T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/475 Esas KARAR NO : 2025/2001 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2020/564 Esas - 2022/1041 Karar TARİH: 24/11/2022 DAVA: Menfi Tespit KARAR TARİHİ: 27/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/475 Esas KARAR NO : 2025/2001 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2020/564 Esas - 2022/1041 Karar TARİH: 24/11/2022 DAVA: Menfi Tespit KARAR TARİHİ: 27/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... Akaryakıt Ürünleri İnş. Oto Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı temlik eden banka arasında yapılmış Kredi Çerçeve Sözleşmesi gereğince kredi kullandırıldığını, diğer müvekkillerinin kredi sözleşmesine müşterek ve müteselsil kefil olduklarını, müvekkillerinin kullandırılan kredilerden dolayı borçlu olmadıklarını, kredi sözleşmesinin usulüne uygun olmadığını, müvekkilleri tarafından yapılan ödemelerin borçtan mahsup edilmediğini, buna rağmen İstanbul 10. İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı dosyası üzerinden ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, yine kredi borcuna istinaden verilen bononun doldurularak Bakırköy 17. İcra Müdürlüğü'nün... E sayılı dosyasından takibe konulduğunu, müvekkillerinin takiplerden dolayı borçlu olmadığını, her halükarda talep edilen faiz oranlarının fahiş olduğunu ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle müvekkillerinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazla ödemelerin iadesine, takiplerin iptaline, davalının tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı temlik eden vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile davacılar arasında yapılmış kredi sözleşmeleri, kefalet sözleşmeleri ve ipotek sözleşmeleri gereğince müvekkilinin alacaklı olduğunu, bilirkişi incelemesi ile müvekkili alacağının tespit edileceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 24/11/2022 tarih ve 2020/564 Esas - 2022/1041 Karar sayılı kararında; "Dava; taraflar arasında imzalanmış Kredi Sözleşmeleri nedeniyle ödenmediği ileri sürülen alacağın tahsili amacıyla davalı banka tarafından davacı takip borçluları aleyhine İstanbul 10.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı ve Bakırköy 17.İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyalarında girişilen icra takiplerinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti, varsa fazla ödemenin istirdadı ve borç miktarını aşan ipoteklerin fekki istemlerine ilişkindir. Bilindiği üzere, kural olarak İİK'nın 72.maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit davalarında borçlu olunmadığı ileri sürülmüş ise; alacağın varlığını ve miktarını kanıtlamak yükümlülüğü alacaklıdadır. Ancak, alacağın kambiyo senedine dayanması halinde bu genel kuralın istisnası olarak borçlu olunmadığının kanıt yükümlülüğü, iddiayı ileri süren borçlu taraftadır.Davacı taraf, kredi sözleşmesi gereğince borcun ödendiğini ileri sürmüş; davalı taraf ise, müvekkili bankanın davacılardan alacaklı olduğunu savunmuştur. Taraflar arasındaki çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinden kaynaklı olarak dava tarihi itibariyle davacıların davalı bankaya borçlarının bulunup bulunmadığı, varsa miktarının ne kadar olduğu, istirdadı gereken bir alacağın bulunup bulunmadığı, ipoteklerin fekkinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.Yanlar arasındaki uyuşmazlığın niteliği itibari ile çözümü uzmanlık gerektirdiğinden; dava ve takip konusu kredi sözleşmesinden dolayı davacıların davalı bankaya borçlu olup olmadıklarının, varsa miktarının tespiti, istirdadı gereken bir alacağın bulunup bulunmadığı, ipoteklerin fekkinin gerekip gerekmediğinin tespiti için bilirkişi raporu alınmasına karar verilerek, takip dosyası, getirtilip-sunulan belgelerle birlikte dosya konusunda uzman bankacı bilirkişi SMMM ...'e tevdi edilmiş, adı geçen bilirkişi tarafından düzenlenen 07/01/2022 tarihli raporun ve taraf vekillerinin itirazı üzerine aynı bilirkişiden alınan 21/04/2022 tarihli ek raporun dosya arasında olduğu görülmüştür. Alınan bilirkişi raporunda özetle; temlik eden davalı banka ile davacı ... Akaryakıt Ürünleri İnş. Otom. Paz. San. Tic. Ltd. Şti.arasında yapılmış Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden davalıya nakdi ve gayrinakdi krediler kullandırıldığı, diğer davacıların sözleşmeye müşterek kefil olarak imzaladıkları ve sözleşme gereğince davacılar ... Akaryakıt Ürünleri Turizm ve İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin 22.000.000- TL, ... Kompleksi Taah. Gıda İnş. Tur. Tic. İth. ve İhrc. Ltd. Şti.'nin 8.500.000- TL ve ... ... Ürünleri Taahh. San. ve Tic. Ltd. Şti.nin ise 13.500.000,- TL limitle müteselsil kefil; diğer davacılar ... Akaryakıt Ürünleri Turizm ve İnşa. San. Tic. Ltd. Şti.'nin 5.000.000- TL limitle, Emine ...'ın 3.100.000- TL limitle, Remzi ...'ın 1.500.000- TL limitle ve Sayınlar İnşaat Taahhüt ve Otom. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin ise 4.500.000- TL limitle ipotek borçluları sıfatlarıyla sorumluluklarının bulunduğu; En son alınan bilirkişi ek raporunda ise; davacıların dava tarihi itibariyle her iki nakit kredi nedeniyle toplam 6.318.600,82 TL borçlu bulundukları, bu nedenle davacıların bu yönden borçlu bulunmadıklarının tespiti talebinin yerinde olmadığı; kredi sözleşmelerinde çek yaprakları sorumluluk bedelleriyle ilgili yeterli hüküm bulunmadığından bu yönden davacılardan talepte bulunulamayacağı, dolayısıyla çek yaprakları yönünden 4x1.410 TL= 5.640 TL çek sorumluluk gayrinakdi riski talebinin yerinde olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Alınan bilirkişi raporları gerekçeli, denetlenebilir, dosya içeriğine uygun, itirazları cevaplar nitelikte ve uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğünden, mahkememizce de benimsenmiş ve hükme esas alınmıştır.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, alınan ve benimsenen bilirkişi rapor ve ek raporu, toplanıp değerlendirilen tüm delillere göre; Temlik eden davalı banka tarafından asıl borçlu davacı ... Akaryakıt Ürünleri İnş. Oto Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne kullandırılan nakdi ve gayrinakdi kredilerden dolayı, asıl borçlu davacı ve kredi sözleşmesine müşterek kefil sıfatıyla imza atan diğer davacılar tarafından davaya dayanak takiplerden dolayı borçlu olunmadığı ileri sürülmüş ise de; benimsenen bilirkişi rapor ve ek raporunda dayanak ve gerekçeleriyle açıklandığı üzere, temlik eden davalı bankanın, dava tarihi itibariyle nakdi alacaklardan dolayı davacılardan toplam 6.318.600,82 TL alacaklı olduğu, dolayısıyla alacaklı tarafça borçlular hakkında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla başlatılan dava konusu takiplerden dolayı talep edilen nakdi alacağa ilişkin davacı tarafın menfi tespit isteminin yerinde olmadığı anlaşıldığından bu istem yönünden davanın reddine; Kredi sözleşmelerinde çek yaprakları sorumluluk bedellerine ilişkin hüküm bulunmadığından İstanbul 10.