T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1177 Esas KARAR NO : 2025/1405 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2019/417 Esas - 2022/158 Karar TARİHİ: 09/02/2022 DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin) TARİH: 09/02/2022 KARAR TARİHİ: 18/09/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda ver…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1177 Esas KARAR NO : 2025/1405 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2019/417 Esas - 2022/158 Karar TARİHİ: 09/02/2022 DAVA: Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin) TARİH: 09/02/2022 KARAR TARİHİ: 18/09/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %50 oranında hissedarı olduğunu, şirket yöneticisi olan diğer ortak ...'ın şirketi yönettiğini, müvekkilinin Afganistan uyruklu olduğunu, yabancı uyruklu olması nedeniyle kendisine şirketle ilgili bilgi verilmediğini, şirketten dışlandığını, şirket tarafından kar payı dağıtılmadığını, bu bağlamda şirketin kötü yönetiliyor olması nedeniyle müvekkilinin ayrılma akçesi ile ödenmeyen kar payının kendisine ödenmek suretiyle ortaklıktan çıkartılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, davacının Afganistan uyruklu olup orada ikamet ediyor olması nedeniyle şirketle ilgilenmediğini, davacının her ay düzenli olarak şirketin işleyişiyle ilgili mail yoluyla bilgilendirildiğini, davacının şirketten dışlanmasının söz konusu olmadığını, ayrıca şirketin yeni kurulmuş olması nedeniyle kar payı dağıtacak konuma gelmediğini, bu bağlamda yasal koşulları oluşmayan ortaklıktan çıkarılma ve ortaklık payının ödenmesine ilişkin talepli davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 09/02/2022 tarih ve 2019/417 Esas - 2022/158 Karar sayılı kararında;"Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının Afganistan uyruklu olarak Türkiye'de kurulan dava konusu şirkette %50 oranında hissedar olduğu, TTK 638/2 maddesi gereğince haklı nedene dayalı olarak ortaklıktan çıkartılmasına karar verilmesi amacıyla iş bu davayı açtığı, düzenlenen bilirkişir raporu ve dinlenen tanık beyanlarına göre davacının ortaklıktan çıkmasını gerektirir haklı bir nedenin bulunmadığı, nitekim TTK 638/2 maddesi gereğince haklı nedenin varlığı halinde ortağın bu kapsamda dava açabileceği, davacı tarafın ileri sürdüğü nedenlerin haklı sebep olarak kabul edilemeyeceği, zira şirketle ilgili kendisine bilgi verilmemesi durumunda bilgi edinme hakkını kullanmak amacıyla yasal yollara başvurabileceği, kar payı dağıtımına ilişkin ortaklar kurulu tarafından alınacak kararın keza iptalinin istenebileceği, sonuç itibariyle davacı yönünden şirket ortaklığını çekilmez kılacak nitelikte olumsuz bir durumun varlığı ispatlanamadığından açılan davanın reddine karar verilmiş, iş bu kararın istinaf edilmesi üzerine İBAM 13. HD'nin 2018/804 Esas, 2019/687 Karar sayılı ilamıyla " Dava, terditli ve yığınlı bir davadır. Dava, TTK 636/1-3 maddesi uyarınca ltd.şti.nin haklı nedenlerle feshi, TTK638/2 haklı nedenlerle ortaklıktan çıkma, TTK 641 ayrılma akçesinin belirlenerek tahsili, davacının kuruluştan beri alamadığını öne sürdüğü kar payının belirlenerek tahsili, şirkete sermaye olarak koyulan fakat sermayede gösterilmeyen tüm paranın tazminat olarak ödettirilmesi ve uğranıldığı öne sürülen elem ve ızdıraptan dolayı manevi tazminat talebine ilişkindir. Uyuşmazlık konusu davacının iddia ettiği gibi şirketin feshi, yahut davacının ortaklıktan çıkma hakkının oluşup oluşmadığı ve alabileceği mali hakları varsa maddi ve manevi tazminat yönünden bunların tahsiline karar verilip verilmeyeceği, dava reddedildiği için davalı lehine vekalet ücretleri konusunda bir eksiklik olup olmadığı noktalarındadır. Dava dilekçesindeki davacının talepleri ile 14/10/2015 tarihli ön inceleme duruşma tutanağında belirlenen uyuşmazlık konuları birebir örtüşmemektedir. Her ne kadar ön inceleme duruşmasındaki uyuşmazlık tespiti taraf vekillerinin hazır olduğu oturumda belirlenmişse de davacının talebini değiştirmediği, daraltmadığı anlaşılmaktadır. Ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık konusunun belirlenmesi, HMK'nın 140.maddesine göre hakime aittir. Hakimin HMK 30.maddesi uyarınca davayı aydınlatma ödevi bulunduğu gibi, HMK'nın 33.maddesine hakim Türk hukukunu resen uygular. HMK'nın 26.maddesine göre de hakim taraların talep sonuçlarıyla bağlıdır ve HMK'nın 297/2.maddesine göre taleplerden her biri hakkında verilen hükmün açık bir şekilde belirtilmesi gerekmektedir. İstinaf nedeni olmasa da HMK'nın 355.maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılıklar resen gözetilmek durumundadır. Anayasanın 36.maddesinde ifade edilen ve AİHS'nin 6/1.maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkı, uyuşmazlığın doğru ve tam bir şekilde belirlenerek hukuk kuralları dahilinde adil bir şekilde çözümlenmesini gerektirmektedir. Davacı Afgan uyruklu olup, davalı şirketin kuruluşunda diğer ortakla eşit payla şirket ortağı olduğu anlaşılmaktadır. Davalı şirketin diğer eşit paylı ortağı ve yöneticisinin oğluna ait SPS adlı bir firma olduğu ve bu şirketle davalı şirketin ticari faaliyet içinde olduğu anlaşılmaktadır. Tanıklar bu şirketten alınan emtianın faturalarıyla kaydedildiğini ifade etmişlerse de bu konuda mali bir analiz bulunmamaktadır. Davacı taraf davalı şirketin bu şirketle yaptığı ticari faaliyetin ayrıntılı analizini istemiş, fakat bilirkişiler bunun müstakil bir denetim mevzuu olduğunu ifade etmişlerdir. Davalı şirketin diğer ortağı ve yöneticisinin, davalı şirketle rekabet içinde olduğu öne sürülen SPS firmasının 2014 e kadar kurucu ve ortağı olduğu böylelikle