T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/801 KARAR NO : 2025/1875 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 23/10/2023 NUMARASI : 2005/411 Esas - 2023/783 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle, davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili, …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/801 KARAR NO : 2025/1875 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 23/10/2023 NUMARASI : 2005/411 Esas - 2023/783 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle, davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili, davalı ... ve davalılar İlgi... (...) ve ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalıların davacı banka mülkiyetinde bulunan 1981 yılından beri Mehmet ... ve sonrasında ... Turizm Otelcilik İşletmeleri Ltd. Şirketi ile ...'e kiralanmış olan Ataköy kıyı şeridindeki tesislerin 20.09.1989 tarih ve 1156 sayılı yönetim kurulu kararı doğrultusunda yap-işlet-devret kira sözleşmesi ile kiraya verilmesi ve anılan sözleşmenin işlerlik koşullarının 21.12.1990 tarih ve 1869 sayılı yönetim kurulu kararı ile davacı banka aleyhine değiştirilmesi suretiyle davacı bankayı zarara uğrattıkları, bankacılık mevzuat ve uygulamalarına aykırı hareket edilerek gerekli basiret ve özenin gösterilmemesi ve bankanın ağır taahhütler altına sokulmasının söz konusu olduğu, durumun Başbakanlık Teftiş Kurulunun 07.06.1999 tarihli raporu ile ortaya çıktığı, sahil şeridi üzerinde motelleri bulunan taşınmazın 1981 yılından beri "... Turizm" firmasına kiralanmış olduğu, 6570 sayılı yasa dolayısıyla birer yıllık sözleşmeler akdedilerek uygulanırken 1989 yılında tarafların sözleşmeyi sona erdirdiği ve yap işlet devret sözleşmesi imzaladıkları, bu sözleşmenin uygulanmaması üzerine 1990 yılında yeni bir yap-işlet-devret sözleşmesi imzalanarak yürürlüğe konulduğu, sözleşmenin konusunun arsa ve bankaya ait dinlenme tesisleri üzerinde birinci sınıf tatil köyü, otel, turizm kompleksinin yapılarak süre bitiminde bankaya devredilmesi olduğu, başlangıçta 34 yıl olarak belirlenen sürenin yatırımlar artması halinde 49 yıla uzayacağının kararlaştırıldığı, ancak kiracının edimlerini yerine getirmediği, bu sebeple taraflar arasında ihtilafların söz konusu olduğu, ancak 12.11.1991 tarihli ve davalılardan... ... ile ... tarafından imzalı yazının davalıya verilmiş olması dolayısıyla akdin sona erdiğine ilişkin açılan davaların banka aleyhine sonuçlandığı, bu yazıda gerçeğe aykırı şekilde sözleşmenin işlerlik koşullarının yerine getirildiğinin yazılı olduğu, ihtilafları sona erdirmek üzere tarafların 11.07.1994 tarihli yap-işlet-devret ek sözleşmesini imzaladıkları, bu sözleşme ile sürenin 49 yıl olarak belirlendiği, süre bitiminde tekrar uzatılacağının kararlaştırıldığı, kira bedeli arttırılmış gözükmekle birlikte banka eğitim tesislerinin de kiracıya devredilmiş olduğu, tespit edilen kiranın emlak vergi tutarının dahi çok altında kaldığı, sözleşmenin 4.maddesinde en geç iki yıl içerisinde inşaat sözleşmesi alınması yürürlük koşulu iken ilave edilen paragraf ile inşaatın başlaması yatırımcı kiracıdan kaynaklanmayan sebeplerle geciktiği takdirde geciken bu sürenin iki yıllık inşaata başlama süresine ekleneceğinin kararlaştırıldığı, bununla feshin muğlak hale geldiği, bu hükmün daha sonra pek çok ihtilafa konu olduğu, kiracı tarafından ek süre istemli davalar açıldığı ve davacı bankanın kira kaybı yaşadığı, diğer yandan emlak vergisi bedeli altında kira kararlaştırıldığı, dört yıl bu ücretin sabit tutulduğu, özetle banka insiyatifini ortadan kaldıran, sözleşmenin feshini başka kurumların inisiyatifine bırakan, bu haliyle sözleşmenin feshini zorlaştıran hükümler kabul edilmek suretiyle bankanın zarara uğratıldığı, kiracı ... Turizm'in uzur yıllar bedava sayılacak bir bedelle uzun yıllar mülkten yararlandırılarak bankanın zarara uğratıldığı, taşınmaza kiracının kaçak müştemilat yaparak arazinin amaç dışı kullanıldığı, kiracının projeyi uygulamaya koymadığı ve kiracının büyük rantlar elde etmesine göz yumulduğu, bankanın uğramış olduğu zarara ilişkin olarak, 1989-1990 - yıllarında vergi ödemelerinin kira bedelinden yüksek olduğu, aradaki farkın 56.183.550.694 TL olduğu, bu dönem için rayiç kira bedeli banka ekspertiz raporlarına göre 240 milyar iken tahsil edilen kiranın 62 milyar küsur TL olduğu, aradaki farkın zarar miktarı olduğu, Başbakanlık Teftiş Kurulunca düzenlenen rapora göre, 20.09.1989 tarihli sözleşmeye göre yıllık 1.150.000 USD olmak üzere toplam 12.650.000 USD, 27.12.1990 tarihli sözleşmeye göre yıllık 760.000 USD'den toplam 6.840.000 USD; 11.07.1994 tarihli sözleşmeye göre yıllık 245.000 USD'den altı yıllık toplam 1.470.000 USD banka zararı bulunduğu, sözleşmelerin uygulanması halinde bankanın elde edeceği gelirden de mahrum kaldığı, sorumlulular hakkında suç duyurusunda bulunulduğu, erteleme kararı verildiği, zararı davalılardan talep zorunluluğu doğduğu, bu nedenlerle 27.12.1990-11.07.1994 tarihleri arasında meydana gelen banka zararından dolayı 20.12.1990 tarih ref.77 sayılı önergede imzaları bulunan Emlak Proje Değerlendirme Grup Müdürü ..., emlak proje geliştirme grup müdürü Erhan ..., emlak portföy yönetim başkanı ... ... ve genel müdür... ..., 27.12.1990 tarihli ... Turizm ile yapılan yap-işlet-devret sözleşmesini kabul eden 20.12.1990 tarih ve 1798 sayılı yönetim kurulu kararını imzalayan yönetim kurulu başkanı ve genel müdür İ. ... ..., yönetim kurulu üyeleri Osman ..., ... Mecdi ..., ... ve ..., 11.07.1994 tarihinden bugüne banka zararı ile ilgili olarak bu zarara sebep olan 07.07.1994 tarih ve bila sayılı genel müdürlük önergesinde imzaları bulunan dönemin genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı..., genel müdür yardımcıları ... ... ve Veysi ..., koordinatör İlhan ..., bu önergeyi değerlendiren ve aynen kabul eden, aynı tarihli ve 20/910 s. yönetim kurulu kararını imzalayan genel müdür ve yönetim kurulu başkanı...; yönetim kurulu üyeleri ..., ... ..., Hayri ... ..., ... ...'dan 7 milyon 400 bin YTL (7.4trilyonTL) banka zararının müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar..., ..., Hayri ... ..., ... ..., Asuman ... ve Muzaffer Emre ... (... ... mirasçıları) vekili, savunmasında özetle, davanın zamanaşımına uğradığını, usulen eksiklikler bulunduğunu, esasa ilişkin olarak...'ın 08.12.1993-01.11.1995 tarihleri arasında yönetim kurulu başkanı ve ...'nün 22.12.1993 ve 11.11.1995 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi ve genel müdür yardımcısı, ... ...'in 22.12.1993-05.09.1997 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi, ... ...'nın 22.12.1993-31.05.1996 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi, ... ...'nın 22.12.1993- 04.11.1995 tarihleri arasında yönetim kurulu üyesi ve genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığı, bu bakımdan 1981 tarihli kira sözleşmesinin yap-işlet-devret sözleşmesi olarak değiştirilmesi, sözleşmenin işlerlik koşullarının değiştirilmesine ilişkin 21.12.1990 tarihli 1869 sayılı kararla ilgili iddiaların muhatabı bulunmadıklarını, davalıların 1993 yılında göreve başladığında kiracı ... Turizm ile mevcut ihtilafların bankanın önemli bir problemi olarak karşılarına çıktığını, banka tarafından sözleşmenin feshi ve muarazanın meni davası açtıklarını, 1992-1993 yılında bankanın uyuşmazlığı sulh yolu ile halle giriştiği, murazaanın meni davasının sözleşmenin yürürlükte olmasından bahisle İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1993/610 E. 1994/751 K s. ve 28.06.1994 1. Kararı ile reddedildiği, durumun banka aleyhine geliştiği, bu sebeple sözleşmenin mali hükümlerini iyileştirmek maksadı ile 11.07.1994 tarihli ek sözleşmenin akdedildiğini, bu sözleşme ile bankaların ücretsiz olarak ilk sözleşmede kiracıya terkettiği eğitim ve dinlenme tesisleri için 75.000 USD alındığı, kiracının ödemesi gereken yıllık kira sözleşmesinin 600 milyon TL'den 3 milyar TL'ye çıkarıldığı, inşaat süresince kira ödenmemesi koşulunun kaldırıldığı, bu sürenin de kiraya bağlandığı, banka lehine azami iyileştirme sağlandığı, davalı yöneticilerin bankanın mahkeme kararı ile azalan pazarlık gücüne karşılık mali iyileştirmeye gittiklerini, kararın temyiz aşamasında banka lehine Yargıtay tarafından bozulabilme ihtimalinin araştırıldığı savunmasında bulunarak davanın reddini savunmuşlardır. Davalılar ... Mecdi ... ve ... vekilleri savunmasında özetle, KİT'lerde yönetim kurulunun karar organı olmakla birlikte icra organının banka genel müdürlüğü olduğunu, mesuliyetten murahhas azanın sorumlu olduğunu, bu bakımdan davalıların sorumluluğunun bulunmadığını, davacı bankanın özelliği dolayısıyla davalıların yönetim kurulu üyesi olmakla birlikte kararları uygulama ve icra hakkı bulunmadığını, sadece karar organı olduğunu, yetki ve sorumluluğu bulunmadığını, davalıların Hazine ve Maliye Bakanlığının gösterdiği adaylar arasından yönetim kuruluna atandığını, devlet bakanının teklifi üzerine ... Mecdi ...'