T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2062 Esas KARAR NO : 2025/2018 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2025/794 Esas (Derdest Dava Dosyası) TARİH: 07/10/2025 (Ara Karar Tarihi) TALEP: İhtiyati Tedbir KARAR TARİHİ: 27/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yol…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2062 Esas KARAR NO : 2025/2018 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2025/794 Esas (Derdest Dava Dosyası) TARİH: 07/10/2025 (Ara Karar Tarihi) TALEP: İhtiyati Tedbir KARAR TARİHİ: 27/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, davalı şirketin kurucu ortaklarından olduğunu, kuruluşundan bugüne şirkete maddi ve manevi katkıda bulunduğunu, ancak davalı şirketin çoğunluk pay sahiplerinin zaman içerisinde haklarını kötüye kullanarak şirketi kendi menfaatleri doğrultusunda yönettiğini, müvekkilinin ortaklık haklarını ihlal ettiklerini ve onu şirketin karar mekanizmalarından bilinçli olarak dışladıklarını, şirketin finansal tablolarına erişimin engellenmesi, yönetim kurulunda alınan kararların müvekkilinden gizlenmesi, şüpheli para hareketleri, şahsi harcamaların şirket varlıkları üzerinden karşılanması, müvekkiline hiçbir kar payı ödenmemesi ve nihayetinde sermaye artırımı yoluyla müvekkilinin ekonomik baskı altına alınması ve son aşamada yönetim kurulu üyeliğinden haksız ve hukuka aykırı şekilde azledilmesinin, ortaklık ilişkisinin temelini oluşturan sadakat, dürüstlük ve güven ilkelerini ortadan kaldırdığını, müvekkilinin bu haksız uygulamalara rağmen defalarca kez sulh yoluyla çözüm arayışına girdiğini, çoğunluk pay sahiplerine şirketten sulh yolu ile çıkma talebini öncelikle Kadıköy 30. Noterliği'nin 16709 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile, ardından 30/05/2025 ve 11/07/2025 tarihli genel kurullarda ilettiğini ve ortaklıktan ayrılması karşılığında sahip olduğu payların gerçek değerinin kendisine ödenmesini talep ettiğini, ancak taleplerinin cevapsız kaldığını, müvekkilinin kar payı isteminin sistematik şekilde reddedildiğini, sermaye artırımı ve kar dağıtmama kararı almak suretiyle azınlık pay sahibi müvekkilinin baskı altına alındığını, ortaklık ilişkisinin çekilmez hale geldiğini ve müvekkilinin, şirketin haklı nedenle feshini istemek zorunda bırakıldığını beyan ederek; müvekkilinin pay değerini geri dönülmesi güç biçimde düşürecek sermaye benzeri işlemlerin tedbiren sınırlandırılmasına, tescil/ilan yapılmamış sermaye artırımı kararının icrasının tedbiren durdurulmasına; tescil/ilan yapılmışsa rüçhan kullandırılması gibi geri dönülmesi güç işlemlerin sınırlandırılmasına, TTK'nın 437. maddesi uyarınca bilgi ve inceleme hakkının etkin kullanılabilmesi için faaliyet raporları, finansal tablolar, SMMM raporu, banka hareketleri ve denetime elverişli kayıtların tedbiren ibrazına, pay değerlemesini doğrudan etkileyecek muhasebe ve banka kayıtlarının değiştirilmemesi, silinmemesi ve mevcut haliyle muhafazasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davalı şirkette çoğunluk pay sahiplerinin kötüye kullanımının devam etmesi ve ortaklık ilişkisinin sürdürülemez hale gelmesi nedeniyle, yargılama sonuçlanıncaya dek şirkette tarafsızlığın ve şeffaflığın sağlanması adına şirkete kayyum tayinine ve şirketin yönetiminin tarafsız kayyum eliyle yürütülmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 07/10/2025 (Ara Karar Tarihi) tarih ve 2025/794 Esas (Derdest Dava Dosyası) sayılı kararında; " Yukarıda değinilen açıklamalardan sonra dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelerle somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar davacı vekilince müvekkilinin pay değerini geri dönülmesi güç biçimde düşürecek sermaye benzeri işlemlerin tedbiren sınırlandırılması, tescil/ilan yapılmamış sermaye artırımı kararının icrasının tedbiren durdurulması, tescil/ilan yapılmışsa rüçhan kullandırılması gibi geri dönülmesi güç işlemlerin sınırlandırılması yönünde ihtiyati tedbir talep edilmiş ise de; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/607 Esas sayılı dosyasında sermaye artırımına ilişkin şirket genel kurul kararının iptali istemli dava açıldığı, tedbir talebinin bahsi geçen davada ileri sürülebilecek nitelikte olduğu gibi mevcut delil durumuna göre eldeki dosya bakımından yaklaşık ispatın şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından bu yöndeki tedbir talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.Ayrıca, davacı vekilince; faaliyet raporları, finansal tablolar, SMMM raporu, banka hareketleri ve denetime elverişli kayıtların tedbiren ibrazı, pay değerlemesini doğrudan etkileyecek muhasebe ve banka kayıtlarının değiştirilmemesi, silinmemesi ve mevcut haliyle muhafazası ve şirketin yönetiminin tarafsız kayyum eliyle yürütülmesi yönünde ihtiyati tedbir talep edilmiş ise de; şirketi temsile yetkili kişilerin mevcut bulunduğu gibi, şirketin işleyen bir şirket olduğu, şirket yöneticilerin yerine yönetim kayyımı atanmasını gerektirir nitelikte yaklaşık ispat şartının mevcut iddialar ve dosya kapsamında bulunan belgelere göre bu aşamada sağlanamadığı, deliller toplandıktan sonra davacının iddialarının netleşeceği, bu aşamada yönetim kayyımı atanması şartları oluşmadığı, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinin yaklaşık olarak dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerle ispat edilemediği de anlaşıldığından davacı tarafın sair ihtiyati tedbir talebinin de reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, ''1-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili, şirketin çoğunluk ortakları tarafından alınan kararlardan ve yapılan işlemlerden bizzat etkilendiğini, müvekkilinin imzasını içerir şirket kredi sözleşmeleri ve bankacılık işlemleri dolayısıyla müvekkilin sorumluluğunun devam ediyor olması, müvekkilin şirketteki görevinden fiilen uzaklaştırılmış ve şirket faaliyetlerinden habersiz olması karşısında çoğunluk ortaklarının yanıltıcı faaliyetler ve illegal olduğu düşünülen faaliyetlerle bankalar, mülk sahipleri, idari makamlar ve taşeron firmalar üzerinde ortaya çıkabilecek hak kayıplarına sebep vermesi halinde müvekkilin telafisi mümkün olmayan zararlara uğrayacağını; müvekkili yapılan şaibeli işler, şirketi bağlayıcı nitelikteki harcamalar ve kendisi dışlanarak alınmaya çalışılan, kendisinden gizlenmeye çalışılan yönetim kurulu kararları ile ilgili birçok kez bilgi verilmesi ve inceleme talebinde bulunmuşsa da şirketten denetime elverişli veriyi edinemediğini, Müvekkilinin defalarca faaliyet raporlarının, bilançoların ve hesap özetlerinin kendisine verilmesini talep ettiğini, ancak bu taleplerin sistematik şekilde reddedildiğini; benzer şekilde 11.07.2025 tarihli genel kurulda da taraflarınca gelir tablosu ve bilançodan bir suret talep edildiğini, çoğunluk ortakları tarafından suret verilmesi talebinin hukuka aykırı şekilde reddedildiğini; bu durumun şirket kaynaklarının şaibeli şekilde ortaklara aktarılmış olabileceği ve kötü yönetiliyor olduğu iddialarını destekler nitelikte olmakla birlikte aynı zamanda kötü niyetli olduğunu ve şeffaf kurumsal yönetim ilkesine ve kanuna açıkça aykırı