herhangi bir organik bağ olmadığının ortaya konduğunu; Eldeki dosyaya mübrez 28.01.2022 tarihli bilirkişi raporunda da müvekkil ...ile ... arasında organik bağ olmadığının tespit edildiğini, bilirkişi raporunda"... olay tarihi itibarıyla, ...’in ve...’ın ortaklık ve yönetim yapılarının -........ gibi üçüncü şirketler üzerinden bağ kuruluyorsa bu şirketler dahil edilerek- açıkça izah edilerek şemaya bağlanması, buna ait delillerin de dosyaya sunulmasıdır. Davacının ...’e ait kayıtlara ulaşabileceği ve ulaşması gerektiği açıklanmıştı (Par. 19). Halbuki ne ... için ne İstanbul merkezli ...İçin bunu yapmıştır. Davacının yalnızca... için Ticaret Odası’na ait iki sayfalık firma detayı çıktısı ve ...için 16/07/2020 tarihli bir sayfalık Ticaret Sicil Gazetesi ibraz ettiği görülmektedir. Bu firma detayında ortaklar değil yalnız yöneticiler gösterildiği için saydığı isimlerin ortak olup olmadıkları belli değildir; ....... yönetim kurulu başkanı, diğerleri de eski yönetim kurulu üyeleridir. Eski yönetim kurulu üyeleri arasında milliyetleri anlaşılmayan 9 yabancı kişi daha vardır. Sicil Gazetesi’nden tek anlaşılan şeyse; 16/08/2020 itibarıyla...’m adresini...’nın bulunduğu yerden başka bir yere taşıdığıdır ... davacının ... - ...arasındaki organik bağı ispat edemediği, ... ve...’m İse gerek dava öncesi ve gerekse dava sırasında malın akıbeti ve ortalık yapısı hakkında bilgi vermekten imtina ettiği, kanaatine ulaşılmıştır." denildiğini, aynı raporda "...ve........’İn sorumlulukları bakımından; hukuka aykırılık, kusur ve nedensellik bağı unsurlarının iddia ve ispat edilmesi gerektiği açıklanmıştı (Par. 18). ......’ın -bu aşamadaki- sorumluluğu da aynı sonuca tabidir. Davacının bu konudaki argümanı ise; dört davalının birden gerçeğe ve kanuna aykırı konişmento düzenlemek ve bankayı da buna aracı kılmak suretiyle akreditif bedelinin ödenmesine sebebiyet vermektir (Par. 13). ... Öncelikle, böyle bir iddia bu dört şirketin yetkilileri hakkında dolandırıcılık ve/veya evrakta sahtecilik suçlarından suç duyurusunda bulunmayı gerektirir. Halbuki -hukuk davası açmak için şart değilse de- dosyada böyle bir bilgi yoktur. İkincisi, -davacının iddia ettiğinin aksine- ...nolu konişmento bir yükleme konişmentosu değildir (Par.8). Yükün gemiye yüklendiğini göstermediği için, haliyle, gerçeğe aykırı konişmento düzenlenmesi de söz konusu değildir. Eğer yükün Seul’den teslim alınmadığı, Busan’a hiç taşınmadığı, bu konişmentonun tamamen düzmece olduğu ileri sürülüyorsa, bu husus bu şekilde iddia edilerek (varsa) delile bağlanmalıdır. Halbuki öyle yapılmamıştır. Üçüncüsü, -davacının iddia ettiğinin aksine- banka ne bir hukuka aykırılığa aracı olmuş ne davalılar tarafindan yanıltılmıştır. Tam tersine, -tıpkı tedbirli bir bankanın yapması gerektiği gibi- bu işlemin problem çıkarabileceği hususuna davacının dikkatini çekerek ondan talimat istemiştir (Par.9). Davacı da açık bir talimat vermiştir. Gerek bankanın bu uyarısını göz ardı etmek, gerekse akreditif şartlarım ...’in talebiyle esnetmek (Par.l 1 - 19/08/2018 tarihli e-posta) davacının kendi seçimidir. Tabiatıyla, bu paragrafta sayılan hususlar davacıya “müterafık kusur ” yüklemek anlamına gelmez. Fakat Özellikle haksız fiil esasına dayanılıyorsa, iddianın dikkatle kurgulanması ve uygun delillerle ispatı gerekir. Bu nedenlerle, dosya durumuna göre, yalnız ...’in sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır" denildiğini, aynı bilirkişi raporunda " Zira acentenin yetkisizliğinden bahisle ... ile yapılan satış sözleşmesinden...’