ın kararname ile Ağustos 1989'da göreve başladığını, ...'ün de Ekim 1989 tarihinde göreve başladığını, ... Mecdi ...'ın 08.01.1992, ...'ün 06.02.1992 tarihinde görevden istifa ederek ayrıldığını, dava dilekçesinin usulen eksiklikler içerdiğini, davaların zamanaşımına uğradığını, ceza mahkemesinde yapılan yargılamanın sanıkları arasında bu davalıların bulunmadığını, görevi kötüye kullanma yargılamasından beraat ettiklerini, kararın onandığı, davalıların yalnız 20.12.1990 tarih ve 1798 (1869) sayılı yönetim kurulu kararında imzaları bulunduğunu, bankanın 1990 yılı faaliyet ve esaslarının TBMM KİT komisyonu denetiminden geçmiş olduğunu, komisyon raporunun TBMM'de görüşüldüğünü, davalıların zımnen ibra olduğunu, ayrıntılı olarak yer verilen kararda bankanın lehine değişiklikler yapıldığını, kararların içeriğinin projede tıkanıklığı giderecek ve mahzurları ortadan kaldırmaya yönelik bir karar olduğunu, maksadın bu olduğunu, yönetim kurulu üyelerinin suç işleme kastının bulunmadığını, uygulama yetkisinin genel müdürde olduğuu, yeni sözleşmelerin imzalanması için yetki verildiğini, zarar iddiasının afaki olduğunu, tazmini gerekli bir zararın söz konusu bulunmadığını, zarar miktarının hiçbir hesaplamaya dayanmadığını, ispat yükünün davacıda olduğunu, davanın esasına girilmeksizin davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle reddi gerektiğini savunarak davarın reddini istemiştir.Davalı ... ... ve Salih İlhan ... vekili, savunmasında özetle, davanın zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde kanuni noksanlıklar bulunduğunu, dava şartının yerine getirilmediğini, davacının aktif husumet ehliyeti ve hukuki yararı bulunmadığını, esasa ilişkin olarak davalının 31.01.1994 tarihinde Vakıflar Bankası I. Hukuk Müşavirliği'nden ... Bankası AŞ'ye genel müdür yardımcısı olarak atandığını, 04.05.1996 tarihinde görevden ayrıldığını, esasen hukukçu olduğunu, İbrahim ... ... ve ... tarafından düzenlenen 12.11.1991 tarih ve 837 sayılı yazı ile sözleşmenin yürürlüğünü sağlayan 3.maddesindeki sözleşmenin işlerlik koşullarının yerine getirildiğinin kiracıya bildirildiğini, 03.02.1992 tarihinde Beşiktaş 7. Noterliği ihtarnamesi ile sözleşmenin edimlerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle banka tarafından feshi ihbarında bulunulduğunu, buna dayalı olarak İstanbul 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nde murazaanın meni davası açıldığını, bu işlemlerin hepsinin davalının görev tarihinden önce gerçekleştiğini, mahkemece sözleşmenin işlerlik kazandığı yazısı ile sözleşmenin yürürlüğe girdiğini, kaldı ki 1981 tarihli kira akdinin de devam ettiğinden hareketle davanın reddedildiğini, bankanın karşılaştığı durumun 12.11.1991 tarih ve 837 sayılı yazı ile sözleşmenin işlerlik kazandırılmasından kaynaklandığını, bu sebeple durumun askıda kalmasının banka menfaatlerine uymayacağı gerekçesi ile uyuşmazlığın sulh yolu ile çözümüne karar verilerek 07.07.1994 tarihli yönetim kurulu kararı ile 11.07.1994 tarihli ek protokolün imzalandığını, pazarlık gücü zayıflayan banka tarafından değişiklikler yapıldığını, davacı bankanın mali haklarının artırıldığı, eğitim ve dinlenme tesisleri için 75.000 USD alınmasının kabul edildiğini, yıllık kira sözleşmesinin 600 milyon TL'den 3 milyar TL'ye çıkarıldığını, inşaat süresince kira ödenmemesi koşulunun kaldırıldığını, kiranın artırıldığını, asgari yatırım tutarı 35 milyon USD olması halinde ödenecek sabit kira 175.000 USD'den 200.000 USD'ye çıkarıldığını, gayri safi kârdan ödenecek %15'lik oranın asgari tutarının da 139.500 USD'den 150.000 USD'ye çıkarıldığını, bu iyileştirmelere rağmen davalının genel müdürlük önergesinde de imzası bulunmadığını, esasen temyizden vazgeçmenin sözkonusu olmadığını, kararın temyize çıkarılmadığını, yazılı olarak temyizden feragat işlemi de yapılmadığını, yap-işlet-devret sözleşmesinin 5.maddesinde yer alan kiracıdan kaynaklanmayan sebeplerle inşaat ruhsatının almamasında gecikme olması halinde bu sürenin inşaata başlama tarihi olan 09.02.1992'ye ekleneceğini, bu sürenin en çok iki yıl için kabul edildiğini, bu ek sürede ruhsat alınmadığı takdirde kiracının kira ödemeye başlayacağının kararlaştırıldığını, esasen bu hükmün kiracı firmayı korumadığını, fesih sebebini ortadan kaldırmadığını, zira alınan hukuki görüşler uyarınca böyle bir hüküm olmasa dahi kiracının kendisinden kaynaklanmayan nedenlerden ve belediyedeki gecikmeden dolayı süre uzatımı istemesinin mümkün olduğunu, 1994 tarihli ek sözleşmenin 5.1.maddesinin de bu maddeden farklı olmadığını, ek sözleşmenin bankaya ek yükümlülük yüklemeyen mali koşulları banka lehine iyileştiren bir sözleşme olduğunu, bugüne kadar ki zararlardan da davalının sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, Mayıs 1996'da görevden ayrıldığını, görev yapmadığı dönemlerde zarardan sorumlu olmasının mümkün olmadığı savunmasında bulunarak davanın reddini savunmuştur. Davalı ... mirasçısı ... vekili, savunmasında özetle; davanın karar tarihinden 15 yıl sonra açıldığını, buna göre BK m.60, m.126 ve TTK m.309 hükümleri çerçevesinde davanın zamanaşımana uğramış olduğunu, ceza davasının varlığı kabul olunsa dahi müvekkilinin beraatine karar verildiğini, kararın onandığını, bu nedenle zamanaşımı süresinin hesaplanmasında bu kararların dikkate alınmasının mümkün bulunmadığını, ayrıca 1990 yılına ait hesapların TBMM tarafından dahi ibra olunduğunu, 1991 yılı faaliyetleri ile ilgili ise TBMM tarafından sorumluluklarla ilgili bir açıklamaya yer verildiğini, 1992 yılı faaliyetleriyle ilgili ise yönetim kurulu ibrasının TBMM tarafından kararlaştırıldığını, kararın gazetede yayınlandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı Mehmet Veysi ... vekili, savunmasında özetle, davanın zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde kanuni noksanlıklar bulunduğu, dava şartının yerine getirilmediği, davacının aktif husumet ehliyeti ve hukuki yararı bulunmadığını, esasa ilişkin olarak davalının sorumlu olduğu iddiasının genel müdürlük önerisinde imzası bulunmasına dayandırıldığını, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde muarazanın meni davası açıldığı, mahkemece sözleşmenin işlerlik kazandığı yazısı ile sözleşmenin yürürlüğe girdiği, 1981 tarihli kira akdinin de devam ettiğinden hareketle davanın reddedildiğini, bankanın karşılaştığı durumun 12.11.1991 tarih ve 837 sayılı yazı ile sözleşmenin işlerlik kazandırılmasından kaynaklandığı, banka aleyhine biten dava dolayısıyla banka yönetimince kararın temyizinin neticeye etkili olmayacağı değerlendirilerek sulh teklifinin değerlendirildiğini, bu talebe uygun çalışmalar neticesinde 07.07.1994 tarihinde konunun gelişmesinin bütün safhaları ile anlatılarak kanaat belirtmeden genel müdürlük tarafından talep edilen şartlar çerçevesinde hazırlanan önerge ek sözleşme