T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1003 Esas KARAR NO : 2025/1433 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/587 Esas- 2023/204 Karar TARİH: 15/03/2023 DAVA: Tazminat (Ticari Niteliktekinde Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç)) KARAR TARİHİ: 18/09/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda veri…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1003 Esas KARAR NO : 2025/1433 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/587 Esas- 2023/204 Karar TARİH: 15/03/2023 DAVA: Tazminat (Ticari Niteliktekinde Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç)) KARAR TARİHİ: 18/09/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ..., kardeşi ... ile davalı ... ve oğlu ...'ın ... Paketleme Mak. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ni kurduklarını, tüm hissedarların eşit hisseye sahip olduğunu, davalı ... ve oğlu ...'ın ayrıca ... Kalıp ve Yedek Parça San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı olduklarını ve ...'ın aynı zamanda bu şirketin müdürü olduğunu, ortakların sadakat yükümlülüğü bulunmasına rağmen davalı ... tarafından bu yükümlülüğün ihlal edildiğini, davalı ve davalının ortak olduğu ... Makine şirketi lehine, davacı ..., kardeşi ... ve ... Paketleme şirketi aleyhine davalı tarafça icra takibi başlatıldığını, usulsüz tebligat sonrası haciz işlemi yapıldığını, davalının hissedarı olduğu limited şirketten kaynaklı sözleşmesel yükümlülüklerine ve özellikle sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak ortağı olduğu şirkete ve davacıya zarar verdiğini, olmayan bir borçtan dolayı davacının ticari hayatı ve itibarının yerle bir olduğunu, ihalelere giremediğini, manevi olarak da zarara uğradığını beyanla kar kaybı ve 5.000 TL maddi tazminatın ve 30.000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talepleri yönünde zamanaşımı söz konusu olduğunu, açılan davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddi gerektiğini, davacının dava dilekçesinde başkaca alacaklılarının yapmış olduğu icra dosyalarının müsebbibi olarak da davalıyı gösterdiğini, bunun kabul edilebilir olmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, kesinleşen İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararı uyarınca %20 inkar tazminatını İstanbul 5. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasıyla takibe koyduğunu, davalının tüm banka hesaplarına ve birçok taşınmaza haciz konulduğunu ve yaklaşık 315 bin TL'ye yakın parayı dosyaya haricen yatırmak suretiyle ödeyerek hacizlerin kaldırıldığını beyanla davacının davasının zamanaşımı ve husumet yokluğu aksi halde esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 15/03/2023 tarih 2021/587 Esas- 2023/204 Karar sayılı kararında; " Dava, davalı tarafından davacı aleyhine Gaziosmanpaşa 2. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile 300.000,00-EURO nakit olarak verilen borç nedeniyle yapılan ilamsız icra takibi kararı nedeniyle icra takibinin haksız olup olmadığı, davalı ortağın ortaklık sözleşmesine aykırı davranması ve sadakat yükümlülüğünü ihlali sebebi sonucunda yapılan icra takibiyle maddi ve manevi zarar koşullarının oluşup oluşmadığından ibarettir. .... Davacı ve davalı arasında hukuki ilişkinin bulunduğu, bu hususun davaya konu icra takibinden kaynaklanan İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen Menfi Tespit davasında düzenlenen bilirkişi raporu ile sabit olduğu, İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda davalı yanın veya da ortağı bulunduğu şirketin davacı yana 300.000,00-EURO borç para verildiğine ilişkin bir kayıt olmadığının anlaşıldığı, bu hususun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, İstanbul 32. Asliye Hukuk Mahkemesinde 05/11/2013 tarihli hükmün tarafların yüzüne karşı okunduğu, kararın temyiz edildiği Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 02/04/2015 tarih 2014/6739 esas 2015/4640 karar sayılı kararıyla onandığı, Yargıtay ilamının taraflara tebliğ edildiği, Yargıtay kararına karşı davalı vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulduğu, Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 02/06/2016 tarih 2015/9016 esas 2016/6114 karar sayılı kararıyla karar düzeltme talebinin reddine karar verildiği, davalı yan tarafından davacı yana karşı söz konusu icra takibi ile haciz işleminin yapıldığının anlaşıldığı, ancak davacı vekilinin maddi tazminat talebine ilişkin olarak davacının dilekçesinde ileri sürdüğü maddi zararına ilişkin olarak delillerini ibraz etmediği ve ispatlayamadığı anlaşıldığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. 2004 sayılı İİK’nın 259/1. maddesinde, ihtiyati haczin haksız çıkması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olduğu düzenlenmiştir. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, haksız ihtiyati haciz koyduran alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından olup, manevi tazminat yönünden davalının kötü niyetli veya ağır kusurlu olması ve zarar koşullarının oluşması gerekir. Somut olayda; davacı aleyhine Gaziosmanpaşa 2. İcra Müdürlüğü ... esas sayılı icra dosyasında haciz kararının uygulandığı, bu takip dosyasından dolayı davacı yan tarafından İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/205 Esas, 2013/263 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda davacının borçlu olmadığının tespitine karar verildiği ve kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, kesinleşen menfi tespit davası sonucu davacı aleyhine yapılan icra takibinin haksız olduğu anlaşıldığından davacı yanın hakkındaki haksız icra takibi nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiği, davalı yanın ağır kusurunun bulunduğu kabul edilerek manevi tazminat talebinin, icra takip miktarı ve dosyanın geldiği aşama dikkate alınarak düzenlenen bilirkişi raporu da hükme esas alınarak davacının manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Emsal nitelikte İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2019/499 E. 2021/910 K. Sayılı ilamı)..."gerekçesi ile, ''Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİNE" karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafından açılan davanın hukuki nitelendirilmesinin Yerel mahkemece yapılmış olup davanın haksız icra takibi yapılması sebebiyle açılan tazminat davası olduğunu, haksız icra takibi ve haksız haciz yapılması işlemlerinin sorumluluk hukuku ilke ve kuralları gereğince haksız eylem niteliğinde olduğunu, zamanaşımının ise 2 yıl olduğunu, yani haksız icra takibi nedeni ile açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresinin, haksız icra takibinin öğrenilmesinden itibaren 2 yıl olduğunu, bu sebeple davanın öncelikle zamanaşımından dolayı reddi gerektiğini ancak ne varki Yerel mahkemenin aksi yönde ve çelişik kararla davayı kabul ettiğini;Yerel mahkemenin kendi kararında çelişkiye düştüğünü, gerekçeli karara bakıldığında kendilerinin de dilekçelerinde belirttikleri üzere davacı tarafından İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/205 E sayılı dosyasıyla davaya konu edilen icra dosyasına karşı açmış oldukları menfi tespit davasında verilen kararın derecattan geçerek 02.06.2016 tarihinde kesinleştiğini, davacının işbu davayı 2020 yılında açtığını, Yerel mahkeme gerekçeli kararında kesinleşme tarihini belirttikten sonra kendilerinin zamanaşımı konusundaki itirazlarının değerlendirmesinde ise davanın TBK madde 77 ve devamı maddelerindeki zamanaşımı süresi içerisinde açıldığını belirterek bu itirazlarını reddettiğini;Halbuki TBK madde 77'de sebepsiz zenginleşmenin düzenlediğini ve devam eden 82. maddesinde ise zamanaşımının 2 yıl olduğunun açıkça düzenlediğini, kesinleşme tarihi 02.06.2016 olup bu tarihten itibaren 2 yıl içerisinde açılmayan davanın öncelikle zamanaşımından dolayı reddedilmesi gerektiğini, bu açıdan verilen kararın hatalı olduğunun son derece açık olduğunu;Davacının iş bu davayı doğrudan müvekkiline karşı açabilmesi bakımından aktif dava ehliyetine (aktif husumete) sahip olması gerektiğini, bu anlamda Yerel mahkemenin ortadan kaldırma kararından önce verdiği karar da doğru iken, Dairemizin kaldırma kararına bakıldığında davacının aktif husumetinin varlığı değil mahkemenin dilekçeler teatisini tamamlamadan ve de davacının taleplerinin somut olmaması birlikte değerlendirildiğinde HMK'daki ön inceleme öncesi yapılan usul eksikliğine bağlı olarak kararın kaldırıldığının anlaşıldığını, yani Dairemizin kararından anlaşılanın önce dilekçeler teatisi yapılması ve ön inceleme duruşması açtıktan sonra varsa HMK madde 138'in değerlendirmesinin yapılması ve sonra gerekirse tahkikata girişilmesi olduğunu, Dairemizin ortadan kaldırıma kararından sonra eksik hususlar giderildikten sonra neticeten davanın da husumetten reddi gerektiğini;Davacının açmış olduğu davada ileri sürdüğü bütün iddaların soyut ve bir o kadar da haksız iddialar olduğunu, müvekkilinin yıllardır oğlu ile birlikte ..... Ltd. Şti.'nin sahibi olduğunu, davacıyı sonradan tanıdığını, bundan 10 yılı aşkın süre önce davacı ve kardeşinin müvekkiliyle tanıştığını ve müvekkiline yeni bir iş yapabileceklerini, müşterilerinin hazır olduğunu ancak paralarının olmadığını, müvekkilinin finansmanında yeni bir şirket kurarak (... adlı şirket) bunun üzerinden iş yapabileceklerini söyleyerek müvekkilini ikna ettiklerini, müvekkilinin o tarihte harcadığı ve aslında davacının müvekkiline verdiği zararın 300.000 Euro olduğunu, asıl sadakat yükümlülüğüne uymayan davacı olup müvekkiline iş yapacağız diye şirketi kurdurduktan sonra kendine ayrıca bir şirket kurarak (detay adlı şirket), işleri bu şirket üzerinden yürüttüğünü, müvekkilinin anlaması üzerine harcadığı diğer şirketten olan alacakları ve davacıya elden verdiği toplam paralar için icra takibi yaptığını, Yerel mahkemece yapılan bilirkişi incelemeleri neticesinde davacının somut hiçbir belge