T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1036 KARAR NO: 2026/77 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 27/05/2021 NUMARASI: 2020/344 E. - 2021/426 K. DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Şirket ortaklığından kaynaklı) Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dai…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1036 KARAR NO: 2026/77 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 27/05/2021 NUMARASI: 2020/344 E. - 2021/426 K. DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Şirket ortaklığından kaynaklı) Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında davacı şirketten çekilen avansın iadesine dayalı bir borç ilişkisi bulunduğunu, davacı ticari kayıtlarından da görüleceği üzere davalının davacıya takip tarihi itibariyle 1.620.167,68-TL tutarında borcu bulunduğunu, davacı şirketin kurulduğu günden bugüne usulüne uygun yönetildiğini, kâr payı dağıtımlarının genel kurul kararıyla yapıldığını, ancak buna rağmen davalının davacının kasasından hukuka aykırı davranışları ile sürekli haksız olarak para çektiğini, davalının talepleri üzerine gönderilmek zorunda kalındığını, çekmiş olduğu bu paraların şirket ticari defterlerine kayıt edildiğini, kendisinin şirkete olan bu borcu bilmesine rağmen davalının bu borcunu hâla ödemediğini, kâr payı dağıtımına ilişkin genel kurullarda olumlu ve olumsuz yönde kararlar alındığını, olumlu karar alındığında gecikmeksizin kâr payı dağıtımı yapıldığını, ancak davalının kâr payı dağıtımıyla yetinmediğini, genel kurul kararları uyarınca ve şirket mali bilançoları hesaplamalarına göre yapılan kâr payı dağıtımlarının yanında daha fazla para kazanmaya hakkı olduğu iddiasıyla uzunca bir süredir aylık yaklaşık 45.000,00 TL ek ödeme ve para talep ettiğini, hissedar olarak kendisine ücret ödenmesine dair genel kurul kararı olmadığından bahisle bu talep reddedilmişse de davalının davacı şirket ticaret merkezinde arbede çıkardığını, müşterileri ve işçileri taciz ettiğini, şirket üretim binasında elektrik şartellerini indirdiğini, jeneratörü kapatma gibi hukuk dışı eylemlerde bulunarak aylık kendisine ödenmesini talep ettiği paraların kendi hesabına yatırılmasını sağladığını, şirkette huzur ve sükutu sağlamak, yaşanılan sıkıntı ve sorunların iş yaptığı firma tarafından duyulmaması ve süreli işlerde gecikme ve aksaklık yaşanmaması için davalıya hiçbir iş yapmadığı halde her ay istediği 45.000 TL tutarında paranın adeta haraç gibi ödenmek zorunda kalındığını, bu durumun yaklaşık üç yıla yakın bir süre devam ettiğini, her seferinde ödeme talebi reddedilen davalının şirket aleyhine akla hayale gelmeyecek hareketlerde bulunduğunu, davacı şirketin de ayakta kalabilme umuduyla istediği meblağları davalıya ödediğini, bu ödemelerin tümünün şirketin banka hesabından yapıldığını, davalının açtığı genel kurul iptali dava dosyalarından alınan bilirkişi raporları ile davacıya olan borcunun da sübut bulduğunu, davalının davacı aleyhine İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/803 Esas sayılı dosyası ile genel kurulun iptali, İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1387 Esas sayılı dosyası ile müteveffa aleyhine müdürün sorumluluğu nedeniyle tazminat davası, İstanbul 21.