taslağı ile birlikte genel müdürlük makamına sunulduğunu, 11.07.1994 tarihli ek protokolün 1990 tarihli yap-işlet-devret sözleşmesinin mali hükümlerini banka lehine değiştiren, bunun dışında yeni hüküm getirmeyen bir ek sözleşme olduğunu, banka lehine değerlendirmeler içeren önergeden davalının sorumlu tutulamayacağını, bugüne kadar zararlardan da davalının sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, Mayıs 1996'da görevden ayrıldığını, görev yapmadığı dönemlerde zarardarı sorumlu olmasının mümkün olmadığı savunmasında bulunarak davanın reddini savunmuştur. Davalı Erhan ... vekili, savunmasında özetle, davacı bankanın bir kamu iktisadi teşebbüsü olduğunu, bankanın denetiminin 3346 sayılı yasa uyarınca TBMM tarafından yapıldığını, bankanın karar organı yönetim kurulu, yürütme organının genel müdür olduğunu, genel müdürün aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olduğunu, davalının üyesi veya müessese müdürü olmadığını, alt müdürlüklerden olan emlak projeleri geliştirme müdürlüğü'nde görevli olduğunu, davalının müdürlük makamının karar ve icra organı olmadığını, bankaya sunulan projeleri teknik olarak inceleyen bir makamda çalıştığı, davalı hakkında 27.12.1990-11.07.1994 tarihleri arasındaki zararlardan söz edilerek 20.12.1990 tarihli önergede imzası bulunması nedeniyle sorumluluğunun iddia edildiğini, davalının 1991 yılında emekli olarak görevinin son bulduğunu, kendisinden sonra mevcut projeden ve yapılan değişikliklerden kendisinden sonra gelişen olayların mahiyetinden, taslak projenin hayata geçirilip geçirilmediğinden haberdar ve sorumlu olamayacağını, bankada sorumlu ve yetkili görevde olmadığını, dava konusu kararların alınmasında icrasında ve denetiminde yer almadığını, dava dilekçesinin noksan olduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, bankayı zarara uğratan işlemler var ise davalı ile söz konusu eylem ve işlemler arasında illiyet bağı bulunmadığını, tüm zararlardan davalının sorumlu tutulamayacağını, zararın davalının imzası bulunan önergeden kaynaklanamayacağını, sonradan değiştirilen yatırım projesi ve kiracıya tanınan ek imkanlardan gerçekleşmiş olabileceği savunmasında bulunarak davanın reddini savunmuştur. Davalı... ... vekili, savunmasında özetle; kabul manasına gelmemek kaydıyla, davacının iddia ve taleplerinin zamanaşımına uğradığını, 6762 sayılı eski TTK ‘nın 309. maddesine göre sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkının, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını, ceza zamanaşımı noktasında ise Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi 1995/165E. ve 1995/597K.sayılı ilamıyla müvekkil hakkında beraat kararı verildiğini, mahkemenin kararının Yargıtay 4.Ceza Dairesi 1996/4930E, 1996/6160K. ve 04.07.1996 tarihli ilamıyla onandığını, bir kişi hakkında salt ceza soruşturması yapılması veya ceza mahkemelerinde kamu davası açılmasının ticari şirket yöneticilerin sorumluluğuna başvurma konusunda zamanaşımını kesen olgular olmadığını, ceza mahkemesinin varlığının şahsi hak istenmedikçe zamanaşımını kesemeyeceğini, ceza zamanaşımı uygulansa bile 765 sayılı TCK.m.102/4 gereğince zamanaşımı süresinin beş yıl olacağını, oysa davacının işbu davayı iddia edilen 20.12.1990 tarihli olaydan yaklaşık 15 yıl sonra 15.11.2005 tarihinde ikame ettiklerini, zamanaşımı defiinde bulundukları için davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili... ... yönünden 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi ile 320. maddesinin atfıyla 818 sayılı TBK'nın 528. maddesi (vekâletsiz iş görme) gereğince sorumluluğunun saklı olduğunun belirtildiği, bankanın herhangi bir zararı oluşmadığı bankanın kendi müfettişlerinin kabul etmiş olmasına rağmen zarar olduğu ihtimaline dayanılarak huzurdaki davanın açıldığını, Hukuk Muhakemeleri Kanunu 114/1/h ve 194. maddeleri gereğince davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, zararın miktar olarak tek tek hangi olaylardan kaynaklandığının ayrıştırılamadığını, zararın ve faizin ne şekilde hesaplandığının anlatılamadığını, her bir davalının hangi eylemlerinden dolayı hangi zararların oluştuğu tek tek açıklanmadığını, davalıların görev yaptıkları dönem aralıkları, hangi tarihlerde hangi görevde yer aldıklarının açıklanmadığını, zarar iddiasına ilişkin delillerin dosyaya sunulmadığını, hangi delilin hangi zararı ispatı amacıyla olduğu belirtilmediğini, zararların miktarının ve her davalı yönünden ne kadar talep edildiğinin açıklanmadığını, kira bedeli ödeme borcuyla birlikte proje kapsamında sıra tesisleri inşaa etme borcunun da yükletildiğini, bunun yanı sıra dönemin ekonomik koşulları gözetildiğinde bir devlet bankası mahiyetinde olan ... Bankası'nın dönemin düşük vergi ve ücret politikalarını benimseyerek hareket ettiğini, keza sözleşmelerde yatırım tutarının artmasıyla birlikte kira bedelinin de artacağının düzenlediği gözetildiğinde müvekkili... ...’ın herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davalıların sorumluluk tutarından düşülmesinin gerektiğini, ayrıca 6012 sayılı TTK 557. maddesi gereğince ispat külfetinin davacıda olduğunu, davacının müvekkilinin kusurlu olduğunu ispatlayamadığını, dolayısıyla soyut iddialara dayanan ve şahsi kanaatlere göre yargılamaya konu edilen huhuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davalılar ..., ... ..., ... yönünden Mahkememizce yapılan incelemede, konusunda ehil bilirkişi kurulunun sunmuş olduğu 21/05/2021 tarihli raporda da açıklandığı üzere kira sözleşmesine konu olan arazinin 1981 yılından beri dava dışı şirkete kiraya verildiği, yap-işlet-devret modelinde ayrıca bir kiracıya tesis yapmak borcunun yüklendiği, buna göre aynı şirketten alınan kira bedeli ile yapılacak karşılaştırmada bu kiradan daha düşük bedel dahi ilave tesis inşaatları dikkate alındığında ve banka lehine getirilen hükümler karşısında bu davalıların görevlerini kanuna uygun ve dönemin ekonomik koşullarına da uygun olduğu ifade edilmiştir. Zaten birinci bilirkişi kurulu raporu da sonuç itibariyle aynı yöndedir. İkinci bilirkişi kurulu raporu ile birinci bilirkişi kurulu raporu arasındaki çelişkinin üçüncü bilirkişi kurulu raporu ile giderilmesi, ayrıca ikinci bilirkişi kurulu raporunun yap-işlet-devret konusunda ehil bilirkişi barındırmaması ve sözleşmenin özelliğini ve yine kararların alındığı yılların, davacının konumu gibi somut durumları dikkate almaması nedeniyle hükme esas alınamamıştır. Buna göre davacı şirketin, Ataköy sahilinin turizm vasfı alanına uygun hale getirilmesi aşamasında yönetici konumundaki kişilerin almış oldukları kararların zarara yol açtığı iddia olunmaktadır. Bu noktada ve öncelikle Mahkememizce davacı olan bankanın, kararın alınmış olduğu yıllar itibariyle konumu dikkate alınmıştır. Zira davacı olan banka, 2000 yılında çıkarılan 4603 sayılı Kanunla ve 233 KHK kapsamı dışına çıkarılmış ve anonim şirket olarak yapılandırılmıştır. Zaten akabinde ise ... Bankası A.Ş.olarak şirket tasfiye sürecine girmiş, karar tarihi itibariyle ise davacı ... Bankası Katılım A.