10. Ceza Dairesi 2023/17475 E. , 2025/5211 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/225 E., 2017/27 K. SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARAR : Düşme KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçund
**10. Ceza Dairesi 2023/17475 E. , 2025/5211 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2016/225 E., 2017/27 K. SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARAR : Düşme KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca "düşmesine" karar verildiği, hükmün istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 11.09.2023 tarihli ve 2023/7988 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.10.2023 tarihli ve KYB-2023/100613 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.10.2023 tarihli ve KYB-2023/100613 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Her ne kadar Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28/03/2017 tarihli kararı ile “ .... ikinci bir tebligatın gönderildiği anlaşılmasına rağmen sanığın o dönemlerde askere gidecek olması, askere gitme sürecinde içinde bulunduğu psikolojik durum göz önüne alındığında yükümlülüklere ve tedavinin gereklerine uymamakta mazeretlerinin bulunduğu; ayrıca sanığın uyuşturucuyu bırakmak istediği, 7 aydır uyuşturucu kullanmadığı yönündeki samimi beyanları sebebiyle de sanığın askerlik görevini ifa ettikten sonra tedaviye devam etmesinde sanık açısından ve kamu açısından yarar bulunduğu.." şeklinde gerekçesiyle, “kamu davasının düşmesine” ve “Sanık hakkında uygulanan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirlerinin sanığın askerden dönüşünden sonra sürdürülmesi amacıyla dosyasının Kınık Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine” karar verildiği anlaşılmış ise de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde, "kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır" hükmüne yer verilmiş olup, sanığın kendisine yüklenen yükümlülüklere veya tedavinin gereklerine uygun davranmamakta "ısrar" ettiğinin kabul edilebilmesi için, sanığa tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı için tebligat yapılması, uymaması halinde "önceki tebligat gereğince başvuruda bulunmadığı, bu tebligat üzerine öngörülen süre içinde de başvurmaması halinde yükümlülüklere ve tedavinin gereklerine uymamakta ısrar etmiş sayılacağı" uyarısı ile yeniden tebligat yapılması, bu tebligata rağmen de başvuruda bulunmadığı takdirde sanık hakkında dava açılması gerektiği, Somut olayda, Şüpheli hakkında, 26/12/2015 tarihinde işlediği iddia olunan kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı TCK’nın 191/2. maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesine, bir yıl süre ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına, ayrıca “yükümlülüklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi, tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması” halinde erteleme kararının kaldırılarak kamu davası açılacağı hususunun ihtar edilmesine karar verildiği, erteleme kararının 22/02/2016 tarihinde tebliğ edildiği, Şüphelinin tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlaması için gönderilen uyarılı ilk başvuru davetiyesinin 04/03/2016 tarihinde bilinen son adresine tebliğ edildiği, ancak şüphelinin Bergama Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’ne müracaat etmemesi üzerine ikinci kez uyarılı davetiye gönderildiği, bu davetiyenin de 08/04/2016 tarihinde tebliğ edildiği, Askerlik Şubesi Başkanlığı'ndan gelen 29/03/2016 tarihli cevabi yazıdan anlaşıldığı üzere, şüphelinin muhtemel sevk tarihinin 04/05/2016, terhis tarihinin ise 04/05/2017 olduğunun belirtildiği, Bu hâliyle, şüphelinin hakkında verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başladığı sırada askerde bulunmadığı hususu gözetildiğinde sanığın kendisine yüklenen yükümlülüklere veya tedavinin gereklerine uygun davranmamakta "ısrar" ettiğinin kabul edilerek mahkemesince yargılamaya devam olunarak karar verilmesi gerekirken, “davanın düşmesine” karar verilmesi yasaya aykırı olduğu gibi, 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinde sayılıp davanın esasını çözen karar türlerinden “düşme” kararı ile yargılamanın sonlandırıldığı ve "düşme” kararının sonucu olarak sanığın bütün yükümlülüklerinin ortadan kalkması gerektiği halde, "düşme" kararı verildikten sonra ayrıca “Sanık hakkında