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas sayılı dosyası ile şirket aleyhine genel kurulun iptali talepli hukuki dayanaktan yoksun davalar ikame ettiğini, ayrıca yalan tanık beyanlarıyla müteveffaya iftira atarak hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, bu davaların yargılama süreci devam ederken alınan bilirkişi raporlarında davalının haksızlığının ortaya konulduğunu, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/803 Esas sayılı dosyası ile ikame edilen genel kurulun iptali istemli davada düzenlenmiş olan 26.03.2019 tarihli bilirkişi raporunda öz varlık tespiti başlığı altında, şirkete kimin ne kadar borçlu olduğunun ve şirketin kime ne kadar borçlu olduğunun tespit edildiğini, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas sayılı dosyasında alınan 25.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda da ...'in borcunun 1.334.669,22-7L olduğunun tespit edildiğini, davalının şirketin resmî ticari defterlerinde kayıtlı borcunun 1.620.167,68 TL olduğunu, alacağın tahsili için İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davalının davacı şirkette %45 hisseye sahip pay sahibi olduğunu, davacının iddiasının aksine davalının davacı şirketten alacağı bulunduğunu, davacı şirkette diğer ortağın %55 oranında pay sahibi olan ve aynı zamanda şirket müdürü ...'in usulsüz işlemleri ile davacının zarara uğratıldığını, sahte faturalarla şirketi zarara uğrattığını, şirketi zarara uğruyor gösterilerek davalıya ödenmesi gereken kâr paylarının ödenmediğini, davalı müvekkilince İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1387 Esas sayılı dosya ile şirket müdürü aleyhine tazminat davası açıldığını, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/676 Esas sayılı dosyası ile açılan davada alının bilirkişi raporu ile ... şirket müdürüyken şirkete sahte, karşılığı olmayan faturalar sokarak sanki şirket zarar ediyormuş gibi gösterdiğinin ortaya konulduğunu, davalı müvekkilinin şirket kayıtlarını incelettiği Bağımsız Denetçi/Mali Müşavir ...'ın raporunda "a) Şirket müdürü ...'in şirket hesaplarından kendi hesabına 682.970,82 TL aktardığı, yine şirket hesabından şirketin kasa hesabına 698.000,00 TL aktardığı ve bu tutarların ne için kullanıldığının belli olmadığı, 2017 yılı şubat ayında alınan kararla tek tarafları olarak huzur hakkı ücretini 7.500,00 TL'den 15.000,00 TL'ye çıkardığının tespit edildiği bu hususlar dikkate alındığında şirket müdürü ...'in aldığı kararların TTK 391 maddesi gereğince batıl olduğu, b) şirket adına yapılan tahsilatlarda tahsilat genel tebliği hükümlerine uyulmamak suretiyle usulsüz işlemler yapıldığı, c) Oluşturulan giderlerde yukarıda tespit edilen 6.102..520,66 TL faturanın şirketin genel karlılığını düşürdüğü, d) Şirket ortağı ...'in (6.102.520,66 %45) 2.746.134,24 TL kâr kaybının olduğu kanaatine varmış bulunmaktayım." şeklinde tespitlerde bulunulduğunu, ...'in vefatı ile davaya mirasçılarına karşı devam edildiğini, mirasçıları olan yeni şirket ortaklarının da müvekkili davalının haklarını elde edememesi amacıyla her türlü yola başvurarak kötü niyetli bir şekilde hareket ederek bu davayı açtığını, davalı müvekkiline hiçbir zaman kâr payı ödemesi yapılmadığını, davacı tarafın dava dilekçesinde davalı müvekkiline kâr payı ödemelerinin yapıldığını iddia etmişse de böyle bir durumun söz konusu olmadığını, şirket kayıtlarında görüleceği üzere şirketin 2018 yılından önce sahte faturalar ile zarar ediyormuş gibi gösterildiğini, hal böyle iken bu yıllara ait bir kâr olmadığından müvekkiline kâr payı ödenmiş olmasının da mümkün olmadığını, 2018 yılı ve sonrasında da müvekkiline hiçbir kâr payı ödemesi yapılmadığını, davacının müvekkiline her ay 45.000 TL ödendiği yönündeki iddialarına ilişkin