Ş.olarak davacı ünvanı belirtilmiştir. O tarihe kadar davacı olan banka bir KİT statüsünde olup sermayesi devlete ait olan, Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulan, 1987 yılında yürürlüğe giren "Kamu İktisadi Teşebbüsleriyle Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesi Hakkında Kanun" çerçevesinde TBMM tarafından denetlenen, TBMM adına Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetim işlemi gerçekleştirilen, siyasi yönü olan bir bakanlığın hiyerarşik şeması içinde yer alan, bu çerçevede kararın alındığı yıllar itibariyle genel olarak hükümetin özel olarak ise hükümet içinde yer alan bir bakanın temsil ettiği ilgili bakanlığın politikalarından doğrudan etkilenmesi mümkün olan, kararın alındığı yıllar itibariyle ise bu noktada etkilenmeye her yönü itibariyle açık bulunan bir banka konumundadır. Davacı olan kamu bankası adına, kararın alındığı yıllar itibariyle yönetici sıfatıyla sorumlu olduğu iddia olunan ve zamanaşımı defi sunmayan davalıların kanun ve sözleşmeye uygun olarak görevlerini yerine getirip getirmedikleri irdelenirken söz konusu yasal statünün ve fiili gerçekliğin mutlaka dikkate alınması gerektiği Mahkememizce değerlendirilmiştir. Davacı olan bankanın kamu bankası olarak konumu dikkate alındığında, o dönemin hükümetlerinin siyasi, sosyal ve ekonomik tercihlerinden hiçbir suretle etkilenmeyeceğini kabul etmek mümkün olmadığı gibi tamamı veya çoğunluğu özel girişim tarafından kurulan bankaların işleyişinden dahi farklı olacağı kabul edilmiştir. Bu değerlendirmelere göre ise 1983 yıllarından itibaren başlayarak en az on yıl boyunca özelleştirmeye ve buna bağlı olarak yap-işlet-devret modelinin çalıştırılmasına yönelik hükümetçe radikal kararların alındığı ispatı gerekmeyen bir vakıa konumundadır. Bu hal gözetildiğinde zarara yol açtığı iddia olunan kararların, kararın alındığı tarih itibariyle günün ekonomik ve siyasi gelişimine uygun olmadığını kabul etmeye elverişli ve somutlaştırılmış bir vakıa bulunmamaktadır. Nitekim ABD, İsviçre ve Almanya öğreti ve uygulamasında da yönetim kurulunun almış olduğu bir kararın ileride zarar gerçekleştikten sonra o günün ve alınan kararın koşulları değerlendirilmeksizin salt zarar duygusu ile değerlendirilmesi uygun bulunmamakta, bu bakışın son raporda da belirtildiği üzere aslında bir "geriye bakış hatası" olduğu kabul olunmaktadır. Bu nedenle davalılar ..., ... ..., ...'in günün ekonomik ve siyasi koşullarına uygun şekilde hükümet tarafından gerçekleştirilen özelleştirme çalışmaları ve yap-işlet-devret modeli çerçevesinde alındığı anlaşılan kararlardan sorumlu tutulabilmeleri kural olarak mümkün görülmemelidir.Özellikle Mahkememizce yapılan değerlendirmeye göre zararın oluşumuna esas olduğu belirtilen yap-işlet-devret sözleşmeleri bazı yatırımların yapılabilmesi için devletin bazı vergisel teşvikleri sağladığı, ekonominin kalkınması için ve özellikle yatırımcıların ilgisinin çekilebilmesi için uygulanan bir özelleştirme yöntemidir. Nitekim doktrinde de kabul olunduğu üzere "yurtiçi yatırımcılara bir para karşılığı olmaksızın kamu arazilerinin verilmesi ve bunların arazi üzerine inşa edecekleri işletmeleri belirli süre işletmeleri ve daha sonra devlete devretmeleri" yap-işlet-devret yönteminin en önemli esaslarındadır. (Coşkun CAN AKTAN, Kamu Ekonomisinin Rolü ve Fonksiyonlarının Piyasa Ekonomisine Devredilmesi; Özelleştirme, Sosyal ve Beşeri İlimler Dergisi, Cilt 2, 2010, Sayfa 114) Buna göre somut olayda da davalılar ..., ... ..., ...'e atfedilen kararlara dayanak olan yap-işlet-devret sözleşmelerinin, nitelik itibariyle "bir para karşılığı olmaksızın dahi devredilebildiği" prensibi karşısında normal bir ticari ilişki içinde kâr elde edilmesi gereken bir model olarak yaklaşılması, özelleştirme politikalarının amacı ve somut olayın özellikleri açısından kabul edilebilir değildir. Bir başka deyişle yap-işlet-devret sözleşmelerinde bir para karşılığı dahi olmaksızın yerin devredilebilirliği gerçeği karşısında, somut olayda kararların alındığı yıllar itibariyle yap-işlet-devret sözleşmesindeki kiracıya kira bedelini ödemesi dışında ve ayrıca ek tesis yapma borcunun dahi yüklendiği, bu nedenle dönemin hükümet politikaları çerçevesinde hiçbir bedel ödenmeksizin devirlerin dahi yapıldığı gözetildiğinde alınan kararların dönemin hükümet politikaları ile uyumlu hatta ve bir anlamda daha müdebbir olduğu dahi kabul edilebilir bir haldir. Aksi düşünce, temsili demokrasi içinde seçilen siyasi partilerin oluşturmuş oldukları iktidarların ve bu iktidarların politikaları ile uyumlu hareket etmesi beklenen kamu bankalarının, mevcut hükümetlerin siyasi, ekonomik ve sosyal bir tercihlerinin ürünü olarak oluşturulan programlarından dolayı cezai ve hukuki yaptırıma maruz bırakılması sonucunu doğurur.Özellikle konuyla ilgili doktrinde "1980'li yıllarda gündeme gelen yeni sağ düşüncesi ekseninde bürokrasinin konumu tartışılmış ve etki alanı azaltılması ele alınmıştur." şeklinde görüşler ileri sürülmüştür. (Murat AKÇAKAYA, Kübra İLHAN, Bürokrasi-Siyaset İlişkisi Bağlamında Başkanlık ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin İncelenmesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Ankara, Cilt 23, 2021 Sayfa 612) Bu çerçevede davacı kamu bankası olmakla, dönemin yeni sağ düşüncesi ekseninde oluşan ve hükümet kararlarının alındığı dönem içinde, genel anlamda ekonomi politikalarını ve özel anlamda ise özelleştirme politikalarını ve bunun bir yöntemi olarak sıkça uygulanan yap-işlet-devret yöntemini zarara esas olduğu bildirilen kararlarda uygulamıştır. Kamu bankasının, dönemin hükümet politikalarını benimsememesi ve bunu kararlarına yansıtmaması dönemin yaşanan ekonomik ve siyasi gerçekliği karşısında beklenemeyeceği gibi bürokrasinin etkisinin azaltılmaya çalışıldığı sürecin ise gözardı edilmesi sonucunu doğuracaktır. Bir anlamda davacı kamu bankası yönetiminin, dönemin hükümet politikaları çerçevesinde mevcut siyasi konjonktür nedeniyle hükümet etkisine açık olması söz konusu olduğundan almış olduğu kararlardan dolayı olaşabilecek zararı bu zamanaşımı defini ileri sürmeyen gerçek kişilere yüklenmesi hakkaniyet ilkesine dahi aykırı olacaktır. Nitekim bu dönem içinde hükümet politikası gereği devletin ekonomideki ağırlığının azaltılması, özel sektörün ağırlığının arttırılması amacı ile "bir çok yarım kalmış tesis, taşınmaz, otoyol, boğaz köprüsü, sayısız tesis ve limanların özelleştirme kapsamına alındığı, açık kaynaklara göre bile bu dönemde 103 adet tesis, 22 adet yarım kalmış tesis, 386 adet taşınmazın özelleştirme kapsamına alındığı" açık kaynaklarda dahi ifade edilmektedir. Hatta söz konusu yatırımların devam edebilmesi ve yurtiçi yatırımların attırılabilmesi, kamu kaynaklarının israfına yol açılmaması açısından bu özelleştirmelerde fevkalade teşvik edici politikaların benimsendiği, uygulandığı, bilinen açık bir gerçektir. Bu derece yoğun özelleştirme politikalarının uygulandığı bu yıllarda, davacı bankanın hükümetin bu politikalarından etkilendiği Mahkememizce değerlendirilmiştir. Söz konusu politikalar çerçevesinde alınan kararların alındığı tarih itibariyle o günün ekonomik ve siyasi konjöktörüne uygun olmadığını kabule elverişli, suç olduğu kesinleşmiş veya bankayı zarara uğratma kastı taşıyan veyahut ağır ihmal içinde alındığı anlaşılan bir kararın varlığı gerek ilk bilirkişi kurulu raporu gerekse son bilirkişi kurulu raporu ile tespit edilememiştir. Hatta zarara esas olduğu kararların yap-işlet-devret sözleşmeleri kapsamında aldığı, bedelsiz dahi devir yapılabileceği halde kiracı aleyhine bedel ödeme ve tesis yapma külfetinin dahi getirildiği, bu yöntemin uygulanması sonucunda özel sermayeli bir bankanın alması gerekli kararlar ile bu kararların karşılaştırılmaması gerektiği, bu çerçevede görevinin kötü ifası veya gereği yapılmaması, görevin ihmali, dikkat ve özenin gösterilmemesinin söz konusu olmadığı kabul edilmiştir. Elbette ceza kanunları çerçevesinde suç sayılan haller ve/veya kasten veya ağır ihmal sonucu gerçekleşen yönetim hatalarının bu halin dışında bırakılması gerekir. Somut olayda ise bu kapsam içinde kalan bir durumun bulunmadığı, cezalandırılan bir eylemin olmadığı, özelleştirmenin amaç ve yöntemlerine uygun hareket edildiği farklı gerekçeler ile de olsa Mahkememizce itibar olunan birinci ve ikinci rapor içerikleri ile sabittir. İkinci bilirkişi kurulunda ise yap-işlet-devret konularında ve banka murakıplığı konusunda uzman kişi bulunmadığından ve açıklanan diğer gerekçeler karşısında bu rapora itibar edilmemiştir. Hal böyle olunca davacı bankanın statüsü karşısında ve kamu ile olan yakın bağlantısı nedeniyle kararların alındığı dönemdeki hükümetin kararlarından diğer özel bankalara nazaran daha fazla etkilenmesinin beklenebilir olduğu açıktır. Nitekim Yargıtay 11.HD'nin 2020/1053.E. 2021/97.K.sayılı kararında dahi "Nitekim aynı davacının bir kısmı aynı olan davalar aleyhine kredi kullandırılan şirketin ortaklık yapısı araştırılmadan ve riskli ipoteğin teminat olarak alınmış olması sonrası kullandırılan kredinin tahsili amacıyla netice alınamaması nedeniyle davalı yöneticilerin aleyhine sorumluluk davası açılmış ise de kredinin KKTC de faaliyet gösteren firmaya verilmiş olması dikkate alındığında bu duruma dönemin Türk Hükümetinin, KKTC hükümetine siyasi desteğinin bu kredinin verilmesinde etkili olduğu, kredinin KKTC'nin ekonomisi ve turizmine katkısının olduğu anlaşıldığı, siyasi desteğinde olduğu, bu durumun emsal dosyadaki yine tasfiye halinde ... Bankası A.