T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/311 KARAR NO : 2026/300 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:07/12/2023 NUMARASI:2023/974 Esas 2023/1105 Karar DAVANIN KONUSU:İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177)) KARAR TARİHİ:25/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:D…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/311 KARAR NO : 2026/300 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:07/12/2023 NUMARASI:2023/974 Esas 2023/1105 Karar DAVANIN KONUSU:İflas (Doğrudan Alacaklı Tarafından Talep Edilen İflas (İİK 177)) KARAR TARİHİ:25/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Borçluya karşı Ankara 23. İcra Müdürlüğü ... dosya numaralı ilamlı icra yolu ile icra takibi başlatıldığını, güncel borç tutarının 16.252,67 TL olduğunu, başlatılan icra takiplerine rağmen borçlar halen daha ödenmediğini, borçlunun mal kaçırma ihtimali de göz önünde bulundurularak, borçluların iflasına karar verilmesi isteminde bulunulmasına lüzum görüldüğünü, açıklanan sebeplerle başvuruda bulunarak borçlunun iflasına karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu belirterek talebinin kabulü ile borçlunun (itirazının kaldırılmasına) (herhangi bir itirazda bulunmadığı ve borcu ödemediği anlaşıldığından) ve davalının iflasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP:Dava dilekçesi usulüne uygun şekilde davalıya tebliğ edilmesine rağmen davalı cevap dilekçesi sunmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; "Davacı vekili tarafından icra takibine dayanak belge olarak sunulan tüketici hakem heyeti kararının İİK'nın 177 nci maddesinin birinci fıkrasının 4 ncü bendinde belirtilen ilamlardan olmadığı anlaşıldığından davanın dayanak belgeye ilişkin özel dava şartı noksanlığı nedeniyle İİK'nın 177/4 ncü maddesi yollamasıyla HMK'nın 114/2 ve 115/2.maddeleri uyarınca usulden reddine" karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı ile bir kısım asli müdahil vekilleri yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; İİK ya göre belgelere 38. maddede ilam mahiyetine haiz belgeler başlığı altında sayıldığını ve ayrıca İİK nın 41. Maddesinde 38. Maddede sayılan belgelerin dışında diğer hükümleri ilama müstenit takiplerde de uygulanabileceği belirtildiğini, yine İİK nın 68/1. Maddesine baktığımızda Resmi Dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri belgeler itirazın kesin kaldırılmasına ilişkin belgeler niteliğinde olup teoride ve pratikte ilam niteliğinde belgeler vasfında sayıldığını, keza 6502 Sayılı Kanunun 70/2. Maddesinde “… Tüketici Hakem Heyetlerinin Kararları İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir.” ibaresi ile bu kanuna dayalı verilen kararların ilam niteliğinde olduğu ve İİK kapsamında olduğu açıkça belirtildiğini, hal böyle iken mahkemenin 07.12.2023 tarihli duruşmasında ve 19/12/2023 yazım tarihli 2023/974 esas 2023/1105 karar sayılı gerekçeli kararında usulden reddine ilişkin vermiş olduğu karar açıkca kanuna ve hukuka aykırı olduğunu, ayrıca ayrıca mahkeme gerekçeli kararında asli müdahil talebinde bulunanların taleplerinin reddedildiğini belirtilmiş ise de bunların ret gerekçesini belirtmediğini, eğer ki dava usulden reddedilecekse mahkemenin harcı tamamlatıp, müdahillik için ilana çıkartması bile şirketin itibarını zedeleyen bir duruma da sürüklediği ve müdahillikte bulunan kişilerinde haklarını mahrumiyete uğratığı göz önünde bulundurulduğunda usulden ret kararı hukuka uygun olmadığını ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzeni ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde;Dava, İİK 177/4. Maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas istemine ilişkindir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2004 sayılı İİK'nun 177.maddesinde, "Doğrudan Doğruya İflas Halleri" üst başlığı altında, "Evvelce takibe hacet kalmaksızın İflas, Alacaklının talebi" düzenlenmiştir. 