sunamadığı için de maddi zararını ispatlayamadığını ve nihayetinde haklı olarak bu talebinin reddedildiğini;Fakat manevi tazminat talebinin kabulünün ise ise haksız bir karar olduğunu, zira maddi hiçbir zararı olmayan davacının manevi zararı oluşmuştur şeklinde düşünülmesinin kabul edilemeyeceğini, halbuki manevi tazminat talep edilebilmesi için; haksız icra takibi nedeni ile manevi zarara uğranılmış olması ve bu zarar ile haksız icra takibi arasında illiyet bağının bulunması gerektiğini, davacının bu iddiasını da ispatlayamadığını, buna dair tek bir delilinin olmadığını beyanla Yerel mahkemenin manevi tazminat talebinin kabülüne dair kararının ortadan kaldırılmasına ve haksız davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davalının limited şirket ortaklığından doğan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyleİ davacı hakkında başlatmış olduğu icra takibinin haksız olması sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini talebine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile dava dışı ... Paketleme Makineleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ortağı olduklarını, davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak, dava dışı şirket ve kendisi aleyhine haksız bir şekilde alacaklı olduğu iddiası ile icra takibi başlattığını, takip nedeniyle mallarının haczedildiğini, yapılan hacizler nedeniyle üçüncü kişilere olan borçlarını ifa edemediğini ve bu şekilde maddi zarara ve kar kaybına uğradığını, ayrıca itibar kaybı yaşadığını beyan ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş, davalı taraf, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının aktif husumetinin bulunmadığını, davacı aleyhine elden verilen paralar sebebi ile icra takibi yapıldığını, davacının taleplerinin somut olmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davacının maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin ise kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece davadaki zamanaşımı itirazlarının yanlış değerlendirme yapılmak suretiyle reddedildiği, davada 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davacının aktif husumetinin bulunmadığı, davacının kişilik haklarının zedelendiği ve manevi zarara uğradığına dair kabulün usul ve yasaya aykırı olduğu, manevi tazminat talebinin koşullarının oluşmadığına ilişkindir.Davacı taraf, dava dilekçesi ve aşamalardaki tüm beyan dilekçelerinde, davalı ile birlikte dava dışı ... Paketleme Makineleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ortağı olduklarını, davalının, ortaklara ve şirkete karşı olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, dava dışı şirket ile kendisi hakkında haksız yere icra takibi başlattığını ve bu haksız takip ve hacizler nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını beyan etmiş, taleplerinin dayanağının sözleşmesel yükümlülüğün ihlali olduğunu açıklamıştır. Davacı tarafça, sadakat yükümlülüğünün ihlali iddiası kapsamında, davalının haksız yere icra takibi yapmış olması dışında bir vakıa ileri sürülmemiştir. Davalı tarafından davacı ve dava dışı şirket aleyhine Gaziosmanpaşa 2. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinde alacağın dayanağı, borç olarak verilen nakit para olarak gösterilmiş, yani davalı, davacı ve dava dışı şirkete borç para verdiğini iddia etmiş, davacı taraf, davalı aleyhine İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/205 Esas sayılı dosyası ile açtığı menfi tespit talepli davada, davalının kendisinden alacaklı olmadığını iddia etmiş, Mahkemece verilen ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen 2012/205 Esas ve 2013/263 Karar sayılı kararda, davalının, davacıya borç para verdiğini ispat edemediğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiş, verilen kararda dava dışı şirket ile ortaklar ve ortakların, ortaklık ile ilgili olmak üzere kendi aralarındaki herhangi bir iş ve işlemden bahsedilmediği anlaşılmıştır. Limited şirket ortaklarının bağlılık yükümlülüğü ve rekabet yasağını düzenleyen TTK'nın 613/2. maddesi gereğince, ortakların, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamayacakları ve özellikle kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemleri yapamayacakları, yine TTK'nın 644. maddesinin atfı ile 553. maddesi uyarınca limited şirket müdürlerinin, kusurlarıyla kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri halinde, şirkete ve diğer ortaklara verdikleri zararlardan sorumlu oldukları kabul edilmiştir. Bu iki yasal düzenleme dışında, limited şirket ortaklarının birbirlerine karşı sadakat veya herhangi başka bir yükümlülük altında olduklarına dair yasal bir düzenleme mevcut değildir. Davacı tarafından, davalının şirket müdürü olduğu ve bu görevi kapsamındaki yükümlülüklerini kusuru ile ihlal etmesi sebebiyle şirketi ve kendisini zarara uğrattığı iddia edilmemiştir. Limited şirketin ortakları ile şirket arasında karşılıklı bir sözleşme var ise de, iki ortak