T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/1389 Esas KARAR NO:2026/113 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO:2017/1437 Esas - 2021/105 Karar TARİHİ:01/02/2021 DAVA :Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun y…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/1389 Esas KARAR NO:2026/113 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO:2017/1437 Esas - 2021/105 Karar TARİHİ:01/02/2021 DAVA :Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvkekkili ile davalı arasında 01/01/2017 tarihinde belirsiz süreli olarak akdedilen ''Bayilik Sistemi Katılım Sözleşmesi'' doğrultusunda, ... markası altında ...'nın belirlediği ürünlerin ...'nın potansiyel ve aktif müşterilerine sunulması, satış ve pazarlamasının yapılması ve sözleşmenin kurulmasına aracılık edilmesi konusunda anlaştıklarını, sözleşmenin ilk aylarında tarafların edimlerini eksiksiz yerine getirdiğini, davalının Kartal ... Noterliği'nin 05/10/2017 tarih ... yevmine sayılı ihtarnamesini müvekkiline göndererek sözleşmenin 13.1 maddesi uyarınca sözleşmeyi iki ay sonra feshedeceğini ihtar ettiğini, 07/12/2017 tarihinde sözleşmenin feshedilerek müvekkilinin bayiliğinin elinden alındığını, uzun bir işbirliği yapılacağı izlenimi verilerek müvekkilinin ciddi yatırımlar yapmasına sebebiyet verildiğini, davalının hiçbir neden yokken sözleşmeyi feshederek fesih hakkını kötüye kullandığını, davalının sözleşmeyi imzalarken gücünü kullanarak sözleşme şartlarını tek taraflı olarak belirlediğini, belirsiz süreli olarak yapılan sözleşmenin 13.1 maddesinde olağan fesih şartlarının belirlendiğini ve tarafların iki ay önceden bildirimde bulunmak şartıyla sözleşmenin feshedilebileceğinin belirtildiğini, sözleşme davalının işin kurulması için gereken tüm masrafları müvekkiline yaptırdığını, müvekkilinin kurulumu yaparken kendi belirlediği değil, davalının belirlediği firmalarla çalıştığını ve piyasa şartlarına göre 2-3 kat daha fazla maliyeti olduğunu, davalı tarafından gönderilen 21/06/2017 tarihli mailde, ''sözleşme yönetim sisteminin hayata geçirildiği ve bu sebeple yeni tarayıcı ve barkod okuyucu alınması gerektiğini, bunun alımı için özel bir firma ile anlaşıldığı, 1 Ağustos tarihine kadar tarayıcı ve barkod okuyucunun alınması gerektiği, alınana kadar hak edişlerin ödenmeyeceği''nin belirtildiği, davalının sözleşmenin her safhasında masraf yapmaktan kaçındığını, davalının sözleşmenin imzalanmasından 9 ay sonra sözleşmenin iki ay sonra feshedileceğini müvekkiline bildirdiğini, 4.bayilik sistemi sözleşmesinin 13.4 maddesinde taraflardan birinin sözleşmeyi haklı bir sebep olmaksızın ya da usule aykırı olarak feshetmesi halinde diğer tarafın karşılaştığı doğrudan ve dolaylı tüm zararları ile bu zarardan bağımsız olarak her bir ihlal için 50.000 TL ceza bedelini diğer tarafa ödemekle yükümlü olacağının belirtildiği, sözleşme ile belirtilen menfi ve müspet zararlarının karşılanması gerektiğini, müvekkilinin sözleşme süresinde davalının talebi doğrultusunda davalıya ve dava dışı ... firmasına iki ayrı fatura kestiğini, iki ayrı faturanında davalı ile imzalanan işin neticesinde kazanılan paraya ilişkin olduğunu, tüm bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000 TL maddi zarar ve 50.000 TL cezai şart alacak olmak üzere toplam 55.000 TL alacağın fesih tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı arasında sözleşme imzalandığını, davacının iddia ettiği gibi ...'nın tek taraflı düzenlemeler yaptığı hususunun gerçeği yansıtmadığını, tarafların sözleşme serbestisi ilkesi ışığında hareket ettiklerini ve sözleşmede yazılı tüm maddelerde antant kalındığını, davacı tarafla olan ilişkinin kapsamının sözleşme ile sınırlı olduğunu, sözleşmenin herhangi bir yerinde işin uzun süre süreceğine dair bir garanti bulunmadığını, tam aksine sözleşmenin 13.1 numaralı maddesi uyarınca her iki tarafın sözleşmeyi iki ay önceden bildirmek koşulu ile sona erdirme hakkına sahip olduğunu, davacının sözleşmenin uzun yıllar süreceğine ilişkin bir inancı olmuş olsaydı 13.1 numaralı maddenin olmuş olduğu bir sözleşmeyi imzalamaması gerektiğini, davacının tüm iddialarında basiretli bir tacir olduğunu ve ... ile olan ilişkisinin sözleşme şartları ile sınırlı olduğunu unuttuğunu, davacının iddialarının asılsız olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmenin 13.1 maddesinin her iki tarafa da fesih hakkı tanıdığını ve bu maddeye göre yapılan fesihlerde haklı sebep belirtme zorunluluğu bulunmadığını, taraflar arasındaki fesih prosedürüne uygun olarak feshedilen sözleşmeden dolayı maddi zarar ile cezai şartın tazminini talep eden davacının kötü niyetli olduğunu, davacının basiretli bir tacir gibi hareket etmediğini ve bu davada hukuki yararı bulunmadığını, sözleşmede kararlaştırılan hükme aykırı olarak davacının maddi zararları talep etmesinin hiçbir yasal dayanağı bulunmadığını, gerek taraflar arasındaki sözleşmede gerekse TTK hükümleri uyarınca davacının talep ettiği iş yeri kuruluş masraflarının şirketlerine yükletilmesinin olanağı olmadığını, taraflar arasında imzalanmış bulunan sözleşmenin 2 numaralı ekinde mağazanın niteliklerinin yazılı olduğu ve tarafların üzerinde mutabık kaldıklarının şablonda mevcut olduğunu, bu nedenle davacının talep ettiği 5.000 TL'lik maddi tazminat talebinin reddi gerektiğini, tüm bu nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafça yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 01/02/2021 tarih ve 2017/1437 Esas - 2021/105 Karar sayılı kararında;"....Tüm dosya kapsamının değerlendirilmesinde; davacı tarafça, bayilik sözleşmesinin haksız nedenle feshedilmesinden dolayı uğranılan zararın tahsilinin ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın davalıdan tahsilinin talep edildiği; davalı tarafça, sözleşmenin feshinin haklı nedenden kaynaklandığını savunularak davanın reddinin talep edildiği anlaşılmıştır. Somut uyuşmazlık bakımından, öncelikle sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmadığının tespiti gerekmektedir. Davalı tarafça, davacıya gönderilen ihtarnamede fesih nedeni bildirilmemiş ise de; yargılama aşamasında sunulan cevap dilekçesi ile davacının belirlenen performans kriterlerini karşılamaması nedeniyle sözleşmenin feshedildiği bildirilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen 01/01/2017 tarihli sözleşmenin 9.1 maddesinde; davacı bayinin, sözleşme kapsamında taraflarca belirlenen performans kriterlerine uymakla ve bunları yerine getirmekle olduğu hususu düzenlenmiş; sözleşmenin 13.3 maddesinin e bendinde, belirlenen satış hedeflerinin aynı takvim yılı içinde arka arkaya iki defa veya toplamda üç defa gerçekleştirilememesi veya 200 ceza puanına ulaşılması halinde davacının sözleşmeyi tek taraflı fesih beyanıyla sözleşmeyi derhal feshetme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Davalı tarafça sunulan ve davacı tarafça da itiraz edilmeyen performans değerlendirme tablosunun incelenmesinde; serbest tüketici limitini aşan müşterilere yapılacak satış hedeflerinin, Şubat 2017 döneminde 53 satış hedefi belirlenmesine rağmen davacının 36 satış gerçekleştirdiği, Mayıs 2017 döneminde 53 satış hedefi belirlendiği davacının da 53 satış gerçekleştirdiği, Haziran 2017 döneminde 60 satış hedefi belirlenmesine rağmen 53 satış gerçekleştiği, şarta bağlı satış sözleşmesine ilişkin satış hedeflerinin yıllık 1753 adet olduğu davacının ise yıllık bazda 1345 adet işlem yaptığı, hedefi gerçekleştiremediği dikkate alındığında, davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği kanaatine varılmıştır.Davacının menfi ve müspet zararlarına ilişkin istemi bakımından; kural olarak sözleşmenin haklı feshi halinde fesheden, sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 106 ve 108. maddeleri uyarınca akdin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararın tazminini isteyebilir. Olumsuz zarar; sözleşmenin, karşı tarafça yerine getirileceğine olan güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılan eylemli zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı, uğranılmayacak olan zarardır. Dolayısıyla, karşı tarafın malvarlığına girsin veya girmesin, sözleşme nedeniyle alacaklının malvarlığından çıkan ve yasal olarak harcanan paradır. Doktrinde hakim olan görüşe ve Yargıtay uygulamasına göre, burada oluşan zarar menfi (olumsuz) zarardır. Menfi zarar genel bir anlatımla hukuken geçerli olmayan bir borç ilişkisinin geçerli olduğuna inanmaktan doğan zarardır. Kısaca bu zarar, alacaklının sözleşme yaptığı için uğradığı, sözleşme yapmamış olsa idi uğramayacağı zarar olup, sözleşmeye güvenilerek yapılan harcamaların tamamı, başka bir anlatımla karşı tarafın malvarlığına girmese bile o sözleşme nedeniyle cepten çıkan paradır. Müsbet zarar ise, sözleşme nedeniyle cebe girmesi gereken paranın, girmemesi nedeniyle meydana gelen zarardır. Bu niteliği gereği, müsbet zarar daima ileriye dönük olup, bir beklenti kaybıdır. Diğer bir ifadeyle müsbet zarar, akdin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zarar şeklinde de tanımlanabilir. Örneğin, binaların bitirilmiş olması halinde getirmesi beklenen kira geliri kaybı, geciken ifa nedeniyle ifaya bağlı ceza (BK 158/II), seçimlik ceza (BK 158/I), eksik işler bedeli, kâr kaybı, gecikme tazminatı (BK 106/2) müspet zarar; inşaatın yapımı süresince oturulacak ev için ödenmesi gereken kira bedeli ile yıkılan binanın enkaz bedeline yönelik talepler menfi (olumsuz) zarar kapsamındaki alacak kalemlerindendir. Eldeki dava bakımından; sözleşmenin davalı tarafça haklı nedenle feshedildiği, taraflara arasında düzenlenen 01/01/2017 tarihli sözleşmenin 6.5 ve 7.5 maddelerinde, sözleşme kapsamında yapılan tüm malzeme, ekipman ve işyeri giderlerinden davacının sorumlu olduğunun kararlaştırıldığı, bu nedenlerle davacının menfi ve müspet zararına ilişkin taleplerinin yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.Davacının cezai şarta ilişkin istemi bakımından ise; hukukumuzda cezai şartın türleri seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifa yerine cezai şart (dönme cezası) olarak düzenlenmiştir. Seçimlik cezai şart; 6098 sayılı TBK’nın 179/1. (818 sayılı BK’nın 158/1.) maddesinde, “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükme göre, taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesi ya da cezai şartın ödenmesini kararlaştırmış olabilirler. Bu durumda, borçlu borca uygun hareketle yükümlüdür. Ancak, borçlu borca uygun hareket etmediği takdirde, kendisini