TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/12/2022 NUMARASI : 2021/209 Esas 2022/847 Karar DAVA : Vekaletsiz iş görme DAVA TARİHİ : 25/03/2021 KARAR TARİHİ : 17/09/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2025 Taraflar arasındaki alacak istemli davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik verilen hükme karşı, davacı tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmas…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2025/270 Esas - 2025/929 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/270 KARAR NO : 2025/929 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/12/2022 NUMARASI : 2021/209 Esas 2022/847 Karar DAVA : Vekaletsiz iş görme DAVA TARİHİ : 25/03/2021 KARAR TARİHİ : 17/09/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2025 Taraflar arasındaki alacak istemli davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik verilen hükme karşı, davacı tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı; 4628 sayılı Kanunla, enerji sektöründeki özelleştirmelerin 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından gerçekleştirileceği hükmünün getirildiğini, Yüksek Planlama Kurulu'nun 17/03/2004 tarih, 2004/3 Sayılı kararı ile kabul edilen "Elektrik Enerjisi Reformu ve Özelleştirme Stratejisi Belgesi” çerçevesinde ...'ın, 02/04/2004 tarih, 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alındığını, davalı şirketin de dahil olduğu 20 şirketin, Türkiye' deki dağıtım bölgelerinde dağıtım lisansına sahip olarak 01/03/2005 tarihi itibariyle sermayesinin tamamının kuruma ait olmakla birlikte kurumdan ayrı birer tüzelkişiliğe sahip olarak faaliyet göstermeye başladığını, Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ' nin bağlı ortaklığı olan ... Elektrik Dağıtım AŞ' nin Özelleştirme Yüksek Kurulunun 22/04/2004 tarih ve 2004/22 sayılı kararı ile özelleştirme kapsamına alınarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen ihale sonucunda şirketin %100 hissesinin 29/05/2013 tarihinde ... ... A.Ş tarafından devralındığını, ... ile davalının da aralarında bulunduğu 20 elektrik dağıtım şirketi arasında dağıtım varlıklarının işletilmesine ilişkin "İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi” imzalandığını, dağıtım tesislerinin üzerinde bulunduğu taşınmazların, dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların mülkiyetinin ... Genel Müdürlüğü' ne ait olduğu, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'ni imzalayan elektrik dağıtım şirketleri ve dolayısıyla davalı şirketin, mülkiyeti ...'a ait olan sistem, tesis, taşınmaz ve varlıkların işletme hakkını sadece 36 kv ve altı gerilim seviyesindeki elektrik enerjisinin hatlar üzerinden nakli amacıyla devralındığı, mülkiyet hakkı uyarınca taşınmaz ve tesisler üzerinde her türlü kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma hakkının Genel Müdürlüklerine ait olduğunu, dağıtım şirketlerinin elde etmiş oldukları gelirlerin nasıl paylaşılacağının Dağıtım Sistemi Gelirlerinin Düzenlenmesi Hakkındaki tebliğ hükümleri çerçevesinde belirlendiğini, yani elektrik dağıtım şirketleri tarafından elde edilen reklam, kira vb. gelirlerin iç ilişkideki uygunluğu, paylaşımı, sözleşme ve mevzuata uygun olup olmadığının EPDK düzenlemesi kapsamına girmediğini, şirketler tarafından reklam geliri elde edilirken yürürlükteki Yönetmelik hükümlerine uyulmadığını, dolayısıyla elde edilen gelirin işletme hakkı devir sözleşmesi ve mevzuat hükümlerine aykırı bir şekilde elde edildiğini, bahsi geçen hususların çeşitli tarihlerde dağıtım şirketlerine yazılı olarak bildirilmesine rağmen şirketlerin haksız bir şekilde gelir elde etmeye devam ettiklerini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, mülkiyeti Genel Müdürlüğe ait olan taşınmaz ve tesislere ilişkin davalı şirket tarafından İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi ve mevzuata aykırı bir şekilde tahsil olunan reklam bedellerinden, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerden ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen bedellerden şimdilik 1.000-TL' nin İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi tarihi baz alınarak tahsil tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleri ile birlikte tahsiline, yargılama giderleriyle ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı; açılan davayı kabul etmediklerini, davanın zamanaşımına uğradığını, özelleştirme neticesinde yapılan hisse devir sözleşmesinden önceki dönemden şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, dava konusu edilen bedellerin İHDS ve Elektrik Piyasası Mevzuatı gereği dağıtım şirketlerince elde edilmesine cevaz verilmiş olması nedeniyle, söz konusu bedellerin davacıya ödenmesinin mümkün olmadığını savunarak açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; mülkiyeti davacıya ait taşınmaz ve tesislere ilişkin davalı şirketin elde ettiği gelirlerin, davacıya ait olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi açıklanan Kanun ve yönetmelik hükümleri ile dağıtım lisansı sahibine dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı bir faaliyeti yürütme hakkı da tanındığından, İşletme Hakkı Devir Sözleşmenin 2.maddesinde; "Şirketin, dağıtım tesisleri ve dağıtım tesislerinin işletilmesinde kullanılması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumlulukları"şeklinde tanımlandığı, Elektrik Piyasası Kanunu madde 9/1 maddesinde; “Dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı bir faaliyetin yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.” Elektrik Lisans Yönetmeliği madde 33/1 maddesinde; “Dağıtım lisansı, sahibine; a) Lisansında belirlenen dağıtım bölgesinde dağıtım faaliyetinde bulunma, b) Kurum tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı bir faaliyeti yürütme..... hakkını verir.” şeklinde düzenlenmelere yer verildiği, bu nedenlerle davacının talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle; " davanın reddine " ilişkin karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen işletme hakkı devir sözleşmesinde yer alan düzenlemeler bakımından; İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediği için davalı tarafça mülkiyeti müvekkile ait olan tesisler üzerinden elde edilen ve işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam ve kira gelirleri gibi semereler malik olan davacıya ait olduğunu, taraflar arasında akdedilen 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin, taraflar arasındaki her türlü ilişkileri ve işletme hakkına ilişkin ilke ve esasları ayrıntılı olarak düzenlediğini, o halde davalının sadece dağıtım tesisinin işletilmesi hakkına sahip olup, ayrıca işletme hakkı kapsamına girmeyen unsurlar üzerinde bir hak sahibi olmayacağı sonucuna ulaşıldığını, işletme hakkının ise, davalının “Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletmesinde kullanılması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve sözleşmeden doğan bütün sorumluluklarını” ifade ettiğini, bu durumda, davalının sadece tesislerin işletilmesinde kullanılması gerekli unsurlar üzerinde hak sahibi olacağının kabulü gerekeceğini, sözleşmenin konusunun, Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devri oluşturduğunu, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi ile davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinde mülkiyeti davacıya âit olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini, bu nedenle mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde, işletme hakkı kapsamına girmeyen reklam ve kira gelirleri gibi semerelerin de malike ait olacağı, İHDS'de düzenlenmeyen ve İHDS kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan davalı şirket tarafından elde edilen reklam-kira gelirlerinin davacıya ödenmesi gerektiğini, mahkeme kararının gerekçesinin hukukta ve yasada öngörülen zorunlu unsurları taşımadığını, istinafa konu mahkeme kararının çelişkili, yoruma ve tereddüte açık şekilde yazıldığının görüldüğünü, mahkeme kararının gerekçesinde bilirkişi raporundaki ifadelerin aynen kopyalanması ile yetinildiğini, iddia ve savunmanın dayandığı esaslı olgular gerekçe kapsamında değerlendirilmediğini ileri sürmüştür. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, işletme hakkı devri sözleşmesi kapsamında, davalı şirketin elde ettiği davacıya ait olan taşınmaz ve tesislere ait reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb.kurulumuna ilişkin bedellerin ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde ettiği bedellerin tahsili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece mülkiyet hakkının müvekkiline ait olduğu göz önüne alınmadan karar verildiğini, taraflar arasında akdedilen ihds'de dağıtım faaliyeti haricinde davalının dağıtım tesisleri ve taşınmazlardan gelir elde edebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını, elektrik dağıtım şirketleri tarafından elde edilen reklam, kira vb gelirlerin paylaşımının EPDK düzenlemesi kapsamına girmediğinin mahkemece değerlendirilmediğini, Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğü Tesis ve Basılı Evraktan Reklam Amacıyla Yararlanma Esasları Hakkında Yönetmeliğin halen yürürlükte bulunduğunu, Sayıştay raporlarının müvekkilinin davada haklı olduğunu ortaya koyduğunu, bu raporların mahkemece değerlendirilmediğini, emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporlarının müvekkilinin haklılığını ortaya koyduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı tarafından davalıya gönderilen 25/12/2020 tarihli yazı, EPDK tarafından davacıya gönderilen 13/09/2012 tarihli yazı sureti, EPDK müzekkere cevapları, yargılama aşamasında mali müşavir bilirkişiden alınan 27/03/2022 tarihli birinci bilirkişi kök, 26/08/2022 tarihli ek rapor, işletme hakkı devir sözleşmesi dosya içerisinde yer almaktadır. EPDK tarafından davacıya gönderilen 13/09/2012 tarihli yazıda, kira vb. işlemlerin davacının müsaadesi