davalı şirketin zarara uğratıldığı öne sürülmektedir. Yabancı dilde sunulan evraklar, yazışmalar tercüme edilmemiş ve değerlendirilmemiştir. Bununla beraber HMK'nın 223/1.maddesine göre yabancı dilde yazılmış belgeye dayanan taraf, tercümesini de mahkemeye sunmak zorundadır. Davalının istinaf nedenleri temel olarak reddedilen tutarlar yönünden kendisine vekalet ücreti verilmediğine ilişkin olmakla birlikte davacının talebi sınırlı olarak değerlendirilmiş, davacı yönünden şirket ortaklığını çekilmez kılan bir hal bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davanın reddi kararı davacının tüm taleplerinin reddi anlamında düşünülebilirse de ön inceleme duruşmasında yapılan belirleme ve mahkeme kararının gerekçesi davacının dava dilekçesinde bulunan ve ön inceleme duruşmasına yansımayan talepleri hakkında bir karar verilmediğini ve aynı şekilde bu yöndeki delillerin de tam olarak toplanmadığını göstermektedir. Bu durum, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6.maddesine göre tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması anlamını taşıdığından; taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK' nın 353/1-a6 maddesi uyarınca kabulüne karar vererek" yerel mahkeme kararını kaldırmıştır.İBAM kaldırma kararından sonra, kaldırma kararı kapsamında dosya bilirkişi heyeti ... ve arkadaşlarına tevdii edilmiş, bilirkişi heyeti düzenlemiş olduğu 12/11/2020 tarihli raporlarında; davacı tarafın şirketten ayrılmasına karar verilmesi durumunda talep edebileceği alacak miktarının 339.230,93TL ayrılma akçesi, 285.549,80TL cari hesaptan kaynaklı alacak ve USD olarak yatırılan paranın yatırıldığı tarih itibariyle şirket tarafından TL'ye çevrilmesi nedeniyle 211.934,59TL alacak olduğunu" teknik kanaatleri olarak belirtmişler, mahkememizce de düzenlenen bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme esas alınmıştır.Davacı tarafından düzenlenen bilirkişi raporu kapsamında dava ıslah edilmiş, ıslah dilekçesinde 836.715,00TL yanında ayrıca 102.651,00USD alacağının tahsili talep edilmiş ve bu miktar üzerinden eksik harç ikmal edilmiştir.Her ne kadar davacı taraf, davacının şirket kuruluşunda şirkete gönderdiği 102.651,00USD'nin dolar olarak kendilerine ödenmesini talep etmiş ise de; bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere söz konusu dolar gönderildiği tarih itibariyle şirket tarafından TL'ye çevrilmiş ve TL olarak hesaplara aktarıldığından davacı tarafın söz konusu doların gönderildiği ve TL'ye çevrildiği tarih itibariyle karşılığı olan 211.934,59TL'yi talep edebileceği mahkememizce değerlendirilmiştir.Her ne kadar davalı taraf ıslah kapsamında talep edilen alacaklar yönünden zaman aşımı itirazında bulunmuş ise de; davacının ortaklık ilişkisinin devam ettiği, ortaklık ilişkisi kapsamında zaman aşımının işlemeyeceği, davacının ortaklıktan ayrılmasından sonra ancak zaman aşımının işleyebileceği, bu bağlamda davalı tarafın bu yöndeki itirazı mahkememizce kabul edilmemiştir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının yabancı uyruklu olduğu, ortağı olduğu davalı şirketle ilgili kendisine herhangi bir bilgi verilmediği, kendisinin şirketten dışlandığı, şirket ortakları arasında güven ilişkisinin sarsıldığı, davacı dışındaki diğer ortağın yöneticisi oğlu olan SPS ünvanlı firma ile ticari ilişki işine girdiği, bu kapsamda davacı yönünden şirketin fesih ve tasfiyesini istemi yönünde haklı nedeni bulunduğu, ancak şirketin halen faal olması nedeniyle terditli istem olarak davacının çıkma payı ve alacaklarının kendisine ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkmasına, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda da belirtildiği üzere 339.230,93TL çıkma payının, 285.549,80TL cari hesap alacağı ve 102.651,00USD karşılığı olan 211.934,59TL alacağın davalıdan tahsiline, davacı tarafın manevi tazminat isteminin koşulları oluşmaması nedeniyle reddine karar vermek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, '' Davacının terditli istemi kapsamında asıl talebi olan şirketin feshi isteminin REDDİNE, ortaklıktan çıkma isteminin KABULÜNE, davacının, davalı İstanbul Sicil Memurluğunun ... sicil numarasında kayıtlı... YEDEK PARÇA GIDA İNŞAAT TURİZM İTHALAT İHRACAT SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ortaklığından ÇIKMASINA,339.230,93TL çıkma payının kararın kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,497.484,39TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, iş bu alacağın 10.000,00TL'sine dava tarihinden itibaren, bakiye 487.484,39TL'sine arttırım tarihi olan 31/03/2021 tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin USD alacağı isteminin reddine,Davacı tarafın manevi tazminat isteminin koşulları oluşmaması nedeniyle reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dosyaya sunulan şirket kaşe imzalı esas evraktan, tüm dinlenen tanıklardan, davalı tarafın ikrarından ve bilirkişi raporundaki hukuki ve ticari tespitlerden görüleceği üzere müvekkilinin şirket kurulurken davalı tarafa ortaklı için verdiği TÜRK Lirasının yanında davalı şirket ortağına 205.000 dolar verdiğini,Bilirkişinin raporunda bu konu; "Davalı personeli ... 'in davacıya ve dava dışı SPS firmasına göndermiş olduğu mailde davacının şirkete 205.000 Dolar ödeme yaptığını, davacının 205.000 Dolar verdiğini ancak davalının davacının Türk hukuk ve ticaret sistemine olan yabancılığından faydalandığını, davacının hesabına ödeme kayıtları girilerek davacının hesabının sıfırlandığını, yine şirket maillerinden sürekli davacıdan paralar istendiğini, (USD olarak) davacı, davalı şirkete yüklü miktarda ödemeler yapmış olmasına rağmen bu bedellerin şirket hesaplarında eksik gösterildiğini, davacının yaptığı ödemelerin yapılmış olmasına rağmen davalılarca gösterilmemesinin davalı şirket için VUK hükümlerine aykırılık teşkil ettiğinden...." Şeklinde geçtiğini,Müvekkilin davalı şirkete ortaklık başlangıcında ortaklık dışında borç olarak 205.000 dolar verip vermediğinde hiçbir şüphe bulunmadığını,Bu konudaki ikinci hususun bu bedeli alıp alamayacağı olduğunu, bilirkişilerce davacının bu bedeli alması gerektiğini ancak eksik alması gerektiğinden bahsedildiğini, müvekkili davacının davalı şirkete yapmış olduğu ödemeler incelendiğinde; 30.04.2015 tarihli, davalı şirketin imzasına havi belgeye göre (davalı tarafın aksi yönde bir itirazı olmamıştır) davacının 205.000.-USD’yi ödendiğinin sabit olduğunu, Yine bilirkişinin tespitine göre davacı 205.000 doların yanında; 2013-2015 tarih aralığında davacı yanca şirketin banka hesaplarına yapılan ödemelerin YKB USD hesabına 19.09.2013 Mohammed tarafından 40.000 USD, YKB USD hesabına 25.12.2013 Mohammed tarafından 25.000 USD, YKB USD hesabına 16.06.2014 Mohammed tarafından 30.000 USD YKB USD hesabına 16.06.2014 Mohammed tarafından 7.651 USD olmak üzere toplam 102.651,00 TL olduğunu, müvekkili tarafından verilen paralardan 205.000 dolar sabitken; neden bu 205.000 doların tamamı değil bilirkişiler tarafından sadece 102.000 doların neden baz alındığını, bu sorunun cevabının bulunmadığını,Bilirkişi raporunun sonuç kısmının tamamen anlaşılmadığını, bilirkişilerce müvekkilinin 836.715 TL ve 102.651 USD alacaklı olduklarına kanaat getirdiğini, bu şekilde ıslah edildiğini ancak mahkemenin bu hususu yanlış değerlendirdiğini, her ne kadar bilirkişinin dolar yönünden miktar eksik değerlendirmesini kabul etmeseler de mahkemenin bu yönde dahi tam bir hüküm kurmadığını,Bu konudaki üçüncü husus davacının dolar alacağının hangi kur üzerinden alması gerektiğini,Müvekkilinin şirkete verdiği borç miktarı USD cinsinden olduğundan yine oluşan alacak miktarında usd dolar kuru üzerinden hesaplanması geretiğini, bilirkişilerin ek raporda bu hatadan dönüp alacağımızı dolar kuru üzerinden hesapladığını, ancak raporun sonuç kısmının karmaşıklığı, mahkeme heyetinin yanlış değerlendirmesi sonucu hüküm kısmının istenen şekilde olmadığını,Yabancı uyruklu, dolandırılan ve hiçbir şeyden habersiz müvekkili tarafından alınan yabancı para, o dönem davalı firmanın finansmanı tarafından TL karşılığında kullanıldıysa bunun kabahatlisinin neden müvekkili olduğunun açıklanmasını,Müvekkilinin bu parayı dolar olarak geri almak kaydıyla davalı tarafça bu şekilde anlaşılarak verdiğini, müvekkilinin bir nevi yatırım aracı şeklinde düşündüğünü,Müvekkilinin şirkete verdiği borç miktarı USD doları üzerine olduğundan yine oluşan alacak miktarında usd dolar kuru üzerinden hesaplanması gerektiğini,Müvekkilinin şirkete verdiği borç miktarı bilirkişi raporu sayfa 13 de görüleceği üzere 205.000 USD Doları karşılığı 410,549,80 TL olduğunu,Söz konusu alacağın (205.000 dolar) bu günkü veya karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanarak TL ye çevrilmek sureti ile alacak miktarının tespiti gerekirken mahkemenin 10 yıl önceki kur üzerinden karar verdiğini, Mahkemenin 205.000 doların tamamını güncel kur üzerinden hesaplayarak müvekkiline vermesi gerektiğini, karara bu yönüyle itiraz ettiklerini, esas bilirkişi heyetinden rapor alınmadığını,Hem bozmadan önce hem de bozmandan sonraki bilirkişi heyetleri "davacı tarafın talep ve iddialarını incelemeye tam olarak yetkili değiliz" demelerine rağmen mahkemenin bilirkişilerin bu isteğini görmezden geldiğini, bilirkişiler yargılamanın en başından beri; bağımsız denetim firmasından rapor alınması gerektiğinden" bahsettiklerini,Mahkemenin 4 no'lu bendinde bahsettikleri itirazlarının değerlendirilmesi için bağımsız denetim için taraflarına yetki vermesi yada yeni bir heyete dosyayı vermesi gerektiğini, eksik bir şekilde karar vermesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, karara bu yönüyle de itiraz ettiklerini,Çünkü bilirkişilerde yaptıkları tespitlerde davalı firma sahiplerinin usulsüz birçok işlemlerini tespit ettiklerini, iş bu nedenle dosyadaki bilirkişi heyetininde de bahsettiği üzere daha kapsamlı bir heyetten rapor alınması gerektiğini, kararın bu yönüyle dahi bozulması gerektiğini, alacaklar yönünden eksik ve yeterli bir inceleme olmadığını,Bilirkişilerin SPS firmasıyla ilgili bazı hususları göz ardı ettiği için eksik bir bilirkişi raporu tanzim etmek zorunda kaldıklarını, haliyle alacaklarının net şekilde hesaplanmadığı için eksik kaldığını, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde de belirttikleri üzere; Şirketin gerçek karının bilinçli olarak yapılan hile ile şirketin ortağı ... 'ın kardeşinin sahibi olduğu SPS firmasına kaydırılmış olduğunu, dolayısı ile mali tabloların gerceği yansıtmadığı hususu olduğunu, bu doğrultuda bilirkişi heyetince yapılması gereken çok basit bir işlemin yapılmadığını, aynı cins malı yani... YEDEK PAR. GID. İNŞ. TUR. İTH. İHR. SAN TİC. LTD. ŞTİ den SPS firmasının aldığı malın SPS firması tarafından piyasaya satış fiyatının tespitinin yapılması gerektiğini ve devamla bu alış ve satış sonrası maliyet bedeli üzerinden oluşan karlılık oranının hesaplanması gerekeceğini, yine, bulunan bu oranın mukayeseye tabi tutulabilmesi için... YEDEK PAR. GID. İNŞ. TUR. İTH. İHR. SAN TİC. LTD. ŞTİ nın da ithal ettiği ve SPS firmasına yaptığı satışlar üzerinden % kaç kar ettiğinin tespiti gerektiğini, (... FORKLİFT YEDEK PAR. GID. İNŞ. TUR. İTH. İHR. SAN TİC. LTD. ŞTİ ithalatçı bir firma olduğundan ithal girdi maliyetleri defter kayıt ve belgelerinde mal cinsleri itibarı ile mevcuttur) tespit edilen bu maliyet bedeline göre de SPS firmasına yaptığı satış fiyatı belli olduğundan yine maliyet bedeli piyasaya yapmış olduğu satış fiyatı belli olduğundan yine maliyet bedeli üzerinden karlılık oranı tespit edilebilecek haldeyken tespit edilmediğini,Bu şekilde bulunan karlılık oranları mukayese edilseydi SPS firmasının maliyet bedeli ile serbest piyasaya yapmış olduğu satış fiyatı arasında çok büyük fark olduğunun görüleceğini, o halde, her iki firmanın maliyet bedeli üzerinden gerçekleşen karlılık oranları arasındaki farkın... YEDEK PAR. GID. İNŞ. TUR. İTH. İHR. SAN TİC. LTD. ŞTİ. nin gerçek karından yapılan çalıntı kâr oranı olduğunu,Bu durumda... YEDEK PAR. GID. İNŞ. TUR. İTH. HR. SAN TİC. LTD. ŞTİ. nin mali tablolarında (gelir tablosu) gösterdiği maliyet bedeli üzerinden SPS firmasının piyasaya yaptığı satışlara ait karlılık oranı tatbik edildiğinde kaçak ve hile ile elde edilen kâr zarar miktarı ortaya çıkacağını,Beyan edilen kâr-zarar miktarı ile hesaplanan kâr-zarar miktarı arasındaki farkın... YEDEK PAR.GID.İNŞ.TUR.İTH.İHR.SAN TİC. LTD.ŞTİ. nin çalınan kar- zarar miktarını oluşturacağını, müvekkilinin alacağı payda bu kâr-zarar hesaplamasına göre % 65 ortaklık payı ile çok daha büyük olacağını, ayrıca SPS firması ile ilişkililik durumu göz önünde bulundurularak bu firmaya hangi fiyattan hangi karlılık oranı ile ne kadar mal satıldığı yönünde raporda bir açıklama yapılmadığını, SPS firmasına yapılan satışların piyasadaki normal alım satım bedellerinin ne olduğu hakkında raporda bir bilgi verilmediğini, karara bu yönüyle de itiraz ettiklerini, bilirkişi hesaplama yaparken sadece defterleri incelemeye gittiği gün depoda bulunan halihazırdaki mallar üzerinden hesaplama yapıldığını, yani ayrılma akçesinin yanında halihazırda depoda bulunan mallar üzerinden cari hesap alacağı tespit edildiğini, bilirkişilerin şirketin kuruluşundan bu yana ödenmeyen kar payı konusunda eksik bir inceleme yapıldığını, Yine manevi tazminat taleplerine ne yargılama safhasında ne de gerekçe kısmında hiç değinilmediğini, müvekkilin ticari itibarinin zedelendiği gibi dolandırıldığı da ortada olduğunu, mahkemenin bu alacak bakımından da müvekkili lehine hesaplama yapması gerektiğini, Kalemin hesaplaması üzerine tamamlama harcı yatırıldığını, neden karşı vekalet ücretine hükmedildiğini, bilirkişilerin hesapladığı rakam üzerinden harç yatırıldığını ve mahkemenin davayı tamamen kabule ettiğini, davalı lehine takdir edilen vekalet ücretinin hukuka ve kanuna aykırı olduğunu, Kararın bu yönüyle de bozulması gerektiğini, davalı tarafın süresinde cevap ve delil listesi sunmadığını,Davalı taraf mahkemenin de 14.10.2015 tarihli ön inceleme duruşmasında belirttiği üzere Hmk 127. maddesi gereğince süresi içesinde cevap dilekçesi vermediğini, davaya süresi içinde cevap verilmemiş olmasının, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamının inkârı anlamına geldiğini, (HMK.m.128) bu böyle olmakla birlikte, süresi içinde davaya cevap vermemiş olmak, davalının savunmasını ispat etme ve davacının kusurlarına yönelik olarak değil, kendisine kusur yüklenemeyeceğine ilişkin olarak delil bildirme hakkına sahip olduğunu, davalının artık ilk itirazda bulunamayacağını, bu böyle olmakla birlikte süresinde davaya cevap vermeyen davalının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145/1.maddesindeki hal dışında, davacıya kusur isnat edemeyeceğini, İş bu nedenle davalının duruşma sırasında sunmuş olduğu evrak ve ekleri, tanık beyanları, savunma ve iddianın genişlemesi anlamına gelen beyan ve delillerini kabul etmediklerini, haliyle davalı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürmediği ancak mahkemede; buna rağmen delil sunması, tanıklar dinletmesi, evrak ve belgeler dosyaya ibraz etmesi vs. tüm bunları mahkemenin değerlendirmesinin hukuka aykırı olduğunu, yemin deliline dayanmış olmalarına rağmen mahkemece davalı tarafa yemin teklif edilmediğini, müvekkilinin davalı firmaya geri alınmak üzere 205.000 TL borç vermesine, davalının da cevap dilekçesinde bu hususu ve diğer iddiaları red etmesine ve dava dilekçesinde yemin deliline dayanmalarına rağmen davalı tarafa yemin teklifinde bulunulmadığını, 20.05.2015 tarihli dava dilekçesinde de yemin deliline dayandıklarını bildirdiklerinden, mahkemece davacıya yemin delilini kullanıp kullanmayacağının hatırlatılması, HMK’nun 225 ve devamı maddeleri gereğince işlem yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus yerine getirilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, karara bu yönüyle de itiraz ettiklerini, davalı firmanın tüm mal varlığının hesaplanıp müvekkilinin tam alacağının tespit edilemediğini, bu tür davada incelenmesi ve toplanması gereken tüm delillerin toplanmadığını, şirketin tam aktifleri hesaplanmadığı için müvekkilinin alacağının eksik kaldığını, hesaplanan alacak kalemlerinin eksik olduğunu ve bazılarının USD olarak alması gereken alacak eksik ve yanlış kur üzerinden hesaplandığını, iş bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafın dava dilekçesi ile ortaklıktan çıkma payını ve bunun yanında davalı şirkete verdiğini iddia ettiği bedelin (dava dilekçesinde hem tazminat olarak hem kar payı olarak) fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000-TL'sini talep ve dava ettiğini, dava dilekçesi ile sabit olduğu üzere açılan davanın kısmi dava olduğunu,Davacı tarafın 28.07.2021 ıslah dilekçesi (harçları 21.12.2021 tarihinde yatırılmıştır) ile cari hesap alacağını ve dolar alacağını ıslah ettiğini, Türk Borçlar Kanunu'nun 147. Maddesi ve TTK'nın ilgili hükümleri uyarınca davacı tarafça talep edilen alacakların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu hususunun tartışmasız olduğunu, Huzurdaki dava 20.05.2015 tarihinde ikame edildiğini, Islah dilekçesinin tarihi olan 28.07.2021 tarihi itibariyle kararda belirtilen cari alacak ve dolar alacağı bakımından beş yıllık zamanaşımı süresi dolmuş olmasına ve davacının ıslah dilekçesine karşı süresi içerisinde zamanaşımı itirazında bulunulmasına rağmen söz konusu itirazın dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu,Davacı tarafın dava dilekçesinde yer almayan talepler taleple bağlılık kuralı aşılarak hüküm altına alındığını,Davacı taraf dava dilekçesinde ortaklıktan çıkmayı, ortalıktan çıkma payı, ödenmeyen kar payı ve ortaklıktan kaynaklı maddi ve manevi tazminat talep ettiğini, ancak kararda tamamen çelişkili ve hiçbir şekilde hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu hükme esas alındığını ve dava dilekçesi ile talep edilmeyen cari alacak ve mükerrer hesaplana dolar alacağı kalemleri dikkate alınarak karar verildiğini, kararın bu yönü ile de hatalı olduğunu taleple bağlılık kuralı hiçe sayılarak hüküm kurulduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ve kararda mükerrer hesaplama yapıldığını ve tek bir ödeme iddiasına iki ayrı hesaplama yapılarak davalı şirket aleyhine mükerrer alacağa hükmedildiğini,Davacının, dava dilekçesindeki iddiası, davalı şirkete 205.000,00-USD verdiğini, bunun bir kısmının ortaklık sermayesi olduğu kalan kısmın ise şirkete borç verildiği şeklinde olduğunu, tek bir ödeme yapıldığı iddiasının sabit olduğunu, ancak hükme esas alınan 12.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacı tarafça verildiği iddia edilen tutardan sermaye olarak konulan tutar düşüldüğünü ve kalan tutar hem cari hesap alacağı olarak hesaplandığını hem de ayrıca 102.652,00-USD alacak olarak ikinci kez dikkate alındığını ve müvekkili şirket aleyhine haksız yere mükerrer alacak hesap edildiğini, hesaplama ve hükmün açıkça hatalı olduğunu,Dosyada dava evvel alınan 12.10.2017 tarihli bilirkişi heyeti raporunda da bu yönde hiçbir tespit ve değerlendirme bulunmadığını, aksine 12.10.2017 tarihli bilirkişi raporunda verildiği iddia edilen 205.000,00-USD'den ödenen sermaye bedeli düşüldüğünü ve ayrılma yedek akçesi olarak 314.130,92-TL ve cari hesaptan 285.549,80-TL alacak hesaplandığını,Kaldırma kararı sonrası alınan 12.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda 205.000,00-USD ödeme tarihi itibariyle 410.549,80-TL olarak belirlenmiş bu bedelden 125.000,00-TL sermaye ödemesi düşüldüğünü, kalan tutar olan 285.549,80-TL alacak olarak cari hesaba yansıtıldığını, ancak sonrasında hiçbir açıklama ve gerekçe olmaksızın ve nereden çıktığı belirsiz bir şekilde raporun sonuç kısmında 102.652,00-USD daha alacak hesap edildiğini,Davacı tarafça tek bir ödeme yapıldığını ve bunun da 205.000,00-USD olduğu iddia edilmekte olduğunu, söz konusu ödemeden sermaye bedelinin düşürüldüğünü ve kalan tutar cari alacak olarak hesaplandığını, ancak ayrıca hesaplanan 102.652,00-USD alacağın kaynağının ne olduğunu, neye dayanılarak hesaplandığını ve hüküm altına alındığı tamamen belirsiz olduğunu, uydurma bir alacak kalemi yaratıldığının tartışmasız olduğunu,Ayrılma akçesinin belirlenmesinde karar tarihine en yakın tarih dikkate alınması gerekirken 2020 yılında verilen kararda üç yıl öncesinin verileri esas alındığını,Ancak yerel mahkeme tarafından bu husustaki itirazlarının hiçbir şekilde dikkate alınmadığını ve açık kanun hükmüne aykırı şekilde hüküm kurulduğunu, huzurdaki davada kaldırma kararı sonrası alınan bilirkişi raporunda ayrılma akçesi, kaldırma kararı öncesinde alınan 12.10.2017 tarihli bilirkişi raporundaki tespitlere göre hesaplandığını, ayrılma akçesinin belirlenmesinde dikkate alınan tespit ve hesaplama karar tarihinden üç yıl öncesine ait olduğunu, bu süreçte döviz atışından salgın hastalığa bir çok olay gerçekleştiğini, şirketin sermaye yapısında değişikler olduğunu, bu sebeple belirlenen ayrılma akçesinin yıllar önceki verilere göre belirlenmiş olması ve hükme esas alınması yasaya ve içtihatlara aykırı olduğunu, kararın kaldırılması gerektiğini, dosyada alınan iki farklı heyet bilirkişi raporu arasında ciddi farklılıklar olmasına rağmen çelişki giderilmeden hüküm kurulduğunu,Yukarıda da belirtildiği üzere davacının, dava dilekçesindeki iddiası, davalı şirkete 205.000,00-USD verdiği şeklinde olduğunu, ancak hükme esas alınan 12.11.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda, taleple bağlılık kuralı hiçe sayılarak, olmayan bir talep ve alacak kalemi yaratıldığını,Davacının belirtilen şekilde bir iddiası ve talebi bulunmadığı gibi dosyaya daha önce ibraz edilen 12.10.2017 tarihli bilirkişi heyeti raporunda da ödendiği iddia edilen bedelden sermaye bedeli düşüldüğünü ve kalan tutar cari alacak olarak hesap edildiğini, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda sermaye bedeli hesaplandığını, kalan bedel cari hesap alacağı olarak tespit edilmiş ayrıca bir de dolar alacağı hesap edildiğini,12.10.2017 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ayrılma akçesi ve cari alacak hesap edilmiş iken,12.11.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda tek bir ödeme iddiasına ayrılma akçesi, cari alacak ve dolar alacağı hesap edildiğini,Dahası hükme esas alınan bilirkişi raporunda önceki rapor ile ayrışan kısmın neden kaynaklanığına ilişkin hiçbir somut açıklama ve gerekçe bulunmadığını, yerel mahkeme tarafından, her iki rapor arasındaki bu bariz çelişkinin giderilmediğini, kendi içinde dahi bir çok çelişki barındıran, hesaplama hataları içeren, dayanaksız 12.11.2020 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, söz konusu çelişkiler giderilmeden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporu kendi içerisinde çelişen, yetersiz olduğunu rapor içeriğinde beyan eden, hükme esas alınması mümkün olmayan bir rapor olduğunu,Hükme esas alınan bilirkişi raporunda paçal kar hesabı ile ortalamasının alındığının belirtildiğini, Öncelikle "paça kar hesabı" adında bir hesaplama yöntemi bulunmamakla birlikte bilirkişi heyetinin "Paçal Analiz" yöntemini kastettiği düşünülse dahi söz konusu yöntemin huzurdaki davada uygulanabilmesinin imkanı bulunmadığını, Paçal analiz birden fazla imalatın tek bir analiz altında toplanarak tek bir imalat biçiminde tanımlanması işlemi olup, çoğunlukla inşaat, yapım işlerinde kullanılan bir yöntemi olduğunu, bambaşka kriterleri olan, imalatla ilgili tüm işlemlerin birbiri ile uyumlu ve bağlantılı olması gerektiği bir hesaplama yöntemi olduğunu, maliyet hesaplanmasında kullanılmakta olduğunu, alakasız bir sektörde parça başı ürün alım satımı yapılan bir işte nasıl dikkate alınabileceğini anlamak mümkün olmadığını, maliyet hesaplamasında kullanılan bir hesaplama yönteminin kar hesaplamasında esas alınması bilimsel ve mantıklı olmayacağı gibi bir taraf aleyhine kesin sonuç doğuracak bir yöntem olduğunu,Rapora itirazları sonrasında düzenlenen ek raporun birinci sayfasında; "Paçal kâr, paçal alışlar ve paçal satışlar arasındaki "zamamla sabit olması beklenemeyecek olan" ortalama kâr olduğunu, Davacı tarafça istenen böyle bir detayla parça alım satım kârının tespit edilebilmesi için , şirket kuruluşundan itibaren , her alım faturasının , her satış faturasının, bu işe özel birstok/faturalama modülü olan yazılıma işlenmesi gereklidir." denilmiş. sonrasında bunun bilirkişi raporu ile tespitinin mümkün olmadığı belirttiğini,Devamında ise; "Bu nedenle , bilirkişi raporunda piyasa şartlarında herzaman uygulanan ve geçerli olan başkaca bir metodla parça kâr hesaplaması yapılmıştır." denildiğini, yani önce paçal kar hesabı yapılması mümkün olmadığından parça kar hesaplaması yapıldığı söylendiğini, Ancak kök raporda 8 inci sayfada yer alan ifade ise aynen şu şekilde olduğunu "Diğer taraftan SPS firmasının ... ile hacimli çalışması sebebiyle , bu grupta bulunan ve yüksek satınalması sebebiyle SPS’ye benzer oranda indirim alması gereken diğer firmalar yıl bazında tespit edilerek, parça bazında indirim tutarları parça bazında kıyaslanmış, üst paragraftaki paçal kâr hesabı ile ortalaması alınarak eksik/fazla kâr oranı tespit edilmiştir."Görüldüğü üzere; bilirkişi heyeti kök raporunda yaptıkları hesaplamanın ve yöntemin mümkün olmadığını, ek raporunda ayrıntısı ile belirtmiş, bu tespitin üstüne kök raporda yer alan görüş ve düşüncelerinde bir değişiklik olmadığını belirttiklerini, Hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi raporu işte bu boyutlarda ciddiyetten ve hukukilikten uzak olduğunu,. Kök raporlarında açıkça paçal kar hesabı ile tespit yapıldığı belirttiklerini, ek raporda inkar edilmekte ama görüşlerinde bir değişiklik olmadığı iddia edilmekte olduğunu, bu denli çelişkili, tutarsız bir bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının kabulünün mümkün olmadığını,Hükme esas alınan bilirkişi raporu, dosyada bu yönde hiçbir iddia ve talep bulunmamasına rağmen akla mantığa sığmayacak şekilde davalı şirketin faturasız satış yaptığını tahmin etmiş, bunun bir piyasa ritüeli oluşundan hareketle hesaplama yapıldığı belirtildiğini, ek raporun ikinci sayfasındaki ifade aynen şu şekilde oolduğunu, "Stok takip programından alınmış stok listesi ile stok sayımı yapmadan, faturasız parça satışı olup olmadığını tespit etmemiz mümkün olmadığından ve faturasız satışın piyasa ritüeli oluşundan hareketle, olası bu kaybın da karşılanabilmesi için, yüksek indirim alamayan diğer ufak firmaların düşük iskonto tutarları kümesi ortalaması ile, yüksek indirim alan firmalar kümesinin iskonto ortalaması farkı da ,dönem sonlarında toplama eklenmiştir." Söz konusu tespit dahi bilirkişi raporunun ciddiyetten ne derece uzak olduğunun göstergesi olduğunu, bilirkişi heyetince düzenlenen raporun mevcut şekli ile bir mahkeme kararına esas alınabilecek nitelikte olmadığı açık olmasına rağmen hükme esas alınarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, Bilirkişi raporunun 17. Sayfada "Öncelikle belirtmek gerekir ki; Davacının talepleri değerlendirildiğinde yapılabilecek olan incelemeler, yıllar bazında maliyet ve denetim gerektiren iş ve işlemler olduğunu, bunun için piyasa satış ve SPS satış tespitlerinin bağımsız denetim kurumlarınca ve 2-3 kişilik ekip ile denetim yapılarak en sağlıklı sonuç alınabileceğini, heyetimize verilen görevin, bu çalışmanın ve görevlendirme çerçevesinde değildir ve huzurdaki dava konusuyla böyle bir denetimi bilirkişi kurulundan istemenin mümkün olamayacağı aşikardır. Belirtilen sebeple davalı şirket muhasebe kayıtlarından ve kayıtlı faturalardan örnekleme yolu ile seçilen birkaç işleme dayanılarak iş bu rapor hazırlanmıştır." şeklinde tespit yapılarak aslında yaptıkları incelemenin sağlıklı olmadığını, bir kaç işleme dayanılarak örnekleme yolu ile değerlendirme yapıldığını ikrar ettiklerini, rapor kendi içerisinde yetersiz olduğunu ikrar ederken, kendi yaptıkları hatalı tespitlerin bir paragraf sonra kendi ikrarları ile sağlıklı olmadığı açık iken raporun dikkate alınabilmesinin mümkün olmadığını, davacının dava dilekçesinde şirket ortaklığından çıkmaya dayanak olarak iddia etmiş olduğu sebeplerin hiçbiri ispat edilmediğini ve haklı sebebin varlığı ortaya konulmamış olmasına rağmen davanın kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu, Davacının iddiası dava dışı SPS şirketine zararına satış yapıldığını, ancak dosya kapsamında ve bilirkişi raporunda buna ilişkin hiçbir somut delil ve hesaplamanın varlığının söz konusu olmadığını, yerel mahkeme kararındaki gerekçe davacının davacının yabancı uyruklu oluşu, kendisine bilgi verilmediğini, davacı dışındaki diğer ortağın yöneticisi oğlu olan ... ünvanlı firma ile ticari ilişki işine girdiği şeklinde olduğunu, ancak dosya kapsamında SPS şirketine zararına satış yapıldığı ispat edilemediğini, davacının sürekli yurt dışında olduğunu ve kendisinin şirkete gelmediği dinlenen tanık beyanları ve davacı vekilinin beyanları ile sabit olduğunu, davacının yabancı uyruklu olmasının da haklı bir sebep teşkil etmeyeceği izahtan vareste olduğunu, tüm dosya kapsamı ile haklı sebebin varlığı ispat edilememişken davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/417 Esas, 2022/158 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden bir çok hata ve hukuka aykırılık içermekte olup yukarıda ayrıntısı ile izah edilen sebeplerle kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davalı limited şirketin haklı sebeple feshi, bu talebin kabul görmemesi halinde davacının ayrılma akçesinin ödenmesi ile ortaklıktan çıkmasına, şirketin kuruluşundan itibaren ödenmeyen kar payının ve maddi tazminat talebi altında sermaye borcu olarak davacıdan alınan bedelin davalıdan tahsiline, davacı lehine manevi tazminat hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece 28/03/2018 tarih, 2015/502 esas ve 2018/319 karar sayılı ilamı ile davanın reddine karar verildiği, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 08/05/2019 tarih, 2018/804 esas ve 2019/687 karar sayılı ilamı ile kararın kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararından sonra Mahkemece yapılan yargılama sonucunda şirketin feshi talebinin reddine, davacının davalı şirket ortaklığından çıkmasına, davacının ayrılma akçesinin ve şirketten olan alacağının hüküm altına alınmasına, fazlaya ilişkin USD alacağı talebinin ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.T.C. Anayasası'nın 141/3. maddesi hükmüne göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır. 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298. maddeleri uyarınca mahkeme kararları asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmeli, hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hüküm açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmelidir. Kararın gerekçesiz oluşu, gerekçe ile hüküm arasında veya gerekçenin kendi içerisindeki çelişki, açık bir kanuna ve kamu düzenine aykırılık hali olup, İstinaf aşamasında re’sen nazara alınması gerekmektedir. Davacı vekili, dava dilekçesi ile dava şirkette davacı ile dava dışı ...'ın ortak olduğunu, şirket müdürü olarak diğer ortağın kardeşi İsmail Yücetaş'ın görevlendirildiğini, diğer ortak ve kardeşinin davacıyı şirketten uzaklaştırdığını ve şirkete girmesine izin vermediğini, bilgi alma ve inceleme hakkının kullandırılmadığını, diğer ortak ...'ın ortak olduğu ve daha sonra tüm hisselerini kardeşine devrettiği ... Makine....Ltd. Şti. bu durumun müdürün özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı olduğunu, diğer ortağın davalı şirketin ithal ettiği ürünleri kardeşinin şirketine zararına ve daha düşük bedelle satarak davalı şirketi zarara uğrattığını, diğer ortağın bağlılık yükümlülüğüne ve haksız rekabet yasağı hükümlerine aykırı hareket ettiğini, şirketin kuruluşundan itibaren davacıya kar payı verilmediğini, bu sebeplerle şirketin haklı sebeple feshi, bu talebin görmemesi halinde ayrılma akçesinin hesaplanarak davacının ortaklıktan çıkmasına, şirketin kuruluşundan itibaren hesaplanan kar payının hüküm altına alınmasına, davacı tarafından şirketin kuruluşu sırasında diğer ortağa sermaye payı olarak gönderilen 205.000 USD'den 125.000 TL'nin sermaye payı olarak gönderildiği ve bakiyesinin iade edilmediği dikkate alındığında gönderilen bu bedelin maddi tazminat adı altında tahsiline ve söz konusu paranın gönderilmesi sebebiyle ailesi ile birlikte zor duruma düşerek manevi zarara uğradığı iddiası ile uğranılan manevi zararın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece hükme esas alınan kök ve ek raporuna göre davacının 339.230,93 TL ayrılma akçesi alacağı, 285.549,80 TL cari hesap alacağı, 211.934,59 TL(102.651,00 USD) alacağı olduğunun tespit edilmesi üzerine davacı tarafından ıslah dilekçesi ile dava değeri bu bedeller kadar arttırılmıştır. Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde yukarıda belirtilen alacak kalemlerini ve 100.000,00 TL manevi tazminat talep etmesine rağmen alacak kalemlerini ayrıştırmadan dava değerinin 10.000,00 TL olarak gösterildiği ve harcın bu bedel üzerinden yatırıldığı, daha sonra Mahkemece eksik harcın ikmali için süre verilmesi üzerine alacak kalemlerini ayrıştırmadan 205.000 USD'nin dava tarihindeki kur karşılığı TL değeri üzerinden harcın ikmal edildiğinin anlaşıldığı (Mahkemece verilen ara kararda hangi miktar üzerinden hesaplanan harcın yatırılması için süre verildiğinin ayrıntılı olarak belirtilmemekle ve davacı vekili tarafından da alacak miktarlarıını kalem kalem ayrıştırarak hangi bedel üzerinden harcın yatırdığının açıklanmamakla birlikte dairemizce yapılan harç hesabında bu miktar dikkate alınarak harcın tamamlattırıldığı anlaşılmıştır.) Mahkemece HMK'nın 31. .maddesi uyarınca davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacı alacaklarının ve miktarlarının kalem kalem açıklanması için davacı vekiline süre verilmeden yargılamanın yapılarak sonuçlandığı, ancak davacı vekili tarafından verilen ıslah dilekçesi ile maddi taleplere ilişkin alacak kalemleri ve miktarları ayrı ayrı belirtildiğinden ve harç tamamlandığından ıslah dilekçesinde belirtilen bu kalemler yönünden eksikliğin tamamlandığı, ancak manevi tazminat talebi yönünden davacı tarafından dava dilekçesinde belirtilen 100.000,00 TL manevi tazminat talebi üzerinden peşin karar ve harcının yatırılmadığı ve Mahkemece de bu eksikliğin giderilmesi için davacı vekiline süre verilerek sonucuna göre HMK'nın 30 maddesi uyarınca işlem yapılmadığı ve bu hususun usul ve mevzuata aykırı olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde ayrılma akçesi, kar payı, davalı şirkete gönderilen 205.000 USD'nin maddi tazminat adı altında ödenmesi ve manevi tazminat talep edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde 205.000 USD talebine ilişkin olarak bu bedel dışında davalı şirkete gönderdiği para/paralardan bahsetmediği gibi belirtilen bedel dışında bir talebi bulunmamaktadır. Mahkemece hükme esas alınan kök ve ek raporuna göre davacının 339.230,93 TL ayrılma akçesi alacağı, 285.549,80 TL cari hesap alacağı, 211.934,59 TL(102.651,00 USD) alacağı olduğunun tespit edilmesi üzerine davacı tarafından ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemlerine ek olarak 211.934,59 TL(102.651,00 USD) alacağı da talep edilmiş ve Mahkemece de bu talep hüküm altına alınmıştır. Ancak Mahkemece dava dilekçesinde olmayan ve bilirkişi raporunda tespit edilen bu bedelin ıslah ile dahi olsa talep edilip edilemeyeceği tartışılmamış ve hangi gerekçe ile söz konusu alacağın oluştuğu ve hüküm altına alındığı açıklanmamıştır. Davacı tarafından ıslah dilekçesinde 102.651,00 USD ve TL karşılığı olan 211.934,59 TL belirtilmiş ise de, davacı vekiline bu hususta açıklama yaptırılarak talebinin hem TL, hem USD olarak belirtilen miktarların birlikte mi, yoksa ikisinden biri mi olduğu tespit edildikten sonra alacak talebi hakkında hüküm kurulması ve buna göre davalı lehine vekalet ücreti takdir edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekirken bu husustaki tereddütün giderilmemesi, yine davacının talep ettiği 205.000,00 USD alacağının TL karşılığının kısmen kabulüne, USD alacağı talebinin ise reddine karar verilmesine rağmen USD alacağı talebi yönünden hangi tarihteki kur dikkate alınarak TL karşılığı üzerinden ve reddedilen ne kadar miktar üzerinden vekalet ücreti takdirine karar verildiğinin açıklanmaması, davacının talepleri arasında kar payı alacağı bulunmasına rağmen bu hususta olumlu/olumsuz hüküm kurulmaması ve gerekçede açıklanmaması, manevi tazminat şartlarının oluşmama gerekçesinin açıklanmaması yerinde olmamıştır.6102 sayılı TTK'nın 636//2 maddesine göre haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemede şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağı payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağı şirketten çıkartılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. TTTK'nın 641. Maddesine göre ise; ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkını haizdir. Madde metninde gerçek değerin ne olduğu düzenlenmemiş, gerekçesinde gerçek değerin en azından bilanço değerini ifade ettiği belirtilmiş, Yargıtay kararları ile şirket öz varlığının, karar tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplama yapılması gerektiği içtihat edilmiştir.Davacı tarafından esas itibariyle haklı sebep olarak müdür ve ortağın bağlılık yükümlülüğüne aykırı davranarak diğer ortağın davalı şirketin ithal ettiği ürünleri kardeşinin şirketine zararına ve daha düşük bedelle satarak davalı şirketi zarara uğrattığı ve karı kardeşinin şirketine aktardığını haklı sebep olarak ileri sürmüş ve buna ilişkin inceleme yapılmasını talep etmiştir. Mahkemece ise haklı sebep olarak kabul edilen hususlara ilişkin somut delil ilişkilendirilmesi yapılmadığı, davalı şirketin diğer ortağının kardeşine ait şirket ile ticari ilişki içerisine girdiğinin belirtildiği, ancak bu sebeple davalı şirketin zarara uğrayıp uğramadığına, uğramış ise zararın miktarına ilişkin bir tespitin yapılmadığı, bilirkişi raporlarında da sadece dava dışı şirkete yapılan indirimlerin tespit edildiği, taraflarca bilirkişi raporuna yapılan itirazlara Mahkemece hangi gerekçe ile itibar edilmediğinin açıklanmadığı, önceki kaldırma kararında da değinildiği üzere bilirkişi heyeti tarafından davacı iddiaları yönünden incelemenin öncelikle bağımsız denetim uzmanlarında yapılması gerektiğinin belirtildiği, davacı vekili tarafından da bu hususta Mahkemeden yetki istediği, ancak Mahkemece bu konuda olumlu/olumsuz bir karar verilmediği ve önceki kaldırma kararının yerine getirilmediği, ayrılma akçesinin tespitinde şirket öz varlığının, karar tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplama yapılması gerekirken kaldırma ilamından önce alınan kök ve ek rapordaki rayiç değerlerinin dikkate alınarak düzenlenen hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmayan rapora göre yetersiz gerekçe ile karar verildiği anlaşılmıştır. Sonuç olarak, davacının ve davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 297, 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, davacının ve davalının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Davacının ve davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/02/2022 tarih ve 2019/417 Esas ve 2022/158 Karar sayılı kararının HMK'nın 297, 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde istinaf edenlere iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 18/09/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.