T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 01/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 10/04/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLİ :Av..... DAVALI : 1- ........ VEKİ…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 01/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 10/04/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLİ :Av..... DAVALI : 1- ........ VEKİLİ : Av..... DAVALI : 2- ........ VEKİLİ :Av..... DAVALI : 3- ........ VEKİLİ :Av..... DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 01/10/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 01/10/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 05.02.2024 tarihinde davalı ........ sevk ve idaresindeki kaza tarihi itibarı ile diğer davalı ........ Belediye Başkanlığın ait ve diğer davalı sigorta şirketine ........ poliçe ile ZMSS ile sigortalı ........ plaka sayılı aracın müvekkili ........'ın kullanmakta olduğu elektrikli bisikletine çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında müvekkili ........'ın basit tıbbi müdahale ile giderilemez hayati fonksiyonu ağır derece de yaralandığını ve uzuv kaybı meydana geldiğini, kazanın oluşumunda ........ plaka sayılı araç sürücüsü davalı ........ dikkatsiz tedbirsiz araç kullanması nedeni ile tam ve asıl kusurlu olduğunu, sigorta şirketine başvuru yapıldığını ancak ödeme yapılmadığını, arabuluculuğa başvuru yapıldığını anlaşma sağlanamadığını, manevi tazminatın en tutarlı ve yaşam gerçeklerine uygun olan zararı onarım, giderim ve denkleştirme işlevi olduğunu, bu nedenlerle; müvekkili yönünden 40.000 TL. sürekli iş görememezlik , 4.000 TL. geçici iş görememezlik , 3.000 TL. bakıcı gideri , 3.000 TL. SGK tarafından karşılanmayan tedavi ve iyileştirme ile ileride olması muhtemel tedavi giderleri olmak üzere Toplam 50.000TL.(belirsiz alacak) (fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kayıtı ile ) maddi tazminatın tüm davalılaradan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketi yönünden poliçe ile sınırılı olmak üzere) davalı sigorta şirketi yönünden 13.03.2024 başvuru tarihinden itibaren diğer davalılar yönünden 05.02.2024 kaza tarihinden itibaren Yasal faiziyle; 1.000.000 TL manevi tazminatın sigorta şirketi dışında ki diğer davalılardan kaza tarihi 05.02.2024 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsilini, muhakeme masrafları ve vekalet ücreti tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı ........ A.Ş cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan ........ plakalı aracın müvekkili şirket tarafından ........ sayılı ZMMS poliçesi ile sigortalandığını, müvekkili şirkete usulüne uygun bir başvuru olmadığından davanın usulden reddinin gerektiğini, kazanan meydana gelmesine ilişkinin kusur incelemesi yapılmasını, davacı tarafın koruyucu tertibat kullanmadığından müterafik kusur indirimi yapılmadığını, maluliyet oranının tespiti için maluliyet raporu alınması gerektiğini, bakıcı gideri, tedavi giderleri ve geçici iş göremezlik giderleri taleplerinden müvekkilinin sorumluluğu bulunmadığını, davacının yaşı itibariyle geçici iş göremezlik tazminatı talep edilmesinin mümkün olmadığını, davacının SGK'dan ödeme alması halinde geçici iş göremezlik tazminat talebinden indirilmesi gerektiğini, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ........ Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesinde özetle; Olay günü ........ sevk ve idaresindeki ........ plakalı temizlik kamyonu ile yine rutin yol temizliğini yaptığını, ........ Caddesi üzerinden ........ Caddesine dönmek üzere sağ sinyalini verdiği esnada davacının elektrikli bisikleti ile sağ şeritte bulunup ... kavşağı istikametine davacının araç kapısı üzerinde bulunan ''Dikkat! Bu alanda sürücü sizi göremez.'' ibaresi yer almasına ve temizlik kamyonun sağa dönüş sinyali vermesine rağmen düz istikamette sağ kapı yanında olması sebebiyle gerçekleştiğini, davacının tüm uyarı ve belirtilere rağmen kendi dikkatsizlik ve özensizliği ile gerçekleşen kazada asli ve tam kusurlu olduğunu, müvekkili yönünden arabuluculuğa başvuru yapılmadığından dava şartı yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının HMK'ya ve Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına aykırı olduğunu, kaza tespit tutanağını kabul etmediklerini, itiraz ettiklerini, kazanın meydana geldiği yerde sağ şeritte araçların park halinde olması ve dar bir yol olması nedeniyle araç sürücüsünün sağ şeritte duramadığını, geniş olan temizlik kamyonunun dar açı ile dönmesinin mümkün olamayacağını, olayın kamyonun sağ ön çamurluk kısmında davacının görme imkanın bulunmadığın kör noktada meydana geldiğini, kazanın meydana gelmesinde davacının tam kusurlu, araç sürücüsünün kusursuz olduğunu, belirlenecek olan maluliyet oranı dosyanın münderecatına etki edecek önem taşıdığından ve dava sonucu hükmedilecek tazminat oranlarında da önemli rol oynadığından oranın doğru şekilde belirlenmesi gerektiğini, trafik kazası ile maluliyet arasındaki illiyet bağının da tespit edilmiş olması gerektiğini, bakıcı giderlerinin sigorta teminatı kapsamında olduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, talep edilen manevi tazminat miktarı fahiş denecek kadar fazla olduğunu, davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacak bir tutar talep ettiğini, söz konusu zararlar müvekkili şirket tarafından davalı sigorta bünyesinde teminat altına alındığını, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu trafik kazasının müvekkilinin sevk ve idaresindeki ........ Belediyesine ait ........ plakalı özel amaçlı kamyon ile kamu görevini ifa ettiği esnada meydana geldiğini, eldeki dava varsa hizmet kusuruna dayandığından müvekkiline husumet yönetilmesinin de hukuka aykırı olacağını, kaza tespit tutanağındaki kusur belirlemesini kabul etmediklerini, dava konusu kazanın, yolun virajlı kısmında, davacının motorlu bisiklet sürücüsünün kaza mahallinde kaldırım üzerinde iken sağ şeritten yolun karşı tarafına geçmeye çalıştığı anda müvekkilinin sol şeritten sağa dönüş için sinyalini verdiği anda oldukça yavaş bir hızla seyir halinde iken gerçekleştiğini, müvekkilinin kullandığı araçta "25 metre yaklaşma", "dikkat! bu alanda sürücü sizi göremez" şekilde uyarılar olduğunu, davacının bu uyarılara uymayarak kazaya sebebiyet verdiğini, bu sebeple müvekkiline kusur atfedilmemesini, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas ... Karar sayılı gerekçeli kararında özetle; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur, maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporları ile birlikte davacı vekilinin 17/03/2025 tarihli bedel artırım dilekçesi de nazara alınarak; davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 288.815,62 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 15.001,88 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 6.000,00 TL' nin davalı sigorta şirketinden 27.03.2024 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 05/02/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Her ne kadar davacı vekili geçici iş göremezlik tazminat talebinde bulunmuş ise de; davacının kaza tarihinde emekli olduğu, geçici iş göremezlik döneminde maaş ödemesinin tam yapıldığı anlaşılmış olup, harici çalışması bulunduğuna dair dosya kapsamında muteber herhangi bir delil bulunmadığından geçici iş göremezlik taleplerinin reddine karar verilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir. TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Davacının manevi tazminat taleplerinin ispatına yönelik olarak mahkememizce yargılamaya esas alınan maluliyet raporları ve kusur raporuna göre, davacının herhangi bir kusuru olmaksızın meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanmalarının yanında kaza ile bağlantılı olarak sağ ayak 3, 4 ve 5. Parmaklarında amputasyon meydana geldiği ve metatarsofalangeal eklem hizasında ampute olması nedeniyle; 1.000.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Her ne kadar kaza tespit tutanağında kask takılı olmadığı belirtilmiş ise de; davacının yaralanmaları ayak bölgesinde olduğu ve bu husus koruyucu tertibat olsa dahi gerçekleşebilecek bir yaralanma olduğundan müterafik kusur indirimi yapılmayarak; Davanın KISMEN KABULÜ İLE; Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 288.815,62 TL, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 15.001,88 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 6.000,00 TL'nin davalı sigorta şirketinden 27.03.2024 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 05/02/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zarara ilişkin talebin REDDİNE Manevi tazminat talebinin kabulü ile; 1.000.000,00 TL manevi tazminatın davalılar sürücü ve işletenden kaza tarihi olan 05/02/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine" şeklinde hüküm kurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ........ A.Ş vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; kusura ilişkin olara Adli Tıp Kurumu Trafik ihtisas Dairesinden rapor alınmasının gerektiğini, davacının sürekli maluliyetinin usule aykırı olarak temin edilen rapor ile belirlenemeyeceğinden maluliyet oranının kabulünün mümkün olmadığını, geçici bakıcı ve tedavi gideri zararlarından müvekkil sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmayıp 2918 sayılı kanun ve Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları uyarınca, sorumluluğun SGK ya ait olduğunu, aksi halde dahi müvekkil şirketin teminat bedelini aşan bir tazminattan sorumlu tutulamayacağını, davacının koruyucu tertibat kullanmadığı ve zararın artmasına kendi kusuruyla sebep olduğu açık olduğundan %20 den az olmamak üzere müterafik kusur indirimi yapılmasının gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla faiz başlangıç tarihinin hatalı hesap edildiğini, ıslah öncesi tutara dava tarihinden, ıslah sonrası tutara ise ıslah tarihinden başlayarak faiz işletilmesinin gerektiğini, tüm bu nedenlerle davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle istinaf incelemesi neticesinde reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Davalı ........ Belediye Başkanlığı vekili sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; olay günü ........ sevk ve idaresindeki ........ plakalı temizlik kamyonu ile yine rutin yol temizliğini yaptığını, ........ caddesi üzerinden ........ Caddesine dönmek üzere sağ sinyalini verdiği esnada davacının elektrikli bisikleti ile sağ şeritte bulunup ... kavşağı istikametine gitmek istemesi ve temizlik kamyonun kör noktası olan sağ kapı yanında olması sebebiyle gerçekleştiğini, araç sürücüsünün kör nokta diye tabir edilen alanda davacıyı görmesine tahmin etmesine ihtimal olmadığını, davacının asli ve tam kusurlu olduğunu, adli tıp raporunda belirlenen oranların çok yüksek hesaplandığını, davacının yaşının da hesaplamalarda dikkate alınmadığını, tazminatların çok yüksek hesaplandığını, müterafik kusur indirimi ve hakkaniyet indirimi yapılmadığını, manevi tazminat miktarının fahiş denecek kadar fazla olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulüne karar verilerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep ve beyan etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava, trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle sürekli, geçici iş göremezlik, bakıcı ve faturasız tedavi giderlerine dair maddi tazminat ile ayrıca manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece verilen karar; davalılardan sigorta ve ........ Belediyesi tarafından istinaf edilmiştir. - Davalıların kusura yönelik itirazında; Türk Borçlar Kanunun 49.maddesinde, "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür", yine aynı kanunun 50.maddesinde, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır" denilmektedir. Karayolları Trafik Kanunun 86/1 maddesinde, "İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur" denilmektedir. Buna göre, birbirini teyit eden olaya ilişkin düzenlenen tespit tutanağı ile Mahkemece alınan trafik bilirkişi kusur raporuna göre davalı sürücünün tamamen kusurlu olduğuna yönelik ayrıntılı, gerekçeli, somut olaya ve delillere, oluşa uygun raporunun hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığından buna yönelik itirazların reddi gerekmiştir. - Kamu düzeni gereği ve istinaf sebebi nedeniyle aktüer ve maluliyet raporuna yönelik; İDM ce meydana gelen kazanın ve ödemeye esas olan poliçe başlangıç tarihinin 01/06/2015 tarihinden sonra olması nedeniyle 01/06/2015 tarihli genel şartlarda belirtilen usule göre hesaplama yapılıp karar verildiği anlaşılmaktadır. Ne varki AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Öte yandan icra ve iflas kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7327 sy nın 18. madde ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere cümle ve maddeye fıkra eklenmiştir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” düzenlemesi 19/06/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2918 sy da yapılan Bu düzenleme sonrası 04/12/2021 tarihli resmi gazetede düzenlenen düzenleme ile yasaya uygun yeni genel şartlarda değişikliğe gidilmiştir Bu bakımdan 04-12-2021 tarihinden sonra düzenlenecek poliçelerde bu genel şartlara uygun ve dayanak 2918 sy ya uygun hesaplama yapılması gerekecek ve yasal düzenleme bu ise de 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplacağı; Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceği; Hükümleri Anayasaya aykırı bulunmuş olup,iptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri, KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir Bu halde Aym'ce verilen HER İKİ iptal kararları sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli bulunmamıştır. Keza AYM 'ce verilen HER İKİ iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM verilen HER İKİ iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre inceleme ve araştırma yapılarak, daha önce rapor tanzim eden ve hükme esas alınan maluliyet raporu düzenleyen heyetten ve aktüerya bilirkişisinden yukarıdaki esaslara uygun ek rapor tanziminin istenerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır Bu halde mahkemece, kaza tarihi dikkate alınarak, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre, aktüer bilirkişi tarafından PMF yaşam tablosu ve Progresif Rant esas alınarak yapılan hesaba göre karar verilmesi gerekirken, yanlış yönetmelik ve yaşam tablosuna göre karar verilmesi hatalı olup, davacının istinaf etmeyen davalı ........ yönünden usuli kazanılmış hakkı korunmak suretiyle yeniden hüküm tesisi gerekmekte olup, istinaf talebinde bulunan davalıların istinafının kabulüne karar verilerek kararın kaldırılarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmuştur. -Davalı Sigorta Şirketinin tedavi giderlerinin ve bakıcı giderinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde: Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430) 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan başlangıç tarihli Zorunlu Sigorta Mali/Sorumluluk Sigortası poliçelerinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre 6704 SAYILI KANUNUN 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNİN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA” İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE GENEL ŞARTLARDA ’’ İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR YİNE 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Karayolları Trafik Kanunu’nun 90’ıncı maddesinde yer alan trafik sigortası kapsamında ödenen değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli sakatlık tazminatlarına ilişkin hesaplamada dikkate alınacak kriterler ile maddenin uygulanmasına ilişkin SEDDK’ya düzenleme yapma yetkisi verilen hüküm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. İptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir. Bu halde davalı vekilinin kaçınılmaz tedavi gideri ve bakıcı giderlerinin sigorta teminatı kapsamı dışında olduğuna ilişkin istinaf itirazları yerinde değildir. - Davalı sigortanın faiz başlangıcına dair itirazında; Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır. Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, "belirsiz alacak" davası müessesesinin getirildiği 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerektiğinden mahkemece isabetsiz şekilde dava ve ıslah tarihlerine göre ayrı ayrı faiz işletimesi usule uygun olmadığından davacı tarafın buna yönelik itirazları yerindedir. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Ancak, trafik kazaları esas itibariyle haksız eylem sayılan hallerden olmakla birlikte trafik sigortasını yapan sigortacı bakımından temerrüdün bu tarihte oluştuğunun kabulü mümkün değildir. 2918 sayılı KTK'nın 99/I. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel şartları uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Kazanın ihbar edilmesiyle, zararın miktarını belirlemek sigortanın sorumluluğundadır. Ancak, davalının davadan önce temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanmaması, davalı sigortanın da başvuru yapıldığı hususunu kabul etmemiş olması, 6100 Sayılı HMK ile birlikte 17. Hukuk Dairesinin süreklilik arz eden kararlarına göre de daha sonra ıslah yapılmış olması halinde dahi tüm tazminat miktarına kaza (veya dava/temerrüt) tarihinden itibaren faiz işletilmek gerekmektedir. Bu sebeple, gerekli belgeler ile birlikte yapılan başvuru sonucu göz önünde bulundurulduğunda yukarıda belirlenen yönteme göre faiz başlangıcının belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, buna yönelik itirazlar da yersizdir. -Davalı tarafın müterafik kusura yönelik itirazlarında; Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur Borçlar Kanunu'nun 44. maddesinde (6098 sayılı TBK md. 52) düzenlenmiştir. Mağdurun kusurunun zararın meydana gelmesinde başlıca etken olması halinde zarar verenin sorumluluğunun kalkması söz konusu olabileceği gibi belirlenen kusura göre zarar ve ziyandan indirim yapılmasını da gerektirebilir. Olaya ilişkin trafik tespit tutanağında davacının motorsiklette kask takmadığının sabit olmakla birlikte hükme esas maluliyet raporu incelendiğinde esas maluliyet ve yaralanmalarının ayak bölgesinde olduğu görülmekle, kask takmamasının bu maluliyette etken olmadığı anlaşılmakla, bu sebeple indirim yapılmamış olması doğrudur. Bu itibarla, buna yönelik itirazın reddi gerekmiştir. -Davalı ........ Belediyesinin manevi tazminata itirazında; 6098 sayılı TBK.nın 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hükmedeceği öngörülmüştür. Yargıtay’ın 22.6.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hâkim; Medeni Kanununun 4. maddesinde yer alan hakkaniyet ilkesi gözeterek, hukuk ve adalete uygun hak ve nesafet kurallarına göre uygun miktarda tazminat takdir etmesi gerekmektedir. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların değerlendirilmesi gerekir. Hakim manevi tazminata hükmederken; tarafların kusur durumu, kusur derecesi, ekonomik ve sosyal durumları, zarar ile olay arasındaki illiyet bağı, ölüm halinde kaza ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması, olayın tarihi, olayın ağırlığı, olay tarihindeki paranın satın alma gücü, davacı sayısı gibi hususlar dikkate alınarak davacılar için zenginleşme, davalılar için yoksulluğa neden olmayacak şekilde belirlenmelidir. Somut olayda; esas alınması gereken kusur durumu, yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, trafik kazası sonucu davacının oluşan sürekli ve geçici maluliyet durumu, olayın meydana geliş şeklinin davacı üzerindeki etkisi, zararın ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kazanın tarihindeki paranın alım gücü göz önünde bulundurulduğunda davacı için belirlenen manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete göre uygun olup buna yönelik itiraz reddedilmiştir. Bu nedenle, davalılar ........ Belediye Başkanlığı ve ........ A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davalılar ........ Belediye Başkanlığı ve ........ A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle; (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle) Davanın KISMEN KABULÜ İLE; 1-Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 288.815,62 TL (Davalılar ........ Belediye Başkanlığı ve ........ A.Ş 'nin 165.346,91 TL sürekli iş göremezlik miktarından sorumlu tutulmasına) , iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zararı için 15.001,88 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 6.000,00 TL'nin davalı sigorta şirketinden 27.03.2024 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 05/02/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 2-Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zarara ilişkin talebin REDDİNE 3-Manevi tazminat talebinin kabulü ile; 1.000.000,00 TL manevi tazminatın davalılar sürücü ve işletenden kaza tarihi olan 05/02/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, İlk Derece Yargılaması Yönünden; 4-Alınması gereken 89.473,63 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 3.586,28 TL harç ve 1.000,00 TL tamamlama harcın mahsubu ile bakiye 84.887,35 TL karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,(Davalı ........ Belediye Başkanlığının 76.823,05 TL.lik kısmından diğer davalı ........ ile birlikte (bu (76.823,05 TL.lik) miktardan 12.054,00 TL.lik kısmından Davalı ........ AŞ'nin diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına), bakiye 8.064,30 TL.lik kısmından davalı ........'dan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL başvurma harcı, 60,80 TL vekalet harcı, 3.586,28 TL peşin harcı, 1.000,00 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 5.074,68 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (Davalı ........ Belediye Başkanlığı'nın 4.592,58 TL sinden diğer davalı ........ ile birlikte sorumlu tutulmasına, bu 4.592,58 TL lik miktardan 720,60 TL lik kısmının davalı ........ A.Ş'nin diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına, bakiye 482,10 TL den davalı ........'ın sorumlu tutulmasına) 5-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri 6.500,00 TL bilirkişi ücreti, S.Ü. Tıp Fakültesi Adli Tıp A.B.D. Başkanlığı fatura ücreti 5.846,08 TL, posta tebligat gideri 1.426,00 TL toplamı olan 13.772,08 TL'nin kabul-ret oranına göre hesaplanan 13.496,63 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı üzerine bırakılmasına, (Davalı ........ Belediye Başkanlığı'nın 12.214,45 TL sinden diğer davalı ........ ile birlikte sorumlu tutulmasına, bu 12.214,45 TL lik miktarın 1.916,52 TL lik kısmından davalı ........ A.Ş'nin diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına, bakiye 1.282,18 TL den davalı ........'ın sorumlu tutulmasına) 6-Maddi Tazminat yönünden; a-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 49.570,80 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, (Davalılar ........ Belediye Başkanlığı ve ........ A.Ş'nin 30.000 TL'sinden diğer davalı ........ ile birlikte sorumlu tutulmasına) b-Davalılar kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 25.503,18 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 7-Manevi Tazminat yönünden; davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 152.000,00 TL vekalet ücretinin davalılar ........ ve ........ Belediye Başkanlığından müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, 8-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından; buna göre 3.600,00 TL'nin kabul ret oranına göre hesaplanan 1.998 TL'nin davalı ........ A.Ş.'den (davalı sigorta şirketi poliçe limitleri dahilinde sorumlu tutularak), 1.602 TL'nin davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla harç tahsil müzekkeresi yazılmasına). 9-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, İstinaf Yargılaması Yönünden; 10-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalılar ........ Belediye Başkanlığı ve ........ A.Ş'ye iadesine, 11-Davalı ........ Belediye Başkanlığı tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf başvuru gideri ile 110,00 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 1.793,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 12-Davalı ........ A.Ş tarafından yapılan 1.683,10 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 13-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda davalı ........ Belediye Başkanlığı yönünden HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde TEMYİZ YOLU AÇIK ,davacı, davalılar ........ ve ........ yönünden KESİN olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.01/10/2025 ..... Başkan ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.