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasından talep edilen 5.640 TL gayrinakdi alacak yönünden davacıların sorumluluklarının bulunmadığı anlaşıldığından davanın kısmen kabulü ile İstanbul 10.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasındaki gayri nakdi alacak talebi yönünden, bu takip dosyasının borçluları davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine; kabul edilen miktar yönünden koşulları oluşmadığından davacı tarafın tazminat isteminin de reddine ilişkin aşağıdaki kararı vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, ''1-Davalı Temlik Alan tarafın İstanbul 10.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas ve Bakırköy 17.İcra Müdürlüğü'nün... Esas Sayılı takip dosyalarındaki nakdi alacak talepleri yönünden, tüm davacılar tarafından davalı temlik alana karşı açılan davanın reddine,2-Davalı Temlik Eden bankanın İstanbul 10.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Sayılı takip dosyasındaki gayri nakdi alacak talebi yönünden, bu takip dosyasının borçluları davacılar tarafından davalı temlik eden bankaya karşı açılan davanın Kabulü ile;Bu dosyadaki takip borçlularının davalı temlik eden bankaya gayri nakdi alacak istemi yönünden borçlu olmadıklarının tespitine,3-Davanın kabul edilen kısmı yönünden davacı tarafın tazminat isteminin reddine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... Akaryakıt Ürünleri İnş. Oto Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı temlik eden banka arasında yapılmış Kredi Çerçeve Sözleşmesi gereğince kredi kullandırıldığını; müvekkili şirketin, davalı banka ile 24/10/2014 tarihli Kredi Çerçeve sözleşmesi imzalanmış olup, davalı bankadan 8.500.000 TL limitli kredi açıldığını; kredi sözleşmesine istinaden 24/10/2014 tarihinde 7.000.000 TL. davalı bankadan kredi kullanıldığını; ödeme planı olarak da 24/11/2014 tarihinden başlayan 24/10/2018 tarihinde sona eren aylık 199.746,93 TL olarak 48 ay kredi toplam tutarın ise 9.587.852.64 TL olduğunu, Kredi sözleşmesi karşılığında 8 adet taşınmaza 12.600.000 TL. lik ipotek konduğunu, dosyada yer alan tek kredi sözleşmesinin bu olduğunu; davalı bankaca dosyaya sunulan dilekçelerden ve delillerden anlaşılacağı üzere davacı müvekkillerce ödenen paraların bir kısmı mahkeme dosyasında bulunmayan ve ne olduğu taraflarınca da bilinmeyen muhtelif kredi borçlarına mahsup edildiği iddia edildiğinden bu hususta ayrıca ayrı bir başlık altında açıklama yapılacağını, Kredi sözleşmesinin her sayfasının imzalanmamış olup, sadece son sayfasının taraflarca imzalandığını, müvekkili şirketlere imzalanan kredi sözleşmesinin bir örneğinin verilmediğini; kredi sözleşmesinin her sayfasının taraflarca paraflanmadığını, imzalanmadığını; bu durum da davalı bankaya sözleşme hükümlerini değiştirme imkanı verdiğinden sözleşmenin aleyhe olan hükümlerini kabul etmediklerini; özellikle de 4.2.1 de belirtilen 2 katı oranında hesaplanacak temerrüt faiz oranlarını kabul etmediklerini; sözleşmenin her sayfası imzalanmayan kredi sözleşmesine istinaden faiz oranları belirlendiğinden buna dayalı olarak yerel mahkemece verilen kararı bu yönden istinaf ettiklerini, Davalı banka, alacak ayrıca ipoteklerle teminat altına alınmasına rağmen kredi borcu için verilen senedi de işleme koyarak müvekkili şirketi hem daha da borçlandırarak borcun ödenmesini güçleştirdiğini, hemde ayrı bir takip açmak suretiyle kredi ilişkisinin dışında bağımsız ve senede bağlı yeni bir borç yaratmış ve bunun sonucunda müvekkilin ve şirketlerinin moralite puanı bozduğunu, bunun sonucunda kredi kuruluşları tarafından kara listeye alınması ve yeni bir kredi tahsisi konusunda imkanlarını yitirmiş adeta kredibilitesini etkileyerek mağdur ettiğini, İcra takiplerden de görüleceği üzere, davalı Banka, davacılar hakkında kredi ilişkisinden kaynaklanan kredi alacağı için, teminat olarak aldığı ipotekler ile yine teminat olarak aldığı senede bağlı olarak icra takibine geçtiğini; davalı bankaca, sadece kredi ilişkisinden kaynaklı alacağı mevcut iken, kredi sözleşmesi imzalanması sürecinde asıl ve sözleşme borçlularından aldığı 8.500.000 TL tutarlı senedi (senet tutarı da kredi sözleşmesi tutarı kadardır) de icra takibine koymak suretiyle kredi ilişkisinin dışında bağımsız ve senede bağlı yeni bir borç yarattığını, Bankacılık uygulamalarında, bankalar alacaklarını hızlı takip etmek ve takip sırasında gecikmelere meydan verilmemesi için kredi/sözleşme borçlularından boş (tanzim ve vade tarihi ile bazen de senet tutarı) olarak senet almakta, daha sonra kredi ilişkilerinin aksadığı ya da temerrüt şartlarının ortaya çıktığı gerekçesiyle bu senedin boşluklarını doldurmakta ve icra takibine koymakta olduklarını; ancak, bu şekilde bir eylemle, tek bir alacak (kredi alacağı) mevcutken, senede bağlı yeni bir borç oluşturmakta olduklarını, Bu şekilde uygulamayla, kredi sözleşmesinden farklı faiz oranları, vekalet ücreti, senet komisyonu gibi kredi borçlularına ilave borç da yüklemekte olduklarını; davalı bankanın senede bağlı icra takibinde, “Tekerrür etmemek koşulu ile tahsili talebidir” şeklinde bir açıklamaya yer vermiş ise de, alacağın niteliğinin özellikle belirtilmediğini; esasen alacağın gerçek niteliğini belirtmesi halinde, mükerrer takip yaptığının da ikrar edilmiş olacağını; öte yandan, piyasada faaliyet gösteren davacı şirketin, icra takipleri nedeniyle, moralite puanı (ticari ahlak puanı) bozulmakta, bundan dolayı kredi kuruluşları tarafından kara listeye alınması sonucunda, yeni bir kredi tahsisi konusunda imkanlarını yitirmekte, bazı bankalar da bu pozisyondaki şirketleri kredilendirmişlerse kredilerini geri çağırmakta olduklarını; davalı bankanın aynı nitelikteki alacak için farklı takipler yapması sonucunda, davacı şirket ve diğerleri hakkında ortaya çıkan başta finansman yönünden olumsuzlukların kolay telafisi de bulunmamakta ve şirketler iflasa kadar sürüklenmekte olduklarını, Teminat olarak zaten ipotekler mevcut olup ayrıca teminat olarak verilen senedin işleme konması da gereksiz olup borcun artmasına yönelik bir çaba olarak müvekkili şirkete kasten zarar vermek amaçlı kötü niyetli bir hareket olduğunu; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Kredi