11. Hukuk Dairesi 2025/2045 E. , 2025/7106 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/709 Esas, 2025/146 Karar DAVACI MİRASÇILARI : 1.... HÜKÜM : Esastan ve usulden ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/690 E., 2022/275 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı Tereke Temsilcisi ve davacı mirasçıları vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul e…
11. Hukuk Dairesi 2025/2045 E. , 2025/7106 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/709 Esas, 2025/146 Karar DAVACI MİRASÇILARI : 1.... HÜKÜM : Esastan ve usulden ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/690 E., 2022/275 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı Tereke Temsilcisi ve davacı mirasçıları vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 25.11.2025 günü hazır bulunan Tereke Temsilcisi ... ile davacı mirasçıları vekili Avukat ... ve davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu payların ait olduğu ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin 1996 yılında müvekkili ... tarafından kurulduğunu, şirketin kuruluşu aşamasında müvekkili ...'nun, oğlu ... ile kızı ..'a emek ve sermaye katkıları olmaksızın şirketten %10'ar pay verdiğini, ayrıca şirketin kuruluş aşamasında müvekkilinin eşinin de şirkette %9.50 payı bulunduğunu, 15.08.2013 tarihine gelindiğinde ... Makina'nın kurucusu müvekkilinin şirkette sahip olduğu paylardan davalı oğlu ... ile dava dışı kızı ...'a ayrı ayrı bila bedel bağışlama yoluyla %15'er pay verdiğini, davalının murisin sağlık sorunları ile ilgilenmediğini, aile içinde huzursuzluk yarattığını, müvekkilinden para istediğini, vermeyince hakaret ve tehditte bulunduğunu, huzursuzluğun önlenmesi için o dönemdeki şirket danışmanının da tavsiyesiyle çözüm olması umuduyla müvekkilinin oğlu olan ... ile dava dışı kızına şirkette sahip olduğu paylardan %15 'er pay verdiğini, davalının asi davrandığını, babasını diğer insanların yanında küçük düşürdüğünü, kız kardeşine düşman gibi davrandığını, müvekkilinin her iki çocuğunun da aile şirketi olan ... Makina'da eşit konumda olduklarını ve şirketi iki eşit paydaş olarak birlikte yönetmeleri yönündeki iradesini açık bir şekilde ortaya koyduğunu, buna rağmen davalının şirket paylarında kız kardeşi ile olan mevcut eşitliğini kabullenmek istemediğini, müvekkilinin şirketi iki kardeşin birlikte yönetmesi yönündeki iradesine her fırsatta karşı çıktığını, davalının müvekkiline ve annesine karşı saygısızca ve ağır hakaretlerde bulunduğunu, müvekkilinin de bu hakaretler sebebiyle sarsıldığını, yaşanılan durumlar ve olayların müvekkilinin davalıya yapmış olduğu bağışlamayı geri alma zorunluluğunu doğurduğunu, davalının gerek makina alımlarında gerekse fabrikanın yapmış olduğu imalatlarda kullanılan bir kısım temel veya sarf malzemelerinin alımında gerekli kalite yeterlilik ve fiyat konusunda şirketi önemli ölçüde zarara uğrattığını, davalının şirketteki paylarını üçüncü şahıslara satmakla tehdit ettiğini, babasının rahatsızlığında normal zamanda hiç önemsemezken hastaneye gelerek daha da rahatsızlığını artırıcı hâl ve hareketlerle tartışmalar yaptığını, davalının hisselerini aile fertlerine devretmesi için uzun süredir devam eden görüşmeleri çıkmaza sokarak şirketin geleceğini tehlikeye attığını, şirketi işlemez hâle getirdiğini, davalının bir takım asılsız iddia ve ithamlara dayanarak müvekkilini suç duyurusunda bulunmakla tehdit ettiğini ve müvekkiline şantaj yaptığını, davalının aile içinde gerek müvekkiline gerek annesine ve kız kardeşine yönelik aile hukukundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranışları sebebiyle müvekkilinin