İSTİNAF KARAR TARİHİ : 18/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 25/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; 16/03/2024 tarihinde davalı ......'ün sevk ve idaresin…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 18/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/10/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ...... VEKİLİ : Av... DAVALI : 1- ...... VEKİLLERİ : Av... Av... DAVALI : 2- ...... VEKİLİ : Av... DAVALI : 3- ...... VEKİLİ : Av... İHBAR OLUNAN : ...... DAVA : Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ : 18/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 25/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; 16/03/2024 tarihinde davalı ......'ün sevk ve idaresindeki ...... plakalı aracın, karşıdan karşıya geçmekte olan davacının imam nikahlı eşi ......'a çarpması sonucu maktulün olay yerinde hayatını kaybettiği, araç sürücüsünün kusurlu bulunduğu, ceza soruşturması sonucunda Konya .... Asliye Ceza Mahkemesinde yargılamanın devam ettiği, kazaya karışan aracın davalı ...... Belediyesi'ne ait olduğu ve davalı sigorta şirketi tarafından sigortalı bulunduğu, sigorta şirketine 14.06.2024 tarihinde başvuru yapılmasına rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığı, maktul ile davacının uzun yıllardır birlikte yaşadığı, bu durumun delillerle desteklendiği, yüksek mahkeme içtihatlarına göre resmi nikah bulunmasa da destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebileceği, bu kapsamda sigorta şirketi poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere sadece maddi tazminattan, araç sahibi ...... Belediyesi ve sürücü ......'ün ise hem maddi hem manevi tazminattan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, davacının yaşadığı ağır elem ve ızdırap nedeniyle 250.000 TL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi tazminat talep edildiği, araç üzerinde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulması, adli yardım talebinin kabulü, tüm tazminatlara kaza tarihinden itibaren en yüksek faiz uygulaması ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekilinin 16.06.2025 tarihinde vermiş olduğu ıslah dilekçesinde özetle; davalılar ...... şirketi, ...... Belediyesi Başkanlığı ve ......'ün müştereken ve müteselsilen sorumluluğu açısından; bilirkişi raporunda müvekkili lehine poliçe limiti olarak belirtilen 1.643.217,42 TL sınırlı kalmak kaydıyla; bilirkişi raporunda poliçe limiti dışında kalan bedel olarak belirlenen 1.554.240,06 TL'den ise sigorta şirketi dışındaki davalılar olan ...... ve ......'ün müşterek ve müteselsilen sorumlu olması kaydıyla; toplamda 3.197.457,48 TL'ye yükseltilmesini talep etmiştir. Davalı ...... A.Ş. vekili cevap dilekçesiyle özetle; müvekkili şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, davacının müteveffa ile resmi nikah dışı olduğu yönünde bir iddiasının, davacının destekten yoksunluk zararının oluşmadığını, destek gördüğünün ve karı koca ilişkisi içerisinde olduğunun ispatı gerektiğini, destekten yoksun tazminatının hesaplanmasında esas alınacak unusurlar, genel şartlarda belirlendiğini, yapılacak hesaplamalarda genel şart hükümlerinin esas alınması gerektiğini, vefat edenin anne ve babasının da destek payı dikkate alınması gerektiğini, müteveffanın resmi geliri çerçevesinde hesaplama yapılması gerektiğini, davacı tarafından müvekkili şirketine eksik belge ile başvuru yapıldığından müvekkili şirketin temerrüde düşmediğini, müvekkili şirketin avans faizden sorumlu tutulamayacağını, açıklanan ve mahkemece resen gözetilecek nedenlerle usulüne uygun başvuru yapılmadığından davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... A.Ş. Vekilinin 25.08.2025 tarihinde vermiş olduğu dilekçeyle özetle; davacı vekili ile müvekkili şirket arasında mutabakata varıldığını ve mutabakat doğrultusunda müvekkili şirke tarafından davacı vekiline toplam 1.448.795,00 TL ödeme yapıldığını, davacının müvekkili şirketten herhangi bir hak ve alacağının kalmadığını, vekalet ücreti ve yargılama masrafı taleplerinin olmadığını beyan etmiştir. Davalı ...... Belediyesi vekili cevap dilekçesiyle özetle; davalı ......'ün belediyenin işçisi olmadığını ...... A.Ş. bünyesinde çalıştığını, bu nedenle bu şirkete davanın ihbarını talep ettiklerini, dava konusu kazanın meydana gelmesinde müvekkili kurumunun hiçbir kusuru bulunmadığını, belediyeye ait araç ...... ... A.