olarak, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/676 Esas sayılı dosyasının 02.06.2019 tarihli duruşmasında davalı müvekkili ... ve müteveffa ...'in babası ...'in tanık olarak dinlendiğini, tanık ...'in beyanlarında "taraflar benim oğlum olur, ... davacı hakkını vermiyor, adaletsiz davranıyor ... ...'e şirket gelirleri ve huzur hakkı ile ilgili olarak davalı taraf ödeme yapmamaktadır ... Davacı 45.000,00 TL alıyorsa davalı neredeyse bunun iki katını almaktadır." şeklinde beyanlarda bulunduğunu, açıkça görülmektedir ki müvekkilinin 45.000 TL aldığı yerde müteveffa ...'in şirketten 90.000 TL gibi bir para aldığını, bu durumu bizzat tarafların öz babasının ifade ettiğini, bu nedenle davacı şirketin öncelikle müteveffa ...'e ödenen 90.000 TL'nin açıklamasını yapması gerektiğini, %55 pay sahibi olan müteveffa ...'e 90.000 TL ödeme yapılıyor ise davalı müvekkiline de %45 pay sahibi olarak yaklaşık 75.000,00 TL ödeme yapılması gerektiğini, buna göre davacı müvekkilinin yalnızca kendi hakkı olan parayı almaya çalıştığının ortada olduğunu savunarak, davanın reddine ve kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...İstanbul . İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyası getirtilmiş, yapılan incelemesinde; davacı tarafından davalı aleyhine toplam 1.620.167,68 TL tutar üzerinden ilamsız icra takibine geçildiği, davalı tarafından yapılan icra takibine itiraz edildiği ve takibin durduğu görülmüştür. İstanbul 19 ATM nin 2018/1387 E.sayılı dosya getirtilmiş, yapılan incelemesinde; davacı ... tarafından davalı ... aleyhine ... Şti müdürü olan davalının şirketi ve kendisini zarara uğratmış olması sebebiyle TTK.nN 553 ve devam eden maddeleri gereğince fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 1000 TL'lik tazminat davası açtığı, yargılamanın halen derdest olduğu görülmüştür. İstanbul 21 ATM'nin 2019/23 E.sayılı dosyası getirtilmiş, yapılan incelemesinde; davacı ... tarafından davalı ... Şti aleyhine 23/08/2019 tarihli 2018 yılı genel kurulunun usulüne uygun çağrı yapılmaması nedeniyle 2,4,6,8,9,10,11,12 ve 13 numaralı maddelerinin iptali için dava açıldığı, yargılamanın halen devam ettiği görülmüştür. Mahkememizce tarafların iddia ve savunmaları sundukları deliller, davacı şirketin ticari defter ve kayıtları ve dosya incelenerek davalının şirketten çekmiş olduğu avans olup olmadığı, davalının şirkete borçlu bulunup bulunmadığının tespiti konusunda bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olup, ibraz edilen 07/04/2021 tarihli bilirkişi raporunda; yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda davalının davacı şirketten bir kar payı alacağı olmadığı, davalının davacı kayıtlarında 31/12/2019 tarihi itibariyle 1.620.167,68 TL borçlu olduğu bildirilmiştir. Davacı şirketin 1600 hisse karşılığı 400.000 TL sermayeye sahip olduğu, 7200 payının ..., 2200 payının ....., 2200 payının ...., 2200 payının ..., 2200 payının ...'e ait olduğu, ... dışındaki pay sahiplerinin eski ortak ...'in mirasçıları olduğu, davacı şirketin incelenen ticari defterlerinin TTK hükümleri ve HMK .nun 222 .maddesine uygun şekilde tutulduğu, sahibi lehine delil vasfına sahip olduğu, davalı adına açılmış bulunan hesapların ortaklardan alacaklar ve ortaklara borçlar hesabında takip edildiği, davalı ve davalı adına yapılmış ödemeler, düzenlenmiş faiz faturaları, davalı cari hesabına borç kaydedildiği, davalı adına taahhuk ettirilmiş huzur hakkı, temettü, fatura alacaklarının davalı cari hesabına alacak kaydedildiği, yapılan