bağışlamadan döndüğünü ileri sürerek müvekkili ...'nun 15.08.2013 tarihinde ... Makina'da sahip olduğu payların bağışlanmasına ilişkin işlemin iptaline ve davalı adına olan bu payların davacı adına şirket pay defterine tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde iddia edildiği gibi kendi hür iradesiyle, akli melekeleri yerinde olarak bu davayı açtığına ilişkin beyanın tamamen gerçek dışı olduğunu, dava dilekçesinde yazılan tek bir cümleden dahi haberinin olmadığını, kendisinden alınan vekâletname ile kızı dava dışı hissedar ... ve onun eşi ... tarafından, davalı müvekkilinin hisselerinin bedel ödenmeksizin elinden alınması için açtırılmış bir dava olduğunu, davalı müvekkilinin hiçbir şekilde davacı babasını ya da annesini rencide etmediğini, hakaret ve tehdit edecek hiçbir davranışının olmadığını, kız kardeşinin ve eniştesinin tüm kışkırtmalarına, davacı babasını ve şirketi ekonomik olarak sömürmelerine, davacı babasını kendisine karşı kışkırtmalarına rağmen davacı babası ile iletişim kurmaya ve konuşmaya çalıştığını, ona karşı bir evlat olarak saygı sınırlarını aşacak hiçbir söz etmediğini, tam aksine davacının beynine pıhtı atması sonrasında başlayan bilinç kaybı ve halüsinasyonları sebebiyle bir çok kez yatılı bakıcının yanında kızı ... ve eşi ... tarafından davacıya hakaret edildiğini, küçük düşürüldüğünü, davalı müvekkilinin davacı babası ile aylardır görüşmek, konuşmak, hatırını sormak istediğini, ancak davacının, kızı ve damadı tarafından davalı müvekkilinden kaçırılmakta olduğunu ve görüştürülmediğini, açılan davanın, davalı müvekkilinin 35 yıla dayanan emeğinin, çabasının karşılığı verilmeden, hisselerinin bedeli ödenmeden, hayali mizansenlere dayalı olarak bağışlamadan rücuya ilişkin hükümler kullanılarak şirket hissedarlığından çıkarılması amacıyla ve son derece kötü niyetli olarak, davacının hiçbir katılımı ve özgür iradesi olmadan, kızı ... ve damadı ... tarafından açtırılmış bir dava olduğunu, davalı müvekkilinin hangi şart altında olursa olsun ne davacı babasına ne de ailesinin diğer fertlerine hiçbir ortamda hakaret ve tehdit etmediğini, esasen kendisine karşı, özellikle kız kardeşi tarafından aile hukuku kuralları ve kardeşlik bağları hiçe sayılarak hareket edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı müteveffa tarafından davalı oğluna yaptığı belirtilen %15 oranında şirket hissesi bağışına ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 295/1-b.2 maddesi uyarınca davalı oğlunun hem kendisine hem de kendi kız kardeşine karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davrandığı için ifa etmiş olduğu bağış konusu payları geri alma talebinde bulunulduğu, maddede bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa bağışlama konusunun geri verilmesinin istenebileceğinin belirtildiği, dosya kapsamındaki belge ve tanık beyanlarından, tarafların şirkette hissedar oldukları, şirketin yönetimi ve menfaati konusunda birtakım anlaşmazlıklar yaşadıkları, bu durumun bağışlamadan dönme şartını sağlamayacağı, bir seferinde tarafların tartışmaları sırasında cam malzemeli olan masada kırık oluştuğu, cam kırıklarının davacı müteveffanın yaralanmasına sebebiyet verdiği yönünde tanık beyanında bulunulmuş olsa da, davalının davacı babasını kasten yaralamak istediğine dair dosyada delil olmadığı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü hususların, TBK’nın 295. maddesinde tahdidi olarak sayılan bağışlamadan dönme sebepleri olarak gösterilen olgulardan sayılamayacağı, bağışlamadan rücu davasının özelliği gereği ispat yükünün bağışlamadan dönen tarafta olduğu, eldeki davada davacı tarafın bunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı terekesi temsilcisi tarafından ve ayrıca davacının davalı dışındaki diğer iki mirasçısı vekili tarafından istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının terekesi paylaşılmamış olup elbirliği mülkiyeti söz konusu olduğu gibi davalının veraset ilamına göre mirasçı olduğu, böylece davalının davadaki davalı sıfatının yanında, davacı olan terekede de payının bulunduğu ve bu durumun menfaat çatışması yarattığı açık olup davaya tereke temsilcisi eliyle devam edilmesi gerektiği, her ne kadar murisin sağlığında düzenlediği vasiyetname ile davalıyı mirasçılıktan çıkardığı anlaşılmakta ise de, bu vasiyetnamenin iptali için süresi içinde iptal davası açıldığı ve davanın henüz sonuçlanmadığı, mirasçılıktan çıkarmaya dair ölüme bağlı tasarruf kesinleşmediğinden davalının mirasçı sıfatını kesin olarak yitirdiğinden söz edilemeyeceği, bu nedenle davaya, sulh hukuk mahkemesince atanan tereke temsilcisi eliyle devam edilmesinin usule uygun olduğu, tereke temsilcisi tarafından istinaf başvuru hakkı kullanılmış olup ayrıca mirasçı olan ... ve ....'in taraf sıfatlarının bulunmadığı anlaşıldığından istinaf haklarının bulunmadığı sonucuna varıldığı, bu nedenle mirasçılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddi gerektiği, esasen mirasçılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, aynen tereke temsilcisi tarafından da ileri sürülmüş olup herhangi bir hak kaybının da söz konusu olmadığı, olaya uygulanacak hukuk kurallarının belirlenmesinde ve yorumlanmasında hukuki mütalaalardan yararlanıldığı, istinaf aşamasında yeni delillere dayanılamayacağından murisin akıl sağlığı hakkındaki uzman görüşlerinin, istinaf incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulmadığı, davacı tereke temsilcisinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince, davacının tanık listesinde çok sayıda tanık bulunmakla birlikte, her bir tanığın hangi maddi vakıa hakkında bilgi sahibi olduğuna dair yeterli açıklama yapılmadığı, Mahkemece, dinlenen tanıkların uyuşmazlığın aydınlatılması bakımından yeterli olduğu düşüncesiyle davacının gösterdiği üç tanık, davalının gösterdiği üç tanık dinlenilmek suretiyle davanın sonuçlandırıldığı, davaya konu iddiaların tanıkla ispatı mümkün olmakla birlikte Mahkemenin, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde geri kalanların dinlenilmemesine karar vermesinin mümkün olduğu, Mahkemece, toplanan delillerin ve dinlenen tanık beyanlarının uyuşmazlığı aydınlatma bakımından yeterli olduğu anlaşılmakla, davacının çok sayıda gösterdiği diğer tanıkların dinlenmemesinde usule aykırılık görülmediği, hukuki mütalaanın son celsede okunduğu, davacının süre talep etmediği, hukuki mütalaanın davacıya tebliğ edilmediği iddiasına dayalı istinaf nedenlerinin reddi gerektiği, davacı tereke temsilcisi, murisin .... Noterliğinin 22.11.2019 tarihli, ... yevmiye sayılı işlemi ile düzenlenmiş olan vasiyetnamenin iptali istemiyle Büyükçekmece 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/83 E. sayılı davasının açıldığını, anılan davanın eldeki dava bakımından bekletici mesele sayılması gerektiğini ileri sürmüş ise de, her iki davanın konuları farklı olup eldeki davanın açılış tarihi de dikkate alındığında, bekletici mesele sayılmasını zorunlu kılan bir husus bulunmadığı, davacı vekili dava dilekçesinde, 2010 yılında davacının hastanede bypas ameliyatı geçirdiğini, davalının babasıyla bu tedavi sırasında ilgilenmediğini ileri sürmüş ise de bu olayın hak düşürücü süreden çok önce olduğu açık olup eylemin sabit olup olmadığı konusunda değerlendirme yapılmasına gerek bulunmadığı, yine dava