olduğunu, gerek dosyada da yer alan bağımsız SMMM raporu, gerek dosyaya sunulan her türlü sair delil, gerek ise davalı şirketin süreç içerisindeki tutum ve davranışları dava süreci boyunca bağımsız ve şeffaf yönetimin sağlanabilmesi amacıyla şirkete bir temsil kayyımı atanması gerekliliğini gözler önüne sermekte olduğunu; ihtiyati tedbir için aranan şartın ispat değil yaklaşık ispat olduğu, dava süreci içerisinde iddialarının yerindeliğinin zaten ispat edileceği, fakat dava süresince müvekkilin daha büyük hak kayıplarına uğramaması amacıyla tedbir kararı verilmesinin gerekliliği de göz önünde bulundurularak karar verilmesi gerektiğini, Çoğunluk pay sahiplerinin müvekkili şirketin karar organlarından tamamen dışladığını, onu pasifize ederek ortaklık içinde yalnızca formalite icabı bir pay sahibine dönüştürdüğünü; böylece, müvekkilin şirketin geleceğine ilişkin hiçbir konuda söz hakkı bırakılmadığını; anonim şirketlerde bilgi alma ve inceleme hakkı, yönetim kurulu üyeleri için herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın kullanılabilen, vazgeçilmez bir hak olduğunu; pay sahiplerinin bilgi alma hakkı belirli durumlarda sınırlanabilse de yönetim kurulu üyeleri açısından bu hakkın sınırlamaya tabi olmadığını; dolayısıyla müvekkilin hem pay sahibi hem de uzun yıllar yönetim kurulu üyesi sıfatıyla sahip olduğu bilgi alma hakkının engellenmesi, hukuka aykırılığın ve çoğunluk gücünün kötüye kullanılmasının bir başka tezahürü olduğunu; mahkemenin müvekkilin bu hakkını hukuka aykırı sınırlamalardan etkilenmeksizin kullanabilmesi bu yönde bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi ile mümkün olduğunu; talep edilen tedbirin şirketin yapısı veya işlevselliğini etkileyemeyeceği ortada iken mahkemece gerekçelendirilmemiş şekilde taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, Çoğunluk pay sahiplerinin bununla da yetinmediğini, müvekkilin hukuksuz şekilde yönetim kurulu üyeliğinden azledilmesi ardından müvekkile dayanaksız ihtarnameler göndererek çeşitli ödeme talep ettiklerini, müvekkilin maliki olduğu bazı taşınır ve taşınmazlarını şirkete devretmesini tembihlediklerini ve yine müvekkili hakkında sırf itibarına zarar vermek ve hukuksuz işlemlerine dayanak olma amacıyla asılsız iddialar ile 2 farklı suç duyurusunda bulunduklarını; hal bu iken müvekkile aktif bir şekilde düşmanlık güden şirket çoğunluk ortaklarının müvekkili zarara uğratacak başkaca işlemlerde bulunmalarının da oldukça olası olduğunu; mahkemece olayın esası incelenmeksizin, müvekkilin uğrayacağı potansiyel zarar ve şirketin iddia olunan idari devamlılığı arasında kurulması gereken öncelik sıralaması ve denge irdelenmeksizin, genel geçer ifadelerle tedbir taleplerinin reddedildiğini, Müvekkilin kar payı isteminin sistematik şekilde reddedildiğini; sermaye artırımı ve kar dağıtmama kararı almak suretiyle azınlık pay sahibi müvekkili baskı altına alındığını, Müvekkili, kurucu ortak olmasına rağmen yaklaşık dört yıldır şirketten hiçbir şekilde kâr payı elde edememekte olduğunu; genel kurul toplantılarında, kâr dağıtmama yönünde alınan kararlar adeta teamül haline geldiğini, şirket düzenli şekilde kâr ediyor gözükmesine rağmen bu karın ortaklara dağıtılmaması, açıkça azınlık pay sahibini ekonomik baskı altında bırakmaya yönelik bir uygulama halini aldığını; şirketin sürekli kar elde etmesine rağmen bu karın dağıtılmaması, azlık pay sahibini zarara uğratmakta ve ortaklıktan elde etmesi gereken ekonomik faydayı ortadan kaldırmakta olduğunu, Dahası, şirketin elde ettiği gelirlerin hâkim ortaklar tarafından şahsi harcamalara