bir yaptırım beklemektedir. Bu yaptırım, sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın ödenmesidir. Bu hüküm, borçluya borca aykırı davranarak ve böylece ifası gereken edim yerine kararlaştırılan cezai şartı ödeyerek borçtan kurtulma olanağını vermemektedir. Borçlu borca aykırı davrandığı takdirde, sözleşmede ceza koşulu kararlaştırılmasına rağmen, alacaklı borçludan aynen ifayı talep edebilir. Bu nedenle, 6098 sayılı TBK’nın 179/1. (818 sayılı BK’nın 158/1.) maddesi de borçluya borca aykırı davranarak bunun yerine cezai şartı ödeyip borçtan kurtulma yetkisini değil, buna karar verme yetkisini alacaklıya vermiştir. Alacaklı, borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde, aynen ifayı talep edebileceği gibi, bundan vazgeçerek cezai şartın ödenmesini talep edebilir. Burada, alacaklıya tanınmış bir seçimlik hak söz konusudur. Bu nedenledir ki, cezai şartın bu türüne “seçimlik cezai şart” adı verilmektedir (Kılıçoğlu, Ahmet M.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 773). İfaya eklenen cezai şart; 6098 sayılı TBK’nın 179/2. (818 sayılı BK’nın 158/2.) maddesinde, “Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükme göre, borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada cezai şartın aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır. Seçimlik cezai şarttan farklı olarak, alacaklı ya aynen ifayı ya da cezayı talep etmek zorunda bırakılmamıştır. Alacaklı burada her ikisini de talep yetkisine sahiptir. İfa yerine cezai şart (dönme cezası); 6098 sayılı TBK’nın 179/3. (818 sayılı BK’nın 158/3.) maddesinde, “Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre borçlu, borcu ifa yerine bizzat cezai şartı ödemek suretiyle borçtan kurtulma olanağına sahiptir. Bir başka ifadeyle, burada borçlu borca aykırı davranmamakta, borcu ifa yerine cezai şartı ödeyerek sözleşmeden dönebilmektedir. Bu nedenle, cezai şart ifanın yerini almaktadır (Kılıçoğlu, a.g.e., s. 775). (Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/11-113 Esas 2018/1994 Karar sayılı ilamı) Her ne kadar bilirkişi raporunda taraflar arasında imzalanan 01/01/2017 tarihli sözleşmede belirlenen ceza koşulunun dönme cezası olduğundan bahisle sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanıp dayanmamasının sonuca etkili olmadığı kanaatine varılmış ise de; hukuki nitelendirmenin mahkemenin görevi olduğu, anılan HGK kararında yapılan açıklamalar dikkate alındığında, dava konusu sözleşmenin 13.4 maddesine göre sözleşmenin haklı nedenle feshi veya sözleşmenin feshine sebebiyet veren tarafın diğer tarafa 50.000,00 TL ceza bedelini ödemekle yükümlü olduğu, sözleşmede talep edilen cezai şartın talep edilebilmesi için her şeyden önce sözleşme ile yüklenilen edimlerin gereği gibi yerine getirilerek alacaklı konuma geçilmesi gerektiği, ancak, yukarıda da tespit olunduğu üzere, davacının sözlemeden kaynaklanan edimlerini gereği gibi yerine getirmediği,davalı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, bu nedenle davacı tarafın cezai şart isteminin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.Sonuç itibariyle; taraflar arasında imzalanan 01/01/2017 tarihli sözleşmenin, davalı tarafça haklı nedenle feshedildiği; anılan sözleşmede, davacının sözleşmenin ifası için yapmış olduğu masrafları talep edemeyeceğinin kararlaştırıldığı; sözleşmenin davalı tarafça haklı nedenle feshedilmesi nedeniyle, davacının menfi ve müspet zararları ile cezai şart istemine ilişkin taleplerinin