Ş.'ye verilmiş bir görev mahiyetine büründüğü bu nedenle bir kısım şartların kolaylaştırıldığı" şeklinde gerekçesi mevcuttur. Somut olaydaki aynı davacı bankanın yöneticileri aleyhine açılan sorumluluk davalarında, dönemin hükümetinin siyasi ve ekonomik politikalarının gözardı edilemeyeceği ise kıyasen Mahkememizce benimsenmiştir. Buna göre olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 Sayılı TTK m.336 hükmü uyarınca zamanaşımı definde bulunmayan davalılar yönünden yapılan değerlendirmede TTK m.336/f.5 hükmünde tarif edilen gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması söz konusu değildir. TTK'nın m.321/son hükmünde de, temsile ve idareye selahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığı açık olmakla birlikte yukarıda açıklanan tüm gerekçeler dikkate alındığında zamanaşımı definde bulunmayan davalıların görev yapmış oldukları kamu bankasının politikalarının belirlenmesinde doğrudan etkide bulunmadıkları, zira dönemin hükümetlerinin özelleştirme politikalarına ve özellikle o dönemlerde sıkça uygulanan yap-işlet-devret modelini benimsemelerinin dönemin siyasi tercihlerinin açık bir sonucu olduğu, hatta o kadar ki yurtiçi yatırımcılara yukarıda açıklandığı üzere para karşılığında dahi olmaksızın kamu arazilerinin verildiği, hatta arazi üzerine inşa edecekleri işletmeleri belirli bir süre işleterek daha sonradan devlete devretmelerinin siyasi bir tercih olarak ortaya çıktığı ve uygulandığı, nitekim somut olayda bir tesis yapımı çalışması olduğunun da açık olduğu, kanunun ve esas sözleşmenin kendilerine yüklediği vazifeleri kasten veya ihmal neticesi yapılmaması noktasında davalılara sorumluluk atfedilecek bir durumun olmadığı gibi zararın varlığı kabul olunsa dahi bu zararın yukarıda açıklanan nedenlerden doğabilecek ve doğması göze alınmış bir zarar bulunduğu, zira kararların yurtiçi yatırımcılara teşvik mahiyetinde ve dönemin hükümetlerinin siyasi ve ekonomik bir tercihlerinin doğal uzantısı konumunda bulunduğu, davacı bankanın bir kamu bankası olması nedeniyle mevcut siyasi konjonktür çerçevesinde ve dönemin şartları içinde hükümetin politikalarıyla uyum taşıması açısından bu kararların alındığı, aslında davacının kamu bankası olması nedeniyle dönemin hükümetlerinin politikasına uygun bir politika izlenmesi gerekliliğini bir görev olarak üstlendiği, zaten TBMM Kit Komisyonunda dahi bu noktadaki ibranın gerçekleştirilmesinin dahi bu durumu açıkça gösteren bir olgu olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere 6762 sayılı TTK 346. maddesi yollamasıyla TTK. 336. maddesi gereğince müdürlerin sorumluluğu bakımından BK. 41. maddesinde tanımlanan haksız fiile ilişkin tüm unsurların gerçekleşmesi zorunludur. Sorumluluk hukukunun temelinde, kusur, hukuka aykırılık, zarar ve hukuka aykırı eylem ile sonuç olarak ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağının olması gerekir. Buna göre somut olay açısından bir zararın ortaya çıkmış olduğu kabul olunsa dahi zamanaşımı definde bulunmayan davalılar, zararın ortaya çıkmasında doğrudan etken değildir. Bir başka deyişle özelleştirme politikaların ve bu çerçevede yap-işlet-devret modelinin hükümet tarafından yoğun olarak benimsendiği, uygulandığı ve buna göre kamu bürokrasinin bu çerçevede hareket ettiği dönem itibariyle alındığı anlaşılan kararlar sonucunda söz konusu modellerin uygulanmasından dolayı oluşan zarar var olsa dahi bu durum yukarıda açıklanan nedenlerden ileri gelmiş kabul edilmelidir. Aksi düşünce yukarıda açıklanan gerekçelere ve somut olay adaletine aykırı sonuçlara varılmasına, dönemin siyasi ve ekonomik sisteminin bir kısım farklı tercih ve politikalarının sonucundan davalı gerçek kişilerin sorumlu tutulmasına yol açacaktır ki bu hal hakkaniyete de aykırıdır. Yapılan açıklamalar karşısında dava dilekçesinde adı gözüken davalılar ..., ... ..., ... aleyhine açılan davalar sübut bulmadığından ayrı ayrı reddine, dava dilekçesinde adı gözüken diğer davalılar ... ..., Hayri ... ..., ... ... Mirasçıları Asuman ... Ve Muzaffer Emre ..., Osman Fethi ... Mirasçısı Ali Fethi ..., ... ... ..., ... Mecdi ..., ... ..., ..., Salih İlhan ..., ..., Erhan ..., İbrahim ... ..., Mehmet Veysi ... aleyhine açılan davaların ise zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı reddine..." gerekçesiyle, dava dilekçesinde adı gözüken davalılar ..., ... ..., ... aleyhine açılan davalar sübut bulmadığından ayrı ayrı reddine, dava dilekçesinde adı gözüken diğer davalılar ... ..., Hayri ... ..., ... ... Mirasçıları Asuman ... Ve Muzaffer Emre ..., Osman Fethi ... Mirasçısı Ali Fethi ..., ... ... ..., ... Mecdi ..., ... ..., ..., Salih İlhan ..., ..., Erhan ..., İbrahim ... ..., Mehmet Veysi ... aleyhine açılan davaların ise zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı, davalı ... ve mirasçı ... vekili vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Müvekkili banka tarafından eski çalışanları olan davalılar hakkında açılan davaların TTK'nın 309/son madde hükmüne göre iki yıllık zamanaşımı dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle reddedildiğini, davalılardan ..., ... ..., ... sübuta ermediği nedeniyle reddedildiğini, zamanaşımı nedeniyle ret kararının mevzuat hükümlerine ve Yargıtay kararlarına aykırılık teşkil ettiğini, 6762 sayılı Kanunun 309/son maddesinde; iki yıl ve olay tarihinden itibaren 5 yıllık olmak üzere iki farklı zamanaşımı süresinin düzenlendiğini, müvekkilinin bir kamu tüzel kişisi olduğunu, tüzel kişinin dava açmaya emir vermeye yetkili organının başka bir deyişle o makamı işgal eden kişi ve kurulan durum hakkında bilgilenmesi ile başlayacağını, buna dair Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin emsal kararlarının ekli olduğunu, dava konusu ile ilgili olarak Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının 07.06.1999 tarihli soruşturma raporu düzenlendiğini, müvekkili bankanın yönetim kurulu tarafından 01.03.2005 tarihinde sorumluluk davası açılmasına karar verildiğini, davanın 15.11.2005 tarihinde yasal sürede açıldığını, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, esastan ret kararının ise alınan bilirkişi raporları kapsamında yerinde olmadığını, 18.09.2023 tarihli bilirkişi raporunda davalılardan ... ... ile ...'