yönlendirildiğinin tespit edildiğini; şirket kredi kartlarının kişisel harcamalarda kullanıldığını, şirket kasasından ortakların şahsi menfaatine ödemeler yapıldığını; bu hususların, şirketin bağımsız ekonomik incelemesi amacıyla hazırlanan 10.07.2025 tarihli SMMM Özel Amaçlı Raporu ve banka kayıtlarıyla ortaya konulduğunu; dolayısıyla müvekkilin kar payı hakkı yalnızca kâğıt üzerinde engellenmediğini, fiilen de şirket kaynaklarının amacı dışında kullanılmasıyla ve şirket gelirinin hukuka aykırı şekilde ortakların şahsi hesaplarına geçirilmesi sonucu zarara uğratıldığını, 11.07.2025 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararla şirket sermayesinin 7.500.000,00 TL’den 40.000.000,00 TL’ye çıkarılması yönünde karar alındığını; bu kararın, herhangi bir gerekçe veya şirketin faaliyetlerinden doğan finansman ihtiyacına dayandırılmadığını; yapılan sermaye artışı, şirketin mali gücünü artırmak amacıyla değil; doğrudan azınlık pay sahibini ekonomik baskı altına almak ve etkisiz hale getirmek amacıyla gerçekleştirildiğini; orantısız ve dayanaksız sermaye artışına dayalı olarak rüçhan hakkı bildirimi, makul olmayan bir süre ile müvekkile belirtilen 15 günlük sürenin son günü ihtar edildiğini, Şirketin faaliyet raporları ve mali tablolar incelendiğinde, böyle bir sermaye artışına ihtiyaç bulunmadığının açıkça görülmekte olduğunu; bu artırım, dürüstlük kuralına aykırı biçimde çoğunluk pay sahiplerinin ekonomik gücünü pekiştirmek, müvekkili ise ek sermaye koyamayacak duruma getirerek ortaklık içinde pasifize etmek amacıyla yapıldığını; somut olayda yapılan artırımın, müvekkilin ortaklık ilişkisinde varlığını sürdüremeyecek hale gelmesine yol açtığını; hal bu iken sermaye artırımı kararının geri dönülemeyecek zararlar henüz doğmamışken tedbiren durdurulmasında hukuki yarar olduğunu, Türk Ticaret Kanunu’nun 531. maddesi uyarınca, haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshine karar verilebileceği gibi, mahkeme fesih yerine davacının paylarının gerçek (adil) değerinden satın alınmasına veya duruma uygun düşen başka çözümlere hükmedebileceğini ancak bu düzenlemenin etkin şekilde uygulanabilmesi, dava süresince müvekkilin ortaklık haklarının korunması ile mümkün olduğunu; aksi halde, yargılama sonunda verilecek bir kararın fiilen işlevsiz hale gelmesi ihtimali söz konusu olacağını; bu nedenle, HMK m.389 ve devamındaki hükümler uyarınca geçici hukuki koruma tedbirlerinin uygulanmasının zorunlu olduğunu, müvekkilinin ortaklık haklarının yıllardır sistematik biçimde ihlal edildiği, ekonomik baskı altına alındığı ve ortaklık ilişkisinin sürdürülemez hale geldiğini; çoğunluk pay sahiplerinin kötü niyetli uygulamalarının yargılama süresince de devam etmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu; bu durumda müvekkilin uğrayacağı zararın her geçen gün katlanarak artacak, davanın sonunda verilecek hüküm fiilen işlevsiz hale geleceğini; dolayısıyla, müvekkilin hak kaybına uğramasını engellemek amacıyla yargılama sonuçlanıncaya dek dilekçelerinde yer verdikleri şekilde tedbirlere hükmedilmesini talep etme zaruretinin doğduğunu, İşbu nedenle; müvekkili davacının pay değerini geri dönülmesi güç biçimde düşürecek sermaye benzeri işlemlerin tedbiren sınırlandırılmasına, Tescil/ilan yapılmamış sermaye artırımı kararının icrasının tedbiren durdurulmasına; tescil/ilan yapılmışsa rüçhan kullandırılması gibi geri dönülmesi güç işlemlerin sınırlandırılmasına, TTK m.437 uyarınca bilgi ve inceleme hakkının etkin kullanılabilmesi için faaliyet raporları, finansal tablolar, SMMM raporu, banka