117/1.fıkrada, aşağıdaki hallerde alacaklının evvelce takibe hacet kalmaksızın iflasa tabi borçlunun iflasını isteyebileceği ifade edilmiştir. Yasada belirtilen 4 bent ise sırasıyla;1- Borçlunun malum yerleşim yeri olmaz, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla kaçar, alacaklıların haklarını ihlal eden hileli muamelelerde bulunur veya bunlara teşebbüs eder yahut haciz yoluyla yapılan takip sırasında mallarını saklarsa; 2-Borçlu ödemelerini tatil eylemiş bulunursa; 3-308 inci maddede ki hal varsa; 4-İlama müstenit alacak icra emriyle istenildiği halde ödenmemişse,..” şeklinde sayılmıştır.Alacaklı, bazı sebeplere dayanarak ilk önce icra dairesine bir iflas takip talebinde bulunmadan ve borçlusuna bir iflas takip talebi göndermeden doğruca ticaret mahkemesinde iflas davası açabilmektedir. İflasa tabi borçlu, kendisine tebliğ edilen icra emrine rağmen borcunu ödemez ise, İİK 177/4 maddesi uyarınca alacaklı doğruca ticaret mahkemesinden borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebilmektedir. İİK 37 ve İİK 177/4 hükümlerine dayanılarak açılan iflas davalarında depo emri tebliğine de gerek bulunmamaktadır. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 08.10.1998,5729/5865) Ayrıca İİK'nın 177/1.4 maddesi gereğince doğrudan doğruya iflas davası açmak için kural olarak ilamın kesinleşmesine de gerek yoktur. Ancak, takibin dayanağı ilam için istinaf mahkemesinden ya da Yargıtay'dan "icranın geri bırakılması" kararı alınması halinde ticaret mahkemesi, ilamın kesinleşmesini "bekletici mesele" yapmalıdır (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, 2. Baskı, sayfa 726).İflas davasında yetkili mahkeme, İİK'nın 154/3 maddesi uyarınca borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret mahkemesidir. Bu yetki, kamu düzenine ilişkindir. Davalı şirketin muamele merkezi itibariyle işbu davanın görevli ve yetkili mahkemede açıldığı ve karara bağlandığı anlaşılmıştır.Somut dosyada doğrudan iflas talebine konu mahkeme ilamı değil hakem kararıdır.Öncelikle hakem kararına istinaden ilamı takip başlatılarak, icra emrine rağmen borç ödenmediği takdirde doğrudan iflas davası açılmasının mümkün olup olmadığının incelenmesi gerekmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 16/10/2024 tarihli 2024/2828 E. 2024/3457 K. sayılı kararı ile, "...1. Dava; takibe itirazın kaldırılması ve iflas talebine ilişkindir.Genel olarak iflas davalarına konu uyuşmazlıklar tarafların iradelerine tabi olmadığından tahkime de elverişli değildir. Ancak, iflas davalarına konu uyuşmazlıklar, mahkemenin önüne farklı şekilde gelmekte olup, iflas davasının türüne göre değerlendirme yapmak gerekir.Doğrudan iflas hallerinin bulunması halinde mahkeme doğrudan iflas davasına başlamaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın tahkime elverişli olmayacağının, hakkında iflas davası açılan kişinin bir başkası ile yapmış olduğu tahkim sözleşmesinin hiçbir şekilde bu davanın konusu olamayacağının kabulü gerekir. Öğreti ve uygulamada da bu konuda farklı bir görüş bulunmamaktadır.İflas yoluyla takipte bulunulması üzerine açılacak iflas davasında ise borçlunun takibe itiraz edip etmemesine göre farklı ihtimaller bulunmaktadır. Alacaklının alacağını tahsil etmek için borçlu aleyhine iflas yoluyla takipte bulunması üzerine borçlu tarafından takibe itiraz edilmemesi halinde takip kesinleşmiş olacaktır. Bu durumda, mahkemeden borçlunun iflası istendiğinde mahkeme artık alacağın var olup olmadığını yargılama konusu yapmayacak, iflas talebine ilişkin olarak İİK’nın 166. maddesi gereğince gerekli ilan ve bildirimlerde bulunacaktır. Bu ihtimalde, takip alacaklısı ve takip borçlusu arasında takip konusu alacakla ilgili tahkim şartı bulunsa da artık tahkim itirazı kabul görmeyecektir. Zira mahkemenin alacak talebi ile ilgili bir yargılama yapması söz konusu değildir. İflasa ilişkin hükümlerin uygulanmasına geçilmiş olacağından artık iki taraf arasındaki bir uyuşmazlıktan öte kamusal yönü bulunan bir davanın görülmesi söz konusu olacaktır. İflas bildirimlerinin yapılması, alacaklıların davaya katılmaları, gerekirse dava giderlerinin kamu