hesaplamalar sonucu davalının davacı kayıtlarında 31/12/2019 tarihi itibariyle 1.620.167,68 TL şirkete borçlu bulunduğu, davalı tarafından şirketten alması gereken ancak şirketin zarara uğraması sebebiyle alamadığı kar payı alacağının bulunduğunun ileri sürüldüğü, kar payının dağıtılması genel kurulun yetkisinde olup, ancak genel kurulun karar alması ile sağlanabileceğinden böyle bir karar alınmaz ise alacak hakkına dönüşemeyeceğinden kar payı alacağı ortak tarafından anonim şirkete karşı bağımsız bir alacak olarak ileri sürülemez . Somut olayda davalı, genel kurulda kar dağıtımı konusunda herhangi bir karar alınmaksızın geçmiş yıllarda az kar dağıtıldığı gerekçesiyle hesabına borç kaydedilen tutarları kar payı karşılığı aldığını ileri sürmesi mümkün olmadığından davalının 31/12/2019 tarihi itibariyle davacıya 1.620.137,68 TL borçlu olduğu sonucuna varılmıştır. Bekletici mesele yapılması talep edilen İstanbul 21 ATM'nin 2019/23 E.sayılı dosyasındaki yargılama ...'in müteveffa diğer ortak ... aleyhine açmış olduğu sorumluluk davası olduğu, İstanbul 19 ATM'nin 2018/1387 E.sayılı dosyasındaki yargılamanın da 2018 yılı genel kurul toplantısında alınan kararların iptaline yönelik olduğu , Mahkememizdeki davanın ise, ortağın şirkete olan borcunun tahsiline yönelik açılmış olduğu, Bekletici mesele yapılması talep edilen dosyalardaki uyuşmazlıkların Mahkememizde yargılaması devam eden dava konusu ile bağlantısının bulunmadığı, HMK.nun 165.maddesinin 1.fıkrasındaki şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından davalının İstanbul 21 ATM nin 2019/23 Esas ve İstanbul 19 ATM nin 2018/1387 E.sayılı dosyalarının bekletici mesele yapılması talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Tüm dosya kapsamı ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda; davacının davalıdan takip tarihi itibariyle 1.620.167,68 TL borçlu bulunduğu, alınmış bir genel kurulu kararı olmaksızın davacının kar payı karşılığı bu miktar parayı şirketten tahsil ettiğini ileri sürmesinin mümkün bulunmadığı, hüküm vermeye elverişli denetime açık bilirkişi raporu ile anlaşıldığından davacının davasının kabulüne, takibin 1.620.167,68 TL üzerinden devamına, asıl alacak 1.620.167,68 TL takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak taraflarca belirlenebilir mahiyette bulunan likit alacak miktarına kötü niyetli olarak itiraz edildiğinden, kabul edilen alacak miktarı üzerinden % 20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptaline, takibin 1.620.167,68 TL üzerinden devamına, asıl alacak 1.620.167,68 TL'ye takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, kabul edilen miktar üzerinden %20 oranında hesaplanan 324.033,53 TL icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; somut olaydaki davanın tarafları arasında bir eşitlik bulunmadığını, davacı şirket yetkilisi olan ...'in defter kayıtlarına göre hiç borcu olmazken davalının aleyhine delil oluşturacak şekilde borç kaydı oluşturulduğunu, bu durum dava dosyasındaki karara dayanak teşkil eden ticari defterlerin güvenilirliğini zedelediğini, davalının gerçek kişi olduğunu, defter kayıtları olmadığını, sadece defter kayıtlarına dayanılarak hüküm kurulamayacağını, HMK m.222deki "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır." hükmünün huzurdaki davada uygulanma ihtimali bulunmadığını, davalının davacı şirketten alacağı bulunduğunu, davalı, şirket ortağı olsa da şirket müdürü olan ... vasıtasıyla tutulan ticari defterlerde diğer ortak ...'in aldığı paralar borç olarak gösterilmezken, müvekkiline adeta kumpas kurulduğunu, şirketten alamadığı paralara karşılık hatalı mahkeme kararı neticesinde müvekkilinin yüklü miktarda borç altına sokulduğunu, müteveffa ...'in şirket müdürlüğünü yaptığı dönemde şirkete sahte, karşılığı olmayan faturalar sokarak şirketi zarar ediyormuş gibi gösterdiğini, bu nedenle de müvekkilinin hakkı olan kâr payının davalıya hiçbir surette ödenmediğini, müvekkilinin 45.000 TL aldığı yerde müteveffa ...'in şirketten 90.000 TL gibi bir para aldığını, bunu tarafların öz babasının ifade ettiğini, bu sebeple davacının öncelikle müteveffa ...'e ödenen 90.000 TL'nin açıklamasını yapması gerektiğini, %55 pay sahibi olan müteveffa ...'e 90.000 TL ödeme yapılıyor ise davalı müvekkiline de %45 pay sahibi olarak yaklaşık 75.000,00 TL ödeme yapılması gerektiğini, hal böyle iken davalının yalnızca kendi hakkı olan parayı almaya çalıştığını, bekletici mesele yapılması talep edilen İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1387 Esas ve İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas Sayılı dosyalarında verilecek karar yerel mahkemenin vereceği kararı birebir etkileyeceğinden bekletici mesele yapılması gerekirken bu taleplerinin reddinin hatalı olduğunu, İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1387 Esas sayılı dosyasında davacı şirket müdürü müteveffa ...'in sahte faturalar ile şirketi ne kadar zarara uğrattığı ve bu doğrultuda şirketin gerçekte ne kadar kâr elde ettiğinin ortaya çıkacağını, bu durumda da davalıya yapılması gereken kâr payının ortaya çıkacağını, aslında müvekkilinin davacı şirketten alacaklı olduğunun anlaşılacağını, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas sayılı dosyası incelendiğinde ise davacı şirketin 23.08.2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurulunun iptali, bunun mümkün olmaması halinde genel kurulun 2, 4, 6, 8, 9, 11, 12 ve 13 numaralı kararlarının iptalinin talep edildiğini görüleceğini, eldeki bu itirazın iptali davasında karar verilmeden önce İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas sayılı dosyasının sonucu beklenmesi gerektiğini, 23.08.2019 Tarihli 2018 yılı olağan genel kurulunun 9.maddesiyle davalının olumsuz oyuna rağmen- şirketin sermayesinin 400.000,00 TL'den 1.000.000,00 TL'ye çıkarılmasına karar verildiğini, alınan bu karar doğrultusunda müvekkili aleyhine yüksek bir sermaye borcu ortaya çıkarıldığını, ortaya çıkan bu sermaye borcu yerel mahkemede açılmış olan itirazın iptali davasına konu icra takibine de dahil edildiğini, söz konusu davanın kabulü halinde 2018 yılı olağan genel kurulunun sermaye artırımına ilişkin 9.maddenin iptal olacağını, davalının borcunun da ortadan kalkacağını, sermaye artırımından üç ay gibi bir süre geçtikten sonra bir anda faaliyetini durduran davacı şirketin salt müvekkilini borçlu göstermek amacıyla sermaye artırımı yaptığını, bu nedenle yerel mahkemece İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas sayılı davasının sonucunun beklenilmemesinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, Bağımsız Denetçi/Mali Müşavir ...'a şirket defter ve belgelerini incelettirerek 07.07.2018 tarihinde 2012-2017 yıllarını kapsayan "Özel Uzman Bilirkişi Mütalaası" düzenletildiğini, düzenlenen bu raporun sonuç kısmında; "a) Şirket müdürü ...'in şirket hesaplarından kendi hesabına 682.970,82 TL aktardığı, yine şirket hesabından şirketin kasa hesabına 698.000,00 TL aktardığı ve bu tutarların ne için kullanıldığının belli olmadığı, 2017 yılı şubat ayında alınan kararla tek tarafları olarak huzur hakkı ücretini 7.500,00 TL'den 15.000,00 TL'ye çıkardığının tespit edildiği bu hususlar dikkate alındığında şirket müdürü ...'in aldığı kararların TTK 391 maddesi gereğince batıl olduğu, b) şirket adına yapılan tahsilatlarda tahsilat genel tebliği hükümlerine uyulmamak suretiyle usulsüz işlemler yapıldığı, c) Oluşturulan giderlerde yukarıda tespit edilen 6.102..520,66 TL faturanın şirketin genel karlılığını düşürdüğü, d) Şirket ortağı ...'in (6.102.520,66 %45) 2.746.134,24 TL kâr kaybının olduğu kanaatine varmış bulunmaktayım." şeklinde tespitlerde bulunulduğunu, bu rapordan da görüleceği üzere sadece 2012 ve 2017 yılları arasında müvekkilinin şirkete sokulan sahte faturalar nedeniyle 2.746.134,24 TL kâr kaybının olduğunun ortaya çıktığını, nitekim 2018 yılında ve devam eden yıllarda müvekkiline ödenmesi gereken kâr payının ödenmediğini, bütün bu açıklamalar ışığında yerel mahkemece İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1387 Esas sayılı dosyası İle İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmamasının hatalı olduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediği gibi ek rapor alınması gerekliyken ek rapor talebi hakkında olumlu yahut olumsuz bir karar verilmemesinin HMK madde 297'ye göre eksik incelemeyi gösterdiğini, ...'in mirasçıları olan yeni şirket ortakları da müvekkilinin haklarını elde edememesi amacıyla her türlü yola başvurarak kötü niyetli bir şekilde hareket ederek bu davayı açtığını, davacının davalıya hiçbir zaman kâr payı ödemesi yapmadığını, kâr payı ödemelerinin yapıldığını iddia etmişse de böyle bir durumun söz konusu olmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacı şirketin, davalı ortağından olan alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekili; davalının şirketin %45 oranında pay sahibi olduğunu, kâr payı ile yetinmeyerek davacı şirketten aylık 45.000 civarında üç yıla yakın para çektiğini, davacı şirketin davalının şirketteki olumsuz davranışları sebebiyle bu parayı ödemek zorunda kaldığını, davalının bu paraları şirkete iade etmesi gerektiğini ileri sürerek takip başlatmış ve eldeki davayı açmıştır. Davalı vekili ise; davalının 45.000 TL aldığı yerde diğer ortak dava dışı ...'in şirketten 90.000 TL gibi bir para aldığını, bu durumu bizzat tarafların öz babasının tanık olarak ifade ettiğini, bu nedenle davacı şirketin öncelikle müteveffa ...'e ödenen 90.000 TL'nin açıklamasını yapması gerektiğini, %55 pay sahibi olan müteveffa ...'e 90.000 TL ödeme yapılıyor ise davalı müvekkiline de %45 pay sahibi olarak yaklaşık 75.000,00 TL ödeme yapılması gerektiğini, buna göre davacı müvekkilinin yalnızca kendi hakkı olan parayı almaya çalıştığını savunmuştur. Dosya kapsamında bulunan İstanbul .. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 1.620.167,68 TL asıl alacak üzerinden ....03.2020 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak asıl alacağın gösterildiği, ödeme emrinin 05.03.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 05.03.2020 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece alınan 06.04.2021 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinde; bilirkişilerce davacı şirketin 2015-2016-2017-2018 ve 2019 yılı defterlerinin incelendiği, şirketin 10.12.2017 tarihinde yaptığı tahakkuk kaydı ile 2016 yıl sonu itibariyle geçmiş dönemden devrolunan net kârın 1.054.285,99 TL olduğu, bunun hissedar davalıya düşen kısmının 353.660,54 TL, diğer ortağa düşen kısmının 432.251,77 TL olduğu, davalıya düşen miktarın davalının hesabına alacak kaydedildiği, ardından davalının şirkete olan borcundan mahsup edildiği, 30.06.2018 tarihinde davacı şirketin 2015-2016-2017 yılları olağan genel kurul toplantısı yapıldığı, 4. maddesinde yedek akçeler ayrıldıktan sonra ileriki yıllarda kâr dağıtımı yapılmasına karar verildiği, davalının genel kurul kararlarının iptali için İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/803 Es sayılı dava dosyası ile dava açıldığı, şirketin 2017 yılında zarar, 2018 yılında kâr ettiği, 2019 yılında zarar ettiğinin tespit edildiği, 31.12.2019 tarihi itibariyle davacı şirketin öz kaynaklarında kâr dağıtımına esas kazanç bulunmadığı, davalı adına düzenlenen faiz faturasının, davalı cari hesabına borç kaydedildiği, davalı adına tahakkuk ettirilmiş huzur hakkı, temettü ve fatura alacaklarının davalı cari hesabına alacak kaydedildiği, hesaplarda yer alan işlemler sonucunda davalının davacı kayıtlarında 31.12.2019 tarihi itibariyle 1.620.167,68 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, davacı şirketin kâr dağıtımına ilişkin genel kurul kararı olmadığı, davalının davacı şirketten kâr payı alacağının bulunmadığı husularının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi ile cevap dilekçesinden ve mahkemece alınan bilirkişi raporundan; davacı şirket kayıtlarına göre davacının davalıya toplamda 1.620.167,68 TL ödeme yaptığı anlaşılmaktadır. Zira davalı cevap dilekçesinde, şirketin kendisine kâr payı ödemesi yapmadığını, bu nedenle aldığı paraların kendi hakkı olduğunu savunmuş olup söz konusu ödemeleri almadığına dair bir savunma ileri sürmemiştir. Bu sebeple dava konusu bedellerin davalıya ödendiği hususunda bir ihtilaf bulunmamakta olup söz konusu beyanlar ve bilirkişi raporuna göre davacı tarafından davalıya yapılan bu ödemelerin şirketin ortağa verdiği avans niteliğinde olduğu kanatine varılmıştır. Öte yandan, 6102 sayılı TTK'nın 608/1.maddesine göre, kâr payı, sadece net dönem kârından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden dağıtılabilir. Kâr payı dağıtımına ancak, kanun ve şirket sözleşmesi uyarınca ayrılması gereken kanuni yedek akçelerle, şirket sözleşmesinde öngörülmüş yedek akçeler ayrıldığı takdirde karar verilebilir. Limited şirketlerde kârın dağıtımına karar vermek yetkisi TTK'nın 616/1-e maddesine göre genel kurulun devredilemez yetkilerindendir (6762 sayılı TTK m.539/4). Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, kârın dağıtımına genel kurul karar verebilir. Mahkemece, ortaklar kurulunun yerine geçilerek, kâr dağıtımına karar verilemez. Kâr dağıtımına ilişkin kararları almak yetkisi genel kurula ait olup, bu yetki başka bir organa devredilemeyeceği gibi ortaklar kurulu, kâr dağıtımı için bir karar vermedikçe şirket ortağı dava açarak kendisine ait kârı isteyemez. Bu kural buyurucu nitelikte olduğundan, sözleşmeye aksine bir hüküm konulamaz (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 30.11.2015 tarih ve 2015/5356 Esas, 2015/12685 Karar sayılı kararı ile 30.11.2015 tarih ve 2015/5256 Esas, 2015/12736 Karar,). Somut olayda davacı şirketçe davalıya ödenen bedellerin tarafların kabulünde olduğu, davalı beyanlarına göre aldığı bu bedellerin kâr payı olduğunun iddia edildiği görülmektedir. Ancak bilirkişi raporu ile de tespit edildiği üzere, davacı şirketin sicil kayıtlarından genel kurulca kâr payı dağıtımına yönelik karar alınmadığı, davalının davacı şirketten bir kâr payı alacağı olmadığı tespit edildiğine göre, avans olarak yapıldığı anlaşılan bu ödemelerin davalı yanca davacıya iadesi gerektiği, bu sebeple mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Davalı vekili, davacı şirketin şirket yetkilisi olan diğer ortak ... tarafından sahte fatura düzenleyerek zarara uğratıldığını, tek taşınmazını sattığını ancak davalıya ödeme yapmadığını, şirketten sebepsiz yere para çektiğini ileri sürmüş ise de söz konusu hususlar eldeki davanın konusu olmayıp ilgili şirket yöneticisine karşı açılacak bir sorumluluk davasında ileri sürülebilecek hususlardır. Nitekim eldeki davanın davalısı ... tarafından, şirket yöneticisine karşı İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1387 Esas sayılı dosyası ile sorumluluk davası açıldığı, dosyanın UYAP sistemi üzerinden dosya inceleme talebi ile incelemeye açılması sonrasında incelenmesinde, mahkemenin 21.09.2023 tarihli ve 2023/577 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, dosyanın istinaf incelemesinde olduğu anlaşılmıştır. Davalı vekili bu dosyanın bekletici mesele yapılmasını talep etmiş ise de, eldeki davanın konusu davalı ortağa verilen avansın iadesine ilişkin olup açılan sorumluluk davasının eldeki davada verilecek kararın sonucunu etkilmeyeceği, eldeki dava ile bağlantısı bulunmadığı anlaşıldığından bu yöndeki istinaf sebebinin reddi gerekmiştir. Yine eldeki davanın davalısı tarafından İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas sayılı dosyası ile şirket aleyhine şirketin 23.08.2019 tarihli 2018 yılı olağan genel kurulunun iptali, bunun mümkün olmaması halinde genel kurulun 2, 4, 6, 8, 9, 11, 12 ve 13 numaralı kararlarının iptalinin talep edildiği, dosyanın UYAP sistemi üzerinden incelenmesinde, mahkemenin 15.12.2021 tarihli ve 2021/943 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın istinaf incelemesinde olduğu anlaşılmaktadır. Davalı vekili bu dosyanın da bekletici mesele yapılmasını istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de, eldeki davanın konusu davalı ortağa verilen avansın iadesine ilişkin olup açılan sorumluluk davasının eldeki davada verilecek kararın sonucunu etkilmeyeceği, davalar arasında bağlantı bulunmadığı anlaşıldığından bu yöndeki istinaf sebebinin reddi gerekmiştir. Davalı vekili, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/23 Esas sayılı dosyasına konu genel kurul toplantısının 9.maddesi ile davacı şirketin sermayesinin 400.000,00 TL'den 1.000.000,00 TL'ye çıkarılmasına karar verildiğini belirterek, bu karara göre davalının sermaye borcunun da davacı yanca icra takibine konu edildiği istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, alınan bilirkişi raporunda davalının şirketten aldığı avans niteliğindeki borcun tespit edilip herhangi bir sermaye borcu hesabı yapılmamış, davacı vekilince 27.05.2021 tarihli duruşmada davalıdan sermaye alacağı talebinde bulunulmadığını bildirmiş olması ve aksine bir bilgi ve belgenin bulunmaması karşısında bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu denetime ve hüküm kurmaya elverişli olup davalının ileri sürdüğü itiraz sebepleri aynı zamanda istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş olup yukarıda yapılan değerlendirmede bunların yerinde olmadığı anlaşıldığından bilirkişi raporuna yönelik istinaf sebebinin de reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 83.005,23 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 22.01.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.