sözleşmesinde yer alan kefil işlemleri 6098 sayılı b.k.nun 581 ve devamı maddelerinde düzenlenen şekil ve esas şartlarına uyulmadığı gibi eşlerinde rızası da alınmadığından kefillikleri geçerli olmadığını, Sözleşmenin incelenmesinde; ilk sayfada ve son sayfada asıl borçlu ve sözleşme kefillerinin imzaların bulunduğu, kefillerin kefil oldukları tutarın belirtilmediği, yine gerçek kişi olarak imzaları bulunan kişilerin medeni durumlarının belirsiz olduğu, evlilerse eşlerinden kefaletlerine yönelik iznin temin edilip edilmeyeceği keyfiyetinin ortaya konulamadığının görülmekte olduğunu; bu haliyle sözleşmenin geçerli olduğundan söz etmenin olanaklı görülememekte olduğunu, Kefalet Sözleşmesinde de gerçek kişi kefillerin medeni durumları ile eşlerinin kefaletlerine yönelik izinlerinin bulunup bulunmadığı yönünde bir bilgi ya da belgeye yer verilmediği, dolayısıyla bu yönüyle sözleşmenin geçerliliği yönünde şüphe bulunduğunun anlaşılmakta olduğunu; Kanun da bu hususa ilişkin istisnalarda olaylarında mevcut olmadığını; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Malik ile borçlu sıfatının aynı kişi de buluşmadığı durumda ki aile konutunda ki ipotek tesisinde eşin rızası alınmadığını, TMK kanunu hükümleri incelendiğinde kural olarak ipotek tesisinde eşin rızası aranmadığının görülmekte olduğunu; bu durumun istisnasının TMK 194. maddesinde yer alan Aile Konutu düzenlemesi olduğunu; üzerinde ipotek tesis edilen taşınmaz aile konutu ise bu durumda ipoteğin geçerli olması için eşin rızası gerekli olduğunu, ayrıca malik ile borçlu sıfatının aynı kişide buluşmadığı durumlarda tesis edilen ipotek kefalet ipoteği olarak adlandırılmakta ve taşınmaz maliki sınırlı ve ayni bir sorumluluk altına girmekte olduğunu; lehine ipotek verilen kişi ya da kurumlar tarafından ipotek sözleşmesinde müşterek ve müteselsil kefalete ilişkin hükümler eklenmesi hallerinde ise taşınmaz malikinin aynı zamanda müşterek ve müteselsil kefil olarak kabul edildiği yerleşmiş yargı kararları ile de sabit olduğunu; taşınmaz malikinin kefil olarak adlandırılabileceği bu durumlarda ipotek tesisi için eşin rızasının kanunen aranan bir şart olduğunu, Malik eşin borçlu olmadığı ipotek tesisi işlemlerine ilişkin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Dairesi Başkanlığı tarafından taşra birimlerine gönderilen 19.04.2013 tarih ve 23294678-010-07/29-3156 sayılı talimat yol gösterici olmakta olduğunu, İlgili talimatta “…borçlu ile taşınmaz malikinin aynı kişi olmadığı durumlarda tapu müdürlüklerince düzenlenecek ipotek resmi senedi içerisinde gerçek kişilerce verilecek kefalete ya da Türk Borçlar Kanunu’nun 603. maddesi kapsamında herhangi bir kişisel güvenceye yönelik hüküm bulunması halinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 583 ve 584. maddesi kapsamında, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla ve bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğinin kendi el yazısıyla belirtmesinin zorunlu olduğu, ayrıca bu durumda eşin yazılı rızasının aranması, Banka ve kredi kuruluşlarının borçlu ile taşınmaz malikinin aynı kişi olmadığı ipotek istemlerinde (Resmi senet düzenlenmesi gereken veya onama ipoteği yoluyla tescilin talep edildiği yazılarda) Kanunda belirtilen hususların gereğinin yerine getirildiğinin veya TBK’mn 603. maddesi kapsamında kefalet ve kişisel güvence sağlayacak herhangi bir hükmün ipotek sözleşmesinde yer almadığının bildirilmesi ya da istem yazısında bu hususların gereğinin Kanuna uygun olarak yerine getirildiğinin bildirilmesi ve işlemden kaynaklanacak hukuki sorumluluğun ilgili kuruluşlarca üstlenilmesi durumunda başkaca bir belge aranmaksızın işlemlerin yerine getirilmesi gerekmektedir…” ifadelerine yer verildiğini, Kanun metni ve ilgili talimat bir arada değerlendirildiğinde malik ve borçlu sıfatının birlikte bulunmadığı ipotek tesisinde, taşınmaz maliki eş kefalet ya da herhangi bir kişisel güvenceyle yükümlü kılınıyorsa, işbu ipoteğin tesisi için eşin yazılı rızasının bulunmasının zorunlu olduğunu, TBK’da yer verilen ilgili sınırlamalar kefalete ilişkin getirilmiş olduğundan ipotekte eşin rızası mevcut mu araştırması yalnızca malik eşin borçlu olmadığı ipotek tesisinde yapılacağını, eğer ipotek tesis eden malik ile borçlu aynı kişi değilse, yani başkasının borcu için ipotek tesis ediliyorsa bu durumda kefalet ipoteği söz konusu olduğunu ve bunun için de eşin rızasının şart olduğunu, son olarak eş tarafından verilmesi zorunlu olan rızanın sözleşmenin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulması esnasında verilmesi gerekmekte olduğunu; aksi takdirde geçersiz ipotek sözleşmesine dayanılarak yapılan tescilinde yolsuz olacağını; kanun metninde rıza beyanının şekline ilişkin yazılı olması gerektiğinin belirtildiğini; şekle uygun olmayarak yapılan rıza beyanı da geçerli olmayacağı için yine yolsuz tescil sonucuyla karşılaşılacağını, MOLLA GÜRANİ MAH. ADNAN MENDERES VATAN BUL. LALE APT BLOK ... İÇ KAPI ...FATİH / İSTANBUL adresinde ki taşınmaz ipoteğin kurulduğu tarihte mülk sahibinin eşi ile birlikte oturduğu ev olduğunu; dosyaya sunulan Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden alınan TARİHÇELİ YERLEŞİM YERİ BİLGİLERİ RAPORU adlı evraktan da anlaşılacağı üzere 11.6.2007 ile 12.2.2021 tarihleri arasında mülk sahibinin eşi ile birlikte ipotek verilen evde oturduğu ve evin aile konutu olduğunun da açıkca ortada olduğunu; bu hususun dosyaya sundukları ikamet belgesinden anlaşılmakta olduğunu; bu nedenle ipotek kurulmadan önce veyahut en geç ipoteğin kurulduğu tarihte malik eşinin rızasının alınması gerektiğini; bu alınmadığından tescil edilen ipoteğin geçersiz olduğunu yani yolsuz tescil olduğunu; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Bankanın ... nolu krediyi 0008175301TK13 numaralı yeni bir T.krediye dönüştürerek, taksitli krediyi peşin krediye dönüştürdüğünü, bankaca bu işlemin nedenini ve yeni kredinin geri ödeme koşullarına dönük herhangi bir bildirimde de bulunulmadığını; davalı bankanın adeta borcun ödenmesini değil kötü niyetli hareket ederek müvekkili şirketin ödeme güçlüğüne girerek borcun muaaceliyet kespetmesine uğraş verdiğini, dava dilekçesinde ve cevap dilekçelerinde kredi sözleşmesine ilişkin yorumlarının 24/10/2014 tarihli ... kredi nolu 7.000.000 TL. tutarında taksitli kredi için yapıldığını, 17/02/2016 tarihinde banka tarafından 2.296.579,15 TL. tutarında yeni bir kredi açılarak 2.265.247,86 TL. ödenmek suretiyle kapatıldığını; bu yeni kredinin numarasının da 0008175301TK13 olduğunu; bu kredinin sözleşmesi olmadığı gibi taksitli değil peşin