ile yapılması, bu işlere ait bedel tespitinin şirket tarafından yapılması, bunlarla ilgili tasarruf hakkıyla cezai ve hukuki sorumluluğunda dağıtım şirketine ait olmak üzere elektrik dağıtım ve perakende satışı amacı dışında sağlanan gelirleri davacı hesabına aktarılması hususlarının davacı ve diğer işletme hakkı devir sözleşmesi tarafı olan şirketçe değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Davacı tarafından davalıya gönderilen 25/12/2020 tarihli yazıyla, işletme hakkı devir sözleşmesinin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı, sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin davacıya veya davacının belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesiyle bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesinin oluşturduğu, mülkiyeti davacıya ait olan dağıtım tesisleri ve taşınmazlar üzerine reklam alınması, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. tesis edilmesi, bu taşınmazların kiraya verilmesi iş ve işlemlerinin dağıtım faaliyeti ve işletme hakkı devir sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığı gibi, sözleşmede dağıtım tesisleri ve taşınmazlardan dağıtım faaliyeti haricinde gelir elde edilebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, işletme hakkı devrine konu varlıkların dağıtım faaliyetinde kullanılabileceği, davalı tarafından konuya ilişkin herhangi bir bildirim ve müsaade talebinde bulunulmaması rağmen mülkiyeti davacıya ait taşınmaz ve tesisler üzerinden ihds'ye ve mevzuata aykırı bir şekilde kira ve reklam gelir elde edildiğinin tespit edildiği bildirilmiştir. Yargılama aşamasında alınan ve davalının ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme ile hazırlanan 27/03/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; taraflar arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesinde, davalı ... Elektrik A.Ş.'nin davaya konu edilen, işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira gelirlerini elde etmesini sınırlayan herhangi bir hüküm bulunmadığı, ... tarafından elde edilecek gelirin davacıya verilmesi gerektiğine dair bir düzenlemenin bulunmadığı, davaya konu gelirlerin davalının EPDK tarafından düzenlenen gelir tarifesi içinde yer aldığı bildirilmiş; Davacı taraf ticari defterlerinin incelendiği 26/08/2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; dava konusu uyuşmazlığın taraflar arasında akdedilen 24/07/2006 tarihli İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinden kaynaklandığı, davacıya ait ticari defter kayıtlarında, dava konusu olan mülkiyeti davacıya ait taşınmaz ve tesislere ilişkin davalı şirketin elde etmiş olduğu reklam bedellerine, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı ve vb. kurulumuna ilişkin bedellere ve taşınmazların kiraya verilmesinden elde edilen gelirlere ilişkin olarak davacı ticari defteri üzerinde herhangi bir kayda rastlanılmadığı, 24.07.2006 tarihli İşletme Hakkının Devri Sözleşmesi'nde mülkiyeti davacıya ait taşınmazların davalı tarafından kira sözleşmesine konu edilemeyeceğine, taşınmaz ve tesislere reklam verilemeyeceğine, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulamayacağına, mülkiyeti davacıya ait taşınmazlardan elde edilen kira bedellerinin, reklam bedellerinin, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin bedellerin davacıya ait olacağına ilişkin herhangi bir hükmün yer almadığı, davalının elde ettiği davaya konu gelirlerin taraflar arasındaki sözleşmeye aykırılık teşkil etmediği ve davacının ilgili alacak kalemlerini talep edemeyeceği, Elektrik dağıtım şirketlerine, dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı faaliyette bulunma (reklam, kiraya verme ve benzeri faaliyetlerde bulunma) imkanı verilmesi ve bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin tarife hesaplamalarına dahil edilmesi hususları kanun, yönetmelik ve tebliğ hükümleri ile yasal olarak düzenlendiği, davalının elde ettiği davaya konu gelirlerin mevzuata aykırılık teşkil etmediği ve davacının ilgili alacak kalemlerini talep edemeyeceği, Sayın mahkemenin; davalının reklam bedeli, kira bedeli, baz istasyonu, telsiz ve TV aktarıcısı vb. kurulum bedeli adı altında bir gelir elde edemeyeceği, söz konusu gelirlerin davacıya ait olması gerektiği kanaatinde olması halinde ise; davalı ticari defter kayıtları üzerinde 2013 yılından 03/2021 dönemine kadar dava konusu edilen her bir yıl için ayrı ayrı gerçekleşme verilerinin tespit edilmesi, davalı şirket tarafından 2006 yılından 03/2021 dönemine kadar dava konusu edilen her bir yıl için ayrı ayrı gerçekleşme verilerinin kayıt ve tablolar halinde sunulması, EPDK'dan Davalı elektrik dağıtım şirketi tarafından sunulan 2020 ve 03/2021 yılları reklam ve kira bedellerine ilişkin verilerin dosya içeriğine kazandırılması halinde hesaplama yapılabileceği yönünde kanaat bildirilmiştir. 