Ş.ne tahsis edildiğini, davalı ...... bu şirketin işçisi olduğunu, bu meydana gelen kaza nedeniyle müvekkili idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığını, davacının resmi nikahlı eş olmayan müteveffa için istediği manevi tazminatın çok fazla olduğunu, kusur durumunun belirlenmesi gerektiğini, davacının destekten yoksunluk zararının oluşmadığını, destek gördüğünün ve karı koca ilişkisi içerisinde olduğunun ispatı gerektiğini, vefat edenin anne ve babasının da destek payı dikkate alınması gerektiğini, müteveffanın resmi geliri çerçevesinde hesaplama yapılması gerektiğini, davacı tarafın isteyebileceği faiz ancak yasal faiz olabileceğini, müvekkili idarenin temerrüde düşürülmediği için faiz başlangıç tarihinde ancak dava tarihi olabileceğini, müvekkili idare açısından temerrüt gerçekleşmediğini, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuka aykırı olduğundan davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... vekili cevap dilekçesiyle özetle; davacının taraf sıfatınını olmadığını, davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, manevi tazminatın kısmi olarak talebinin mümkün olmadığını, müvekkilinin olaya ilişkin bir kusurunun olmadığını, kusur oranının uzmanlar tarafından belirlenmesi gerektiğini, destek gördüğünün ve karı koca ilişkisi içerisinde olduğunun ispatı gerektiğini, davacının resmi nikahlı eş olmayan müteveffa için istediği manevi tazminatın çok fazla olduğunu, vefat edenin anne ve babasının, çocuklarının da destek payı dikkate alınması gerektiğini, müteveffanın resmi geliri çerçevesinde hesaplama yapılması gerektiğini, davacı tarafın isteyebileceği faiz ancak yasal faiz olabileceğini, davacının öncelikle davacının taraf sıfatına haiz olmamasından ötürü usulden reddine aksin kanaat hasıl olursa esas ilişkin belirtilen sebeplerle nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Somut olayda, yargılama devam ederken davacı ile davalı sigorta şirketi arasında anlaşma sağlanmış ve davalı sigorta şirketi ZMMS poliçesine dayalı olarak ibra edilmiştir. 13/08/2025 tarihli ibraname dikkate alındığında her ne kadar fiili tazminat ödeme tutarı 1.000.000,00 TL ise de sigorta şirketinin tüm limit yönünden ibra edilmesi nedeniyle, ibranın limit tutarı olan 1.800.000,00 TL'ye kadar olan sorumluluğu ortadan kaldırdığı kabul edilmiştir. Bununla birlikte ibranamede açıkça sürücü ve işletenin de bu tutara kadar ibra edildiği belirtildiğinden, ibranın diğer zarar sorumlularına da sirayet ettiği kabul edilmiştir. Ayrıca davacı vekili de buna uygun olarak, 01/09/2025 tarihli beyan dilekçesi ile 1.800.000 TL'yi aşan kısım yönünden davalarını sürdürdüklerini ifade etmiştir. Bu kapsamda, davalı sigorta şirketine yönelik davanın tamamen konusuz kaldığı, diğer davalılara yönelik maddi tazminat davasının ise 1.800.000,00 TL'lik kısmının konusuz kaldığı kabul edilmiş ve bu kısımlara isabet eden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Davacının bakiye destek zararı (3.197.457,48 - 1.800.000,00=) 1.397.457,48 TL olup, davalı sürücü ile davalı işletenin bu tutar yönünden sorumlulukları devam etmektedir. Bu kapsamda, davalı ...... ile davalı ......'na yönelik maddi tazminat davasının 1.397.457,48 TL'ye isabet eden kısmının kabulüne karar vermek gerekmiştir. TBK'nın 56. Maddesine göre; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminatı takdir etmesi gerekir( HGK 23/06/2004, 13/291-370 ) Somut olayda, kazanın oluş şekli ve sonucu, davacının müteveffa ile olan bağları, tarafların kusur oranları, paranın alım gücü, tarafların sosyal ekonomik durumları, manevi tazminatın tatmin ve caydırıcılık fonksiyonu dikkate alınarak davacının manevi tazminat davasının kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " şeklinde davacının davalı ...... A.Ş.'ye yönelik maddi tazminat davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacının davalı ...... ile davalı ......'na yönelik maddi tazminat davasının 1.800.000,00 TL'lik kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacının davalı ...... ile davalı ......'na yönelik maddi tazminat davasının 1.397.457,48 TL'lik kısmının kabulü ile, 1.397.457,48 TL destekten yoksun kalma tazminatının 16/03/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat davasının kabulü ile, 250.000,00 TL manevi tazminatın 16/03/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ...... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacının taraf sıfatına haiz olmadığını, manevi tazminatın kısmi olarak talep edilmesinin mümkün olmadığını ve reddinin gerektiğini, dosya kapsamında sunulan tanıkların dinlenilmeden kusur tespitinin yapıldığını ve bu rapora göre hükmün kurulduğunu, müvekkilinin olaya ilişkin bir kusurunun bulunmadığını, davacı lehine hükmedilen destekten yoksun kalma tazminatının hukuka aykırı şekilde belirlendiğini, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 26/08/2018 tarih 2016/5 E 2018/6 K sayılı kararında belirtilen şekilde değerlendirme yapılmadığını, davacının kaza tarihinde 50 yaşında olduğunu, AYİM tablosuna göre %4 oranında evlenme ihtimalinin bulunduğunu, hatalı değerlendirme ile %2 oranında indirim yapılmasının kabul edilemeyeceğini, kabul edilen manevi tazminat miktarının oldukça fahiş olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde müvekkili idarenin kusurunun bulunmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, davacının ölen eşinin resmi nikah olmadan 6 yıldır beraber yaşadığını kolluktaki ifadesi ile kayıtlara geçirildiğini, manevi tazminata hükmedilirken bu hususların da göz önüne alınması gerektiğini, ATK Başkanlığından kusura ilişkin rapor alınmadan tazminat hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Davalı vekillerinin maddi tazminat talebi yönünden destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinin reddedilmesi gerektiğine yönelik istinafı Dava, 6098 sayılı TBK'nun 53. (818 sayılı BK'nun 45/2) maddesi gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK.'nun 45/2. maddesine (6098 sayılı TBK. md. 53/1-3) dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Borçlar Kanunu’nun 45. maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa, ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde, destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür. Bununla birlikte, destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı). Yukarıda da ifade edildiği gibi sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutması nedeni ile dosyada mevcut tanık beyanları ve nüfus aile kayıt tablosuna göre, davacı ile müteveffanın aynı evde birlikte yaşadıkları,kolluk araştırmasına, kira kontratına ve faturalar gözetildiğinde davacının desteği olduğu gözetildiğinde davalı vekilinin istinafının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Manevi tazminat miktarının çokluğuna yönelik istinaf itirazında; Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre,Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davalının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumu,davalının olaydaki kusur durumu , olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu, bu itibarla davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Kusura itiraz Davaya konu 16/03/2024 tarihli trafik kazasının, ...... sevk ve idaresindeki ...... plakalı kamyon (çöp kamyonu) ile ...... Caddesi Nu:... önünde çöp toplama işini yaptıktan sonra, ...... Caddesi istikametine seyir haline geçtiği esnada ...... Sokak kavşağında aracının sol ön köşe kısmı ile ...... Sokak istikametinden ...... Sokak istikametine kavşak içerisinden yolun karşısına geçmeye çalışan yaya ......'a yol üzerinde çarptıktan sonra sol ön teker ile yayanın üzerinden geçmesi sonucu meydana geldiği, kaza sonucu ......'ın vefat ettiği anlaşılmıştır. Kaza sonrasında görevli kolluk tarafından tanzim edilen kaza tespit tutanağı ile, trafik kazasının oluşmasında davalı ......'ün tam kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Ceza dosyasında düzenlenen 25/06/2024 tarihli bilirkişi raporu ile eldeki dosyada düzenlenen 06/03/2025 tarihli bilirkişi raporu ile de kazanın oluşmasında dvaalı ......'ün tam kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir. Mahkememizce, 06/03/2025 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlerin dosya kapsamına ve olayın oluş şekline uygun olması nedeniyle, davaya konu trafik kazasının oluşmasında davalı ......'ün % 100 oranında kusurlu olduğu kabul edilmesi yerindedir. Evlenme ihtimaline itiraz Destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini yitiren kimse ile desteğin, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, ölen desteğin çalışarak sağlayabileceği gelir ve kazancından ayırmak suretiyle yapabileceği yardım tutarının, peşin olarak ve toptan ödetilmesinden ibarettir. Destekten yoksun kalma zararının tespiti gelecekte meydana gelecek bir zararın tespiti niteliğinde olduğu için, matematiksel bir kesinlikle tespit edilmesi mümkün değildir. Zararın tespitinde, fiili karinelere hal ve şartların icabına, ölen destek ile destekten yoksun kalan arasındaki ilişkiye dayanılarak, gelecekte meydana gelecek zarar hakkında tahmin yapılacaktır. Destekten yoksun kalma tazminatının amacı, destekten yoksun kalan kimsenin bakım ihtiyacını gidermek olduğundan, destekten yoksun kalanın, desteğin ölümü yüzünden elde ettiği veya gelecekte elde etmesi kuvvetle muhtemel olan yararlarının, zararlardan indirilmesi gereklidir. Eğer, zarardan bu indirimler yapılmazsa, destekten yoksun kalanın mal varlığında, desteğin ölümünden önceki haline göre zenginleşme meydana gelir ki, bu da destekten yoksun kalma tazminatının öngörülüş amacına aykırıdır. Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken dul kalan eşin yeniden evlenme ihtimali, hesap tarihindeki yaşı üzerinden Askeri Yüksek İdari Mahkemesi tarafından kullanılan yeniden evlenme şansı tablosuna göre belirlenmektedir. Bu tabloya göre dul kalan eşin onsekiz yaşından küçük her çocuk için yeniden evlenme ihtimalinden beş puan indirilmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken dul kalan eşin yeniden evlenme ihtimali, hesap tarihindeki yaşı üzerinden hesaplaması ve yaşına ve davacı erkek olmasına göre evlenme ihtimalinin %2 alınması doğrudur Davalının itirazı bu açıdan yersizdir. Nitekim Yargıtay 4 HD nin 2015/3046-2016/2415 karar sayılı ilamı. ANCAK Davalı vekilinin Aktüerya raporu içeriğine ve hesaplamanın PMF 1931 a göre hesaplanması gerektiğine yönelik istinafı Ne varki AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Öte yandan icra ve iflas kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7327 sy nın 18. madde ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere cümle ve maddeye fıkra eklenmiştir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” düzenlemesi 19/06/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2918 sy'da yapılan Bu düzenleme sonrası 04/12/2021 tarihli resmi gazetede düzenlenen düzenleme ile yasaya uygun yeni genel şartlarda değişikliğe gidilmiştir Bu bakımdan 04-12-2021 tarihinden sonra düzenlenecek poliçelerde bu genel şartlara uygun ve dayanak 2918 sy'ya uygun hesaplama yapılması gerekecek ve yasal düzenleme bu ise de 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Karayolları Trafik Kanunu’nun 90’ıncı maddesinde yer alan trafik sigortası kapsamında ödenen değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli sakatlık tazminatlarına ilişkin hesaplamada dikkate alınacak kriterler ile maddenin uygulanmasına ilişkin SEDDK’ya düzenleme yapma yetkisi verilen hüküm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir 2918 sy nın 90. Maddesinin son haline göre Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.) Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. (3) (Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) şeklindedir Görüldüğü üzere;son iptal kararı ile Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak hesaplacağı Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplacağı Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplacağı Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceği Hükümleri Anayasaya aykırı bulunmuş olup,iptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri, KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir ÖTE YANDAN DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/772 ESAS 2025/4513 SAYILI KARARI İLE Davacı tarafında dilekçesinde belirttiği üzere Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, E:2019/40, K: 2020/40 sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile "...ve genel şartlarda..." ibaresinin iptali sonrasında 90. madde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şekline gelmiş, böylece tazminat hesaplamalarına dair usul ve esasların Genel Şartlar ile düzenlenmesine temel dayanak olan ibareler, iptal edilmiştir. Bu itibarla; kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda değişiklik yapılmasına ilişkin dava konusu 04/12/2021 tarih ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğin dava konusu düzenlemelerinin iptali gerekmektedir. GEREKÇESİYLE Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın; 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in; 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 1'inde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 1'in, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 2'sinde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Sakatlık Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 2'nin, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 3'ünde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 3'ün İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ, YİNE DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/786 ESAS 2025/6004 SAYILI KARARI İLE Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in 16. maddesinin ve Genel Şartlar'ın dava konusu Tebliğ'in 15. maddesi ile değişik "Ek 2:Sakatlık Tazminatları Hesaplaması" başlıklı kısmının 6. maddesinin İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR. Keza AYM'ce verilen HER İKİ iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece SEÇENEK HESAPLAMALARDAN PMF 1931'E GÖRE KARAR VERMEK GEREKİRKEN TRH 2010'A GÖRE KARAR VERİLMESİ İSABETSİZDİR. İTİRAZ YERİNDEDİR. BU DURUMDA yargılama devam ederken davacı ile davalı sigorta şirketi arasında anlaşma sağlanmış ve davalı sigorta şirketi ZMMS poliçesine dayalı olarak ibra edilmiştir. 