ı şahsen sorumlu tutma olanağı yoktur (TTK. 108); sözleşme bizzat ... tarafından yapılmıştır. Kaldı ki, davacı haksız fiile dayanmaktadır. Bu hususlar organik bağ iddiasını kanıtlamak için de yeterli değildir. Bu sözleşme hükümleri organik bağdan dolayı bu şekilde yazılmış olabilecekleri gibi, başka bir nedene dayalı güven ya da vurdumduymazlık gibi pek çok ihtimalden dolayı böyle yazılmış olabilirler. ... ve...’m tek bir yapı olduğu ya da ...’in paravan şirket olduğunu göstermezler." denildiğini, ayrıca bilirkişinin raporunda " ...’e karşı İzafeten dava açılmıştır. Bu acentelik ve acenteliğe tabi tutulan hukuki ilişkilerde söz konusu olur (TTK. 105, 103). Haksız fiile dayanılması durumunda izafeten dava açılamayacağı savunulabilir ise de bunu savunan olmamıştır. ...davanın başından beri acente olduğunu kabul ederek ... adına da savunma yaptığından bu hususta çekişme yoktur. Ayrıca, sorumluluğa dayanak yapılan maddi sebepler ... açısından satış sözleşmesinin ihlali, ...açısından aynı sözleşmenin ifası kapsamındaki işlemlerdir; yoksa -çatma gibi- bir sözleşme ilişkisinden bağımsız fiiller değildir. Dolayısıyla, hukuki sebep olarak sözleşme yerine haksız fiile dayanılması husumet açısından farklı sonuca varmayı gerektirmez. Tabiatıyla, ... hakkında verilecek olan bir karar ...aleyhine icra edilemez (TTK. 105/3)." denildiğini, bu rapor ile müvekkil...'ın ... ile organik bağ içerisinde olmadığının, müvekkilinin acente olarak üzerine düşen tüm sorumluluğu ifa ettiğinin, dava haksız fiilden kaynaklı olduğu iddiasıyla ikame edilmiş olup "cezaların şahsiliği" prensibi gereği şayet ...'nın bir kusuru var ise bile bu durumdan müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağının ortaya konulduğunu, Müvekkil şirketin ...'nın acentesi olarak yıllardır sorunsuz şekilde hizmet verdiğini, husumet konusu olayda da aynı şekilde üzerine düşeni eksiksiz olarak yerine getirdiğini, müvekkili şirket bu şekilde birçok şirketin de acenteliğini yaptığını, örneğin...'ın; Italya'da ...... ve ......, Fransa'da ...., Almanya'da ......, Arjantin'de ...., Avustralya'da ..., Çin'de ..... ve ...., Hindistan'da ......, Tayland'da ..... gibi şirketlerin alım satım işlerine aracılık etiğini ve bu şirketleri çeşitli platformlarda temsil ettiğini, buna ek olarak yine bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere faturalar ... adına kesilmiş olup yazışmaların da yine ... ile yapıldığını, Hükme esas alınan bilirkişi raporunda tüzel kişilik perdesi aralanarak müvekkillere sorumluluk isnat edilse de yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, raporda raporunda "Davalı ...AŞ ile .......... arasında bir ticari ilişi bulunmaktadır. ...AŞ yetkilileri tarafından ........'in kurduğu satış sözleşmesinden doğan taşıma borcunun İfa edilmesi için e-posta yazışmaları gerçekleştirildiği dosyadan anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra ayrıca ...AŞ’nin pay sahiplerinin tamamı vc ...AŞ’nin kendisi... AŞ’nin pay sahipleri olduğu ve... AŞ’nin ...’nın %49’luk hisselerinin sahip olduğu tespit edilmiştir. Davalı ...AŞ, ...... ile acentelik ilişkisinin olduğunu beyan etmiş ve dosyaya Acentelik Anlaşması sunmuşsa da bu anlaşmanın şirketler arasındaki ilişkinin gerçek hukuki temelini lam olarak ortaya koymadığı değerlendirilmektedir. Bu hususlar göz önüne alındığında, davalı ...AŞ İle ...’nın birbirinden tamamen bağımsız şirketler olduğunu söylemek mümkün değildir. Buna karşılık bu iki şirket arasında yoğun bir ilişki/bağ bulunduğu anlaşılmaktadır. Yapılan İşlemlerin hem ...AŞ hem de ... adına yapıldığı düşünülmektedir. Zira ...AŞ’nin yetkilisi ........’ün ve... AŞ’nin ... S A ile olan ilişkileri bunu doğrulamaktadır. Bu doğrultuda bu iki şirket dışardan, tek bir şirket görünümü sağlamaktadırlar. Nitekim ...AŞ’nin pay sahibi ve yetkilisi .......ün, ........AŞ üzerinden, ...’dakİ pay sahipliği/ hâkimiyet durumu da bunu doğrulamaktadır. Bu hususlar karşısında, davalı ...AŞ ile ...