ın sorumluluğuna gidilebileceği, ek sözleşme sebebiyle davalılara kusura dayalı bir sorumluluk yüklenemeyeceği, kira bedellerinin kısmen tahsil edilememesinden kiracıların sorumlu olacağının belirtildiğini, diğer raporlarda da açıklamalara yer verildiğini, esastan reddilen davalılar yönünden verilen ret kararının somut uyuşmazlık çerçevesinde kabulünün mümkün olmadığını, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, davanın müvekkilinin mülkiyetinde bulunan ve 1981 yılından beri Mehmet ... ve daha sonra ... Turizm .. Ltd Şirketi ve ...'e kiralanmış olan Ataköy kıyı şeridinde yer alan tesislerin banka yönetim kurulunun 20.09.1989 tarihli kararı ile Yap-İşlet-Devret kira sözleşmesi ile kiraya verilmesi, anılan sözleşmenin koşullarını 21.12.1990 tarihli 1869 sayılı yönetim kurulu kararı ile banka aleyhine değiştirilmesi bu yolla banka kaynaklarının karlılık ve verimlilik ilkelerine uygun olarak kullanılmaması, bankacılık mevzuatı yönetmelik ve uygulamalarına aykırı hareket edilerek bankanın ağır taahhütler altına sokulması nedeniyle uğranılan zararın eski yöneticiler ile personelden tazmini amacıyla açılan mali sorumluluk davası olduğunu, teftiş raporunda gelişmelerin açıklandığını, 12.11.1991 tarihli yazının davalılardan ... ... ve ... tarafından imzalandığını, 07.07.1994 tarihli bila sayılı genel müdürlük önergesinde imzası bulunan dönemin genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı..., genel müdür yardımcıları ... Eker ve Veysi ..., koordinatörün S. İlhan ... olduğunu, bu önergeyi değerlendiren ve aynen kabul eden 07.07.1994 tarihli yönetim kurulu kararını imzalayan yönetim kurulu üyelerinin banka zararından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, dava dilekçesinde talep edilen banka zararının teftiş kurulu raporu ile belirlenmiş olduğunu, 20.09.1989 tarihli 1.kira sözleşmesine göre tespit olunan 1989 - 1999 arası 11 yıllık kira toplamı 12.650,00 USD ile davanın açıldığı tarihteki kurun kullanılması nedeniyle bulunan TL karşılığı tutarının amortisman vb farkından oluşan negatif tutar olarak hesaplandığını, davalıların kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zarardan sebep sonuç ilişkisinin bulunduğunu belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... ve ... ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Müvekkilleri aleyhine açılan davanın reddedildiğini, dava değerinin eski para ile 7.4 trilyon olarak belirlendiğini, kararda taraflarına 17.900,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, dava konusunun doğrudan para alacağı olduğunu, nispi tarifeye göre 378.000,00 TL vekalet ücretinin verilmesi gerektiğini iddia ederek, kararın düzeltilmesini talep etmiştir. Davalılar İlgi... ( ...) ve ... vekili, katılma yolu istinaf başvurusu dilekçesinde özetle; Müvekkilleri yönünden 17.900,00 TL maktu vekalet ücreti hükmedilmesinin yasa ve mevzuata aykırı olduğunu belirterek, maktu vekalet ücretinin nispi esasa göre yeniden hesaplanmak suretiyle müvekkilleri yönünden karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, banka zararının, davalı banka yöneticilerinden ve zarar verenlerden tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı, davalı ... ve davalılar İlgi... (...) ve ... vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, davalıların davacı bankanın eski yönetim kurulu üyeleri, müdürleri, genel müdürleri, yönetim kurulu başkanları olduğu hususunda ve ayrıca ceza davalarının açılmış olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, hakkında açılan dava esastan reddedilen davalılardan Hüseyin Kömürcüoğlu, ... ... ve ... yönünden davanın sübuta erip ermediği, diğer davalılar yönünden ise davanın zamanaşımı nedeniyle ret kararının isabetli olup olmadığı, zamanaşımının başlangıcının hangi tarih olarak kabulü gerektiği, mahkeme kararının ve davalılar yararına hükmedilen maktu vekalet ücretinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, TC. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının 07.06.1999 tarihli raporunda, Başbakanlık makamının 20.11.1997 tarihli olurları ile ... Bankası AŞ'nin mülkiyetinde bulunan Ataköy sahil şeridindeki arsanın kiralanması işlemleri ile ilgili olarak düzenlendiği, sonuç olarak 564 ada, 151 parselde yer alan Ataköy sahil şeridi arsalarının yaklaşık 297.567 m2 olduğu, Turizm ve Otelcilik Ltd Şirketine 1981 yılında adi kiralama sözleşmesi ile kiralandığı, 20.09.1989 ve 27.12.1990 tarihlerinde ise turizm kompleksi kurmak üzere Yap-İşlet-Devret modeliyle yeni sözleşmeler düzenlendiği, ... Turizm - Otelcilik tarafından 1990 yılında düzenlenen sözleşmede taahhüde giren teknik açılardan vecibelerini gerektiği gibi yerine getirmediği, 18.10.1991 tarihinde tek imzalı bir iyi niyet mektubu vermekle yetindiği, bankanın teknik birimlerinin, bunun muteber ve yeterli bulmadıkları halde banka genel müdürü İ. ... ... ile koordinatör ... imzalı 12.11.1991 tarihli sözleşmenin işlerlik koşullarının yerine getirildiğini belirten yazıyı vb ekleri ve keşif özetini 1/1000 ölçekli imar planlarının İstanbul Büyükşehir ve Bakırköy Belediye Başkanlıkları tarafından onaylanmaması nedeniyle emlak proje geliştirme müdürlüğünce verilen bir onay bulunmasına rağmen verdikleri, kiracı vecibeleri eksik durumda iken mali portresi, finansman garantisi imara uygunluğu gibi birçok hususta teknik birimlerin onayı olmaksızın bu yazı ile ileri ki yıllarda bankanın fevkalade güç durumlarda bırakıldığı, açılan davaların hep banka aleyhine değerlendirildiğini, niyet mektubunun yasal yollardan iptali cihetine gidilmesi gerekirken bunun yapılmadığını, 03.02.1992'de sözleşmenin feshi ihbarında bulunulduğunu, muarazanın meni davasının banka aleyhine sonuçlandığını, temyiz yoluna gidilmeyerek 07.07.1994 tarihli yönetim kurulu kararı ile kiracı ile ek sözleşme yapıldığını, bankanın kendini güç durumlara soktuğunu, sözleşmenin işlerlik koşullarını yerini getirildiğini belirten 12.11.1991 tarihli yazıyı imzalamak suretiyle ileri tarihlerde firma ile banka arasında doğan hukuki uyuşmazlıkların çözümünde mahkemelerce firma lehine banka aleyhine en önemli delil olarak değerlendirildiğini ve banka zararına sebebiyet verildiğini, dönemin genel müdürü İ. ... ... ve koordinatör ...'ın TCK 340.maddesinde yer alan evrakın özünde sahtekarlık suçunu işledikleri 07.07.1990 tarih bila sayılı genel müdürlük önergesinde imzaları bulunan dönemin genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı ... A. ..., genel müdür yardımcıları ... ... ve Veysi ... ile S. İlhan ... un bu önergeyi değerlendiren ve aynen kabul eden 07.07.1994 tarihli yönetim kurulu kararını imzalayan genel müdür ve yönetim kurulu başkanı ... ..., yönetim kurulu üyeleri ..., ... ..., ... ..., ... ... 'lı 11.07.1994 tarihli ek sözleşme ile banka aleyhine yeni hükümler getirerek önceki protokolde bulunan banka aleyhindeki hükümleri de devam ettirerek hatta banka aleyhine ağırlaştırarak, emlak vergisinin altında kira belirleyerek ve dört yıl sabit tutarak bedava denebilecek bedelle kiracı ... Turizm Şirketinin yerlerden yararlanma amacının gerçekleşmesine, bankanın büyük maddi zararlara uğramasına sebep oldukları gerekçesiyle TCK 240.maddesi gereğince görevi kullanma suçunu işledikleri, müdür Mustafa Uyar'ın 07.07.1994 tarihli genel müdürlük önergesinde imzası olmasına karşın ek sözleşme taslağında banka lehine birçok hüküm yer aldığı fakat bu hükümleri yapılan görüşmeler sonrasında kendisinden kaynaklanmayan sebeplerden ötürü sözleşmede yer almadığından suç işleme kastının olmadığı, banka tarafından kiracı ... Turizm Ltd Şirketinin kullanımında bulunan arazi için yapılan her türlü gider, demirbaşlar vb ile bankanın aldığı kira geliri arasındaki negatif farkın bankanın fiilen gerçekleşen asgari zararını gösterdiği, 20.09.1989 tarihli ... Turizm Ltd Şirketi ile imzalanan Yap-İşlet-Devret sözleşmesine göre yıllık 1.150.000,00 USD, 27.12.1990 tarihli imzalanan sözleşmeye göre yıllık 760.000,00 USD, 11.07.1994 tarihli sözleşmeye göre yıllık 245.000,00 USD kira kaybının söz konusu olduğu, 27.12.1990 tarihli sözleşmenin ve 11.07.1994 tarihli ek sözleşmenin banka zararına olduğunu gösterdiği, 20.12.1990 tarihli önergede imzaları bulunan emlak projeleri değerlendirme grup müdürü ..., emlak projeleri geliştirme grup müdürü Erkan ..., emlak portföy yönetim başkanı ... ... ve genel müdür ... ... 