T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/1115 Esas KARAR NO: 2026/84 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2021/626 Esas - 2023/159 Karar TARİH: 16/03/2023 DAVA :Menfi Tespit (Alım Satım) KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/1115 Esas KARAR NO: 2026/84 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2021/626 Esas - 2023/159 Karar TARİH: 16/03/2023 DAVA :Menfi Tespit (Alım Satım) KARAR TARİHİ:22/01/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili aleyhine icra takibi başlatmış olduğunu, takibin haksız olduğunu, takip konusu alacağın mevcut ve muaccel olmadığını, söz konusu makinenin dava dışı ... tarafından müvekkili ile davalıya satıldığını, sonrasında bu sözleşmeden vazgeçildiğini, söz konusu makinenin sadece müvekkiline satıldığını, makine bedelinin müvekkili tarafından ödendiğini, söz konusu makinenin faturasının müvekkilinin talebi ile ... Şti'ye kesildiğini ancak davalı tarafından müvekkili aleyhine Beykoz İcra Dairesinin ... sayılı dosyası üzerinden 73.242,12 TL tutarında takip başlatıldığını belirterek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 19/12/2019 tarihli "İş Ortaklık Protokolü" başlıklı sözleşme olduğunu, bu sözleşmeye uygun olarak ... ve ... tarafından sözleşmeye uygun olarak ... Şti'nin kurulduğunu, sözleşmeye uygun şekilde 135.000 TL bedelle makine alınmasının kararlaştırıldığını, bu bedelin müvekkili tarafından ödendiğini, 10/09/2020 tarihinde davacının sözleşmeyi fiilen sona erdirdiğini, adi ortaklıktan pay da verilmediğini, davacının sunduğu alım satım sözleşmesinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını, sözleşmenin tek taraflı feshinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 16/03/2023 tarih ve 2021/626 Esas - 2023/159 Karar sayılı kararında; " Mahkememizce aldırılan 10/02/2022 tarihli bilirkişi raporu ile dava dışı ...Şti.’ne ait 2020 Yılı ticari defterlerin tasdik işlemlerinin yasal süreleri içerisinde yapıldığı, davacı ile davalı arasında bir adi ortaklık olup olmadığının veya davacının davalının hisslerinin bir kısmını satın alarak ...Şti.’nde pay sahibi olup olmadığının dava dosyasında bulunan belgelerden anlaşılamadığı ve bununla ilgili ... Ticaret Sicil Müdürlüğü’nden... Şti. sicil kayıtlarının celbinin faydalı olacağı,dava konusu uyuşmazlık sebebi makinanın dava dışı ...Şti. yevmiye defterinde 40.000,00 TL + KDV ,toplam 47.200,00 TL tutarla kayda alındığının görüldüğü, davacı ve davalı tarafın gerçek kişi vergi mükellefi olup olmadıklarının ve vergi mükellefi iseler ticari defter kayıtlarının DBS veya Bilanço esasına göre tutulup tutulmadığına dair ilgili vergi dairelerinden bilgi alınmasının faydalı olacağı, muhasebe tekniği açısından dava konusu uyuşmazlıkla ilgili dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile incelemede sunulan dava dışı firmaya ait ticari defterlerin incelenmesinden bir sonuç çıkarılmasının mümkün olmadığı sonuç ve kanaati bildirilmiştir.Mahkememizce aldırılan 27/07/2022 bilirkişi heyeti raporu ile davacı taleplerinin ispata muhtaç olduğu, makine bedelinin 135.000 TL olduğu kabul edilecek olursa davacının davalıya 67.500 TL borçlu olduğunun kabul edilmesi gerektiği, makine bedelinin 47.200 TL olduğu kabul edilecek olursa davacının davalıya 23.600 TL borçlu olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonuç ve kanaati bildirilmiştir.Yapılan bilirkişi incelemesinde bedele ilişkin