İçin tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanmasının mümkün olduğunu ifade etmek gerekir." şeklinde hatalı bir değerlendirme yapıldığını, tüzel kişilik perdesinin aralanmasının, kişiler hukukunun en temel prensibi olan "ayrılık prensibinin" kötüye kullanıldığı durumlarda söz konusu olacağını, ortakların tüzel kişilik perdesinden iyi niyetlerini korumak amacıyla yararlanmaları durumunda "ayrılık prensibi"nin geçerli olduğunu, Türk hukukunda tüzel kişilik kavramının ardına gizlenerek, kanuna karşı hile yapılması veya sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün ihlal edilmesi hallerinde Medeni Kanun'un Md. 2 ve 3/II maddeleri uyarınca hakkın kötüye kullanılması ve dürüstlük kuralına aykırılık söz konusu olacağından, tüzel kişilik perdesinin aralanması ile pay sahiplerinin (gerçek ya da tüzel kişi pay sahiplerinin) sorumluluğunun gündeme geleceğini, tüzel kişilik perdesini kaldırarak sorumlu kılmanın söz konusu olabileceği haller somut olay bakımından incelendiğinde, ortaklık borçlarından dolayı pay sahiplerini sorumlu kılma sonucunu doğurabilecek hallerden birinin ortaklığın yetersiz öz kaynağının bulunması durumu olduğunu, yetersizliğin, ortaklığın amaç ve faaliyet hacmi gözetilerek, objektif olarak tespiti gerektiğini, ancak yukarıda da belirttikleri üzere ... yaklaşık 20 yıldır faal olarak ticaret yapan, İsviçre'de devlet tarafından sürekli faaliyetleri denetlenen bir şirket olup sermayesinin ödendiğini, belirli mal varlıklarının bulunduğunu, ...'nın esas sözleşmesinin 5 inci maddesinde " Sermaye-hisseler tamamen ödenmiş BİR MİLYON BEŞ YÜZ BİN frank (CHF 1'500'000.00) olarak tespit edilmiştir. Sermaye her biri BİN FRANK (CHF 1'000.00) olan bin beş yüz (1'500) hisseye bölünmüştür." denildiğini, sermayesi ödenen şirket açısından öz kaynak yetersizliğinden söz edilemeyeceğini, sermaye ortaklıklarında pay sahiplerinden birinin veya birkaçının temsil ve idare yetkisine sahip olması durumunun (esas sermayenin çoğunluğuna sahip olma durumu ya da oyların çoğunluğuna sahip olma durumu) şirkette hakim ortak olma durumu olduğunu, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle hakim ortağın sorumluluğuna gidilebilmesinin ise, temel kural olan hakim ortağın ya da ortakların hakimiyeti kendi çıkarları uğruna şirket alacaklılarının zararına olacak şekilde kötüye kullanması şartına bağlı olduğunu, dolayısıyla ...'nın hisseleri hamiline şeklinde senetlere ayrılmış olup şuan bu şirket açısından hakim ortağın bilinebilmesinin mümkün olmadığını, ancak her nasılsa bilirkişinin...'nın ve Bülent Akyüz'ün ...'nın hakim ortağı olduğunu iddia ettiklerini; ortakların kişiliği ile tüzel kişiliğin veya malvarlıklarının özdeşleşmesi söz konusu ise, bu durumun perdenin aralanması için yeterli sebep olduğunu, buradaki sorumluluğun temelinin üçüncü kişiler nezdinde pay sahiplerinin malvarlıklarının şirket malvarlığı olarak değerlendirilmesi ve yaratılan hukuki görünüşe dayanarak şirket ile hukuki ilişki kuran üçüncü kişileri tüzel kişilik perdesini kaldırmak suretiyle korumak olduğunu, ancak somut olayda böyle bir durumun söz konusu olmadığını, bilirkişi hatalı değerlendirme lerle müvekkillere sorumluluk izafe ettiğinden işbu raporun hükme esas alınamayacağını, Ayrıca huzurdaki dava haksız fiili nedeniyle tazminat talepli olduğundan huzurdaki davanın müvekkili...'a yöneltilmesinin mümkün olmadığını, şöyle ki acentenin, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceğini, bu yolda bir hükme yer verilmesinin amacının, esasında yabancı tacirler adına aracılık ya da sözleşme yapan acentelerle işlem yapan Türk vatandaşlarını korumak ve açılacak davaların Türk mahkemelerinde görülmesine olanak sağlamak olduğunu, acente aleyhine açılacak davalarda, acentenin müvekkiline izafeten hasım gösterildiğinin açıklanması gerektiğini, somut olayda ...’e karşı izafeten dava açıldığını, ...'