yerinde olmadığı; dosya kapsamından tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda açıklandığı üzere Yasa ve Yargıtay İçtihatları gereğince ayrıntılı, detaylı inceleme yapılmış olup, yukarıda gerekçesi de yazılı olduğu üzere davanın bu gerekçe ile reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, ''1-Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin gerekçeli kararında davacının satış hedeflerini tutturamaması sebebiyle davalı tarafın yapmış olduğu feshin haklı olduğuna karar verdiğini, bu hususun kabulünün mümkün olmadığını, davalı tarafın müvekkile göndermiş olduğu ihtarnamede sözleşmeyi sözleşmenin 13/1 maddesi uyarınca 2 ay sonra feshedeceğini belirttiğini, yani davalının hiçbir gerekçe sunmadan sözleşmeyi feshettiğini, davalının sözleşmenin performans sebebiyle feshedildiği iddiasının ise dava tarihinden iki yıl sonra, dilekçeler teatisinin sona erdiği ve iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının başladığı 11.04.2018 tarihinden 1.5 yıl sonra sunulan beyan dilekçesiyle iddia edildiğini, bu durumun HMK 141/1 hükmü uyarınca hukuka aykırı olduğunu, davalının savunmasını genişletme girişimine muvafakatlerinin olmadığını açıkça belirtmelerine rağmen yerel mahkemece hukuka aykırı girişimin görmezden gelindiğini, işbu hukuka aykırı savunmanın hükme esas alınmasının ve davanın reddinin kabulünün mümkün olmadığını, Davalının süresi belirsiz olan sürekli borç yükleyen bir sözleşmeyi olağan fesih ile feshetmek istediğini, ancak olağan feshin her zaman sözleşmenin haklı olarak feshedilmesine imkan vermediğini, Yargıtay 11. ve 23. Hukuk Dairelerinin feshin bir süreye bağlanması halinde, sırf bu maddeye dayanarak sözleşmenin feshedilmesini hakkın kötüye kullanılması olduğunu TMK 2. maddesine aykırı olduğunu, fesheden tarafın mutlaka haklı bir sebebe dayanması gerektiğini ve sadece süre maddesine dayanarak sözleşmenin feshedilmesinin feshi haklı kılmayacağını belirttiğini,Belirsiz süreli akdedilen sürekli borç ilişkisi içeren sözleşmelerde uzun bir işbirliği için sözleşmenin karşı tarafını ciddi yatırımlar yapmaya ikna edip, bu yatırımlar yapıldıktan hemen sonra sözleşmeyi olağan fesih ile sona erdirmenin hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirileceğini, Savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı olarak hükme esas alınan satış hedeflerinin bazı aylar tutturulamamış olduğu iddiasının sözleşmenin feshi için davalıya haklı neden vermediğini, davalının sözleşmeye satış hedeflerinin tutturulamaması halinde sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilebileceği maddesini koyduğunu, davacının da bu maddeyi imzalamak zorunda kaldığını, ancak bu maddede satış hedeflerinin nasıl belirleneceği, davalıya nasıl tebliğ edileceği, tarafların bu hedefler konusunda nasıl anlaşacakları yönünde hiç bir açıklama yapılmadığını, ocak ayı Serbest Tüketici Limitini Aşan Müşterilere Yapılacak Satış hedefinin 20 olduğunu, ancak müvekkilin büyük bir başarı göstererek %245 gibi bir hedef tutturduğunu, bunun üzerine davalı firmanın kotayı olduğundan çok yukarı çektiğini, buna rağmen müvekkilin şubat ayı hariç mart - nisan aylarında hedefini tutturabildiğini, mayıs - haziran aylarında hedefin altında kaldığını, temmuz - ağustos - eylül - ekim aylarında hedefini tutturduğunu, kasım ayında ise zaten çalışamadığını, tahliye endişesiyle çalıştığı bu yarım ayda dahi hedefinin yarısını tutturduğunu, davalı tarafın 28 Eylül tarihli fesih ihtarnamesini müvekkile