hareketleri ve denetime elverişli kayıtların tedbiren ibrazına, Pay değerlemesini doğrudan etkileyecek muhasebe ve banka kayıtlarının değiştirilmemesi, silinmemesi ve mevcut haliyle muhafazasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine, Davalı şirkette çoğunluk pay sahiplerinin kötüye kullanımının devam etmesi ve ortaklık ilişkisinin sürdürülemez hale gelmesi nedeniyle, yargılama sonuçlanıncaya dek şirkette tarafsızlığın ve şeffaflığın sağlanması adına şirkete kayyum tayinine ve şirketin yönetiminin tarafsız kayyum eliyle yürütülmesine karar verilmesine yönelik karar verilmesi gerektiğini; taraflarınca talep edilen tedbirlerin hiçbiri şirketin olağan işleyişini etkileyecek nitelikte olmamakla birlikte, müvekkilin giderilmesi mümkün olmayacak hak kayıplarının önüne geçilmesi amacıyla geçici koruma kararları verilmesinin pekala korunması gereken üstün menfaat olduğunu, İleri sürerek yukarıda açıklanan nedenler ve mahkemece re'sen nazara alacağı nedenlerden ötürü; Yerel Mahkemenin 07.10.2025 tarihli ihtiyati tedbir talebinin değerlendirilmesine ilişkin ara karara karşı istinaf kanun yoluna başvurularının KABULÜNE, tedbir taleplerinin KABULÜNE karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Talep, davalı anonim şirketin TTK'nun 531 maddesi kapsamında haklı nedenle fesih ve tasfiyesi davasında; davacının pay değerini geri dönülmesi güç biçimde düşürecek sermaye benzeri işlemlerin tedbiren sınırlandırılması, tescil ve ilanı yapılmamış sermaye artırımı kararının icrasının tedbiren durdurulması; tescil ve ilan yapılmışsa rüçhan kullandırılması gibi geri dönülmesi güç işlemlerin sınırlandırılması, TTK m.437 uyarınca bilgi ve inceleme hakkının etkin kullanılabilmesi için faaliyet raporları, finansal tablolar, SMMM raporu, banka hareketleri ve denetime elverişli kayıtların tedbiren ibrazı, pay değerlemesini doğrudan etkileyecek muhasebe ve banka kayıtlarının değiştirilmemesi, silinmemesi ve mevcut haliyle muhafazasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi, yargılama sonuçlanıncaya dek davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanması istemlerine ilişkin olup, mahkemece tüm tedbir istemlerinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.6100 Sayılı HMK'nın 389/1 fıkrası uyarınca; mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Yine 6100 Sayılı HMK'nın 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir. Somut olayda mevcut delil durumu ve tüm dosya kapsamına göre; eldeki dava genel kurul kararının iptali davası olmadığından, uyuşmazlığın konusu teşkil etmeyen ve mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere başka bir mahkemede görülen genel kurul karar iptali davasına konu edilmiş bulunan sermaye arttırımına yönelik genel kurul kararının icrasının durdurulmasına dair tedbir isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, davacının davalı şirketin haklı nedenle fesih tasfiyesini gerektirir koşulların bulunduğuna dair iddiasının esası bakımından mevcut delil durumuna göre bu aşamada yaklaşık düzeyde ispat koşulu oluşmadığı gibi, davalı şirkette yönetim organı boşluğu bulunmadığı da nazara alındığında, davacının yönetim kayyımı ve diğer tedbir istemlerinin reddedilmesinde de isabetsizlik bulunmadığı, değişen delil durumuna göre tedbir talebinin her zamana ileri sürülebileceği, mahkemece gerekçesi açıklanmak suretiyle tedb tedbir istemlerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, davacı yanın istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 27/11/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.