27.12.1990 tarihli ... Turizm Ltd Şirketi ile imzalanan Yapı-İşlet-Devret Sözleşmesini kabul eden yönetim kurulu başkan ve genel müdürü ... ..., yönetim kurulu üyeleri Osman ..., ... Mecdi ..., ..., ..., 11.07.1994 tarihinde günümüze kadar banka zararı ile ilgili olarak bu zarara sebep olan 07.07.1994 tarihli genel müdürlük önergesinde imzası bulunan genel müdür ve yönetim kurulu başkanı ... ..., genel müdür yardımcıları ... ... ve Veysi ..., koordinatör S. İlhan ... bu önergeyi değerlendiren ve aynen kabul eden 07.07.1994 tarihli yönetim kurulu kararının imzalayan dönemin genel müdürü ve yönetim kurulu başkanı ... ..., yönetim kurulu üyeleri ... ..., ... ..., ... ... ve ... ... hakkında bankaya verdikleri zararın tazmini amacıyla hukuk davası açılması gerektiği hususlara yer verildiği, davacı banka tarafından dava dilekçesi ile Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen rapora göre belirlenmiş olan 20.09.1989 tarihli 1.kira sözleşmesine göre tespit olunan 1989 - 1999 arası 11 yıllık kira toplamı 12.650,00 USD ile davanın açıldığı tarihteki kur karşılığı oluşan TL ile amortisman vb giderleri ile kira gelirleri farkının zarar olarak hesaplanarak davalı eski banka yönetici ve çalışanlarından talep etmiş olduğu, Şişli 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/1293 Esas, 2001/2625 Karar ve 26.06.2001 tarihli kararı ile davalı sanıklardan ... ..., Mehmet Veysi ..., Salih İlhan ..., ..., ... ..., Hayri ... ..., ... ... , İbrahim ... ... ve ... hakkında açılan görevi kötüye kullanmak suçundan dolayı görevsizlik kararı verildiği, dosyanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, davalılar hakkında açılan davaların sonuçlandığı, dava dışı ... Turizm İşletmeleri Ltd Şirketi ile davacı bankanın genel müdürlüğü arasında Yap-İşlet-Devret modeline uygun kira sözleşmelerinin düzenlendiği, kira sözleşmesinin 03.03.1992 tarihinde feshine dair davacı banka tarafından ihtarname keşide edildiği ancak açılan dava sonucunda banka aleyhine davanın sonuçlanmış olduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır. Tarafların delillerini dosyaya ibraz etmeleri ve ilgili delillerin celbi sonrasında çok sayıda bilirkişi raporu alınmıştır. 21.05.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda; somut olayda bir önceki kira sözleşmesi, yap işlet devret modelinde kiracıya yüklenen ilave yükümlülükler de göz önünde bulundurularak salt rayiç bedel olgusundan hareket edilerek değil dönemin şartları üzerinden değerlendirme yapılması gerektiği, yapılacak bu ekonomik değerlendirme sonucunda, ancak tüm bu koşullara karşılık şirketin bir zararı söz konusu ise, kusurlu oldukları karine olarak kabul edilen ve kararlarda imzaları bulunan davalılardan İ. ... ..., ... ..., Osman ..., ... ..., ... Mecdi ...'ın sorumluluğu söz konusu olabileceği; bununla birlikte, dönemin turizm teşvik ve özelleştirme uygulamaları ve kamu bankası oları davacının devlet politikası sonucu hareket etmesi ihtimali karşısında, bu değerlendirmeler sonucu o dönemde diğer bankaların ve özelleştirme uygulamalarının karşılaştırılması, şirketin yap işlet devret yükümlülüğü üstlenen kiracıyla bu modele geçmeden yapmış olduğu sözleşmedeki kira bedelinin karşılaştırılması gibi unsurlar neticesinde zararın varlığı net bir biçimde ispat edilemedikçe salt teftiş kurulu raporundan hareketle davalıların sorumluluğu cihetine gidilemeyeceği; 11.07.1994 tarihli ek protokol yönünden, açılan murazaanın meni davasını kaybederek pazarlık gücü zayıflayan davacı banka ile dava dışı kiracı arasında yapılan bu anlaşmada, davacı bankanın mali haklarının iyileştiriliği, eğitim ve dinlenme tesisleri için kiracından 75.000 USD alınması, yıllık kira sözleşmesinin 600 milyon TL'den 3 milyar TL'ye çıkarılması, İnşaat süresince kira ödenmemesi koşulunun kaldırılması, kiranın 4500 artırılması, asgari yatırım tutarının 35 milyon USD olması halinde ödenecek sabit kira 175.000 USD'den 200.000 USD'ye çıkarılması, gayri safi kardan ödenecek 9015'lik oranın asgari tutarının da 139.500 USD'den 150.000 USD'ye çıkarılması gibi davacı şirket lehine yapılan mali iyileştirmeler nazara alındığında, kararda imzaları bulunan davalılar yk başkanı...; yk üyeleri ..., ... ..., ... ..., ... ...'nın sorumluluklarından söz edilmeyeceği; davalılardan yönetim kurulu üyesi sıfatını haiz olmayan davalılar grup müdürü ..., emlak proje geliştirme grup müdürü Erkan ..., emlak portföy yönetim başkanı ... ..., gm yardımcıları ... ... ve Veysi ..., koordinatör ... yönünden ise huzurdaki dava da yönetim kurulu üyesi ve TTK madde 342 gereği tayin edilmiş müdürlerin dışındakilerin sorumluluğuna gidilemeyeceği; dava açılan kişilerin sorumluluk dönemlerinin 27/12/1990 ile 11/07/1994 tarihleri arasındaki banka zararına ilişkin olup zarara esas talebin dava dışı ... Turizm firmasıyla imzalanan sözleşme ve yapılan kiralama faaliyetlerine dair bulunduğunun dikkate alınarak bu çerçevede değerlendirme yapılması gerektiğinden, banka zararının dava dışı şirketten tahsil) edilmiş ise tahsil ölçüsünde bu miktarın - davalıların sorumluluk tutarından düşülmesi gerekeceği; 12.11.2018 tarihli raporda belirlenen 27.12.1990 - 11.07.1994 dönemi kira bedeli 973.950,00 olup sözleşmeye göre hesaplanan 2.062,93 olduğundan, kira farkı 971.887,07 TL olduğu belirtilmiştir. Taraflar vekilleri rapora karşı beyan ve itirazlarda bulunmuştur. Dosyaya son olarak ibraz edilen 18.09.2023 tarihli bilirkişi raporunda; davalılardan sadece 20/09/1989 tarih ve 1156 sayılı ve 21.12.1990 tarih ve- 1869 sayılı yönetim kurulu kararlarında imzası bulunan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilebileceği, bunun için ise yap-işlet-devret sözleşme koşullarının süre, kira bedeli, projenin özelliği, maliyeti gibi konular dikkate alınarak davacı bankayı zarara uğratıcı bir özellik taşıyıp taşımadığının belirlenmesi gerektiği, daha uygun koşullarda bir sözleşme yapılma olanağının mevcut olup olmadığını tespitinin önem arz ettiği, davacı bankanın bu yönde kanıt sunmadığı, sözleşmenin işlerlik koşullarının yerine getirildiğine ilişkin 12.11.1991 tarihli yazıyı imzalayan davalılardan... ile ...'ın sorumluluğuna gidilebileceği, yine ayrıca 27.12.1990 tarihli sözleşmeden daha olumsuz koşulları içerdiği ileri sürülse de 1994 tarihli ek sözleşmenin davacı bankanın devam eden uyuşmazlıklarına son vermek amacıyla yapıldığı, iyiniyetin yokluğuna ilişkin bir bilgi belge bulunmadığı göz önünde alındığında ek sözleşme sebebiyle davalılara kusura dayalı bir sorumluluk yüklenemeyeceği, kira bedellerinin kısmen tahsil edilememesinden kiracıların sorumlu olacağı sonuç ve kanaatine varıldığı ifade edilmiştir. Mahkemece yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden zamanaşımı definde bulunan davalılar yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı reddine, diğer davalılar yönünden ise Yap-İşlet-Devret Sözleşmenin niteliği ve görevde , ihmalin, dikkat ve özenin gösterilmemesi gibi bir durumun olmadığı gerekçesiyle esastan redde dair hüküm tesis edilmiştir. Dava konusu uyuşmazlıkta, olay tarihi ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın ilgili hükümlerin uygulanması gerekecektir. 6762 sayılı TTK'nın 336.maddade; mesuliyet düzenlenmiştir. TTK 336/1.fıkrada; idare meclisi azalarının şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsen mesul olamayacakları ancak belirtilen hallerde gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesul olacakları ifade edilmiştir. 1.bentte; hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından vuku bulan ödemelerin doğru olmaması, 2.bentte; dağıtılan ve ödenen kar paylarının hakiki olmaması, 3.bentte, kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya bunların intizamsız bir surette tutulması, 4.bentte; umumi heyetten çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi, 5.bentte ise; gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. 340.maddede ise; ortakların ve şirket alacaklarının tazminat davasına ait diğer hükümler başlığı ile 336 ve 337.maddelerin hükümleri gereğince idare meclisi azalarına yükletilen mesuliyet hakkında 309.madde hükmünün tatbik olunacağı ifade edilmiştir. 