hesaplama yapıldığı, davalı taraf makine bedelinin toplam 135.000 TL olduğunu, bedelin yarısının kendisi tarafından ödendiğini iddia etmektedir. Dosyada mübrez mali bilirkişi raporunda, makine bedelinin adına fatura kesilen dava dışı şirket kayıtlarına 47.200 TL olarak işlendiği tespit edilmiştir. Davalı tarafından iddia edilen makina bedeline yönelik ödeme ispat edilememiştir.Kural olarak ispat yükü kendisine düşen taraf o vakıayı başka delillerle ispat edemezse son çare olarak yemin deliline başvurulması gerekmektedir.Yemin teklifine dayanan taraf bunu dava dilekçesinde veya cevap dilekçesinde açıkça belirtmesi gerekir. Mahkeme ancak bu halde (dava dilekçesinde veya cevap layihasında yemin deliline dayanıldığının bildirilmesi halinde) yemin teklifini hatırlatmakla yükümlüdür. İspat yükü üzerinde olan davalı taraf cevap dilekçesinde yemin deliline dayandığından davalı tarafa yemin delili hatırtalımış ise de yemin metni sunulmadığından yemin deliline başvurmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca davacıdan alacaklı olduğunu davalı ispat edemediğinden davanın kabulü yolunda aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Davalı taraf davacıdan icra inkar tazminatı talebinde bulunduğu davacının itiraz etmekte haklı olduğu anlaşıldığından davalının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."gerekçesi ile, davanın kabulüne inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; her ne kadar menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklıya düşmekte ise de dava dilekçesindeki iddianın ileri sürülüş biçimine göre ispat yükünün yer değiştirdiğinin ve ispat külfetinin davacı borçlu üzerinde olduğu hususunun gözden kaçırıldığını,Müvekkili ile davacı arasında 19.12.2019 tarihinde bir iş ortaklığı sözleşmesi akdedildiğini, bu iş ortaklığı sözleşmesi ile vekil olmalarına karar verilen ... ve ... tarafından, aynı sözleşme kapsamında "... Şti." unvanlı bir şirket kurulduğunu, aynı iş ortaklığı sözleşmesi kapsamında, tarafların, 21.12.2019 tarihli bir başka protokol ile dava dışı ...'ndan 135.000,00 TL bedel karşılığında bir toz emme makinesi satın aldıklarını; söz konusu 21.12.2019 tarihli protokol içeriğinin incelenmesinden de görüleceği üzere "alıcı" kısmında hem müvekkili davalının hem de davacının imzası bulunduğunu; yine, mezkûr protokol içeriğinde yazılı olduğu gibi, malın bedeli 135.000,00 TL ise de satıcının, 40.000,00 TL tutarlı fatura düzenleyeceğini taahhüt ettiğini, bu doğrultuda söz konusu makine için ... Şti. adına 40.000,00 TL tutarlı bir fatura düzenlendiğini, bu faturanın unvanı belirtilen şirketin ticari defter ve kayıtlarına işlendiğini, Müvekkili ile davacı arasındaki adi ortaklık ilişkisinin, davacı tarafından fiilen sona erdirilmesi ve vekil olarak adı geçen ...'in ...Şti.'deki ortaklığının 10.09.2020 tarihi itibariyle sonlandırılması üzerine, zilyetliği davacıda kalan makinenin bedelinin, müvekkili payına düşen kısmının davacıdan tahsili istemi ile Beykoz İcra Dairesinde ... sayı ile icra takibine girişildiğini, davacı vekilinin, makine alımına ilişkin 21.12.2019 tarihli satış sözleşmesinin (protokolünün) satıcı tarafından iptal edildiğini ve satıcı ile müvekkili davacı arasında aynı gün yeni bir satış sözleşmesi yapıldığını iddia ederek 21.12.2019 tarihli bir başka alım satım protokolü sunduğunu, devamla davacı vekilinin, söz konusu makinenin tüm bedellerinin müvekkili davacı tarafından ödendiğini ve