arasında doğrudan ve karşılıklı bir sözleşmesel ilişkiden bahsedilmesi mümkün değildir. Davacı tarafça, dava dışı şirketin ana sözleşmesinde, ortakların birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü altında olduklarına dair bir düzenleme olduğu da iddia ve ispat edilmemiştir. Bu itibarla her ne kadar davacı taraf, davanın dayanağının sözleşme ve sadakat yükümlülüğünün ihlali olduğunu iddia etmiş ise de, hukuki nitelendirmeyi yapma görevi, iddianın ileri sürülüş şekli ve dayanılan vakıalar çerçevesinde mahkemeye ait olup, davacının, davalının kendisi aleyhine başlattığı takibin ve yine kendisinin malvarlığına uygulanan hacizlerin haksız olması dışında bir iddiası bulunmadığından, daha açık bir ifade ile dayanılan vakıalar ortaklık ve ortaklar arası ilişkiden kaynaklanmadığından, ortakların birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü olduğu kabul edilse dahi, icra takibinin dayanağının ortaklık ilişkisi ile ilgisi bulunmadığından ve Mahkemece, takibin haksız olduğuna, ortaklar arası herhangi bir sebeple karar verilmediğinden, davanın hukuki dayanağının haksız fiil olduğu, Mahkemece hatalı hukuki nitelendirme yapıldığı gibi, zamanaşımı itirazının usul ve yasaya aykırı şekilde dava ile ilgisi olmayan sebepsiz zenginleşme hukuki temelinde değerlendirildiği, kararın bu yönleri ile isabetsiz olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan davanın dayanağı TBK'nın 49. maddesinde düzenlenen haksız fiil olduğundan, uygulanacak zamanaşımı süresi de haksız fiile ilişkin aynı Kanunun 72. maddesinde düzenlenen zamanaşımı süreleridir. Davalının, davacı aleyhinde başlattığı icra takibinin haksız olduğu İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05/11/2013 tarihli kararı ile anlaşılmış ve bu karar 02/06/2016 tarihinde kesinleşmiş olup, davacının zarar sorumlusunu en geç bu tarih itibariyle öğrendiği kabul edilebilirse de, aleyhine açılan takip dosyasından uygulanan hacizler nedeniyle oluştuğu iddia edilen maddi zararını tam olarak hangi tarihte öğrendiği belirsizdir. Yine haksız hacizler nedeniyle ticari hayatının olumsuz etkilendiği ve manevi zarara uğradığı iddiası yönünden, bu zararın tam olarak hangi tarihte oluştuğu da belirsizdir. Bu nedenle her iki talep yönünden yapılacak değerlendirmede, TBK'nın 72. maddesinde düzenlenen ve haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayan 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Dava konusu haksız icra takibinin açıldığı tarih 30/11/2011 ve dava tarihi 16/10/2019 olduğundan davanın zamanaşımına uğramadığı anlaşılmış ve davalının aksi yöndeki istinaf sebebi isabetsiz bulunmuştur.Davacı tarafın talepleri, esasen kendisi aleyhine başlatılan haksız icra takibi nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini niteliğinde olduğundan, davada aktif husumeti bulunmakta olup davalının aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir. Davanın dayanağının haksız fiil olarak kabul edilmesi neticesinde, davacının manevi tazminat talebinin dayanağı da TBK'nın 58. maddesidir. Anılan madde uyarınca manevi tazminata hükmedilebilmesi için, davalı tarafın haksız fiili neticesinde kişilik haklarının zedelendiğini ispat etmesi gerekir. Davacının maddi tazminat talebi, zararın ispat edilemediği gerekçesi ile reddedilmiş ve maddi zarar dahi ortaya konulmamış iken, dosya kapsamında davacının, haksız icra takibi ve devamındaki hacizler nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini ortaya koyan herhangi bir delil de mevcut olmadığı halde Mahkemece, manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi haklı bulunmuştur. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/03/2023 tarih ve 2021/587 Esas 2023/204 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 2-Davanın REDDİNE,İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN: 3-Alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 597,72 TL'nin mahsubu ile bakiye 17,68 TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddolunan maddi tazminat talebi yönünden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT üzerinden hesaplanan 5.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden reddolunan manevi tazminat talebi yönünden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT üzerinden hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00-TL arabuluculuk giderinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 9-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN: 10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 11-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,12-Davalı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve dosyanın istinafa gidiş dönüş gideri 107,00 TL toplamı 599,00 TL'nin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 13-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 14-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 18/09/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.