ın davanın başından beri bu kapsamda olduğunu kabul ederek ... adına da savunma yaptığını, bununla beraber, ... hakkında verilecek bir kararın ...aleyhine icra edilemeyeceğini, şayet dava, müvekkilin işlediği haksız fiil nedeniyle açılmışsa, acentenin, müvekkilini mahkemede temsil edemeyeceğini, Yargıtay 11 H.D. 17.10.1983 E.3997 K. 4487 sayılı ilamında “Dava konusu istem ise, acentelik sözleşmesi ile ilgili akitleri doğmamış olup... çatma gibi haksız fiile dayandırıldığından, şahsi sorumluluk hükümlerinin uygulanmasını ve dolayısıyla acentenin değil doğrudan doğruya donatanın davacı gösterilmesini gerektirmektedir" denildiğini, somut olayda davacının haksız fiile dayandığını, gerçekten de davacı vekilinin dilekçelerinde açıkça "davamız taraflar arasındaki sözleşmeye dayalı olarak ikame edilen bir tazminat davası olmayıp, haksız fiil hükümlerine dayandığından davalının husumet itirazlarının reddine karar vermek gerekmektedir... davalı..., zararın giderilmesi hususunda diğer davalılarla birlikte müteselsilen müvekkiline karşı haksız fiil hükümleri kapsamında sorumludur." dendiğini, tam da bu sebeple davacının tazminat davasını taraflar arasındaki acentelik sözleşmesine değil de haksız fiil hükümlerine dayanması hasebiyle taraflarınca yapılan husumet itirazının yerinde olduğunu, bu sebeple...’in müvekkili ...’yı mahkemede temsil etmek yetkisi bulunmadığından, huzurdaki davanın müvekkili ...bakımından husumet eksikliğinden reddi gerekmekte iken davanın kabulüne karar verilmesinin bozma nedeni olduğunu, İleri sürerek; yukarıda arz ve izah olunan sebeplerle ve fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydı ile; Tehri İcra taleplerinin kabülüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı taraf üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı ile davalı ...arasındaki ve diğer davalı ...A.Ş.'nin aracılık ettiği CIF teslim şeklindeki iplik satışı sözleşmesine konu ipliklerin, haklarındaki dava tefrik edilen taşıyıcılara teslim edilmeden konişmento düzenlendiği ve satıcı ...'ya akretidif yoluyla satış bedelinin ödenmesinin sağlandığından bahisle 365.783,04 USD satış bedelinin fiili ödeme tarihi olan 11.09.2018 tarihindeki TL karşılığı olan 2.364.933,67-TL'den ve ikame iplik alımı sonucu ödenmek zorunda kalınan fazla bedelden oluşan maddi zararı davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davacının ikame iplik bedeli nedeniyle oluştuğu iddia olunan maddi tazminat istemi bakımından takip edilmeyen davanın açılmamış sayılmasına, satış bedeli yönünden davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalılar tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalılar arasında ve davalılar ile dava dışı... A.Ş arasında organik bağ bulunmadığı, tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşmadığı, davalı ...acente olup hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddedilmesi gerektiği, davacı haksız fiil sorumluluğuna dayandığından davalı...'a müvekkiline izafeten dahi dava açılamayacağı, ikinci bilirkişi heyetindeki hukukçu bilirkişinin ayrık raporunda da bu hususun ortaya konulduğu yönündedir. Dosya içeriği belgelere göre; mahkemece taraf delilleri eksiksiz toplanarak, üç ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınıp istinafa konu kararın verildiği, HMK'nun 33, 266 ve 282 maddeleri uyarınca maddesi uyarınca uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi, delillerin ve bilirkişi raporlarındaki çözümü teknik uzmanlık gerektiren tespitlerin serbestçe takdiri yetkisinin münhasıran mahkemeye ait olduğu, bu çerçevede ikinci bilirkişi heyetinde yer alan hukukçu bilirkişinin davalı ...şirketinin husumet itirazına yönelik kanaatinin mahkemeyi bağlamayacağı, dava konusu satım sözleşmesine ve ifası sürecine, ...'ın ...'nın acentesi sıfatıyla aracılık ettiği hususunda ihtilaf bulunmadığı, davacı yan, satıcı ...'nın sözleşme konusu iplikleri taşıyıcıya teslim etmeden konişmento düzenlenmesi sağlayarak satış bedelini akreditif yoluyla tahsil ettiğini ve fakat malı teslim etmediğini ileri sürdüğü, TBK'nun 60 maddesi uyarınca bir kişinin sorumluluğun birden fazla sebebe dayanması halinde, zarar görenin açıkça bu sebeplerden herhangi birine dayanabileceği, davacının ileri sürdüğü eylemin hem sözleşmeye aykırılık hem de haksız fiil teşkil ettiği ve davalı...'ın nakliye süreci dahil aracılık ettiği satış sözleşmesinden kaynaklandığı açık olup, davacının maddi tazminat istemi bakımından sözleşme ihlali veya haksız fiile dayanmasının, somut olay özelinde ...'ya izafeten acentesi sıfatıyla davalı...'a dava açmasına engel teşkil etmeyeceği, zira tazminat talebinin dayanağının doğrudan...'ın aracılık ettiği satış sözleşmesi ve bu sözleşmenin ifası sürecine ilişkin olduğu, mahkemece tüm deliller değerlendirilip gerekçesi ayrıntılı olarak açıklanmak suretiyle kendisine karşı ayrıca asaleten dava açılan ...Şirketi ile ...arasında organik bağ bulunduğunun kabul edilmesinin ve davalı...'ın da zarardan sorumlu tutulmasının dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmıştır. Davalıların aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalılar vekilince istinaf aşamasında emsal olduğu gerekçesi ile dosyaya sunulan Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 2024/4850 esas, 2025/3683 karar sayılı ilamının somut olay bakımından emsal teşkil etmediği anlaşılmaktadır. Zira emsal olduğu ileri sürülen uyuşmazlıkta davacının navlun alacağını talep eden taşıyıcı olduğu ve taşıma ilişkisini doğrudan davalı .... Şirketi ile kurduğunu iddia ettiği, ancak ...Şirketi'ne izafeten de .... Şirketi'ne dava açtığı, Yargıtay'ın bozma ilamında, davacı taşıma ilişkisinin doğrudan ...ile kurulduğunu ileri sürdüğüne göre, ayrıca ...'ya izafeten ...aleyhine dava açılamayacağı, mahkemece davalılar arasında acentelik ilişkisi bulunmadığı benimsendiğine göre, tüzel kişilik perdesinin aralanması talebi bakımından ...'ya izafeten ...aleyhine kabul kararı verilmesinin yerinde olmadığının belirtildiği görülmüştür. Eldeki davada ise davacı, davalı ...ile diğer davalı ...aracılığı ile iplik satış ilişkisi kurulduğunu ileri sürmekte ve kendisine teslim edilmeyen malların bedelinin iadesi alacağını tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla davalı ...Şirketi'nden de talep etmektedir. ...'ın dava konusu satış ilişkisine aracılık ettiği ve iplik satışı hususunda ...'nın acentesi olduğu davalıların da kabulündedir. Dolayısıyla satış bedelinin iadesi alacağı bakımından ...'ya izafeten ...aleyhine dava ikame edilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. ....'e asaleten açılan dava ise ...ile ...arasında organik bağ bulunduğu ve tüzel kişilik perdesi aralanarak davalı...'ın da iade alacağından asaleten sorumlu tutulması talebine ilişkindir. Mahkemece de bu çerçevede yargılama yapılmıştır. Bu durumda, davalıların istinaf dilekçesinde ileri sürdükleri Yargıtay ilamının, davalılar arasında organik bağ bulunmadığına emsal teşkil ettiğine dair istinaf sebebi de yerinde değildir. Sonuç itibariyle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalılar ... A.S ve ... ANONİM ŞİRKET'inin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 161.548,61-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 10.140,00-TL harcın mahsubu ile bakiye 151.408,61-TL'nin davalılar ... A.S ve ... ANONİM ŞİRKET'inden tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 19/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.