gönderdiğini, yani müvekkilin üst üste satış hedeflerini tutturduğu dönemde davalının bu ihtarnameyi gönderdiğini,Davalının belirlediği satış hedeflerinin hiçbir zaman mutabakat ile alınmadığını, davalının hep tek taraflı olarak bu hedefleri belirlediğini, her işletmenin satışlarının arttığı ya da azaldığı dönemler olmasına rağmen davalının sanki her mevsim aynı iş yükü varmış gibi hedefler koyduğunu, davalı bazı aylar üstün performans göstererek bu hedefleri tutturmuşsa da, bazı aylar da gücünün yetmediğini, davalının tutturamayacağını bile bile her dönem benzer hedefler koyduğunu, bu sebeple davalının tek taraflı iradesiyle koymuş olduğu, davacıya dikte edilen, tutturulması imkansız satış hedeflerinin tutturulamaması sebebiyle sözleşmenin haklı sebebe dayanarak feshedildiğini kabul etmenin hatalı olduğunu, davalının sırf feshe kılıf olması için beyanlarından sonra düplik dilekçesinde belirttiği satış hedefi sebebine dayanmasının kötü niyetinin de göstergesi olduğunu, Davalının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini kabul etmemenin hatalı olduğunu ve bozmayı gerektirdiğini, gerekçeli kararda maddi zarar talepleri bakımından ekipman, malzeme ve bayinin fiziksel koşullarında sözleşmeye göre yapılacak değişikliklerin masraflarının müvekkil tarafından karşılanacağına yönelik sözleşme hükümleri olan 6.5 ve 7.5 maddelerine atıf yapılarak taleplerinin reddedildiğini, yerel mahkemenin gerekçeli kararda yukarıda yer belirtilen sözleşme hükümleri ile maddi tazminat talepleri arasında ne gibi bir illiyet bağı kurduğunun anlaşılamadığını, zira taleplerinin sebebinin masrafların davalı tarafça üstlenilmesine dayandığını, tam aksine müvekkilin masrafları karşılaması gerektiği ve zaten karşıladığı ancak sözleşmenin haksız nedenle feshedildiği hasebiyle yapılan masrafların müvekkil nezdinde müspet zarara sebep olduğunu, dolayısıyla kararda maddi zararlar bakımından belirtilen gerekçenin iddiaları ile bir ilgisi bulunmadığından kararın bozulması gerektiğini, Yerel mahkemece cezai şart yönünden taleplerinin reddedildiğini, gerek fesih ihtarnamesinde gerek dilekçelerde değinilmeyen performans nedeniyle fesih gerekçesinin taraflarınca gerek TMK m.2 bakımından gerekse HMK 141 bakımından kabul edilmesinin mümkün olmadığını, taleplerinin reddi gerekçesi olarak performans nedeniyle feshin hükme esas alınmasının kararın bozulmasını gerektirdiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği ileri sürülerek, haksız fesih nedeniyle uğranılan maddi zarar ile cezai şartın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasında 01/01/2017 tarihli belirsiz süreli Bayilik Sistemi Katılım Sözleşmesi imzalanmış olup, söz konusu Sözleşme'de konuya ilişkin tarafların hak ve yükümlülükleri düzenlenmiştir. Taraflar arasında imzalanan Sözleşme'nin 13.1. Maddesinde; “Taraflardan herhangi biri, herhangi bir zamanda iki ay önceden bildirimde bulunmak kaydıyla sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir.” hükmü yer almaktadır.Davalı tarafından davacı muhataba Kartal ... Noterliğinden gönderilen 05/10/2017 tarih ve ... yev. no'lu ihtarname ile; Taraflar arasında imzalanan 01/01/2017 tarihli Bayilik Sistemi Katılım Sözlemesi'nin herhangi bir sebep gösterilmeksizin, sözleşmenin 13.1 maddesine göre 2 ay önceden bildiride bulunmak suretiyle, tebliğden itibaren iki ayın sonunda feshedildiği ihtaren bildirilmiştir.Taraflar arasındaki sözleşmenin 13.1. maddesinde; sürenin bitiminden belirli süre önce karşı tarafa