uygulanan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirlerinin sanığın askerden dönüşünden sonra sürdürülmesi amacıyla dosyasının Kınık Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine” karar verilmek sûretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Hukuki süreç 1. Şüpheli ... hakkında, 26.12.2015 tarihinde işlediği iddia edilen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçu nedeniyle Kınık Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonucunda, 18.02.2016 tarihli ve 2015/1069 Soruşturma, 2016/10 sayılı karar ile; 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca beş yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, bir yıl süre ile denetimli serbestlik ve tedavi tedbiri uygulanmasına, aynı Kanun'un 191/4. maddesi gereğince erteleme süresi içerisinde kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi ya da tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması durumunda hakkında kamu davası açılacağının ihtarına karar verildiği, erteleme karar içeriğinde, karara karşı itiraz kanun yolunun gösterilmediği, kararın şüpheliye tebliğ edilerek infazı için Bergama Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderildiği, 2. Bergama Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 01.03.2016 tarihli ve 2016/113 DS sayılı çağrı yazısının doğrudan şüphelinin MERNİS adresine tebliğe çıkarıldığı, 04.03.2016 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine gore tebliğ edildiği, şüphelinin müdürlüğe başvurmadığı, 05.04.2016 tarihli uyarı yazısının şüpheliye MERNİS adresinde 08.04.2016 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, müdürlüğe başvurmaması nedeniyle İnfaz İşlemleri Değerlendirme Komisyonunun 25.04.2016 tarihli kararı ile dosyanın kapatılmasına karar verildiği, 3. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılarak Kınık Cumhuriyet Başsavcılığının 31.05.2016 tarihli ve 2016/505 Soruşturma, 2016/159 Esas, 2016/158 Karar sayılı iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı TCK'nın 191/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Kınık Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, 4. Yapılan yargılama sonucunda, Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/27 Karar sayılı kararı ile; “sanığın denetim tedbirine uymamakta geçerli mazeretinin bulunduğu, ….tedaviye devam etmesinde sanık açısından ve kamu açısından yarar bulunduğu” gerekçesiyle 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereğince sanık hakkında açılan “kamu davasının düşmesine” ve “sanık hakkındaki denetimli serbestlik tedbirinin infazının devamına” karar verildiği, kararın doğrudan şüphelinin MERNİS adresine tebliğe çıkarıldığı, 15.04.2017 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebliğ edildiği, kararın 02.05.2017 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştirildiği, 5. Adalet Bakanlığının 29.03.2019 tarihli ve 94660652-105-35-3067-2019-KYB sayılı yazısı ile; “şüpheli hakkında verilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlandığı sırada askerde bulunmadığı hususu gözetildiğinde sanığın kendisine yüklenen yükümlülüklere veya tedavinin gereklerine uygun davranmamakta "ısrar" ettiğinin kabul edilerek mahkemesince yargılamaya devam olunarak karar verilmesi gerekirken, “davanın düşmesine” karar verilmesi yasaya aykırı olduğu gibi, 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinde sayılıp davanın esasını çözen karar türlerinden “düşme” kararı ile yargılamanın sonlandırıldığı ve "düşme” kararının sonucu olarak sanığın bütün yükümlülüklerinin ortadan kalkması gerektiği halde, "düşme" kararı verildikten sonra ayrıca “Sanık hakkında uygulanan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirlerinin sanığın askerden dönüşünden sonra sürdürülmesi amacıyla dosyasının Kınık Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine” karar verilerek hüküm karıştırılmasında isabet görülmemiştir." denilerek, Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/27 Karar sayılı kararının kanun yararına bozulmasının istenildiği, 6. Dairemizin 29.04.2019 tarihli ve 2019/1433 Esas, 2019/2360 Karar sayılı ilamı ile; “Mahkemenin takdiri ile delillerin değerlendirilmesine ilişkin hususlar “kanun yararına bozma” yoluna konu olamayacağından, “ısrar koşulunun gerçekleştiği ve sanık hakkında yargılamaya devam edilmesi gerektiği” yönündeki kanun yararına bozma talebi yerinde görülmemiş ise de; TCK’nın 191/4. maddesi uyarınca kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin anlaşılması durumunda Mahkeme tarafından CMK'nın 223. maddesinin 8. fıkrasının 2. cümlesi gereğince bu şartın gerçekleşmesini beklemek üzere “davanın durmasına” “ve denetimli serbestlik dosyasının infazına devam edilebilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, “kamu davasının düşmesine” karar verilerek davanın esasını çözen bir kararla yargılama sonlandırıldıktan sonra, sanki durma kararı verilmişcesine “sanık hakkındaki tedbirin infazının devamına” karar verilerek hükümde çelişkiye neden olunması ve hükmün karıştırılması yasaya aykırı olduğundan, hükmün karıştırılması halinde mahkemenin iradesi açık şekilde ortaya çıkmadığı için kazanılmış haktan da söz edilemeyeceğinden kanun yararına bozma talebi bu yönüyle ve değişik gerekçeyle kabul edilerek Kınık Asliye Ceza Mahkemesi'nin 28/03/2017 tarihli ve 2016/225 esas, 2017/27 sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince kanun yararına bozulmasına, aynı Kanunun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için, dosyanın Adalet Bakanlığına iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine", karar verildiği, 7. Dairemizin 29.04.2019 tarihli ve 2019/1433 Esas, 2019/2360 Karar sayılı bozma ilamı üzerine, bozmaya uyularak Kınık 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.01.2020 tarihli ve 2019/325 Esas, 2020/55 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 191/1, 62. ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasına karar verildiği ve hükmün sanık tarafından 23.03.2020 tarihli dilekçe ile temyiz edildiği ancak temyiz talebine ilişkin herhangi bir işlem yapılmadığı, 8. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.01.2021 tarihli ve KD - 2020/104771 sayılı yazısı ile "kanun yararına bozma kararına karşı; öncelikle kanun yararına bozma talebine konu hükmün kesinleşmemiş olması nedeniyle kanun yararına bozma isteğinin reddine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, kabule göre de; 5271 sayılı CMK’nın 309/4-c maddesi gereğince kanun yararına bozma kararı verilmesi gerekirken aynı Kanunun 309/4-a bendi uyarınca karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu değerlendirildiğinden olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.” denilerek Dairemizin 29/04/2019 tarihli ve 2019/1433 esas,2019/2360 karar sayılı ilamının kaldırılmasına, Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28/03/2017 tarihli 2016/225 esas ve 2017/27 karar sayılı hükmünün kesinleşmemiş olması nedeniyle kanun yararına bozma isteğinin reddine, hükmün kesinleşmiş olduğunun değerlendirilmesi hâlinde ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca kanun yararına bozulmasına karar verilmesi" gerekçesi ile Dairemizin 29.04.2019 tarihli ve 2019/1433 Esas, 2019/2360 Karar sayılı kararına itiraz edildiği, 9. İtiraz üzerine Dairemizin 17.02.2021 tarihli ve 2021/1516 Esas, 2021/2225 Karar sayılı ilamıyla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne ve Dairemizin 29.04.2019 tarihli ve 2019/1433 Esas, 2019/2360 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/27 Karar sayılı kararının, sanığa usulüne uygun şekilde tebliğ edilerek kesinleştirilmesinden sonra kanun yararına bozma incelemesi yapılabileceğinden, Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/27 Karar sayılı kararına ilişkin kanun yararına bozma isteminin bu aşamada reddine karar verildiği, 10. Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/27 Karar sayılı kararının, sanığa 25.05.2021 tarihinde bizzat tebliğ edildiği, kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.10.2023 tarihli ve KYB-2023/100613 sayılı Tebliğnamesi ile Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/27 Karar sayılı kararının yeniden kanun yararına bozma istemine konu edildiği, Anlaşılmıştır. B. Dosya kapsamına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Dairemizin 17.02.2021 tarihli ve 2021/1516 Esas, 2021/2225 Karar sayılı ilamıyla, itirazın kabulüne karar verilerek Dairemizin 29/04/2019 tarihli ve 2019/1433 esas, 2019/2360 sayılı kararının kaldırılmasına karar verildiğinden, kaldırılan Dairemizin 29/04/2019 tarihli ve 2019/1433 Esas, 2019/2360 Karar sayılı bozma ilamına uyularak sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan Kınık 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.01.2020 tarihli ve 2019/325 Esas, 2020/55 Karar sayılı kararı ile verilen 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün hukuki değerden yoksun olacağı değerlendirilerek yapılan incelemede; Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile bu karara bağlı olarak verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararlara yönelik 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesinin 2. cümlesinde yer alan "Cumhuriyet savcısı, bu durumda sanığa, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır." şeklindeki düzenleme gereği, "Kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı ve bu karar ile birlikte verilen "tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararların itiraz yolu açık olmak üzere verilmesi ve şüpheliye tebliğ edilmesi gerektiği, şüpheliye hakkında verilen karara karşı itiraz hakkı tanınmadan ve kendisine tebliğ edilmeden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı gibi beş yıllık erteleme süresinin de işlemeye başlamayacağı, Sanık hakkında Kınık Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 18.02.2016 tarihli kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin karar şüpheliye tebliğ edilmiş ise de, erteleme karar içeriğinde, karara karşı itiraz kanun yolunun gösterilmediği, Anayasanın Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması başlıklı 40. maddesindeki düzenleme ile 5237 sayılı TCK'nın 191/2. ve 5271 sayılı CMK'nın 171., 172. ve 173. maddeleri uyarınca, başvurulacak kanun yolunun, merciinin, başvuru şekli, süresi ve bu sürenin başlangıcının açıkça ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde gösterilmesi gerekmekte olup; "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararı ve bu karar ile birlikte verilen "tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararda kanun yolu başvuru süre ve merciinin gösterilmemesi nedeniyle erteleme kararının usûlüne uygun şekilde kesinleştiğinden söz edilemeyeceği, usûlsüz olarak verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına başlanamayacağı gibi, beş yıllık erteleme süresinin de işlemeye başlamayacağı, kararın kesinleşmemesi nedeniyle beş yıllık erteleme süresi işlemeye başlamadığından yükümlülük ihlâlinden de söz edilemeyeceği anlaşıldığından; Mahkemesince; açılan kamu davası hakkında kovuşturma şartı gerçekleşmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesinin ikinci cümlesi uyarınca "durma" kararı verilerek, sanık hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 5271 sayılı CMK'nın 173. maddesinin 7499 sayılı Kanun ile değişik haline göre "iki hafta" içinde ilgili sulh ceza hakimliğine itiraz hakkı bulunduğu ihtarı ile birlikte usûlüne uygun bir şekilde tebliğ edilmesinin sağlanması ve usûlüne uygun şekilde kesinleştirilmesini takiben geçerli tebligat işlemleri yapılarak erteleme ve denetimli serbestlik kararının infazının sonucunun beklenilmesi gerektiği gözetilmeden "Düşme" kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, 5721 sayılı CMK'nın 223/1. maddesinde, “Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.” ve aynı maddenin 8. fıkrasında ise, "Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir." şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, açılan kamu davası hakkında “durma kararı” verilerek, denetimli serbestlik tedbirin infazının sonucunun beklenilmesi, denetimli serbestlik tedbirine uygun davranılmaması halinde yargılamaya devamla işin esasına girilerek hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden “düşme” kararı verilmesinin kanuna aykırı olduğu, dosyanın kesin olarak sonuçlandırılması ve davanın esasını çözen düşme kararıyla yargılama sonlandırıldıktan sonra, sanki durma kararı verilmişcesine, denetimli serbestlik tedbirinin infazına devam edilmesine karar verilerek hükmün karıştırılmasının da kanuna aykırı olduğu anlaşıldığından kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. III. KARAR A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, B. Kınık Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2017 tarihli ve 2016/225 Esas, 2017/27 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca yeniden yargılama yapılmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.05.2025 tarihinde karar verildi.