üzerinden karşılanması, davanın re'sen takibi gibi hususlar dikkate alındığında, artık hukuki ilişkiye göre iki tarafın arasındaki bir uyuşmazlığın dava konusu olması söz konusu olmayacağından iki taraf arasındaki tahkime konu uyuşmazlığın bu davada değerlendirilmesi de mümkün değildir. Bu haliyle iflas yoluyla başlatılan takibe itiraz edilmemesi üzerine açılan iflas davasının tahkime elverişli olmadığı konusunda da bir tereddüt yaşanmayacaktır.Ancak iflas yoluyla başlatılan takibe süresinde itiraz edilmesi üzerine açılan iflas davasında durum çok farklı gelişmektedir. İflas yoluyla başlatılan takibe itiraz (veya şikâyet) edildiğinde, alacaklının mahkemeden borçlunun itirazının kaldırılmasına ve iflasına karar verilmesini talep etmesi gerekmektedir. Burada aslında birlikte ileri sürülen iki talep bulunmaktadır. İflas davasına bakacak ticaret mahkemesinin de birbirini takip eden iki talebi ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir. Bu durumda, mahkeme öncelikle maddi hukuka göre alacağın mevcut olup olmadığının tespiti konusunda bir yargılama yapması, alacağın varlığını tespit etmesi halinde iflas davası aşamasına başlaması gerekir. İflas takibine itiraz edilip edilmemesinin farklılığı da burada ortaya çıkmaktadır. İflas takibine itiraz edilmemesi üzerine açılan iflas davasında, doğrudan iflas yargılaması başlamakta iken, iflas takibine itiraz edilmesi üzerine açılan iflas davasında iflas yargılaması hemen başlamamakta, öncelikle alacağın varlığı tespit edilmekte ve bundan sonra iflas davası aşaması başlamaktadır. İİK’nın 156/3. maddesinde yer alan, “borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir” şeklindeki hükmünü dikkate aldığımızda da bu durumu açıkça görmekteyiz. Bu davada önce borçlunun itirazı değerlendirilecek ve bu değerlendirmenin sonucuna göre iflas davası aşaması başlayacaktır. Bu durum en belirgin şekilde iflas bildirimleri ve iflas ilanlarında ortaya çıkmaktadır. İflas takibine itiraz edilmemesi üzerine açılan iflas davasında iflas ilan ve bildirimleri davanın başında ilk tensiple birlikte yapılırken, iflas takibine itiraz üzerine açılan iflas davasında alacak tespit edilip itirazın kaldırılmasına karar verildiğinde iflas ilan ve bildirimleri yapılmaktadır. Burada alacağın esası hakkında neticeten bir karar verilmese de, bir ara kararla itirazın kaldırılmasına ve depo emrinin yerine getirilmesine karar verilmekte, depo emrinin yerine getirilmemesi halinde ancak iflas ilan ve bildirimlerinin yapılmasına karar verilmektedir. Bu durum dikkate alındığında, iflas takibine itiraz edilmemesi üzerine borçlunun iflasının istenmesinde birbirinden ayrılması mümkün olan iki talebin yargılamasının birbirini takip eder şekilde ve birinin sonucuna göre diğerinin değerlendirileceği bölünebilen iki talepli bir dava olduğunu görmekteyiz (Dinç, İlhan; Genel İflas Yoluyla Takibe İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasının Tahkime Elverişliliği, TAAD, Yıl 1, Sayı 41(Ocak 2020), s. 427-463).Bu iki talebin bölünmesinin ve ayrı ayrı değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığına göre bu davanın (uyuşmazlığın) tahkime elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir durumda öncelikle alacağın var olup olmadığı, yani itirazın yerinde olup olmadığı dava konusu yapılmaktadır. Bu dava niteliği itibariyle bir alacak davası olduğundan maddi hukuka göre bir değerlendirme yapılması gerekecektir. Bu durumda da taraflar arasındaki uyuşmazlığın maddi hukuka göre değerlendirilmesi sırasında bir tahkim sözleşmesinin bulunması durumunda bu sözleşmenin dikkate alınması gerekir. Bu aşaması itibariyle bu davanın tahkime elverişli olduğu sonucuna ulaşmaktayız.Taraflar arasındaki alacakla ilgili tahkim şartı varsa öncelikle tahkime başvurularak alacağa ilişkin uyuşmazlığın neticelendirilmesi, bu neticeye göre iflas davası açılması gerekir. Buna uyulmaması, yani tahkim şartı bulunan bir uyuşmazlık hakkında iflas yoluyla takip başlatılması ve itiraz edilmesi üzerine iflas davası açılması durumunda