olarak açıldığı kayıtlardan anlaşılmakta olduğunu, böyle bir krediden müvekkili şirketin haberi olmadığı gibi başvurusu yada onayı da olmadığını; ayrıca yeni kredinin geri ödeme koşullarına dönük herhangi bir bildirimde de bulunulmadığını; bu durumda banka bir önceki kapanmış kredinin hükümleri ile sözleşmesiz banka insiyatifi ile açılan kredinin muacceliyetini sağlama yoluna gitmekte olduğunu, burada da açıkça hukuksuzluk olduğunu; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Erken ödeme nedeni ile yapılması gereken tenzilatın yapılıp yapılmadığı dosya da ki evraklardan anlaşılamadığı gibi keyfi ve fahiş miktarda erken ödeme komisyonu kesildiğini, müvekkili firmanın bankaya yapmış olduğu 01/04/2015 tarihli 4.500.000 TL ve 24/04/2015 tarihli 500.000 TL ödemelere ilişkin erken ödeme sebebi ile faizlerden gerekli tenzilatın yapılıp yapılmadığı müvekkili firmaya bildirilmediği gibi dosya da ki evraklardan da anlaşılmakta olduğunu, bilakis bankaca tenzilat yapılmadığı gibi erken ödeme cezası kestiği bankanın sunmuş olduğu ekstrelerden anlaşılmakta olduğunu; ödemenin yapılmasından yaklaşık 10 ay sonra aşağıda dökümü yasılan cezaların kesildiğini, 05/02/2016 118.508,45 TL, 05/02/2016 24.441,27 TL, 05/02/2016 59.877,53 TL, toplam 202.627,25 TL erken ödeme cezası olarak müvekkili şirketin hesabından mahsup edildiğini, bu hususa ilişkin müvekkili şirkete bir bildirimde bulunulmadığını; yine bu kesilen tutarların neden bu kadar yüksek olduğu ve erken ödemenin yapılmasından 10 ay sonra kesildiği belli olmadığı gibi izaha da açık olduğunu; bankanın dava sürecinde dahi gönderdiği ekstrelerin hiç birinde faiz hesabına ilişkin bir bildirimi yer almamakta olduğunu; yapılan ödemenin ne kadarının anaparaya ne kadarının faize yapıldığına dair bir bilgilendirme de olmadığını; müvekkili firmanın pek çok kez davalı bankadan bilgi istese de istediği bilgiyi alamadığını, yine ekstrelere bakıldığında müvekkili firma tarafından yapılan ödemelerin akabinde kredi borcundan düşmediği bir süre bekletildiği gibi ödenen bedelin düşülen kısmının tam olmadığının da görülmekte olduğunu; örneğin müvekkili firma tarafından 01/04/2015 tarihinde ödenen 4.500.000 TL’nin ve 24/04/2015 tarihinde ödenen 500.000 TL.nin sadece borçtan düşülen kısmı 3.417.505,91 TL. hesaplanmış olup bu sonucu da net olarak ulaşılamadığını ancak birden fazla mahsup işlemleri toplanarak bu tutara ulaşıldığının dosyaya sundukları uzman raporunda belirtilmekte olduğunu, Ayrıca 07/04/2015 tarihin de yapılan 42.697,62 TL. ödemenin de ... hesap numaralı T.Kredi için yapılmış olmasına rağmen kredi ekstresinde gözükmemekte olduğunu; aynı işlemin 27/04/2015 tarihinde yapılan 34.451,83 TL ödeme içinde geçerli olduğunu; bu ödemenin de nereye mahsup edildiğinin ekstrede görülememekte olduğunu; müvekkili firmaca ödeme yapılmasına rağmen ödemenin ne kadarının faize ne kadarının anaparaya yapıldığı anlaşılmadığı gibi müvekkili firmanın borcunun ne kadar kaldığı da ekstrelerden bile anlaşılmamakta olduğunu; taksitli kredilerin erken kapatılması durumunda bankaların talep edebilecekleri erken kapama komisyonu ve benzer isimler altında ki ödemelerin TCMB 2020/4 numaralı tebliğ de düzenlendiğini; ilgili tebliğin de bankaların vadesinden önce taksit ödemesi yapan müşterilerinden erken ödeme ücreti talep edebileceğinin düzenlendiğini ve bankaların isteyebileceği erken kapama ücretine bir sınır getirdiğini; buna göre bankaların erken kapama ücreti olarak talep edebilecekleri oran taksit sayısına göre ödenen tutarın %1-2 sini geçemeyeceğini, davaya konu olan sözleşmenin yapıldığı 24/10/2014 tarihinde yürürlükte olan TCMB 2006/1 numaralı tebliğde ise yukarıda da belirtildiği gibi erken kapama komisyonu hakkında özel bir düzenleme bulunmamakta olduğunu ancak bu durumun keyfilik anlamına gelmemekte olduğunu, uygulanacak olan komisyonun yine de genel işlem koşullarına ilişkin kurallara ve dürüstlük kuralına uygun olması gerektiğini; ayrıca uygulanacak olan komisyonlar konusunda müşterilerin bilgilendirilmesi de gerektiğini, Müvekkili firmanın yaptığı erken ödemeye karşılık daha önce de belirtildiği gibi 05/02/2016 tarihinde 118.508,45 TL. 24.441,27 TL. 59.877,53 TL. olmak üzere toplam 202.627,25 TL erken kapama komisyonu adı altında kesinti yapıldığını, davalı bankaca yapılan bu işlem hakkında ne önceden ne de sonradan müvekkili şirkete haber verilmediği gibi erken ödeme komisyonunun yaklaşık 10 ay sonra kesildiğini; bu durumun bankanın dilediğince ve keyfi hareket ettiğini göstermekte olduğunu; bu tarihe kadar davalı banka tarafından müvekkili şirkete kendilerinden erken ödeme komisyonu kesileceğine ve bu komisyon oranının ne olacağına dair de bir bildirimde bulunulmadığını; erken ödeme tarihinden yaklaşık 1 yıl sonra böyle bir komisyonun kesilmiş olmasının da müvekkil şirketin finansal durumunu planlamasını imkansız hale getirmekte olduğunu, Banka TK0013 numaralı krediyi açmak için borçluya 2.296.579,15 TL. tahsis ederek TK0012 numaralı taksitli krediyi bu şekilde kapattığını; gerçekte kredinin kapatılmasına davalı bankanın karar vermiş olduğunu; TK0013 numaralı kredinin artık taksitli bir kredi olmadığı da anlaşılmakta olduğunu; yine kesilen erken kapama komisyon bedeline bakıldığında bunun çok fahiş bir miktarda olduğunun da görüleceğini; dosyaya sunmuş oldukları uzman görüşünde yapılan hesaplamaya göre ödenen tutarların %5.25 oranında ücret kesildiğinin görülmekte olduğunu, davalı bankanın bu kesintilerin tutarını neye göre tayin ettiği belli olmadığı gibi bir bilgilendirme de yapılmadığını; bu durumun TBK madde 25 ve dürüstlük kurallarına da aykırı bir durum olduğunu; burada ilk etapta kıyas alınması gereken noktanın aynı veya benzer durumlarda diğer bankalarca alınan komisyonların üzerine dürüstlük kuralı gereği çıkılmaması gerektiği olduğunu; daha önce de belirttiklerini, Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, Yargıtayın içtihatlarında ( YHGK 2017/410 E. 2020/189 K) ise emsal banka uygulamaları dikkate alınırken dikkat edilmesi gereken kriterler vurgulanmıştır. Herşeyden önce kredinin erken kapatılmasının her iki tarafın da menfaatine olduğu, tarafların serbestçe erken kapama ücreti, belirleyebilecekleri, ancak bunun sınırının dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasaği olduğu, …… diğer bankaların dava konusu krediler ile aynı özellikte ki( kullanım tarihi, vade tarihi, taksit ödeme aralığı, miktarı, erken kapama tarihi) kredilerin erken kapatılması halinde alacakları erken kapama ücreti tespit edilerek, her iki tarafın menfaatleri de dikkate alınıp, TMK. 2. Maddesi çerçevesinde yukarıda bahsedilen hususlarda gözetilerek erken kapama ücretinin belirlenmesi gerektiğini, Yargıtay kararlarında emsal banka uygulamalarını referans aldığını ancak bütün bankaların anlaşarak talep ettikleri komisyon oranlarının birbirleri ile uyumlu şekilde fahiş olması durumunda yani kartelleşmesi durumunda dürüstlik kuralına uyduğu anlamına gelmemekte olduğunu; bazen bu hususun bile kartelleşme sebebi ile hakkaniyeti sağlamaya yetmemekte olduğunu; bu durumlara ilişkin çok yakın tarihimiz de Rekabet Kurumu Tarafından 12 banka tarafından bazı ücret ,komisyon, mevduat ve kredi faiz oranlarında kartelleşme sebebi ile 12 bankaya büyük cezalar kestiğini, burada başvurulması gereken kıstaslardan birinin de bu gibi durumların olumsuz sonuçlarına son vermek amacıyla yapılan TCMB 2020/4 numaralı tebliğden istifade edilmesi daha uygun olacağını; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini,Banka ile yapılan kredi sözleşmesi genel işlem koşulu içeren tip sözleşmeler olduğunu, sözleşmenin kurulmasına yönelik görüşme ve pazarlılar yapılması söz konu olmadığını; sözleşmenin diğer tarafı ya kendisine dayatılan koşullarla sözleşmeyi kuracak ya da söz konusu sözleşmenin içerdiği edim ve ya hizmetten mahrum kalacağını; sözleşmenin tarafları arasında aşırı güç dengesizliği olduğundan bu tür sözleşmelerin uygulanmasında güç aleyhine olan tarafın kanunla korunması zorunluluğunun ortada olduğunu; yasakoyucunun da bu duruma ilişkin TBK.nın 20 ile 25. Maddeleri arasında düzenleme yaptığını; dava konusu kredi sözleşmesi ve bu sözleşmenin uygulanması bakımından yorum denetimi ve içerik denetimine ihtiyaç bulunmakta olduğunu, Yorum denetiminin TBK madde 23 de yer almakta olduğunu; buna göre genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık anlaşılır değilse ve birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanacağını; yine TBK madde 24 ise tek taraflı değiştirme yasağı öngörmekte olduğunu; kredi sözleşmeleri bakımından bu hükmün bankaların müşterilerine bilgi vermeden faiz oranlarını ve talep edecekleri ücretleri arttıramayacakları şeklinde anlaşılmasının yerinde olduğunu, TBK madde 25 ise asıl içerik denetimine ilişkin bir düzenleme olup “ Genel işlem koşullarına, dürüstlük kuralına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz. “ Bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Kredi sözleşmesinde Bankaya kredi faizlerini belirleme imkanı tanınmakta olduğunu; bankada kredi ilişkisinin devam ettiği çeşitli zamanlarda kredi faiz oranlarını yeniden belirleyerek yükselttiğini; sözleşmeye göre bankaya tanınan bu yetki çerçevesinde belirlenen faiz oranı Bankanın TCMY’ye bildirmiş olduğu faiz oranını geçmeyeceğini ve faiz bankanın aynı tür krediler ve hesaplar için uyguladığı en yüksek oran üzerinden belirleneceğini, dava dosyasına sunulan delillerden Bankanın TCMB’ye bildirdiği faiz oranlarının çok aşırı olduğu, gerçekte müvekkil şirkete uygulanan oranın bunun çok altında kaldığının görülmekte olduğunu; bu hususun nasıl olsa banka müvekkili şirkete TCMB’ye bildirmiş olduğu yüksek oranları uygulamadığından önemsiz gözükse de bankanın iddiasına göre uygulanacak olan temerrüt faizinin oranının tespitinde baz teşkil etmekte olduğunu; aşağıdaki örnekte görüleceği üzere Yargıtay içtihatları da aynı görüşte olduğunu: “Bu kuralın sonucu olarak bankanın fahiş kazanç amacı ile faiz oranını tek yanlı artırma yetkisine dayanarak haklı görülmeyecek bir orana yükseltmesi, hakkın suistimalini oluşturacağından sözleşmedeki anılan bu hükmün uygulanmasında kredi müşterisinin MK.nun 2. maddesinin korumasında bulunduğunun kabulü gerekir. Bir başka deyişle, bankanın kendisine duyulan güvene aykırı davranışı bulunup bulunmadığının saptanması gerekir. Bu durumda MK.nun 2. maddesini doğrudan gözetmekle yükümlü olan mahkemece yapılacak iş, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda … bankanın haksız bir davranışta bulunup bulunmadığını saptamaktan … ibarettir.” (19 HD, 6-2976 sayılı ve 26.03.1996 tarihli Karar) Bu kapsamda her ne kadar sözleşmede faizin bankanın aynı tür ve krediler ve hesaplar için uyguladığı en yüksek oran üzerinden belirleneceği öngörülmüşse de bu değerlendirmenin en azında erken kapama komisyonuna ilişkin Yargıtayın vermiş olduğu kararlar ışığında, diğer bankaların o dönemde uyguladığı faizler belirlenerek emsal banka oranlarının ortalaması olan oran üzerinden hesaplama yapılması hakkaniyete uygun olacağını, Banka tarafından ticari krediye uygulanan temerrüt faiz oranını %37,2 rotatif kredi için ise uygulanan temerrüt faiz oranını ise %60 olarak belirlediğini; uygulanan temerrüt faiz oranlarının fahiş olduğu iddialarına karşılık davalı banka cevap dilekçesinde %60 olarak belirlediği temerrüt faiz oranının dayanağını TCMB ye bildirilen en yüksek kredi faiz oranlarını ileri sürdüğünü ancak gerek bu oranın müvekkil şirkete bildirilmemiş olması, gerekse bankanın temerrüt faizini fiilen uyguladığı faizlerden çok daha yüksek olarak TCMB’ye bildirdiği ve çok aşırı şekilde hareket serbestisi elde ettiği böyle bir orana dayandırması açıkça dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Bankaca çekilen 31/10/2017 tarihli ihtarname ile şartları oluşmadığı halde muacceliyet ihtarı çekildiğini, 04 ve 05 nolu rotatif kredi ile 13 nolu kredinin ödenmediği iddiasıyla 31/10/2017 tarihinde borcun muaccel olduğunu ve noter ihtarı ile temerrüde düşüldüğünü belirterek 1.369.409,50 TL. ana para, 2.627.634,52 TL. Faiz, 131.381,72 TL. BSMV, 4.128.425,74 TL. bir borç çıkardığını, ihtar çekilme şartları oluşmadığı gibi tebligat usulsüzlüklerinden dolayı ihtarnamenin geçersiz olduğunu; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarın noter aracılığıyla kredi kullanan tarafa kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti icra müdürüne ibraz ederse icra müdürünün 149. Madde uyarınca işlem yapacağını; İ.İ.K.’nun 149. Maddesi hükmüne göre ise icra müdürü borçluya ve taşınmaz 3. Şahıs tarafından rehnedilmiş ve ya taşınmazın mülkiyeti 3. Şahsa geçmişse ayrıca bunlara icra emri göndereceğini, anılan madde hükmü gereğince icra takip borçlusuna, icra emri gönderilebilmesi için, alacaklı tarafından, kredi sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adresine noter aracılığı ile hesap kat ihtarının gönderilmesi gerektiğini; bu hususun kamu düzeninden ve takip şartı olup, İ.