309.maddede ise; müşterek hükümler üst başlığı ile tazminat talebi olarak "Şirketin 305, 306, 307 ve 308 inci maddelerde yazılı fiillerle ızrar edilmesi halinde, bundan, dolayısiyle zarar gören pay sahipleri ve şirket alacaklılarının dava hakları vardır. Ancak, hükmolunacak tazminat şirkete verilir. Şirketin iflası halinde pay sahiplerinin ve şirket alacaklılarının haiz oldukları haklar iflas idaresine ait olur. Bu hususta İcra ve İflas Kanununun 245 inci maddesi hükmü caridir. Mesul olan kimselerin cümlesi aleyhinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir. Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur." düzenlemesi mevcuttur. Somut olay değerlendirildiğinde, davacı banka tarafından teftiş rapor tarihi 07.06.1999 tarihinde zarar ve mesul olan kimsenin öğrenildiğinin kabulü gerekecektir. Diğer taraftan, davalılar hakkında ceza davaları açılmış olduğundan uzamış zamanaşımı sürelerininde tartışılması kaçınılmaz olacaktır. İddialarla ilgili Şişli 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 1995/165E. 1995/597K.sayılı dosyasına istinaden yargılama yapıldığı, beraat kararı verildiği, kararın onandığı, bir kısım şirket yöneticileri aleyhine Şişli 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/1293E.sayılı dosyasına istinaden ve bir kısım şirket yöneticileri aleyhine dava dilekçesinde de belirtildiği üzere ceza davası mevcuttur. Davaya konu eylemlerle ilgili söz konusu ceza yargılamasının devamı aşamasında ise görevsizlik kararı verilmiştir. İstanbul 4.Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/292E.sayılı dosyasında yargılamaya devam edilmiş, 4616 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ise dosyamızda da davalı durumundaki bir kısım sanıklar ile ilgili erteleme kararı verilmiştir. Söz konusu ceza dosyası dikkate alındığında, sanıklara isnat olunan suç 765 sayılı TCK m.240 hükmünden kaynaklı olup bu tarih itibariyle üst ceza miktarı ise bir yıla kadar hapis gerektirmektedir. Buna göre eylem tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK. 102 hükmündeki açık düzenleme nedeni ile dava beş yıllık ceza zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır. O halde TCK'da öngörülen zamanaşımı süresi beş yıl olup, bu beş yıllık sürenin ise en geç fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren ve en geç 1999 tarihine denk geldiği, oysaki davanın 2005 tarihinde açıldığı, böylelikle ceza zamanaşımı süresi dikkate alındığında, ceza kanunu daha uzun bir ceza zamanaşımı süresi belirlemiş olsa dahi bu sürenin en fazla beş yıl olduğu, açıklandığı üzere TTK'nın 309. madde hükmüyle aynı sürenin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Buna göre somut olayda davalılara isnat olunan eylemin gerektirdiği suç için bir an için uzamış olan 7 yıl 6 ay kabul edilse dahi en son eylem için dahi zamanaşımının en geç yine 2003 tarihinde dolmuştur. Dava ise; 15.11.2005 tarihinde açılmıştır. 6762 sayılı mülga TTK 309. madde kapsamında; süresinde zamanaşımı definde bulunan davalılar yönünden mahkeme tarafından zamanaşımı nedeniyle davanın ret kararında açıklanan nedenlerle bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekili tarafından her ne kadar idari birimin onayı sonucunda iş bu davanın açılması gerektiği, idari birimin dava açılmasına dair olur tarihinin ise 01.03.2005 olduğu davanın 15.11.2005 tarihinde yasal süre içerisinde açılmış olduğu iddia ve istinaf edilmiş ise de belirtilen örnek ilamlardaki davalar, atama tasarrufu ile çalışan memurlara karşı açılan sorumluluk davalarıdır. Söz konusu davalarda Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin emsal ilamlarında belirtildiği üzere, memurların vermiş oldukları zararlara ilişkindir. Söz konusu davalarda TBK'nın haksız fiil düzenlemesinde sözü edilen zamanaşımı süresinin gözetilmesi gerekir. Zamanaşımı, zarara uğrayanın zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Tüzel kişiler ve özellikle kamu kurumunda zamanaşımı o kurumun dava açmaya, emir vermeye yetkili makamın öğrendiği tarihten başlayacağı kabul edilmektedir. Somut davada ise davalılar, davalı bankanın yönetim kurulu başkanı, üyeleri genel müdürü ve diğer birimlerindeki yetkililerdir. Bu tür davalarda uygulanacak zamanaşımı düzenlemesi özel yasa olan TTK'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 309. maddede; açıkça düzenlenmiştir. Mülga 818 sayılı BK'nın haksız fiil hükümleri ile ilgili düzenlemesinden kaynaklı ve idari birimin onayı gerekecek işlerden olmadığından, davacı vekilinin buna dair aksine iddia ve istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalılardan ..., ... ... ve ... yönünden ise açılan davalar hakkında sübuta ermediği gerekçesiyle esastan reddedilmiştir. 6762 sayılı TTK'nın 346.maddesi yollaması ile TTK 336.maddesinde; müdürlerin sorumluluğu bakımından 818 sayılı BK'nın 41.maddesindeki haksız fiile ilişkin unsurların gerçekleşmesinin zorunluluğu gerekmektedir. Bunlar ise kusur, hukuka aykırılık, zarar, illiyet bağıdır. Davalılardan ...'in 20.12.1990 tarihli önergede imzası bulunan emlak projeleri grup müdürü, diğer davalı ... ...'ın aynı önergede imzası bulunan emlak portföy yönetim başkanıdır. ... ise 27.12.1990 tarihli ... Turizm Ltd Şirketi ile imzalanan Yap-İşlet-Devret Projesi Sözleşmesini kabul eden 20.12.1990 tarihli yönetim kurulu üyeleri arasında yer almaktadır. Davacı banka tarafından, teftiş kurulu raporunda belirtildiği üzere banka zararınından sorumlu oldukları iddiasıyla iş bu dava açılmıştır. Davalılar ... ve ... ... banka yönetim kurulu üyeleri arasında yer almamaktadır. Dosya içerisinde yer alınan bilirkişi raporları kapsamında davalıların sorumluluklarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ve adı geçen her üç davalı yönünden iddia ispat edilememiştir. Şöyle ki kira sözleşmesi şartlara uygun olarak Yap-İşlet -Devret kira sözleşmesine dönüştürülerek gerçekleştirilmiştir. Bankanın sözleşmeyi feshine dair ihtarı sonucunda açılan dava banka aleyhine sonuçlanmış olmakla birlikte 1994 yılında banka lehine ek sözleşme imzalanmıştır. Bu nedenle yapılan işlemin Yap-İşlet-Devret modeline ilişkin sözleşme ve ek sözleşmeler olduğundan ve davacı bankanın gerçek verilere dayanan zararı ile birlikte davalıların görev ve işlemleri arasında illiyet bağı ispat edilemediğinden adı geçen davalılar yönünden verilen ret kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekilinin aksine iddiaları yerinde görülmemiştir.Davalılardan ... ve ... ... ile İlgi... ( ...) ve ... vekili ise mahkemece takdir edilen maktu vekalet ücretinin usul ve yasaya uygun olmadığını nispi vekalet ücreti takdiri gerektiği yönünde istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Hüküm tarihi 23.10.2023'tür. Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13.maddesinde; tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret başlığı ile; " (1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.(2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.(3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.(4) Maddi tazminat istemli davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur." düzenlemesi yer almaktadır. Dava sorumluluk iddiasına dayanan tazminat davasıdır. Bu nedenle mahkemece davalılar yararına verilen maktu vekalet ücretinde usule ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekili ve davalılardan ..., ... ..., İlgi... (...) ve ... vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin ve davalılar ..., ... ... , İlgi... (...) ve ... vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,2-Davacı taraf harçtan muaf olduğundan, harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalılar ... ve ... ... vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 345,55 TL istinaf karar harcının bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-Davalılar İlgi... (...) ve ... vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 345,55 TL istinaf karar harcının bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,6-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 27.11.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.