dilekçesinde, davalının şirketi ele geçirmeye çalıştığını, babasının davalının şirketi tek başına yönetme teklifini kabul etmediğini, davacıdan sürekli para istediğini, aile içerisinde tartışmalara neden olduğunu, bunun üzerine davacının bir aile anayasası hazırlayıp bunu davalıya imzalatmak istediğini, ancak davalının aile şirketi ile ilgili aile anayasasını imzalamaktan kaçındığını, müvekkilinin bundan sonra %15'er payı çocuklarına devrettiğini, buna rağmen davalının davranışlarına devam ettiğini ve 2017 yılında bir uzmana hazırlatılan aile anayasasının davalı tarafından imzalanmadığını, bu durumun aile yükümlülüklerine açık bir aykırılık olduğunu ileri sürmüş ise de, şirket için hazırlanmış olan aile anayasası adlı belgenin imzalanmamış olmasının aile yükümlülüklerinin ihlali olmayacağı açık olduğu gibi esasen 2017 yılında gerçekleştiği iddia edilen bu olay ile dava tarihi olan 24.10. 2019 tarihi itibariyle TBK'nın 297. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, bu olayın sabit olup olmadığının değerlendirilmesine de gerek bulunmadığı, davacı dava dilekçesinde, davalının, kız kardeşiyle kendisine eşit pay verilmesini kabul edemediğini, bu nedenle tartışmalar çıkardığını, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 322. maddesinde yer alan "Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler" hükmüne aykırı davrandığını, bu kapsamda aile şirketi ile ilgili aile hukukundan doğan yükümlülükleri ihlal ettiğini, şirket yönetimi ile ilgili konularda babası ile tartıştığını, 2016 yılında çiftlik evinde cam masaya vurarak kırmak suretiyle davacı babasının yaralanmasına sebebiyet verdiğini ileri sürmüş ise de, 2016 yılı ile dava tarihi arasında hak düşürücü süre fazlasıyla geçtiğinden bu olayın değerlendirilmesinin mümkün görülmediği, 2017 yılında şirket genel kurul toplantısında davalının davacı babası ile tartıştığına ve saygısız davrandığına ilişkin iddiaların da hak düşürücü süre kapsamında değerlendirilebilecek iddialar olmadığı, davacı tereke temsilcisinin bağışlamadan dönme bakımından haklı sebep olarak Bakırköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde görülen vesayet davasını ileri sürdüğü, eldeki dava 24.10.2019 tarihinde açılmış olup iddiaya konu vesayet dosyasının ise 2020 yılında yani, eldeki dava tarihinden sonra açıldığı, dava tarihinden sonra gerçekleşen olayların eldeki davada bağışlamadan dönme konusunda haklı sebep oluşturup oluşturmadığının değerlendirilemeyeceği, ayrı bir davanın konusu olabilecek maddi vakıalar olup eldeki davada değerlendirilemeyeceğinden davalının vesayet davası açmak suretiyle aile yükümlülüklerine aykırı davrandığı konusundaki istinaf sebeplerinin reddi gerektiği, davacı tereke temsilcisi istinaf dilekçesinde, davalının, davacıya kötü davranışları nedeniyle 2020 yılı içinde aile mahkemelerinden koruma kararları alındığını, bu dosya içeriklerinin de davalının babasına kötü davrandığının kanıtı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf ettiği, yukarıda açıklandığı üzere dava tarihinden sonra meydana gelen olayların ayrı bir davanın konusu olabileceği, eldeki davada değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı, davadan sonra gerçekleşen olaylara ilişkin koruma dosyaları bakımından bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı, umreye giderken yolcu etme konusunda bir yükümlülük bulunmadığı, hak düşürücü süreden önce gerçekleştiği iddia edilen olaylar dışında tanık beyanlarında, davalının davacıya ve aile üyelerine karşı bağışlamadan dönmeyi gerektirecek nitelikte bir kötü davranışının bulunduğunu kanıtlayan bir beyan olmadığı, şirketin yönetimi ile ilgili