İ.K’nun 16/2 maddesi gereğince süresiz şikayete tabi olduğunu ve mahkemece resen nazara alınması gerektiğini, somut olayda taraflara yapılan tebligatlara bakıldığında sözleşme de ya da akit tablosunda belirtilen adreslere değil de başka adreslere tebligat yapıldığını, tebliğ mazbatası incelendiğinde tebliğ evrakının gösterilen adreste muhatap şirketin teşkilatı veya personeli içinde görev itibarı ile tebligatın muhatabı olan tüzel kişinin temsilcisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu tür işlerle görevlendirilmiş bir kişinin olup olmadığı araştırılmadan, böyle bir kişinin varlığı halinde bizzat tebligatı alamayacak durumda ise bu hususun tahkik ve tevsik edilmeden tebliğ evrakının doğrudan şirket yetkilisinin şirket dışında olduğunu ve daimi çalışan olduğunu beyan eden İsmi okunamayan soyadı ... olan kişinin imzasına 01/11/2017 tarihinde tebliğ edildiğini, yapılan bu tebliğin 7201 sayılı tebligat kanunun 12 ve 13. Maddeleri ile tebligat kanunun uygulanmasına dair yönetmeliğin 20 ve 21 maddelerine aykırı olması nedeniyle usulsüz ve geçersiz olduğunu; hesap kat ihtarı tebliğ usulsüz olup bir hukuki sonuç doğurmayacağını, ancak gerek bilirkişice gerekse mahkemece bu hususları dikkate almadığı gibi kat ihtarında belirtilen alacak bedelini doğru kabul ederek borç hesaplama yoluna gittiklerini; kabul etmemekle birlikte bir an için tebligatların usule uygun olduğu düşünülse dahi süresinde kat ihtarına itiraz edilmedi diye kat ihtarında belirtilen alacağın kesinleştiğini ve doğrudur denmesi açılan menfi tespit davası açısından mümkün olmadığını; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Yerel mahkeme kararını eksik ve yanlış düzenlenmiş bilirkişi raporuna dayandırdığını, bilirkişice yapılan hesaplamaları bankaca gönderilen kredi kat hesaplamaları doğru ve başlangıç esas alınarak yapıldığını; halbu ki açılan davanın menfi tespit davası olduğuna göre hesaplama kredinin verildiği tarihten başlayarak yani kredi kat hesaplamalarının öncesinden başlanması gerektiğini, taraflarından açılan davanın menfi tespit davası olduğunu; bu dava da gerek bilirkişi gerek ise mahkeme kredi ilişkisinin kurulduğundan menfi tespit davasının açıldığı tarihe kadar olan hesaplamaları yapmak zorunda olduğunu; bilirkişice kredinin verildiği tarihten itibaren bir hesap yapılmadığını, hesabın başlangıcı bankaca gönderilen kredi kat ihtarına dayandırılarak bankaca bildirilen borç bedeli doğru kabul edilerek ona göre hesap yapıldığını, bu nedenle yapılan hesaplamalar doğru olmadığından, bilirkişi raporuna dayanılarak verilen kararı bu yönden istinaf ettiklerini, Bilirkişi bankayı alacaklı bulduğu hesapta aşağıda belirtilen birtakım ödemeleri dikkate almadığını ve hesaptan düşmediğini, bilirkişi kök raporda borç hesabını yaparken iki türlü hesap yaptığını; bir hesabında bankanın alacaklı olduğu miktarı gösteren bir hesaplama yaptığını, diğerinde ise müvekkili firmanın bankadan 3.870.456,56 TL. alacaklı olduğunu ve bu bedelin isdirdatının istenebileceğini belirttiğini; nedense bu iki tutarı birbirinden ayrı tuttuğunu; yani bankayı alacaklı bulduğu hesapta istirdatı istenebilecek rakamları bu hesaptan düşmediğini, bilirkişi ek raporunda ise kök rapordan sonra bankanın dosyaya sunmuş oldukları evrakları (ayrıca süresinde ibraz edilmediğinden süresinden sonra delil bildirmesine de muvafakatlarının olmadığını) dikkate alarak davacı tarafından ödenen 3.870.456,56 TL. bedelin banka kayıtlarından düşüldüğünü belirttiğini ve kök raporunda ki bankayı alacaklı gösteren hesaplama konusunda ısrar ettiğini, ancak bu hesaplama da çok bariz bir hata olduğunu; bankanın bilirkişi kök raporuna itiraz niteliğinde ki yazmış oldukları dilekçesinde, istirdatının istenebileceği belirtilen 3.870.456,56 TLbedellere itiraz edilmediğini ancak bu ödemelerin yapılan hesaptan düşüldüğünün belirtildiğini görmekte olduklarını; halbu ki bilirkişi kök raporunda yapılan hesaplama sonucu bankanın alacaklı bulunduğu hesapta ödenen 3.870.456,56 TL'nin hiç bir şekilde düşmediğini; bilirkişinin bu durumu "kök raporumuz aşamasında bu üç işlem için bankadan hangi hesaplara mahsup edildiğini gösterir belgeler istenmiş ancak ibraz edilmemesi üzerine kredi hesaplarında bir karışıklık oluşturmaması için belgelenmezse istirdadı gerekir mahiyetinde bir görüş bildirmiştik. Ancak bu 3 işleme ait belgeler de sunulduğundan ortada istirdadı gerektiren bir alacak kalmamıştır." yani bankanın bu ödemeleri düştüğünü belirtmekle yetindiğini ancak bilirkişi kendi hesaplamasında bu ödemeleri dikkate almayarak düşmediğini, bu nedenle eksik ve yanlış hesaplama yapılan bilirkişi raporuna dayalı olarak verilen kararı istinaf ettiklerini, Aşağıda belirtilen eksikliklerin tamamlatılmadan bilirkişinin sağlıklı rapor verebilmesinin mümkün olmadığını; bilirkişinin eksik bilgi ve evraklara istinaden vermiş olduğu raporun hatalı olduğunu; eksik ve yanlış bu rapora istinaden verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Eyüp 2.Noterliğinin 31.10.2017/18416 tarih ve yevmiye numaralı ihtarnamesini keşide ettiğini ve kredi hesaplarının 16.10.2017 tarihi itibariyle toplam 3.216.967,52 TL üzerinden kat edildiğini, dava dosyasında, davalı banka tarafından asıl kredi müşterisine borçlu cari hesap kredisi ya da rotatif kredi kullandırıldığı belirtilmekte ise de, bu kredilerin kullandırıldığı tarihten dava tarihine kadar olan süreçte borç/alacak ve bakiye işlemlerini gösteren kredi ekstrelerinin bulunmadığını, öte yandan, Bankalar borçlu cari hesap kredilerini tek bir kredi numarası altında ve ekstrede takip edebildikleri gibi, zaman zaman farklı kredi numaraları altında ve ekstrelerde takip edebilmekte olduklarını; dava dosyasında; davalı bankanın hesap kat tarihi itibariyle iki adet rotatif kredi, bir adet de taksitli krediden alacaklı olduğunun görülmekte olduğunu; bu kredilerin numaraları hesap kat ekstresinde rotatif/borçlu cari hesap krediler için ..., ...; taksitli kredi numarası ise ... olarak belirtildiğini, taksitli kredilerde yapılan tahsilatların hangi taksite karşılık yapıldığı, taksit tarihi, taksit tutarı gibi işlemlerin düzenli bir şekilde taksitli kredi föylerine işlenmesi/kaydedilmesi gerekmekte olduğunu; bu kayıt işlemleri yapılmadan, taksitli krediden dolayı, herhangi bir tarihte risk tutarının ne olduğu, ana para alacağı ile faiz tutarının ne olduğu yönünde somut bir tespit ve değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığını; dosyaya mübrez “Cari Hesaplar Hareketleri” belgesinde muhtelif tarihlerde muhtelif kredi hesaplarına cari hesaptan ödeme/aktarma/tahsilat işlemleri yapıldığı, ancak, bu kredilerin de ne zaman kullandırıldığı, ne zaman ve nasıl tasfiye edildiğine dair hiçbir somut belgenin (örneğin kredi ekstresinin/ekstrelerinin, kredi kullandırma ve ödeme belgelerinin) dosyaya sunulmadığını, Bankanın dosyaya sunduğu Cari Hesap Hareketleri başlıklı belgedeki açıklama da müvekkili firmaca yapılan ödemelerin hangi borca mahsup edildiğinin belirtilmekte olduğunu (01.04.2015 42.211,87 ... kredi hesabına ödemeler, 01.04.2015 53.439,42 ... kredi hesabına ödemeler, 01.04.2015 27.687,26 ... kredi hesabına ödemeler, 01.04.2015 45.068,95 ... kredi hesabına ödemeler, 01.04.2015 616.636,14 ... kredi hesabına ödemeler, 01.04.2015 45.010,42 ... kredi hesabına ödemeler, 02.04.2015 26.798,70 ... kredi kapama için hesap, 02.04.2015 50.810,47 ... kredi kapama için hesap, 02.04.2015 68.207,11 ... kredi kapama için hesap, 02.04.2015 1.060.842,13 ... kredi kapama için hesap, .04.2015 2.257.302,38 ... kredi hesabına ödemeler, 17.02.2016 2.296.579,15 ... kredi kullandırım, 17.02.2016 2.283.658,61 ... kredi kapama için hesap) davalı bankanın kredi hesap numaraları değişik bir çok işlem yaptığı, ancak bu işlemlerinin dayanağının ne olduğu konusunda dosyaya hiçbir bilgi ve belgeyi sunmadığını; bu kadar karmaşık bir ilişki içerisinde, davalı bankanın önceki bölümlerde belirtildiği nitelikteki kredi ekstrelerini dava dosyasına sunmaması, işlemlerin denetimi ve kontrolü ile nasıl gerçekleştirildiği yönünde önemli şüphelerin ortaya çıkmasına neden olduğunu; dosyaya sunulan mübrez bilgi ve belgelere göre bu şüphelerin giderilmesinin de mümkün olmadığını, davalı bankanın kat tarihi itibariyle asıl alacağı (ana para borcu) faiz, gecikme faizi, BSMV gibi rakamlara nasıl ulaştığının da belirsiz kaldığını; en azından Ana Para Borç tutarının kredi ekstreleriyle tevsiki mümkün iken, hesap kat ihtarnamesinde sadece yukarıdaki tabloda belirtilen rakamlara yer vermesi nedeniyle, hesap kat tutarlarının bile şüpheli olduğu hiçbir tartışma olmaksızın anlaşılmakta olduğunu; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini,Mahkemece muzayaka (darda kalma) halinin tartışılmadığını, bankanın dosyaya sunmuş olduğu delillere bakıldığında davacının kredi numaralandırmalarına bakarak 13 adet kredi kullandığının görüleceğini; bu durumda tacirin müzayaka halinden (darda kalma) istifade edilmesi ihtimali hali de göz ardı edildiğini; her ne kadar sözleşme hükümlerine göre %60 faiz şartları kararlaştırılmışsa da bu oran emsal bankaların krediler için belirlediği faizlerin çok üstünde fahiş olarak kalmakta olduğunu; müvekkili şirket kredisini ödeyemediğinden bankaca müvekkili şirkete başka bir kredi veridiğini ve önce ki kredinin bu kredi ile kapatıldığını; bankaca, müvekkilin muzayaka halinden faydalanarak emsal bankaların aynı kredi için isteyebileceği faizlerden çok daha fazlası fahiş olarak bankaca müvekkile kabul ettirildiğini; bu durumun dürüstlük hükümlerine de açıkça aykırılık teşkil etmekte olduğunu; müvekkili şirketler borçlarını daima ekonomik şartlar dahilinde ödemeye çalıştıklarını; bankanın dürüstlük ilkesine aykırı bir biçimde sanki alacağını hiç tahsil etmiyormuş gibi adeta borcun bitmesini zorlaştırıcı bir takım hareketlere girdiğini; müvekkili şirketlerin içinde bulunduğu müzayaka halinden istifade ederek yüksek faiz talep eden davalı banka hakkını dürüstlük kuralına uygun olarak kullanmadığını; bu durum da tartışılmadan karar verildiğinden kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, Davalı bankaca hem ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla hem de kredi için verilen teminet senedinin işleme konulması ile kambiyo takibi yoluyla icra başlatmış olup, müvekkili firmaca haricen yapılan ödemeleri dosyalara bildirmediği gibi borçdan da düşmeyerek ipoteklerin satışını yapmaya çalışarak kötü niyetli hareket ettiğini, müvekkili firma yetkilisinin İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan takibe harici ödemeleri bildirerek harcı yatırıldığını, alacaklı bankaya bu hususta bildirimde bulunması için muhtırada gönderildiğini, yine kredi sözleşmesine teminat olarak verilen kambiyo senetli takibe yapılan ödemelerin de tüm borçtan indirilmesi gerektiği halde davalı bankaca da bu hususun yapılmadığını, davacı müvekkili mükerrer ödeme olmasın diye her iki dosyaya da talepte bulunmak zorunda kaldığını, davalı İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı icra takip dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi takip yoluna gittiğini; bu takibe yapılan şikayet-itiraz karşısında İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 11/04/2019 tarih ve 2017/1252 esas 2019/220 karar sayılı ilamı icra emrinin iptaline karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi 09.02.2021 tarih ve 2020/634 esas 2021/346 karar sayılı ilamı ile de ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği, akabinde İstanbul 9. İcra Hukuk Mahkemesi yeniden yapmış olduğu muhakeme neticesinde 13/09/2022 tarih ve 2021/552 esas 2022/813 karar sayılı ilamı yeniden hüküm kurduğu ve bu hükmün de istinaf edildiğinin görüldüğünü, dosya kesinleşmeden davalının, haricen ödenen meblağları da borçtan düşmeyerek gayrimenkullerin satışını istediğini, İstanbul 42. İcra Hukuk Mahkemesince 2022/444 Esas KARAR NO : 2022/163 sayılı dosyası ile şikayetin kabulüne 25/10/2022 tarihli satışa ilişkin müdürlük kararının iptaline, karar verilerek satış işlemlerinin durdurulduğunu; görüldüğü üzere davalı tarafın hukuk kurallarına riayet etmeksizin kötü niyetli hareketlerine devam ederek müvekkili firmalara zarar kastı ile hareket etmekte olduğunu; bu hususlar dikkate alınmadan verilen kararı bu yönden de istinaf ettiklerini, İleri sürerek, yukarıda ve Yerel Mahkeme dosyasında arz ve izah edilen ve re’sen dikkate alınacak sebeplerle yerel mahkemenin 2018/ 409 E. ve 2022/300 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulü ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini bu talepleri uygun görülmediği takdirde istinaf incelemesi yapılarak usul ve kanuna aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine iade edilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; menfi tespit istemine ilişkin olup, mahkemece İstanbul 10.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas ve Bakırköy 17.İcra Müdürlüğü'nün... Esas Sayılı takip dosyalarındaki nakdi alacak talepleri yönünden, tüm davacılar tarafından davalı temlik alana karşı açılan davanın reddine, İstanbul 10.