tahkim ilk itirazı ileri sürülebilir. İflas davasının açıldığı ticaret mahkemesinin bu itiraz üzerine, uyuşmazlık da tahkime elverişli ise, tahkim şartı nedeniyle davanın usulden reddine karar vermesi gerekir. Zira burada iflas davasından önce itirazın kaldırılması talebinin değerlendirmesi, ancak itirazın haksız olduğuna karar verilmesi halinde, itirazın kaldırılmasına karar verilmesi ile iflas aşaması başlamaktadır. İtirazın kaldırılması davasında tamamen maddi hukuka göre bir değerlendirme yapılmaktadır. Maddi hukuk aşamasında da geçerli bir tahkim şartı varsa tahkim itirazının kabulü gerekir.Davaya konu olaya gelince, taraflar arasındaki sözleşmenin 42. maddesinde “İşbu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklar, tapu iptali davası dışında, İstanbul Ticaret Odası'nın Hakem Heyetince seçilecek üç (3) Hakem Kurulu marifetiyle tahkim yoluyla çözümlenir” hükmünün öngörüldüğü, alacağın tahsili için başlatılan iflas yoluyla takipte, itirazın kaldırılması ve iflas talebinde bulunulduğu, yukarıda belirtilen açıklamalar dikkate alındığında, taraflar arasındaki alacak ve teminat istemine ilişkin uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu anlaşılmaktadır.Bu nedenle, öncelikle, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 42. maddesi uyarınca, davacının öncelikle İstanbul Ticaret Odası Hakem Heyeti nezdinde alacağının varlığını ispatlayacak ve miktarını tespit edecek bir karar alması, bu karara istinaden borçlu aleyhine iflâs yolu ile takip yapması ve iflâs davası açması gerekirken; taraflar arasındaki yetkili yargı yeri seçimini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs takibi yapması ve bunu dayanak göstererek iflâs davası açmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davalının süresinde yaptığı tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir..." yönünde karar verilmiş, İlk derece mahkemesi tarafından direnme kararı verilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/10/2025 tarihli 2025/6-512 E. 2025/591 K sayılı kararı ile "...Somut olayda, taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi bulunmasına ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bir uyuşmazlık olmasına rağmen davacı arsa sahipleri tahkim yolunu tercih etmemiş genel iflâs yolu ile takibe geçerek tahkim anlaşmasının davalılar açısından uygulanabilirliliğini imkânsız hâle getirmiştir. Davacıların öncesinde eda davası açması hâlinde tahkim ilk itirazı ile karşılaşacak olmaları karşısında eda davası açma ihtimali bulunmamaktadır. Az yukarıda açıklanan TMK'nın 2. maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Ahde vefa ilkesi dikkate alındığında, davacıların iflâs yoluyla takip başlatarak sözleşmedeki tahkim şartını bertaraf etmek amacında olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle davacıların öncelikle tahkime başvurarak alacağın varlığını ve miktarını ispatlayacak karar aldıktan sonra borçlular hakkında iflâs yoluyla takip başlatması ve iflâs davası açması gerekirken, taraflar arasında kararlaştırılan yetkili yargı yerini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs yoluyla takip başlatılması ve sonrasında iflâs davası açılması yerinde olmadığından, davalıların süresinde yaptığı tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir..." gerekçesiyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Anılan kararda, taraflar arasındaki sözleşmede hakem şartı bulunması halinde öncelikle alacağın tahkim yoluna başvurulmak suretiyle tespit ettirilmesi ve hakem kararına istinaden iflas yoluyla takip yapılması, bu takip akabinde iflas davası açılması gerektiğine işaret edilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 18/05/2023 tarihli 2023/1767 E. 2023/1915 K. sayılı kararında; "...İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının arabuluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi aldığı daha sonra davalı aleyhine ilamlı icra takibine giriştiği, davacı-alacaklının ilama istinaden davalı vekiline göndermiş olduğu ilamın yerine getirilmesine dair icra emrinin tebliğ edildiği, icra emrinin tebliğine rağmen dosya borcuna ilişkin ödeme yapılmadığı ancak arabuluculuk tutanağının ilam niteliğinde belge olup ilam olmadığı ve doğrudan doğruya iflas talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir... Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile arabuluculuk anlaşma tutanağına dayalı olarak ilamlı icra takibi yapılması ve icra emrine rağmen borcunu ödemeyen borçlu aleyhine İİK'nın 177/4. maddesine dayalı olarak doğrudan iflasının istenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir... Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca onanmasına..." karar verilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 06/03/2023 tarihli 2023/142 E. 2023/855 K. sayılı kararında; "...İcra ve İflas Kanununun 177. maddesinin 4. fıkrasında ilama dayalı alacağın icra emriyle istenmesine rağmen ödenmemesi halinde borçlu bakımından doğrudan doğruya iflas kararı verileceği hususu düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 301/2. maddesinde ise ilamın açıkça “Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası” olduğu hususu yer almıştır. Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18. maddesinde “anlaşma tutanağı” ilam niteliğinde belge sayılmıştır. İİK nın 177/4. fıkrası “ilam” dan bahsetmektedir. İlam niteliğinde belgenin madde kapsamında değerlendirilmesi iflasın kamu düzeni niteliği ile bağdaşmaz. Bu itibarla arabuluculuk anlaşma tutanağı ile doğrudan doğruya iflas koşulları oluşmasına imkan bulunmamaktadır. Zira iflas hukuku kamu düzenine ilişkin olduğundan ve iflastaki uyuşmazlıklar tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği hususlardan olduğundan ne dava şartı olarak ne de genel arabuluculuk kurallarına elverişli olmadığı gibi anlaşma tutanağının iflas kararına dayanak edilmesi de mümkün değildir. Aksi düşünce ve yanılgılı gerekçelerle iflas kararı verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir..." şeklinde karar verilmiştir.İlam HMK'nın 301.maddesinin 2.fıkrasında "Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır..." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre mahkemenin verdiği hüküm ilamdır. "İlam mahiyetini haiz belgeler" İİK'nın 38.maddesinde; "Mahkeme huzurunda yapılan sulhlar, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler, ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir. Bu maddedeki icra kefaletleri müteselsil kefalet hükmündedir." şeklinde düzenlenmiştir. Ancak bir belgenin ilam niteliğinde olup olmadığının yalnızca İİK hükümlerine göre değil özel kanunların da incelenmesi suretiyle tespiti mümkündür. Alacaklı ilam niteliğindeki belgelerden (İİK m.38) birine dayanarak, doğrudan doğruya iflas yoluna başvuramaz (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, sayfa 727).İlam mahiyetini haiz belgeler İİK'nın 38.maddesi uyarınca ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi ise de İİK'nın 177/4.maddesinde ilam niteliğindeki belgeden değil ilamdan bahsedildiği, hakem kararının ise ilam değil ilam niteliğinde belge olduğu, iflas hukuku kamu düzenine ilişkin olduğundan ilam niteliğini haiz belgeye dayanarak doğrudan iflas davası açılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince bu gerekçelerle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davacı ile müdahale talep edenler vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1.Davacı ile müdahale talep edenler vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacı ile müdahale talep edenler vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf harcından, davacı tarafından yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 304,40 TL harcının davacı ile müdahale talep edenlerden tahsili ile hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı ve müdahale talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nin 361/1. maddesi, 7499 sayılı Yasa'nın 37/1.a maddesi ile değişik 2004 sayılı İİK'nin 164 maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.25/02/2026