olarak baba oğul olan taraflar arasındaki tartışmaların, bağışlamadan dönme sebebi olarak tek başına dikkate alınmasının mümkün görülmediği, esasen tanık beyanları takdiri delil olup her iki taraf tanık beyanları içerikleri ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davalının, davacıya ve aile üyelerine kanundan doğan yükümlülüklerin ihlali kabul edilebilecek bir eyleminin sübut bulmadığı, davacı tereke temsilcisi, aile şirketlerine yönelik davalının davranışları ile ilgili istinaf nedenleri ileri sürdüğü, davalı, davacı tarafça aile şirketi olduğu belirtilen ... Makina San. ve Tic. A.Ş.'nin ortağı olup bir dönem yöneticiliğini yaptığı, bu dönem için şirket yönetimiyle ilgili bazı ihtilafların çıkmasının olağan olduğunun kabulü gerektiği, davalının şirketteki hisselerini devretmek istemesinin tek başına aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, davacı tereke temsilcisi, davalının aile şirketi aleyhine çeşitli davalar açmak suretiyle ve şirkete kayyım atanmasını talep etmek suretiyle aile şirketlerine zarar verdiğini, dolayısıyla bu durumun aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüş ise de, uyuşmazlıkların şirket tüzel kişiliğine, ortaklık ilişkisine ve şirketteki çalışma ilişkisine dair davalar olması ve davaların mahiyeti dikkate alındığında, tamamen şirket ve ortağı arasındaki ve şirketle çalışan arasındaki uyuşmazlık niteliğinde olup aile hukukundan doğan yükümlülüklerle ilgisinin bulunmadığı, resmî makamlara şikâyet yapılacağının yani, hukuki bir hakkın kullanılacağının ihtar edilmesi, tehdit olarak değerlendirilemeyeceğinden aksi yöndeki istinaf nedeninin reddi gerektiği, tek başına şirketin yönetimi ile ilgili sorunlardan kaynaklanan tazminat mahkumiyetinin, davalının aile hukukundan doğan yükümlülüklerinin ihlali niteliğinde olamayacağı kanaatine varıldığı, davacı tereke temsilcisi, murisin yaptığı vasiyetnamelerin içeriklerinin de eldeki dava bakımından delil oluşturduğunu ileri sürmüş ise de, murisin yaptığı vasiyetnameler ile eldeki davalar arasında doğrudan bir bağlantı bulunmadığı, son vasiyetnamede davalının mirasçılıktan çıkarılması ise TMK'nın 557. maddesi uyarınca ayrı bir davaya (ölüme bağlı tasarrufun iptali davasına) konu edilmiş olup bu hususun eldeki davanın konusu olmadığı, dolayısıyla tek başına vasiyetname içeriklerinin davalının aile hukukundan doğan yükümlülüklerinin ihlali bakımından bir ispat vasıtası olarak dikkate alınamayacağı gerekçesiyle davacı mirasçıları ... ve ...'ın taraf sıfatı ve istinaf hakları bulunmadığından bu mirasçılar vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine, davacı tereke temsilcisinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı terekesi idare memuru tarafından ve ayrıca davacının davalı dışındaki diğer iki mirasçısı vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacı tarafından davalıya yapılan şirket hissesi bağışından TBK'nın 295/2. maddesi uyarınca dönme ve davalı adına kayıtlı şirket hisselerinin davacı adına kayıt ve tescili istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre Bölge Adliye Mahkemesince, davacı mirasçıları ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun usulden, davacı terekesi temsilcisinin istinaf başvurusunun ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı terekesi idare memurunun ve davacının davalı dışındaki diğer iki mirasçısının temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı terekesinden ve davacı mirasçıları ... ve ...'dan alınarak davalıya verilmesine, temyiz harçları peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 27.11.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.