13/08/2025 tarihli ibraname dikkate alındığında her ne kadar fiili tazminat ödeme tutarı 1.000.000,00 TL ise de sigorta şirketinin tüm limit yönünden ibra edilmesi nedeniyle, ibranın limit tutarı olan 1.800.000,00 TL'ye kadar olan sorumluluğu ortadan kaldırdığı kabul edilmiştir. Bununla birlikte ibranamede açıkça sürücü ve işletenin de bu tutara kadar ibra edildiği belirtildiğinden, ibranın diğer zarar sorumlularına da sirayet ettiği kabul edilmiştir. Ayrıca davacı vekili de buna uygun olarak, 01/09/2025 tarihli beyan dilekçesi ile 1.800.000 TL'yi aşan kısım yönünden davalarını sürdürdüklerini ifade etmiştir. Bu kapsamda, davalı sigorta şirketine yönelik davanın tamamen konusuz kaldığı, diğer davalılara yönelik maddi tazminat davasının ise 1.800.000,00 TL'lik kısmının konusuz kaldığı kabul edilmiş ve bu kısımlara isabet eden dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Davacının bakiye destek zararı (2.556.353,53 - 1.800.000,00=)756.353,53 TL olup, davalı sürücü ile davalı işletenin bu tutar yönünden sorumlulukları devam etmektedir. Bu kapsamda, davalı ...... ile davalı ......'na yönelik maddi tazminat davasının 756.353,53 TL'ye isabet eden kısmının kabulüne karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davalı ...... vekili ile davalı ...... vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle; 1-DAVACININ DAVALI ...... A.Ş.'YE YÖNELİK MADDİ TAZMİNAT DAVASI HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-DAVACININ DAVALI ...... İLE DAVALI ......'NA YÖNELİK MADDİ TAZMİNAT DAVASININ 1.800.000,00 TL'LİK KISMI HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 3-DAVACININ DAVALI ...... İLE DAVALI ......'NA YÖNELİK MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE, 756.353,53 TL destekten yoksun kalma tazminatının 16/03/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, FAZLAYA İLİŞKİN İSTEMİN REDDİNE, 4-DAVACININ MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KABULÜ ile, 250.000,00 TL manevi tazminatın 16/03/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 5-Alınması gereken 68.744,00 TL harçtan, peşin ve ıslahen alınan 55.881,48 TL harcın mahsubu ile bakiye 12.862,52 TL eksik harcın davalı ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına, 6-Arabuluculuk görüşmelerinden dolayı Hazine tarafından (suçüstü ödeneğinden) yapılan 3.800,00 TL yargılama giderinin, davalı ...... A.Ş.'den alınarak Hazine'ye gelir kaydına, bu amaçla 492 s. Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi gereğince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, 7-Davacı tarafından yatırılan 56.309,08 TL harç giderinin davalılar ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, 8-Davacı tarafından yapılan 8.242,50 TL'nin kabul ve ret oranına göre hesaplanan 5.027,92 TL yargılama giderinin davalı ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 9-Maddi tazminat davasında kabul edilen miktar yönünden davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, 119.453,03 TL vekalet ücretinin davalı ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 10-Maddi tazminat davasında ret edilen miktar yönünden davalı ...... ile davalı ...... kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 102.165,45 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile bu davalılara ödenmesine, 11-Manevi tazminat davası yönünden; davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte olan A.A.Ü.T. uyarınca, tayin ve takdir olunan, 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 12-Gerekçeli karar tebliği için davacı avansından yapılacak (ve 75 TL olacağı değerlendirilen) yargılama giderinin davalılar ...... ile davalı ......'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 13-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın, 6100 s. HMK'nın 333. maddesine göre karar kesinleştiğinde ve re'sen taraflara iadesine, İstinaf Yargılaması Yönünden; 14-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalılar ...... ile ......'na ayrı ayrı iadesine, 15-Davalı ...... tarafından yapılan 1.683,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 16-Davalı ...... tarafından yapılan 1.683,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 17-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.25/12/2025 ... ... ... ... Başkan Üye Üye Katip ... ... ... ... E imza E imza E imza E imza Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.