6446 sayılı yasa kapsamında düzenleyici kurum olan EPDK tarafından uygulamaya konulan mevzuat hükümlerine göre davalının elde ettiği gelirlerin davalı tarife yapısı içinde yer alarak dosya kapsamına sunulduğu, buna göre; 01/09/2006 - 31/12/2006 tarih aralığını kapsayan 1. Uygulama dönemi itibariyle gerçekleşme verilerinin başkanlıklarında bulunmadığı bildirilmekle birlikte davalı defterleri üzerinde gerçekleştirilen bilirkişi incelemesi ile bu tutarın 13.948.866,85-TL olup davalı tarafından EPDK'ya bildirilmediğinin tespit edildiği, 01/01/2011 - 31/12/2015 tarih aralığını kapsayan 2. Uygulama dönemi itibariyle 2011-2012 yılları itibariyle veri bulunmadığı, 2.440.812-TL'nin EPDK'ya bildirilmediği, 2013-2014-2015 yılları itibariyle toplam 3.360.107-TL bildirildiği, 01/01/2016 - 21/12/2020 tarih aralığını kapsayan 3. Uygulama dönemi itibariyle 2020 yılına ilişkin veri bulunmamakla birlikte 2016-2017-2018-2019 yılları toplamı olarak 13.113.973-TL bildirildiği, bu tutarların %100 tutar toplamı olup bunun %75 oranının davalı şirkete bırakılacağı, 4. Uygulama dönemi olan 01/01/2021 - 31/12/2025 tarih aralığı için henüz bir veri bulunmadığının anlaşıldığı, bu tespitlere 26/08/2022 tarihli bilirkişi heyet raporu kapsamında da yer verildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacı yan taraflar arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığını, anılan sözleşme ile mülkiyeti davacıya ait dağıtım tesisleri, dağıtım sistemi, tesislerin üzerinde bulunduğu taşınmazlar, dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıkların işletme haklarının davalıya devredildiğini, davalının ise bu sözleşmeye aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmazlardan reklam ve kira gelirleri elde ettiğini iddia etmiş, davalı yan ise taraflar arasında imzalanan işletme hakkı devir sözleşmesinde reklam ve kira geliri elde etmesini yasaklayan bir sözleşme hükmü bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mülkiyeti davacıya ait olan, işletme hakkı ise davalıya devredilen taşınır ve taşınmazlar üzerinden davalının reklam ve kira geliri elde etmesinin taraflar arasındaki işletme hakkı devir sözleşmesine aykırılık teşkil edip etmediği, aykırılık teşkil ediyor ise davalının ne kadar reklam ve kira geliri elde ettiği, davacının davalının elde ettiği reklam ve kira gelirlerinin tahsilini davalıdan talep edip edemeyeceği, talep edebilecek ise miktarı, uygulanması gereken zaman aşımı süresi hususlarından kaynaklanmaktadır. Davacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, taraflar arasında akdedilen İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; "Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (...) ile ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi arasında imzalanan bu Sözleşme'nin amacı; İzmir ve Manisa illerinden oluşan Elektrik Dağıtım Bölgesi'nde yer alan ve ... uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşuluyla ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakkının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemektir.'' hükmüne yer verildiği, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesinin “Tanımlar ve Kısaltmalar” başlıklı 2. maddesinde işletme hakkının, “Şirket'in, Dağım Tesisleri ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilmesinde kullanması gerekli diğer ilave unsurlar üzerinde bu sözleşmede yer alan hükümlerle sınırları belirlenen hakkı ve bu hakkın tanınması nedeniyle yürürlükteki mevzuattan ve bu sözleşmeden doğan bütün sorumlulukları” şeklinde tanımlandığı, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 3. maddesinde; “Sözleşme'nin konusunu; sözleşme'de yer alan kapsam ve sartlar dahilinde, dağım bölgesi'ndeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerinin yapımı ve Sözleşme'nin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda Tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi oluşturmaktadır." hükmüne haiz olduğu görülmüştür. İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin “Devir” başlıklı 5.1 maddesinde de; “Devir, Dağıtım Bölgesi'nde yer alan, mülkiyeti ve/veya kullanma hakkı ...'a ait olan Dağıtım Tesisleri ve Dağıtım Sistemi ile bunların üzerlerinde yer aldığı mülkiyetindeki ve/veya kullanımındaki taşımazlar, bu taşımazlar üzerindeki kullanım hakları, Dağıtım Tesisleri'nin gereği gibi işletilebilmesi için varlığı sorumluluk arz eden taşınmaz, tesis, araç-gereç, iş makinaları, telsiz cihazları ve bunların mütemmim cüzlerinin mülkiyet hakları saklı kalmak kaydıyla, İşletme Haklarının halihazır fiili ve hukuki durumu ile Şirket'e devredilmesidir.” ifadelerine yer verildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasında imzalanan 24/06/2006 tarihli İşletme Hakkının Devri Sözleşmesi, davacı ...'ın özelleştirilmesinde kabul edilen yöntemin gerçekleştirilmesine yönelik olarak imzalanan bir sözleşmedir. Sözleşmenin amacı, sözleşmenin birinci maddesinde sözleşmede belirtilen bölgede “...'ın uhdesinde bulunan Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesisleri'nin ve Dağıtım Tesisleri'nin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, mülkiyet hakkı saklı kalmak koşulu ile ... Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi'ne İşletme Hakkının devredilmesi ile Dağıtım Tesisleri'nin ve gerekli diğer unsurların iyileştirilmesi, güçlendirilmesi ve yeni Dağıtım Tesisi yapımının esaslarını ve tabi olduğu hükümleri belirlemek” olarak belirtilmiş, sözleşmenin konusunu düzenleyen 3.1 maddesinde de “Dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak Elektrik Dağıtım Sistemi'nin, Dağıtım Tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların, Dağıtım Faaliyeti için İşletme Hakkı'nın devri, bu tesislerin iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi ile ihtiyaç duyulan yeni dağıtım hat ve tesislerin yapımı ve sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesinde söz konusu bütün tesislerin ...'a veya ...'ın belirleyeceği kuruluşa geri devredilmesi ile bu konularda tarafların her türlü hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi” olarak belirtilmiştir. 4628 Sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 14. maddesinde ...'ın özelleştirilmesine ilişkin olarak, Bakanlık, ..., Elektrik Üretim Anonim Şirketi, bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri dairesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür. (Ek fıkra: 10/05/2006-5496 S.K./4.mad) ...'ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyeti saklı kalmak kaydı ile ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir. Bu özelleştirme uygulamaları çerçevesinde, bu Kanunda belirtilen piyasa faaliyetlerinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerden, yabancı gerçek ve tüzel kişiler elektrik üretim, iletim ve dağıtım sektörlerinde, sektörel bazda kontrol oluşturacak şekilde pay sahibi olamazlar. (Ek fıkra:09.07.2008-5784 S.K./4.mad) ''Elektrik Üretim Anonim Şirketi ve/veya müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıkları özelleştirme programına alınsa bile bunların bağlı oldukları Bakanlık veya kurumları ile ilgileri ve mülkiyetinin bağlı bulundukları kurum ve/veya kuruluşlara aidiyeti aynen devam eder. Ancak, bu kuruluşların özelleştirmeye hazırlanmalarına yönelik teknik, mali, idari ve hukuki işlemler, personele ilişkin işlemler ve özelleştirilmelerine ilişkin iş ve işlemler, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak bu kuruluşların ve bu kapsamda oluşturulabilecek yeni anonim şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı ve üyelikleri, denetim ve tasfiye kurulu üyelikleri ve genel müdürlükleri ile ait oldukları kuruluşlardan ayrı olarak özelleştirme programına alınan ve anonim şirkete dönüştürülmelerine gerek görülmeyen müesseselerde, müessese müdürlükleri ve yönetim komitelerine, işletme ve işletme birimlerinde bunların müdürlüklerine yapılacak atamalar ve bu görevlerden alınma işlemlerine ilişkin olarak Başbakana teklifte bulunma yetkisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına aittir. Başbakan bu maddeyle ilgili yetkisini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına devredebilir." düzenlemesine yer verilerek, ... ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi imzalanması mümkün kılınmıştır. 4046 Sayılı Özelleştrime Uygulamaları hakkında kanunun 18/A maddesinde özelleştirme yöntemleri düzenlenirken, kiralama ve işletme hakkının devredilmesi de özelleştirme yöntemleri arasında gösterilmiş ayrı ayrı belirtilmiş, 18/A-b maddesinde kiralama “kuruluşların aktiflerindeki varlıklarının kısmen veya tamamen bedel karşılığında ve belli bir süre ile kullanma hakkının verilmesidir.” şeklinde, 18/A-c maddesinde işletme hakkının verilmesi “Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin-mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla bedel karşılığında belli süre ve şartlarla işletilmesi hakkının verilmesidir.” şeklinde tanımlayarak, her iki durum biribirinden ayrılmıştır. İşletme hakkının devredilmesinde “belirli süre” ile devredilebileceği kabul edilmiş olup, gerek kiralamada gerekse işletme hakkının devrinin belirli bir süre ile yapılma imkanı olduğu halde ayrı ayrı yasada düzenlemiş olması söz konusu sözleşmenin kira sözleşmesinden farklı bir sözleşme olduğunu ortaya koymaktadır. Kiralama ile işletme hakkının devri sözleşmesi arasındaki fark sözleşmelerin süreli olup olmamasından değil kiralamada özelleştirilen kuruluşların ve varlıkların kullanılma hakkı verilirken, işletme hakkının devredilmesinde, Kuruluşların bir bütün olarak veya aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimlerinin mülkiyet hakkı saklı kalmak kaydıyla işletilmesi hakkının verilmesinden kaynaklanmaktır. İşletme hakkının verilmesinde esas olan bir malın kullanımı değil, Kamu İktisadi Kuruluşu tarafından hali hazırda yürütülmekte olan hizmetlerinin, işletme hakkını devralan tarafından yerine getirilmesine devam edilmesi ve hizmetlerin iyileştirilmesidir. İşletme hakkının devri sözleşmesinden önceki devreden kuruluşun dağıtım bölgesindeki abonelerle yapılan abonelik sözleşmeleri, devir sözleşmesinden sonra da devam ettiği ve devralanı bağladığı gibi, işletme hakkını devralan tarafından işletme süresince yapılan aboneliklerde, sözleşmenin sona ermesinden sonra da işletmeyi işletecek olan firmaları bağlayacak olması nedeniyle hasılat kira sözleşmesinin unsuru olan “hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etme” kavramından daha geniştir. Bu nedenle sözleşmenin sırf belirli süreli olduğundan bahisle kira sözleşmesi olduğu söylenemez (Emsal Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 06/11/2013 tarih, 2013/13729 Esas 2013/14873 Karar sayılı ilamı). Yapılan açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin konusunun, elektrik dağıtım sisteminin, dağıtım tesislerinin ve dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların Dağıtım Faaliyetleri için işletme hakkının devrini oluşturduğu, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesi ile davalıya, sadece “işletme hakkı” kapsamında kalan ve sadece bu amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin işletme amacıyla sınırlı olmak üzere tahsisinin öngörülüp mülkiyet hakkı davacıda kalma şartı ile işletme hakkının devrinin amaçlandığını, 24/07/2006 tarihli işletme hakkı devir sözleşmesinde mülkiyeti davacıya ait olan tesisler üzerinde davalının herhangi bir reklam ve kira geliri elde etme hakkı düzenlenmediğini, ilgili hakların dağıtım şirketlerine devredildiğine dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığı, mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda taşınmazların “kullanım hakkı”nın davalı yana devredilmiş olduğu ve EPDK tarafından yayınlanan 01/01/2016 tarihinde yürürlüğe giren 19/12/2015 tarih 29567 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Dağıtım Sistemi Gelirinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ'in 25. maddesiyle, reklam ve kira gelirlerinin dağıtım şirketine ait olacağının açıkça düzenlenmiş olması karşısında davalının taşınmazlardan elde ettiği gelirleri davacının talep edemeyeceği kanaatine varılmış ise de, ayrıntısı ile izah edildiği üzere, sözleşmenin konusunun sözleşmede yer alan kapsam ve şartlar dahilinde dağıtım bölgesindeki mevcut ve yeni yapılacak elektrik dağıtım sisteminin dağıtım tesislerinin işletilebilmesi için varlığı zorunlu diğer taşınır ve taşınmazların dağıtım faaliyeti için işletme hakkının devri olup, davalı tarafça dağıtım faaliyetini gerçekleştirdiği, mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda ihtilaf bulunmayan taşınır/taşınmazlarda GSM baz istasyon ve reklam gelirleri elde etmesinin taraflar arasındaki sözleşmeye göre mümkün olmadığı, bahsi geçen tebliğde "Dağıtım şirketinin bölgede işlettiği dağıtım şebekesi üzerinden elde ettiği reklam ve kira (baz istasyonu, araç, bina, arazi, veri transferi iletişim alt yapısı kullanım geliri)'' gelirlerinin dağıtım şirketinin gelirleri arasında sayılmasının bu gelirlerin davalı tarafça elde edilmesini meşrulaştırmayacağı, bu hali ile davalı tarafça mülkiyeti davacıya ait olan taşınır ve taşınmaz malvarlığı değerlerinin dava dışı 3. kişiye kiraya verilip kullandırılması hakkı olmamasına rağmen, aksi yönde davranarak gelir elde ettiği ve davacının iş bu gelirin davalıdan tahsili talebiyle eldeki davayı açtığı görülmüştür. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ilgili yasal düzenleme ve kavramlar ile davanın hukuki niteliğinin açıklanması gerekmektedir. Vekaletsiz iş görme 6098 sayılı TBK'nun 526 ile 531. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, genel olarak bir kimsenin sözleşme veya hukuken yükümlü olmadığı hâlde başka bir kimsenin hukuk ve menfaat alanına müdahale ederek iş görmesinden doğan hukuki ilişkiyi ifade etmektedir. Vekaletin bulunmaması, görülen işin bir vekâlet ilişkisine veya başka bir sözleşmesel ilişkiye ya da benzer bir yükümlülüğe dayalı olmadan yapılması anlamına gelmektedir. Görülen işin başkasına ait olması gerektiği de açıktır. Ancak bazı durumlarda görülen işte vekâletsiz iş görenin de menfaati olabilir. Bu durumda ortak yarar söz konusu olur ki; ortak yararın bulunduğu durumlarda iş göreninin menfaati iş sahibinin menfaatine göre daha üstün değilse işin başkasına aidiyeti unsuru var sayılır. Vekaletsiz iş görme nedeniyle taraflar arasında kurulan ilişki bir sözleşme ilişkisi olmamakla beraber iş gören ile iş sahibi arasında kanuni bir borç ilişkisi doğmaktadır. Vekaletsiz iş görme, yasal düzenleme uyarınca gerçek (caiz olan) vekaletsiz iş görme ve gerçek olmayan vekaletsiz iş görme olmak üzere ikili bir ayrıma tabiidir. TBK'nun 526. maddesine göre, bir kimsenin vekaleti olmaksızın iş sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak veya onun hukuka ve ahlaka aykırı yasaklaması olmadan gördüğü iş, gerçek vekaletsiz iş görmedir. Gerçek vekaletsiz iş görmede, iş gören iş sahibinin menfaatine ve yararına iş görme iradesi ile hareket etmektedir. TBK'nın 530. maddesinde ise iş görenin başkasının işini kendi menfaatine görmesi suretiyle oluşan gerçek olmayan vekaletsiz iş görme düzenlenmiştir. Bu hükme göre göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, iş görmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, iş görenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. Görüleceği üzere gerçek olmayan vekaletsiz iş görmede, iş görende başkasının işini görme iradesi bulunmamaktadır. İş gören başkasının hukuk alanına girerek bir iş görmekte ise de bu işi kendi işi olarak kendi menfaatine yapmaktadır. Kanundaki bu hükme göre iş sahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile gerçek olmayan vekaletsiz işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir. Bu bağlamda, konularının benzer olması nedeniyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04/06/1958 tarih ve 1958/15 Esas 1958/6 Karar sayılı kararına değinmekte fayda bulunmaktadır. Çünkü içtihadı bileştirme kararları, konularıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcı olmakla birlikte gerekçeleriyle de yol göstericidir. Bu yol göstericilik kararın sonuç kısmının yorumlanması, kapsamının belirlenerek uygulanması için gerekli olduğu kadar, dayandığı esasların başka müesseselerin yorumlanıp uygulanabilmesi için de geçerlidir. Anılan karar gerekçesinde; “Bir kimsenin kendisine ait olmadığını bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir malı kendisinin malı imiş gibi kiraya vermesi ve kiracılardan kira paralarını toplaması faaliyeti bir iş görmedir ve mal kiraya verene ait olmadığı cihetle görülen iş, başkasının işidir. Malı kiraya verip kira paralarını alan kimse, mal sahibinin menfaatine değil, fakat kendi menfaatine hareket ettiğinden dolayı, ortada başkasının işini gören kimsenin, iş sahibinin yerine kendi menfaatine hareket etmiş olması durumu vardır ki böyle bir durumda işi görülen kimse (yani mal sahibi), işi görenden (yani kiraları toplayandan) Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünce, kira paralarının (yani işin görülmesinden iş görenin elde ettiği menfaatlerin) kendisine verilmesini isteyebilir. Borçlar Kanununun bu maddesinin matlabı (İş yapan kimsenin kendi menfaati için yapıldığı halde) ve metni ise (Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi, yapılan işten hasıl olan faideleri temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği faidelere göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis eder) şeklindedir. Az önceki açıklamalardan hadisede, bu maddenin ilk cümlesinin tatbik şartlarının gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır”, “Vekâletsiz tasarrufta iş görenin başkasının işini görme niyetiyle hareket etmesi esas olması itibariyle kiraya verdiği malı kendi malı gibi kiraya veren ve kiraları kendi malının kirası gibi toplayan kimse de başkasının işini görme kastı bulunmadığı cihetle hadisede Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmünün tatbiki mümkün olmayacağı ileri sürülemez. Zira, Borçlar Kanununun 410 ile 413. maddelerinde kanun, hakiki vekaletsiz tasarrufu tanzim etmekte, 414. maddesinde ise hakiki olmayan vekaletsiz tasarrufa diğer tabirle hükmi vekaletsiz tasarrufa ait bazı esasları bildirmektedir; hakiki vekaletsiz tasarrufun kanuni şartları arasında, iş görenin başkasının işini gördüğü iradesiyle hareket etmiş olması durumu varsa da hükmi vekaletsiz tasarrufta böyle bir şart aranmaz (Oser - Sechönenberger - yukarıda anılan eser - Art. 419 N. 9). İsviçre Federal Mahkemesinin kararlarından alınmış olan şu örnekler dahi hükmi vekaletsiz tasarrufta başkasının işini görme niyetinin kanuni şartlardan bulunmadığını göstermektedir: Bir ihtira beratının kanuna aykırı olarak bir üçüncü kişi tarafından kullanılması; makine ısmarlamış bulunan bir kimsenin işinde kullanılmak üzere fabrikacıya vermiş olduğu model ve resimlerin fabrikacı tarafından üçüncü kişiye satılacak makinelerin yapılması için müsaadesiz olarak kullanılması; rehinli alacaklının rehin edilmiş malı akde aykırı olarak temlik etmesi.. bütün bu hallerde Federal Mahkemece Borçlar Kanununun 414. maddesinin tatbiki cihetine gidilmiştir. Demek, söz konusu 414. maddenin tatbiki için başkasının işini görme iradesinin aranmayacağı cihetinde hukuk alimlerinin görüşleriyle Federal Mahkemenin görüşleri birleşmiş bulunmaktadır ki bu hukuki anlayış, heyetin büyük bir ekseriyetince de kanuna uygun bulunmuştur” şeklindeki açıklamalara da yer verildikten sonra; “Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir gayrimenkulü kendi malı imiş gibi kiraya verip kiraları toplamış olması sebebiyle hak sahibinin o kimseden kiraların alınması için açacağı davanın gerek Borçlar Kanunun 414. maddesine dayanan, gerekse Medeni Kanunun 908. maddesine dayanan bir dava olarak tavsifi mümkün olduğuna ve fakat tereddüt halinde, Borçlar Kanununun 414. maddesi hükmüne dayanan menfaatlerin devri davası sayılacağına ve bundan dolayı on yıllık müruruzamana tabi olacağına” karar verilmiştir (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15/04/2021 tarih 2017/11-2407 Esas 2021/502 Karar ve 23/09/2020 tarih 2017/1-1257 Esas 2020/661 Karar sayılı ilamları). Açıklanan bu yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı ...'ın mülkiyetindeki taşınır ve taşınmazların davalı tarafından kiraya verilerek kira ve reklam bedellerinin tahsil edildiğini bildirerek davalının elde ettiği kira ve reklam gelirlerinden şimdilik 1.000-TL'nin davalıdan tahsilini talep ettiği görülmüştür. Dava dilekçe içeriği ve dayanılan maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde istemin gerçek yönünün haksız işgal tazminatı veya sözleşmeden kaynaklı alacak olmayıp kendilerinden onay almaksızın sözleşme hükümlerine aykırı olarak mülkiyeti davacıya ait taşınmaz/taşınırı kiraya veren davalıdan gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca elde ettikleri menfaatin devri istemine ilişkindir. Vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada, yani vekaletsiz iş görme halinde, 818 sayılı BK (6098 sayılı BK.), özel bir zamanaşımı süresi öngörmediğinden, BK'nun 125. maddesindeki (6098 sayılı yasa 146. madde) on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmektedir (Emsal Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29/11/2021 tarih 2021/3857 Esas 2021/12136 Karar sayılı ilamı). Bu bağlamda, mahkemece, taraflar arasındaki İHDS'nin ve bunun dayandığı mevzuatın davacıya devredilen tesislerin mülkiyet hakkının açıkça davacıda olduğunun yazıldığı ve sözleşmelerde bunların kiralanması, reklam alınması vs şekilde gelir elde edilmesi ve edilecek gelirin davalıya ait olacağına dair hüküm bulunmadığından eldeki davanın gerçek olmayan vekâletsiz iş görme hükümlerinden doğan menfaatin devrine ilişkin alacak davası olduğu ve eldeki davada vekaletsiz iş görmeye ilişkin on yıllık zaman aşımı süresinin uygulandığı gözetilerek delillerin bu hükümler çerçevesinde değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmesine rağmen yukarıda yazılı olduğu şekilde hüküm tesisinde isabet görülmemiştir. Hal böyle olunca Dairemizce, somut olayda davalının dava dışı üçüncü kişi/kişiler ile reklam sözleşmesi, telsiz, baz istasyonu, TV aktarıcısı vb. kurulumuna ilişkin sözleşme ve taşınmazların kiraya verilmesine ilişkin kira sözleşmesi imzalamak suretiyle mülkiyeti davacıya ait olan taşınmaz/taşınırdan gelir elde ettiğinin bilirkişi raporu ile belirlendiği, davacı tarafça yukarıda açıklanan yasal düzenleme çerçevesinde gerçek olmayan vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında dava tarihinden geriye dönük on yıl süre ile davalının elde ettiği gelirlerin kendisine ödenmesini davalıdan talep edebileceği, bilirkişi raporu ile EPDK kayıtlarında tespit edilen ve dava tarihinden geriye dönük on yıllık süre zarfında talep edilebilecek alacağın 1.000-TL'den çok daha fazla olduğu gözetilerek ve HMK'nun 26. maddesi ile talep ile bağlı kalınarak ve davalının temerrüte düşürüldüğüne ilişkin tebliğ edilmiş bir ihtar bulunmadığından temerrütün dava tarihi itibariyle gerçekleştiği dikkate alınarak davanın kabulü ile şimdilik 1.000-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekmiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabet görülmediğinden davacının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davacının istinaf talebinin KABULÜNE, 2-Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/12/2022 tarih 2021/209 Esas 2022/847 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1)b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, 3-Davanın KABULÜNE, 1.000-TL'nin dava tarihi olan 25/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, 4-Alınması gereken 615,40-TL bakiye karar ve ilam harcından peşin olarak yatırılan 59,30-TL ile istinaf aşamasında yatırılan 21,40-TL bakiye karar harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 59,30-TL başvurma harcı, 59,30-TL peşin harç ile 21,40-TL bakiye karar harcının, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan 278,35-TL tebligat ve posta gideri ile 2.400-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 2.678,35-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 1.000-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 10-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irat kaydı gerekmekte ise de, davacı tarafından istinaf aşamasında yatırıldığı anlaşılan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, 11-Bakiye gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, B)1-Davacı tarafından yatırılan 179,90-TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 2-Davacı tarafından yatırılan 492-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile posta gideri olarak yapılan 205-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 17/09/2025 Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi-