4. Ceza Dairesi 2021/33153 E. , 2024/6708 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/2203 E., 2018/2002 K. SUÇLAR : İftira, hakaret HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında iftira suçundan verilen beraat hükmünün istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 say
**4. Ceza Dairesi 2021/33153 E. , 2024/6708 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2018/2203 E., 2018/2002 K. SUÇLAR : İftira, hakaret HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında iftira suçundan verilen beraat hükmünün istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı dikkate alındığında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca hükmün temyizinin mümkün olmadığı belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında, hakaret suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.İlk Derece Mahkemesince sanığın a.İftira suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine, b. Hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 43, 62 ve 51 inci maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, verilen cezanın ertelenmesine ve 1 yıl 2 ay 17 gün denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir. 2.Anılan kararın sanık müdafii ile katılan ve vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Bölge Adliye Mahkemesi kararıyla a.İftira suçundan kurulan hükme yönelik 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine, b.Hakaret suçundan kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile HÜKMÜN BOZULMASINA, olayın daha fazla araştırılmasına ve yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadan bu hususların düzeltilmesi 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca mümkün olduğundan, sanığın üzerine atılı hakaret suçunun yasal unsurları oluşmadığından aynı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca BERAATİNE, bu şekilde HÜKMÜN DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan ve vekilinin temyiz istemleri, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurularak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, 29.07.2016, 02.08.2016, 09.08.2016, 29.08.2016, 01.09.2016 ve 13.02.2017 tarihli eylemlerden dolayı Basın Kanunu'n da düzenlenen yasal süreden sonra dava açılması nedeniyle anılan eylemlerin inceleme dışı bırakılmasının hukuka aykırı olduğuna, sanığın hakaret ve iftira kastıyla hareket ettiğine, eyleminin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kalmadığına, usul ve yasaya aykırı olan kararın açıklanan ve re'sen gözetilecek nedenlerle bozularak sanığın cezalandırılması gerektiğine yöneliktir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Yeniyol Gazetesi ve Mercan TV kanalının sorumlu yazı işleri müdürü olan sanığın, yapmış olduğu yayımlarda Adıyaman Üniversitesi Rektörü olarak görev yapan katılana yönelik hakaret ve iftira niteliği taşıyan ifadeler kullandığı, Yeniyol Gazetesi'nin farklı tarihlerdeki manşet ve yapılan haberlerden bazılarının; 29 temmuz 2016 tarihinde '' Fetö soruşturmasını, fetö'cü yönetici mi yürütüyor? Adıyaman Üniversitesinde skandal.! '', 2 ağustos 2016 tarihinde ''Yetkilileri göreve davet ediyoruz'.'', 9 ağustos 2016 tarihinde ''Üniversitenin sil baştan değişmesi ve fetö'ye kadro verenlerin soruşturulması gerekiyor.'', 29 ağustos 2016 tarihinde ''Fetö ağı örülmeye devam mı ediyor.", 1 eylül 2016 tarihinde ''YÖK ve Cumhuriyet Başsavcılığını göreve davet ediyoruz. '', 13 şubat 2017 tarihinde ''Rektörün bilgisayarına el mi konuldu.'', 1 nisan 2017 tarihinde '' Akademik başarı yerine fetö kadrolaşmasına gidildi; üniversite dibe vurdu. '' şeklinde olduğu, yine Mercan TV kanalında 21 temmuz 2016 tarihinde yapılan proğramda katılana yönelik ''..bazı üniversitelerde rektörler görevden uzaklaştırılırken bir çoğunda da üniversitelerde görev yapan akadamik ve idari personel görevden uzaklaştırılmaya başlandı. Adı bir dönem paralel yapılanmasıyla geçen Adıyaman Üniversitesi Rektörü Talha Gönüllü ile ilgili hükümetin alacağı karar merakla bekleniyor..'' ''..Cumhuriyet Başsavcılığının ve YÖK'ün Fetö- Rektör Gönüllü ilişkisinin yaklaşık bir yıldır araştırdığı ve her an bir yaptırım uyğulanabileceği tahmin ediliyor..'' şeklinde ifadelere yer verildiği, bu suretle sanığın iftira ve hakaret suçlarını işlediği iddiasıyla açılan davada Mahkemece iftira suçundan sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine, hakaret suçundan ise mahkumiyetine karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İftira suçundan kurulan hüküm yönünden, İlk Derece Mahkemesinin kabulüne ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmeyerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Hakaret suçundan kurulan hüküm yönünden, sanığın Yeniyol gazetesinin 29.07.2016, 02.08.2016, 09.08.2016, 29.08.2016, 01.09.2016 ve 13.02.2017 tarihli baskılarında gerçekleştirdiği eylemlerinden dolayı Basın Kanunu'nun 26 ncı maddesinde düzenlenen dört aylık yasal süreden sonra dava açıldığı için anılan gazetenin 01.04.2017 tarihli baskısı ile suç tarihi itibariyle Basın Kanunu kapsamı dışında kalan ve Mercan TV kanalında 21.07.2016 tarihinde yayınlanan programda gerçekleştirdiği eylemlerinden inceleme yapıldığı, sanığın eylemlerinin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığı, açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin kararı yerinde görülmediğinden HÜKMÜN BOZULMASINA; sanığın üzerine atılı hakaret suçunun yasal unsurları oluşmadığından 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca BERAATİNE, bu şekilde HÜKMÜN DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A.İftira Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden İlk Derece Mahkemesince hükmolunan cezanın tür ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen esastan ret kararı nazara alınarak 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer verilen "On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak (…) istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlarının" temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun'un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan ve vekilinin temyiz istemlerinin, aynı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B.Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden 1.Katılan ve Vekilinin Belirttiği Hukuka Aykırılık Nedenleri Yönünden Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin ..., şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, ..., şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26 ıncı maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve Mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10 uncu maddesinin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26 ncı maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasa'nın 13 üncü maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Sözleşme’nin 10 uncu maddesinin ikinci paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10 uncu maddesinin ikinci paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir ‘toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir. Gerek Anayasa gerekse Sözleşme hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi anlamına gelebilecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve denge unsurunu sağlamalıdırlar. Aksi takdirde AİHM, kişinin şeref ve itibarının haksız bir saldırı altında olmasına rağmen ulusal mahkemeler tarafından gereken ölçüde korunmadığı gerekçesiyle AİHS'nin 8 inci maddesi açısından ihlal kararı verebilmektedir. Zira AİHM açısından, başvuranların özel hayata saygı ... ve ifade özgürlüğü eşit derecede önemlidir. Denge unsurunun sağlanmasında içtihatlara göre göz önünde bulundurulması gereken temel ilkeler ise, başvuruya konu ifadelerin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin içeriği, şekli ve etkileridir. AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin 10 uncu maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. Bu anlamda, AİHM içtihatlarında, basın, toplumun sözcülerinden biri olarak kabul edilmekte ve herkesin kamuoyunu ilgilendiren bilgileri edinme ... bulunduğu düşüncesiyle, kamuoyunu ilgilendiren konulara dair bilgi ve fikirleri vermeyi sağlayan basın özgürlüğüne ayrı bir önem atfedilmektedir. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapının' mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürülğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır. Somut olaya gelince; Yeniyol gazetesindeki yazılarda ve Mercan TV kanalında yayınlanan proğramda katılana yönelik kullanılan sözlerinin, katılanın şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, haber ve eleştiri niteliğinde olduğu, aksi düşüncenin, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla; sanık savunması, katılan beyanı, suça konu haberlerin içerikleri, olayın meydana geliş şekli ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, Mahkemenin takdir ve gerekçesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. 2.5271 Sayılı Kanun'un 289 uncu Maddesinde Sayılan Kesin Hukuka Aykırılık Halleri de Gözetilerek Maddi Ceza Hukukuna İlişkin Sair Yönlerden Yapılan İncelemede: Sanık hakkında kurulan hükme yönelik yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, yerinde görülmeyen sair temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. V. KARAR A. İftira Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle katılan ve vekilinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında katılan ve vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile maddi ceza hukukuna ilişkin sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, aynı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Adıyaman 2. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.05.2024 tarihinde karar verildi.