(Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi 2015/31002 E. , 2015/21471 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Davacı vekili, işe iade davası sonunda işe iadesine karar verilmesine ve işe başlama müracaatında bulunmasına rağmen işe davet edilmediğini iddia ederek fark kıd…
**(Kapatılan) 7. Hukuk Dairesi 2015/31002 E. , 2015/21471 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava Türü : Alacak YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Davacı vekili, işe iade davası sonunda işe iadesine karar verilmesine ve işe başlama müracaatında bulunmasına rağmen işe davet edilmediğini iddia ederek fark kıdem tazminatı, fark ihbar tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve iş güvencesi tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının işe başlama konusunda samimi olmadığının belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiştir. İşin esasının incelenmesine geçilmeden önce, davaya konu kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunup bulunmadığı hususu öncelikle irdelenmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki; mahkemece davada verilen davanın kabulüne ilişkin kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı kısa karar doğrultusunda ve kanuni gerekçeleriyle birlikte mahkemenin yazmasından ibarettir. Artık bu karardan dönme mümkün olmadığı gibi, kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun biçimde kararda yer alması gerekir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 Esas ve 1992/4 Karar sayılı ve 10.04.1992 günlü kararı) Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup, bu kurala kanun koyucu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294. ve 298. maddeleriyle varlık kazandırmıştır. Gerçektende 6100 sayılı Kanunun 294. ve 298. maddeleri kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerdendir. Bu maddeler hükmünce kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Yine Anayasamızın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural 6100 sayılı Kanunun 294. maddesinde de tekrarlanmış; 6100 sayılı Kanunun 297. maddesinde ise “kararın tefhimi hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur.” 6100 sayılı Kanunun 298/2 maddesinde de “gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Davanın reddine veya kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılması ve kısa kararla çelişik olmaması da gerekir. Aksinin kabulü mahkemelere güveni sarsacağı gibi Anayasa ve yasalarda yer alan açık kurallara aykırılık oluşturur. Somut olayda, mahkemece kısa kararda "5.731,00 TL brüt boşta geçen süre ücretinin 10/11/2014 temerrüt tarihinden itibaren bankalarca 1 yıllık mevduata uygulanan en yüksek faiziyle davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, " şeklinde karar verilmişken gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, " 5.713,00 TL brüt boşta geçen süre ücretinin 10/11/2014 temerrüt tarihinden itibaren bankalarca 1 yıllık mevduata uygulanan en yüksek faiziyle davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, " şeklinde karar verilerek kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılmış olup bu durum bozma nedenidir. 2-Kabule görede, davacı taraf dava dilekçesinde fark kıdem tazminatı için 03.07.2014 tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep ettiği halde, talep aşılarak HMK.'nun 26. maddesine aykırı şekilde fark kıdem tazminatına 21.04.2013 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi de doğru olmamıştır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 04.11.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.