makinenin mülkiyetinin de müvekkili davacıda olduğunu iddia edip, müvekkilinin talebi üzerine 40.000,00 TL tutarlı fatura düzenlendiğini ifade ettiğini, müvekkili davalının icra takibi yapmakta haksız olduğunu öne sürdüğünü,Davacının; tarafların her ikisinin de adının geçtiği 21.12.2019 tarihli satış protokolünün varlığını inkâr etmediğini, buna karşılık 21.12.2019 tarihli ilk satış protokolünün satıcı tarafından iptal edildiğini ve bu iptal sonrasında satıcı ile müvekkili davacı arasında yeni bir satış protokolü yapıldığını ileri sürdüğünü, yine dava dilekçesindeki açıklamalardan makinenin satım bedelinin tarafların iş ortaklığı sözleşmesi kapsamında kurmuş oldukları şirket adına fatura düzenlenmesinin kararlaştırıldığı hususuna da karşı çıkılmamış olduğunun görüldüğünü, ayrıca davacı vekilinin, makinenin bedelinin de tümüyle müvekkili davacı tarafından ödendiğini öne sürdüğünü, davacı vekili, müvekkili ve davacının tarafı olduğu ilk satış sözleşmesinin varlığını inkâr etmediğine ve fakat bu ilk satış sözleşmesinin satıcı tarafından iptal edildiğini ileri sürdüğüne göre, ispat külfeti yer değiştirmiş olup, ilk satış sözleşmesinin iptal edildiğini ispatla mükellef olduğunu, İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi kurulu raporunda da belirtildiği üzere, bir sözleşmenin sona erdirilmesinin ancak sözleşme taraflarının ortak iradesi ile mümkün olduğunu; başka bir deyişle, müvekkili ve davacının imzasının bulunduğu 21.12.2019 tarihli satış sözleşmesinin tek başına satıcı tarafından iptal edilebilmesi -irade fesadına ilişkin hâller saklı olmak üzere- mümkün olmadığını, bu yönleri ile davacı, ilk satış sözleşmesinin iptal edildiğini ileri sürdüğüne göre bu iddiasını ispatla mükellef olup, satış sözleşmesinin sona erdirilmesinde müvekkilin de iradesinin olduğunu ispatlamak durumunda olduğunu,her zaman düzenlenmesi mümkün olan ve sonradan muvazaalı olarak düzenlenmiş olduğu açık olan, sadece satıcının tek taraflı irade beyanını içerip, müvekkilin irade beyanını içermeyen sözleşme iptaline ilişkin "sözde" protokolün, bu yönleri ile "ispat" bakımından bir delil olarak kabul edilemeyeceğini, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2015/6878 Esas, 2017/12742 Karar sayılı ve 11.10.2017 tarihli kararında da "(...) İİK'nun 72 maddesi hükmüne dayalı olarak açılan menfi tespit davasında; ispat yükü kural olarak davalıya (alacaklıya) düşer. Ancak, menfi tespit davasında borçlu somut olayda olduğu gibi, takip konusu alacağın hiç doğmadığını iddia etmeyip, tam tersine bu alacağın doğduğunu bildirerek başka bir nedenle bu alacağı doğuran hukuki işlemin geçersiz olduğunu veya alacağın son bulduğunu ileri sürmekte ise burada ispat yükü davacıya düşer. (...)" denildiğini, bu yönleri ile davacı vekilinin, her iki tarafın da imzasının bulunduğu 21.12.2019 tarihli satım sözleşmesinin iptal edildiğine ve satımın sadece müvekkili davacıya yapıldığına dair iddiasını ispat edemediğini, ayrıca makinenin satım bedelinin tümüyle müvekkili tarafından ödendiğini de ispat edemediğini, herhangi bir ödeme belgesine de delil olarak dayanmadığını; gerçekten de davacı vekilinin delilleri arasında herhangi bir ödeme belgesi (banka kaydı, çek, bono vb.) bulunmadığını, Menfi tespit davasını açan davacı, davalının varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmesi nedeniyle ispat yükünün de davacı borçluya düşeceğini, Söz konusu makine, davacı ve davalı müvekkili tarafından ortaklaşa olarak alınmış olmakla, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 162'nci maddesi gereği, bedelin birlikte ödenmiş olduğu hususunun da asıl olduğunu ve müvekkilin ayrıca bedelin kendi payına düşen kısmı ispat etmesine dahi gerek bulunmadığını, İspat külfetinin, davacı üzerinde olduğu hâlde taraflarına yemin deliline dayanmak üzere süre verilmesi hatalı olduğu gibi; ilkin davacıya yemin delilinin hatırlatılması ve hatta davacı tarafça yemin metninin hazırlanıp dosyaya sunulması sonrasında, lehlerine oluşan usulî müktesep hak durumuna rağmen ilk olarak verilen yemin ara kararından dönülmesinin tümüyle hukuka aykırı olduğunu, mahkemece 15.09.2022 tarihli celsede, davacıya yemin deliline dayandığının hatırlatıldığını, yemin deliline başvuracak ise yemin metnini sunması için davacı yana 2 haftalık kesin süre verildiğini, yemin metni sunmadığı takdirde yemin deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtar edildiğini, mahkemenin 15.09.2022 tarihli ara kararı ve ihtaratı üzerine davacı vekili, -usulüne aykırı olmakla birlikte- yemin metnini mahkemeye sunduğunu, mahkemece 30.09.2022 tarihli ara karar ile 15.09.2022 tarihli celsede davacı tarafa verilen 2 no.lu yemin ara kararından rücu edildiğini, taraflarınca 10.10.2022 tarihli dilekçe ile Mahkemece kurulan "yemin" ara kararı nedeniyle müvekkili lehine usulî kazanılmış hak doğmuş olduğundan Mahkemece yemine ilişkin ara karardan rücu edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle 30.09.2022 tarihli ara karardan rücu talep edildiğini, gerçekten de mahkemelerin kural olarak ara kararlardan rücu edebilmesi mümkün olmakla birlikte istisnaen taraf lehine usulî kazanılmış hak doğuran ara kararlardan rücu edebilmenin mümkün olmadığını, bu şekilde mahkemece kurulan "yemin" ara kararı nedeniyle müvekkili lehine usulî kazanılmış hak doğmuş olup bu nedenle mahkemece yemine ilişkin ara karardan rücu edilmesinin mümkün olmadığını;Mahkemece 27.10.2022 tarihli celsede, 15.09.2022 tarihli celsede verilen 1 ve 2 no.lu ara kararda davalı vekili yazılması gerekirken sehven davacı vekili yazıldığının görüldüğü ve bu ara karardan celse arasında rücu edildiği, taraflarının ise çek ve bonoya ilişkin beyanda bulunmadıklarının zapta geçtiğini, taraflarınca bu konuda beyanda bulunulduğunu, ellerinde olan tüm bilgi ve belgelerin Mahkemeye sunulduğunu,Müvekkili ile davacı arasında 19.12.2019 tarihinde "İş Ortaklık Protokolü" başlıklı adi bir iş ortaklığı sözleşmesi imzalandığını; bu yazılı belgenin varlığı konusunda ihtilaf bulunmadığını, 21.12.2019 tarihinde iş ortaklığı protokolü çerçevesinde dava dışı ... ile ... ve ... Makinasının 135.000 TL karşılığında ...'ndan satın alınması ve ödeme şartlarını gösteren bir protokol imzalandığını; bu yazılı belgenin varlığı konusunda da ihtilaf bulunmadığını, müvekkili ve davacı satış protokolüne istinaden makina bedeli olan 135.000 TL'yi bir kısım bono, bir kısım çek ve bir kısım da nakit vermek suretiyle dava dışı ...'na ortaklaşa ödediğini, protokole konu makina ise davacı uhdesinde olup bu konuda da ihtilaf olmadığını, Esas ihtilafın; davacının yukarıda zikredilen sözleşmeleri ve makinenin uhdesinde olduğunu inkar etmemekle birlikte bu sözleşmelerin müvekkilin tarafı bulunmadığı ve kabulünde olmayan "Alım Satım Protokolü" başlıklı belge ile ortadan kaldırıldığını iddia etmesi olduğunu; bu durumda artık tarafların arasındaki sözleşmenin son bulduğunu ve makina bedelinin tamamının davacı yanca ödendiğini ispat etmek yükünün davacıda olduğunu; müvekkilinin sunduğu yazılı belgeler ile davacıdan alacaklı olduğunu ortaya koyduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da bu hususun isabetli şekilde tespit edildiğini, İzah edilen nedenlerle müvekkili üzerine düşen ispat yükünü yazılı deliller ve bilirkişi raporu ile ispat etmiş olduğundan ve davacı yanca yeni iddialar ortaya atılması dolayısıyla ispat yükü yer değiştirmiş olduğundan müvekkilin yemin deliline dayanmasına gerek bulunmadığını; buna rağmen, usulî müktesep hak kuralı da hiçe sayılarak müvekkiline yemin metnini hazırlayıp sunmak üzere süre verilmesinin tümüyle hukuka aykırı olduğunu,İleri sürerek, yukarıda izah edilen sebeplerle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına; davanın reddine; davacının alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı ile sorumlu tutulmasına, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; İİK'nun 72 maddesi kapsamında takipten sonra açılan menfi tespit davası olup, takip konusu 21/12/2019 tarihli protokole dayandırılan alacaktan ötürü davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı yan; davalı tarafından 21/12/2019 tarihli protokol ile dava dışı ...'ndan satılan alınan makine bedelinin yarısının icra takibine konu edildiğini; ancak anılan protokol ile önce makinenin dava dışı satıcı tarafından davacı ve davalıya birlikte satılması hususunda anlaşılmış ise de, satıcının daha sonra bu satıştan vazgeçtiğini ve makinenin yalnızca davacıya satışı hususunda satıcı ile anlaşmaya varıldığını, bedelinin de davacı tarafından ödendiğini, satış faturasının davacının talebi üzerine dava dışı satıcı tarafından ...Şti.'ne kesildiğini, makinenin mülkiyetinin davacıya ait olduğunu, davalının makine için satıcıya herhangi bir bedel ödemediğini ve haksız olarak dava konusu ilamsız takibi başlattığını ileri sürmüştür.Davalı yan; davacı ile davalı arasında 19/12/2019 tarihli iş ortaklığı protokolü bağıtlandığını, bu protokol kapsamında taraflar arasında bir adi ortaklık kurulduğunu, bu protokol kapsamında davacı adına ...'ın davalı adına ise ...'in ortağı olacakları bir şirket kurulmasının kararlaştırıldığını, protokole istinaden daha sonra davacı ve davalının birlikte alıcısı oldukları makinenin, dava dışı ...'ndan 135.000,00-TL bedelle satın alınması amacıyla 21/12/2019 tarihli satış protokolünün bağıtlandığını, protokolde satış faturasının, satış bedelinden farklı olarak 40.000,00-TL artı KDV olarak düzenleneceğinin de kararlaştırıldığını, satış bedelinin çek, bono ve nakit olarak davacı ve davalı tarafından ortaklaşa ödendiğini ve makinenin davacı tarafından teslim alındığını, ancak davacının daha sonra adi ortaklığı fiilen sona erdirdiğini, yeni kurulan şirkete davalı adına ortak olan ,,,n'in ortaklıktan çıkarıldığını, davalıya adi ortaklık payı ödenmediği gibi, davalının ödediği makine bedelinin yarısının da iade edilmediğini, bu tutarın tahsili için takip başlatıldığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalı tarafından cevap dilekçesinde; dava konusu makine bedelinin davalı tarafından ödendiği iddia olunan kısmına ilişkin ödeme delillerinin; davacı ve davalının keşidecisi, dava dışı satıcı ...'nun lehtarı olduğu ve tahsil için ...bank... Şubesine teslim edilen 4 adet bono; yine davalının tek ortağı ve yetkilisi olduğu, dava dışı .... Şti.'nin dava dışı ...'na ciro ettiği, keşidecisi ..., muhatabı ... Bankası ... Şubesi olan iki adet çek olduğu bildirilmiş, yine 01/03/2022 tarihli talep dilekçesi ile aynı beyan tekrar edilerek dört adet bononun ...bank... Şubesinden, 2 adet çekin ise ... Bankası ... Şubesi'nden celbi talep edilmiştir. Mahkemece verilen bu bilgilere istinaden ...bank ... Şubesi ile ...bank ... Şubesi'ne müzekkere yazılmış ise de; ...bank tarafından, müzekkereye konu dört adet bonoya ilişkin bilgiye ulaşılamadığı, bonolara ilişkin vade, tutar vs detay bilgilerin verilmesi halinde tekrar araştırma yapılabileceği yönünde; Vakıbank tarafından ise, müzekkereye konu çeklere ilişkin çek seri numarası, çek tarihi, çek tutarı gibi detay bilgilerin gönderilmesi halinde araştırma yapılarak yazıya cevap verilebileceği yönünde cevap verildiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından 30/09/2022 tarihli ara karar ile davalı vekiline 01/03/2022 tarihli dilekçesinde belirttiği çek bilgilerini bildirmek üzere 2 haftalık kesin süre verilmiş, aksi halde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacakları ihtar edilmiş, davalı vekili tarafından 10/10/2022 tarihli dilekçede, çek bilgisi olarak önceki dilekçelerde verilen yetersiz bilgilerin tekrarı ile yetinilmiştir.Dosya içeriği tüm belgelere göre; mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere, menfi tespit davalarında alacağın varlığını ispat yükünün kural olarak alacaklıda olduğu, somut olayda; davalı tarafından davacı ile aralarındaki adi ortaklık ilişkisine istinaden dava dışı satıcıdan 135.000,00-TL bedelle ve 21/12/2019 tarihli sözleşme ile makine alımı yapıldığının, bedelin yarısının davalı tarafından ödendiğinin, adi ortaklığın fiilen sona erdirildiğinin ve davalının ödediği makine bedelinin de iade edilmediğinin ileri sürüldüğü, burada davalı tarafından 21/12/2019 tarihli sözleşmenin geçerli olduğu ve ifa edildiğinin değil, takibe konu edilen tutarın davalı tarafından ödendiğinin ispatlanması gerektiği, diğer ifade ile anılan sözleşmeden satıcı tarafından vazgeçildiğine ve davacı ile satıcı arasında yeni bir satış sözleşmesi yapıldığına yönelik davacı iddiasının davacı tarafından ispatlanamadığı,makinenin 21/12/2019 tarihli sözleşme kapsamında satıldığı kabul edilse dahi, makine bedelinin yarısının davalı tarafından ödendiğini ispat yükünün halen davalı üzerinde olduğu, davalının ödeme olgusunu dayandırdığı bonoların bir örneğini dosyaya sunmadığı, bonoların vade ve tutar bilgilerini bildirmediği, bonolar karşılığında alınmış bir tahsil makbuzu sunmadığı, yine bono bedellerinin tarafından ödendiğine ve bonoların geri alındığına dair bir delil de sunmadığı, öte yandan davalı adına davalının tek ortağı ve yetkilisi olduğu dava dışı... Şirketi tarafından dava dışı satıcıya satış bedeli karşılığı ciro edildiği belirtilen iki adet çeki örneklerini, çekler karşılığında alınmış tahsilat makbuzu vb bilgileri, çeklerin keşide tarihi, tutarı ve seri numaraları gibi bilgilerini dosyaya sunmadığı, hatırlatılan yemin deliline de başvurmadığı, bu durumda mahkemece, davalının takip konusu alacağın dayanağını teşkil eden ödeme olgusunun ispatlayamaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 5.003,17-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 1.250,79-TL harcın mahsubu ile bakiye 3.752,38-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 22/01/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.