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Sayılı takip dosyasındaki gayri nakdi alacak talebi yönünden, bu takip dosyasının borçluları davacılar tarafından davalı temlik eden bankaya karşı açılan davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekili dava dilekçesi ile; davalı(temlik eden) banka ile davacı ... Akaryakıt Şirketi arasında 24/10/2014 tarihli kredi çerçeve sözleşmesi bağıtlandığını ve kredi lehdarı şirkete 48 ay vadeli 7.000.000,00-TL bedelli ticari kredi kullandırıldığını, ayrıca kredi çerçeve sözleşmesinin teminatını teşkil etmek üzere sekiz adet taşınmaz üzerinde toplam 12.600.000,00-TL limitle ipotek tesis edildiğini, davalı bankanın davacılar aleyhine İstanbul 10 İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip başlatığını, bu takibe karşı şikayet yoluna başvurulduğunu ve İstanbul 9 İcra Hukuk Mahkemesi tarafından 2017/1252 esas, 2019/20 karar sayılı ilam ile icra emrinin iptaline karar verildiğini, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, davanın derdest olduğunu, yine davalı tarafından davacılar aleyhine Bakırköy 17 İcra Müdürlüğü'nün... esas sayılı dosyası ile, davalı bankaya teminat olarak verilmiş bonoya dayalı olarak kambiyo takibi yapıldığını, her iki takibin dayandığı alacağın aynı olduğunu, kambiyo takibine karşı yapılan itirazın Bakırköy 3 İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2017/1309 esas sayılı dosyasında incelendiğini ve verilen kararın istinaf dairesinde usuli bir sebepten ötürü bozulduğunu, kararın Yargıtay incelemesinde olduğunu, icra hukuk mahkemelerinde devam eden yargılamalar henüz sonuçlanmadığından davacıların menfi tespit talep etmekte hukuki yararlarının bulunduğunu, davalı bankaya (icra dairlerine veya doğrudan davalı banka hesabına) 03/11/2014 ila 25/10/2018 tarihleri arasında toplam 9.817.629,42-TL ödeme yapılarak borç ödenmesine rağmen bu ödemelerin borca ne şekilde mahsup edildiklerinin belli olmadığını, kat ihtarında talep edilen alacak tutarına hangi oranda faiz işletildiğinin belli olmadığını, takiplerde talep edilen faiz oranının fahiş olduğunu, 01/04/2015 ve 24/04/2015 tarihlerinde yapılan erken ödemelere rağmen borçta indirim yapılmadığını, icra takiplerinden sonra yapılan 1.500.000,00-TL ödemenin icra dosyalarına bildirilmediğini, kredi çerçeve sözleşmesinin yalnızca son sayfasının imzalanmış olduğunu, bu nedenle sözleşmedeki faiz oranlarına ilişkin hükümlerin de genel işlem koşulu olduğunu, davalı bankanın 30/03/2015 tarihinde davacı ... Akaryakıt Şirketi kredi hesabından dava dışı...'e 5.000.000,00-TL teminat mektubu verdiğini, bu krediye istinaden de sekiz adte taşınmaza ipotek konulduğunu, teminat mektubu iade edilmesine rağmen ipoteklerin fekkedilmediğini, kat ihtarının da usulüne uygun tebliğ edilmediğini, kefalet sözleşmesinin şekil şartına uygun olmadığını, ipoteklerin de bu nedenle geçersiz olduğunu ileri sürerek, davacıların dava konusu İstanbul 10 İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile Bakırköy 17 İcra Müdürlüğü'nün... esas sayılı takip dosyalarına dayanak kredi çerçeve sözleşmesinden ötürü davalı bankaya borçlu olmadıklarının tespitine, fazla ödeme varsa istirdadına, davalı banka lehine tesis edilen tüm ipoteklerin fekkine karar verilmesini talep etmiştir. Dava konusu İstanbul 10 İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası kapsamından, davalı banka tarafından kredi lehdarı ... Akaryakıt Şirketi ile ipotekli taşınmazların malikleri/ipotek borçluları olan Sayınlar İnşaat, ... Akaryakıt, Remzi ... ve Emine ... aleyhine, toplamda 12.600.000,00-TL limitli sekiz ayrı ipotekli taşınmaza dayalı olarak, iki ayrı kredi kalemi için 3.216.525,38-TL asıl alacak, 82.502,68-TL işlemiş temerrüt faizi, 4.125,13-TL BSMV ve 23.479,36-TL masraf toplamı 3.326.632,55-TL alacağın tahsili amacıyla ilamlı ipotek takibi başlatıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu Bakırköy 17 İcra Müdürlüğü'nün... esas sayılı dosyası kapsamından, davalı banka tarafından 27/10/2017 vadeli, 24/10/2014 tanzim tarihli, keşidecileri ..., Neşat ..., ... Şirketi, ... Akaryakıt Şirketi, ... ... Şirketi olan, lehdarı ise ... Akaryakıt Şirketi olan 8.500.000,00-T bedelli kambiyo takibine dayalı olarak, keşideci ve lehdar aleyhine 3.224.000,00-TL asıl alacak, 8.731,67-TL temerrüt faizi ve 9.672,00-TL komisyon olmak üzere toplam 3.242.403,67-Tl alacağın tahsili amacıyla kambiyo takibi başlatıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece takip dosyaları, kredi çerçeve sözleşmesi, kefalet sözleşmesi, kat ihtarı ve tebliğ şerhleri, hesap ekstreleri dosya arasına alınarak, bankacı bilirkişi marifetiyle yaptırılan inceleme sonucu kök ve ek rapor alınmış olup, alınan ek rapor doğrultusunda yukarıda yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir. Davacılar tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; dava dilekçesindeki iddiaları ve bilirkişi raporlarına itirazları tekrarla; ayrıca kefalet sözleşmelerinin geçersiz olduğu, erken ödeme komisyonu kesintisine ilişkin hesaplama yapılmadığı, ipotekli taşınmazlardan birinin aile konutu mahiyetinde bulunduğu, alacak hesaplanırken temerrüt faiz oranının fahiş tespit edildiği yönündedir. Dosya kapsamı belgelere göre; davacılar aleyhine kefillerin kefalete dayalı sorumlulukları kapsamında başlatılmış bir takip bulunmadığından, kefalet sözleşmelerinin geçerliliğinin uyuşmazlığın konusunu teşkil etmediği, davacılar tarafından dava dilekçesinde ileri sürülmeyen haksız erken komisyon kesintisi yapıldığına, ipotekli taşınmazlardan birinin aile konutu mahiyetinde olduğuna yönelik iddiaların HMK'nun 357/1 fıkrası uyarınca istinaf aşamasında ileri sürülemeyecekleri; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında davacıların yapıldığını iddia ettikleri kısmi ödemelerin hesaplamaya dahil edildikleri, ayrıca temerrüt faiz oranının davacılar lehine sözleşmedeki TCMB'ye bildirilen en yüksek faiz oranları esas alınarak değil, kredi lehdarına kullandırılan kredilerin akdi faiz oranları esas alınarak belirlendiği, davacılar tarafından ileri sürülen iddialar ve kök rapora itirazların ek rapor ve mahkeme gerekçesinde karşılandıkları, hükme esas alınan ek rapora göre davacı bankanın dava tarihi itibariyle nakdi alacaklardan dolayı kredi lehdarından toplam 6.318.600,82 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla davacıların dava konusu takiplere dayanak kredi çerçeve sözleşmesinden ötürü davalılara borçlu olmadıklarına ve bu sözleşmeden doğan alacakları teminat altına alan ipoteklerin fekki koşullarının oluştuğuna yönelik istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, mahkemece davanın reddine dair verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmıştır. Sonuç itibariyle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf edenler tarafından peşin olarak yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 27/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.