bildirimde bulunmak kaydıyla her iki tarafa önel tanımak suretiyle sözleşmeyi fesih hakkı tanındığı, davalının da sözleşmeden kaynaklı hakkını kullandığı görülmektedir. Bu haliyle sözleşmenin feshi konusunda taraf menfaatlerinin dengelendiği ve bir taraf aleyhine olmak üzere hüküm getirilmediği anlaşılmaktadır. Sözleşme hükümleri her iki tarafça bilinerek akdedilmiştir. Yine taraflar arasındaki sözleşme belirsiz süreli olup ihbar öneline dayalı fesih hakkı sözleşmenin niteliğinde de aykırı değildir.Diğer taraftan davalının fesih hakkını sırf davacıya zarar vermek amacıyla kullandığı hususunu sabit kılan bir delil de bulunmamaktadır. Bu durumda davalının sözleşmeyi feshinin taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun olduğu gibi fesih hakkının da kötüye kullanılmadığı kabul edilmelidir. Sözleşmede açıkça belirtildiği üzere cezai şartın sözleşmenin haklı neden olmaksızın feshine ya da haksız olarak sözleşmenin feshine sebebiyet verilmesi şartına bağlandığı, oysa somut olayda feshin sözleşmenin 13.1 maddesinde gösterilen ihbar önellerine uygun olarak gerçekleştirildiği, dolayısıyla cezai şartın koşulları oluşmamıştır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 7.5'nci maddesinde; " Bayi, iş yerini ...'nın mağaza konseptine uygun hale getirmeyi ve talep halinde sadece ... tarafından önerilen, kalite standartlarına uygun firmalarla çalışmayı kabul ve taahhüt eder. Bu amaçla yapılacak iş yeri açma izin ve ruhsatları, inşaat, onarım, dış cephe giydirme, tabela, iç mekan tasarımı, görsel baskılar ve panolar gibi yapılacak her türlü masraf Bayi'ye aittir. Bayi, sisteme dahil olurken bu maliyetleri göz önüne alarak ... ile iş ilişkisine girmeyi kabul etmiştir. Sözleşme her ne sebeple sona ererse ersin, bu masraflar hiçbir hal ve şart altında ...'dan talep edilemez." hükmü uyarınca da davacı tarafın maddi zararlarını talep edemeyecektir. Mahkemece bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yukarıdaki gerekçe ile reddine karar verilmesi yerinde görülmemiş ise de, bu durum yeniden yargılanma yapılmasını gerektirmediğinden dairemizce gerekçe değiştirilerek bu gerekçe ile davanın reddine karar vermek gerekmiştir. (İstanbul BAM 12 HD.'nin 22/03/2023 Tarih ve 2020/1544 Esas - 2023/431Karar sayı kararı benzer mahiyettedir.)Sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce yukarıdaki gerekçe ile davanın reddi yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun USULEN KABULÜ ile,İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/02/2021 tarih ve 2017/1437 Esas - 2021/105 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 2-Davanın REDDİNE, İLK DERECE YÖNÜNDEN: 3-Harçlar yasası gereğince alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 939,27 TL harçtan mahsubu ile bakiye 207,27 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edilen harç ve yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan 28,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca red edilen miktar ve tarifenin 13/1 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, İSTİNAF YÖNÜNDEN: 7-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 8-Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 9-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 145,00 TL dosya masrafı olmak üzere toplam: 637,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde artan gider avansının yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 22/01/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi