TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : KONYA 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/09/2017 NUMARASI : 2017/123 Esas 2017/671 Karar DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak (İstirdat) DAVA TARİHİ : 13/02/2017 KARAR TARİHİ : 13/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/01/2026 Dairemizin 21/12/2020 tarih ve 2020/511 Esas 2020/1381 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15/11/2021 tarih ve 2021/2558 Esas 2021/616…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2025/1617 Esas 2026/40 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1617 KARAR NO : 2026/40 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : KONYA 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/09/2017 NUMARASI : 2017/123 Esas 2017/671 Karar DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak (İstirdat) DAVA TARİHİ : 13/02/2017 KARAR TARİHİ : 13/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/01/2026 Dairemizin 21/12/2020 tarih ve 2020/511 Esas 2020/1381 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15/11/2021 tarih ve 2021/2558 Esas 2021/6164 Karar onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 20221/17182 başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla davanın kısmen kabulüne dair Dairemiz kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11.09.2025 tarih 2025/2509 Esas 2025/5305 Karar sayılı kararı ile bozulması üzerine yapılan duruşma sonunda gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin yurt dışında birçok ülkede yatırılan paraların istenildiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek oranda faiz verileceği garantisi ile davalı tarafa 44.787,23 TL (11.202,41 Euro) para verdiğini, müvekkilinin yatırmış olduğu para karşılığı makbuz verildiğini, davalı şirket ve temsilcisinin Sermaye Piyasası Kurulu'nun haklarında yasal işlem başlattığını, davalıların Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, bu konuda ceza davaları açıldığını, bu nedenle müvekkilinin davalı şirketlerde geçerli bir ortaklığı bulunmadığının tespiti ile müvekkilinden haksız olarak tahsil edilen 44.787,23 TL (11.202,41 Euro)'nin yatırıldığı tarihten itibaren faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı şirket ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile davalı ... Holding A.Ş. arasında ortaklık ilişkisi bulunduğunu, davalı şirketlere ait pay defterine göre davacının davalı şirketlerde pay sahibi olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 329. ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin mümkün olmadığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 417. maddesi gereğince pay defterinde kaydedilen hisse senedi sahibinin ortaklık sıfatını kazandığını, davalı şirketlerin Sermaye Piyasası Kurulu mevzuatına aykırı bir şekilde pay senedi ihdas etmediklerini, davacının davalı şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddialarının gerçek olmadığını, bu iddianın bağlayıcı yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini, davacı tarafın dayandığı belge veya belgelerdeki imzaların müvekkili şirketle veya şirketlerle hiçbir ilgisinin olmadığını, belge veya belgelerdeki imza veya imzaların müvekkili şirket veya şirketlerin yetkililerine ait olmadığını ve içeriğini kabul etmediklerini, bu belge veya belgelerde dahi şirket hisse senedi alındığının yazılı olduğunu ve asıllarının sunulması gerektiğini, bu belge veya belgelerin delil değerinin olmadığını, davacı tarafın hata veya hileye maruz kaldığı ile ilgili talep ve beyanlarının Borçlar Kanunu'nun 31.maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle dinlenemeyeceğini, kaldı ki müvekkili şirketin veya şirketlerin davacı tarafa yönelik hata veya hile olgusu içerir bir davranışının olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere herhangi bir para vermediğini, davacı tarafın şirket paylarını üçüncü kişilerden edindiğini, davacı tarafın iyi niyet kurallarına aykırı davranarak işbu davayı açtığını, davacı tarafın üçüncü kişilerden aldığı şirket hisseleri nedeniyle şirketin kâr ve zararına ortak olduğunu, iyi niyet kurallarına aykırı davranamayacağını, ayrıca Borçlar Kanunu'nun 126. maddesi gereğince şirket ile ortaklar arasındaki davaların 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğunu, varsa davacı tarafın dayandığı belgelerde geçen düzenleme tarihinden veyahut bir an için iddianın doğruluğu halinde bile iddiaya konu paranın verildiği tarihten dava tarihine kadar zaman aşımı süresinin geçtiğini, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili Borçlar Kanunu'nun 66. maddesine göre de davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, ayrıca gerçek kişi müvekkilinin şirket yöneticisinin sorumluluğu kuralı gereğince herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenlerle davacının davasının reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ...'a dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davaya karşı cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, davalı tarafın hak düşürücü süre ve zaman aşımı def'inin yerinde olmadığını, davalı şirketin SPK'ya kendisinin sunduğu CD'ler gereğince alınan bilirkişi raporuna göre davacının davalı şirkete 19.118 Euro ödeme yaptığını, davacı vekilinin dava dilekçesinde davalı tarafa 11.202,41 Euro verdiğini beyan ettiğini, bu nedenle davacı talebi aşılamayacağından hesaplamada dava dilekçesinde belirtilen 11.202,41 Euro'nun değerlendirmeye alındığını, Baco Accest İnc.başlıklı belgeden dolayı 12.802 Euro'nun davacıya ödendiğini, bu miktarın davacı tarafın alacağından düşülmesi ile davacı tarafın bakiye bir alacağının kalmadığını, 1.599,59 Euro fazla aldığını, bu nedenle davacının davasının reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava açılmadan önce davalılardan müvekkilinin tahsil ettiği alacak miktarını düşüldükten sonra kalan miktar olan 11.202,41 Euro'nun tahsili için dava açıldığını, mahkemece 10/05/2017 tarihli oturumda Baco belgesine karşı beyanda bulunmak üzere taraflarına iki haftalık süre verildiğini, 22/05/2017 tarihli dilekçe ile Baco belgesine karşı itirazlarını sundukları halde, mahkemece Baco belgesine karşı beyanda bulunmadığı gerekçesiyle mahsup yapılarak davanın reddine karar verilmesini usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin yıllarca zor koşullarda çalıştığını, ortaklık durum belgesi karşılığında 11.202,41 Euro yatırdığını, ihtiyacı nedeniyle ödediği 11.202,41 Euro'ya geri talep ettiğinde her defasında talebinin reddedildiğini ve ödeme yapılmadığını, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili katılma yoluyla vermiş olduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi kararının davacının hile ve/veya kesin hükümsüzlük iddiasını ispat etmesine yönelik kabulünün dosya içeriğine ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığına ilişkin mahkemenin değerlendirmesinin TTK'nın 329 ve 405. maddelerine aykırılık teşkil ettiğinin, geçersiz hükümsüz bir ilişkide zaman aşımı ve hak düşürücü sürelerin uygulanamayacağı ile zaman aşımı def'isinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğuna ilişkin gerekçenin de yerinde olmadığı, hak dürüşücü süre ve zaman aşımı süresinin geçtiği, hatta kanunda öngörülen 10 yıllık süreninde dolduğunu, mahkemece geçersiz saydığı hisse senetlerinin davalı tarafa iadesine karar verilmemesinin yerinde olmadığını, davalı tarafından SPK'ye sunulan CD ve üst yazı içeriğinin yanlış değerlendirildiğini, gerekli delillerin toplanmadığını, eksik araştırma ve incelemeyle karar verildiğini, yemin delilini kullanma hakkının engellendiğini, isticvap istemlerinin yasaya aykırı şekilde reddedildiğini, yasal faiz yerine avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulduğunu, bu nedenlerle ve re'sen göz önünde tutulacak sebeplerle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak açıklanan gerekçelerle reddine karar verilmesi talep edilmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın istirdadı istemlerine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; İlk derece mahkemesi kararının istinafı üzerine Dairemizce 11/04/2019 tarih ve 2018/158 Esas 2019/501 Karar sayılı karar ile davalı şirket ve davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü ile davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 24.758,72 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar verilmiş, söz konusu kararın davalı şirket ve davalı ... vekilince temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19/02/2020 gün 2019/3310 esas 2020/1775 Karar sayılı bozma ilamında; "Ancak, 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Bu durum karşısında, mahkemece taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ve anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek üzere kararın re'sen bozulmasına.." gerekçesiyle bozularak dosya Dairemize gönderilmiş olup, Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Dairemizin 21/12/2020 tarihli ve 2020/511 E., 2020/1381 K. sayılı kararıyla 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (7194 sayılı Kanun) 41 inci maddesi kapsamında 3332 sayılı Yasanın geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15/11/2021 gün 2021/2558 esas 2021/6164 ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Kararın kesinleşmesi üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 20221/17182 başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla Dairemizce yeniden yapılan inceleme sonucu 24/12/2024 tarih 2024/1087 Esas 2024/1565 Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemiz kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11/09/2025 tarih 2025/2509 Esas 2025/5305 Karar sayılı ilamı ile; " 1. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir. Dairemizce incelenen emsal dosyalarda (Dairemizin 01.07.2024 tarihli, 2024/3278 E., 2024/5341 K. sayılı, 13.05.2024 tarihli, 2024/1235 E., 2024/3801 K. sayılı ilamları) ayrıntılı olarak açıklandığı üzere davalı şirketin eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra davalı tarafın, davacıda söz konusu parayı ödeyeceği yönünden beklenti yaratacak tutumu olmadığından zamanaşımı defini ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı düşmeyeceği, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine bir kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2 maddesi hükümleri uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davacının 1998 yılında davalı tarafa para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 2017 yılında 7,5 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gözetilerek mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu nedenle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2.Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin tüm, davalı şirket ve davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. " gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma ilamı taraflara tebliğ edilmiş, 13/01/2026 tarihli duruşmada davacı vekilince "bozma ilamına karşı takdir mahkemenindir " şeklinde, davalı şirket vekilince de "bozma ilamına karşı takdir mahkemenindir, bozma ilamına uyulmasını talep ediyoruz" şeklinde beyanda bulunmaları üzerine Dairemizce bozma ilamına uyularak kesin bozma kararı gereği davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Tüm bu nedenlerle davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ilam harcının peşin alınan 764,85 TL harçtan mahsubu ile bakiye 32,85 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı şirket tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Dosyanın geçirdiği safahat, Anayasa Mahkemesi kararı, yeni kurulacak hükümde davacı aleyhine hüküm verme yasağı gözetilerek Dairemizin ilk istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 20.028,51 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, B)1-Davalı şirket tarafından peşin yatırılan 31,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 2-İstinaf aşamasında davalı şirket tarafından yatırılan 85,70 TL istinaf başvuru harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3-Davacıdan alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 85,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 646,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama masraflarının üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı da gözetilerek taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 13/01/2026 Başkan - Üye Üye Zabıt Katibi -