11. Hukuk Dairesi 2023/108 E. , 2024/2081 K. İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1381 Esas, 2022/1638 Karar HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/944 E., 2019/1171 K. Taraflar arasındaki genel kurul kararlarının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf …
**11. Hukuk Dairesi 2023/108 E. , 2024/2081 K.** **"İçtihat Metni"** İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1381 Esas, 2022/1638 Karar HÜKÜM : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/944 E., 2019/1171 K. Taraflar arasındaki genel kurul kararlarının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 05.03.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin, davalı ... nezdinde esas sermayenin %16’sına tekabül eden oranda pay sahibi olduğunu, davalı Novaplast A.Ş.’nin 2016 yılına dair olağan genel kurul toplantısının 14.04.2017 tarihinde gerçekleştirildiğini, yönetim kurulunun, ilk olağan genel kurul toplantısı gündeminde yer alan iç ve dış kaynaklardan sermaye artırımı kararlarının tescil edilememiş olması gerekçesi ile aynı gündemle ikinci kez olağan genel kurul toplantısı tertip etme politikası izlediğini, bu yaklaşımın tereddütsüz bir şekilde pay sahibinin genel kurula katılma hakkını sınırlandırdığını ve 24.08.2017 tarihli ikinci olağan genel kurul toplantısında alınan tüm genel kurul kararları açısından açık bir butlan ve/veya iptal sebebi teşkil ettiğini, davalı Novaplast A.Ş.’nin 2016 yılına dair olağan genel kurul toplantısının 14.04.2017 tarihinde yapılarak bu toplantıda, genel kurul toplantısı gündeminde bulunması zorunlu hususlara ilâveten iç ve dış kaynaklardan sermaye artırımı marifetiyle esas sözleşmenin değiştirilmesi ile yönetim kurulu üyelerine şirketle işlem yapma ve rekabet etme yönünde izin verilmesine dair gündem maddeleri müzakere edilerek (olumlu yönde) karara bağlandığını, genel kurul kararlarının sıhhat kazanabilmesi açısından ticaret sicili nezdinde yapılacak tescilin bir geçerlilik koşulu görünümünde olmayıp tescile tâbi olduğu öngörülen kararlar dışında, genel kurul tarafından tesis edilen kararların bir hukuki işlem olarak geçerliliğini sürdüreceğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (6102 sayılı Kanun) genelde tescile dair esasları, özelde ise anonim ortaklıklar hukukunun düzenlendiği hiçbir yerinde finansal tabloların onaylanması, ibra, kâr payı dağıtımı, denetçi seçimi ve yönetim kurulu üyelerine verilen izin kararlarının geçerlilik kazanabilmesi bakımından tescilinin zorunlu bir unsur olduğu yönünde bir hüküm sevk edilmediğini, davalı Novaplast A.Ş. yönetim kurulunun aynı gündemle ikinci kez olağan genel kurul toplantısı tertip etme yaklaşımının temelinde, 14.04.2017 tarihli genel kurul gündeminde yer almakla birlikte iç ve dış kaynaklardan sermaye artırımını konu alan 9 numaralı genel kurul kararının tescil edil(e)memiş olduğu mülahazası yattığını, tescil edil(e)memesi dolayısıyla geçersiz hâle gelen bu kararlar sebebiyle olağan genel kurul toplantısı gündeminde yer alan tüm gündem maddeleri için ayrıca ve tekrar toplantı çağrısında bulunulmasının, tereddütsüz bir şekilde TK’nın toplantı düzeni ile ilgili emredici hükümlerine ve pay sahiplerinin genel kurula katılma hakkının sınırlandırılması anlayışına aykırılık teşkil ettiğini, çünkü alınan kararlar tescil edilmekle geçerli hâle gelmeyeceklerinden bir hukuki işlem olarak varlıklarını sürdürdüklerinde bir tereddüt bulunmadığını, olağan genel kurul toplantısının her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içerisinde yapılacağı ve gerektiği takdirde genel kurulun olağanüstü toplantıya çağrılacağının emredici bir lafızla ve açıkça düzenlendiğini, üç aylık sürenin bir düzen hükmü olmasına karşılık olağan genel kurul toplantısının anılan hükümde açıkça bir kez düzenlenebileceğinin öngörülmesi, gerektiğinde olağan değil, olağanüstü toplantı yapılabileceğinin hukuki zemine kavuşturulduğunu, pay sahiplerinin gerekli olmamasına karşılık sürekli olarak genel kurul toplantısına çağrılmaları ve bu toplantıya katılmaya mecbur bırakılmalarının, emredici nitelikteki 6102 sayılı Kanun'un 409 uncu maddesi hükmünün ihlali olduğu gibi toplantıya katılma hakkının doğrudan sınırlanması anlamına da geldiğini, sürekli olarak olağan genel kurul toplantısı yapılmasının şirket ve pay sahipleri açısından önemli bir maliyet kalemi oluşturduğunu, genel kurul tarafından alınan bazı kararların değiştirilemeyeceği ve/veya kaldırılamayacağı hususunun işlem güvenliği mülahazasıyla açıkça öngörülmesine karşılık genel kurulun iradesinin farklı yönde tezahür etmiş olduğunu, açık bir örnek olarak ibra kararının bunlardan biri olduğunu ve ibra kararının genel kurul kararı ile kaldırılamayacağını, bundan önce alınan diğer genel kurul kararlarında olduğu gibi davalı Novaplast A.Ş.’nin kanuna aykırılık teşkil etmesi dolayısıyla alınan tescile tâbi bir kararı tescil ettirmemesi hâlinde (hemen yarın) olağan genel kurul toplantısında alınan diğer kararların geçerli olmadığı mülahazasıyla müvekkili şirketin üçüncü kez olağan genel kurul toplantısına çağrılmayacağının açık bir garantisinin de bulunmadığını, hangi genel kurul kararının geçerli ve ayakta olduğu da pay sahipleri açısından içerisinden çıkılması güç ve önemli bir muamma hâline geldiğini, üstelik genel kurul tarafından alınan kararda geri alma ve/veya teyit yönünde bir irade ortaya konulmuş da olmadığını, örneğin, genel kurul tarafından farklı tarihlerde alınan iki ayrı denetçi seçimi kararı bulunduğunu, bunlardan hangisinin, hangi tarih itibarıyla/hangi tarihten itibaren geçerli olduğunun şüpheli hâle geldiğini ve bu durumun hukuki belirliliği zedelediğini, davalı Novaplast A.Ş. yönetim kurulunun plânlanan sermaye artırımı sürecinin başından bu yana davalı şirketi çıkmaza sürüklemeye ısrarla devam ettiğini, davalı Novaplast A.Ş.’nin iç ve dış kaynaklardan sermaye artırımı kararını tescil ed(e)memiş olması, “ikinci” olağan genel kurul toplantısının yapılmasını hiçbir sebeple haklı kılmayacağını, müvekkili şirketin yetkili temsilcilerine ibraz edilen yıllık faaliyet raporu ile genel kurul toplantısında müzakereye sunulan yıllık faaliyet raporunun muhteviyatı itibarıyla birbirinden farklı olduğunu, finansal tabloların onaylanması, ibra ve kâr payı dağıtımından iç kaynaklardan sermaye artırımına değin alınan tüm kararların temelini oluşturan yıllık faaliyet raporunun güncel hâlinin müvekkili şirkete verilmemiş olmasının, pasif bilgi alma hakkının ve doğrudan oy hakkının ihlâline yol açtığından anılan tüm kararların sakatlanmasına sebebiyet verdiğini, davalı Novaplast A.Ş.’nin bir web sitesi bulunmasına karşılık (www.vesbo.com.tr), yıllık faaliyet raporu ve genel kurul toplantı çağrısı başta gelmek üzere, şeffaflık prensibi bağlamında web sitesinde yayımlanması gereken hiçbir belgenin yayımlanmadığını, bunun en bariz göstergesinin, genel kurul toplantı tutanağında toplantı çağrısının internet sitesinde yayımlandığı belirtilmesine rağmen, bununla ilgili görsel çıktıların sunulamamış olması olduğunu, şu halde toplantı çağrısının da usulune uygun yapılmadığını, 9 numaralı genel kurul kararı ile iç kaynaklardan sermaye artırımı suretiyle esas sözleşmenin değiştirilmesine karar verildiğini, alınan bu kararın kanuna aykırı olduğunu, zira yönetim kurulu kararı ile birlikte ilân edilen gündemdeki metin ile karara bağlanan metnin birbirinden farklı olduğunu, iç kaynaklardan artırılan tutarın, toplantı esnasında yıllık kârın da iç kaynaklara eklenmesi suretiyle artırımın kapsamına dâhil edilmesiyle birlikte değiştiğini ve gündemde yer almayan bir tutarın karara bağlanması/gündemde yer almayan bir sermaye artırımı ile sonuçlandığını, ayrıca yönetim kurulu beyanının toplantı öncesi ve sonrasında müvekkili şirket yetkili temsilcilerinin değerlendirmelerine sunulmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 457 nci maddesi hükmünde (artırım türü gözetilmeksizin) yönetim kurulunun sermaye artırımının türüne göre bir beyan hazırlayacağı ve bu beyanın bilgiyi açık, eksiksiz, doğru ve dürüst bir şekilde verme ilkesine göre tanzim edileceğinin belirtildiğini, yine finansal tabloların gerçeği yansıtmadığını ve dayanağı olan 2015 yılına dair finansal tabloların onaylanmasına dair kararın hükümsüzlüğüne karar verilmesi sonrasında 2015 yılı finansal tabloları onaylanmaksızın iç kaynaklardan sermaye artırımı sürecine gidilmesinin kararın iptalini gerektirdiğini, bir önceki mali yıl olan 2015 yılına dair finansal tablolar onaylanmaksızın ve bu yıla dair genel kurul toplantısı yapılmaksızın 2016 yılına dair genel kurul toplantısında finansal tabloların dayanağını teşkil ettiği kararların alınamayacağını, davalı Novaplast A.Ş. yönetim kurulunun iç ve dış kaynaklardan sermaye artırımı kararlarını ayrı genel kurul toplantılarına yayma gerekçesinin de müvekkili şirketin bulunacağı girişimleri sonuçsuz bırakmak olduğunu iddia ederek davalı Novaplast A.Ş.’nin 24.08.2017 tarihli 2016 yılına dair ikinci olağan genel kurul toplantısında alınan esas sözleşme değişikliği kararı başta gelmek üzere dava konusu hâline getirilen 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 numaralı genel kurul kararlarının yönetim kurulu üyeleri dinlenmeksizin ve teminatsız olarak yürütmelerinin geri bırakılmasına, 24.08.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan ve dava konusu hâline getirilen 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 numaralı genel kurul kararlarının butlanının tespitine ve/veya iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın olağan veya olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararlara matbu muhalefet şerhleri sunarak ve görüşülen karar ayrımı gözetmeksizin 2016 yılı başından bu yana yapılan her genel kurul toplantısı ardından iptal/butlan davaları açtığını, yönetim kurulu üyelerinden kâr payı istemi gibi hukukla bağdaşmayacak taleplere haiz davalar ikame ettiğini, açılan işbu dava ile birlikte yaklaşık iki yılda müvekkili aleyhine davacı tarafından açılan dava sayısının 8'e ulaştığını, davacı tarafın bu davaların yanı sıra müvekkili şirkete karşı sorumluluk ve yükümlülüklerini yerine getirmeyerek şirkete ve dolaylı olarak tüm pay sahiplerine zarar verme amacı güttüğünü, davacının dava açma ehliyeti bulunmadığından dava şartı eksikliğinden davanın reddi gerektiğini, davacı tarafça iptali istenen maddelere ilişkin genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde, davacının vekillerinin muhalefet şerhlerini ilgili kararların alınmasından sonra değil, kararın görüşülmesi sırasında sunduklarının toplantı tutanağı ile belli olduğunu, muhalefet şerhlerinin yasa gereği geçerli olabilmesi için oylamanın yapılmasından sonra tutanağa geçirilmesi şartı ile muhalefet şerhinin usulüne uygun olduğunun kabul edildiğini, genel kurulda davacı vekillerince sunulan muhalefet şerhleri içerik olarak incelendiğinde, hepsinin kopyala-yapıştır yöntemiyle hazırlanan matbu belgeler olduğunun anlaşıldığını, davacı şirket vekillerinin de hazır olduğu 14.04.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında ve daha öncesinde yapılan genel kurul toplantılarında da şirketin doğan sermaye ihtiyacı nedeniyle esas sermayesinin 20.000.000,00 TL’den 38.000.000,00 TL’sına artırılmasına %84 oy çokluğu ile 9.760.488,96 TL bedelsiz, 8.239.511,04 TL nakit olmak üzere 18.000.000,00 TL sermaye artışına karar verildiğini, nakit sermaye artışı için verilen süre zarfında davacı Asb Modern Pazarlama ve Ticaret A.Ş. dışındaki tüm ortaklar tarafından iştirak taahhütnamesinin imzalandığını, davacı Asb Modern Pazarlama'nın süresi içinde bahsi geçen iştirak taahhütnamesini imzalamaması ve taahhütte bulunmaması sebebiyle nakit blokaj için ödenmesi zorunlu ¼ ödemenin tamamlanamayacağının görüldüğünü, diğer ortakların da davacı Asb Modern Pazarlama'nın ödemesi gereken kısmı rüçhan hakkı olarak kullanmayacaklarını bildirmesi sonucu fiili durum itibari ile üçüncü kişi ve kurumlardan sermaye artış yolu ile iştirak teklifleri alınmak zorunda kalındığını, üçüncü kişi tarafından verilen genel kurulda alınan nakit artış tutarı olan 8.239.511,04 TL'nin tamamını almak şartıyla teklif yönetim kurulu tarafından tüm hissedarlarla paylaşıldığını, üçüncü kişinin bu teklifinin Asb Modern Pazarlama hariç diğer tüm ortaklar tarafından uygun görülerek muvafakatname imzalandığını, gelinen noktada yönetim kurulunun, 12.07.2017 tarih ve 2017/7 numaralı kararı ile Asb Modern Pazarlama'nın iştirak taahhüdünü imzalamaması, nakit blokajı yapmaması, üçüncü kişiden gelen iştirak teklifine muvafakat vermemesi nedeniyle olağan genel kurulda alınan karara uygun olarak yapılacak olan sermaye artışının fiilen gerçekleştirilme ihtimali kalmadığından 14.04.2017 tarihinde yapılan olağan genel kurulun tescil edilmemesi kararını almak zorunda kaldığını, yasa gereği sermaye artırımına konu genel kurul kararlarının tescilinin zorunlu olduğunu, tescil edilmeyen genel kurul kararlarının geçersiz olacağını, davacıya ibraz edilen yıllık faaliyet raporu ile genel kurul toplantısında müzakereye sunulan yıllık faaliyet raporunun farklı olduğu, bu durumun bilgi alma hakkına ihlaline yol açtığı iddialarının fiili bir karşılığı olmadığı gibi yasal düzenlemeler karşısında da bir anlamının bulunmadığını, ilan edilen gündemde bulunmayan konuların karara bağlandığı iddiasının hiçbir yasal dayanağı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile anonim şirketlere ilişkin genel kurulun, olağan ve olağanüstü olmak üzere toplanılabileceği, olağan toplantının her faaliyet dönemi sonundan itibaren 3 ay içinde yapılır hükmü uyarınca yılda en az bir kez olağan toplantı yapma zorunluluğu bulunmasına rağmen yasa hükmüne göre bu zorunluluk dışında olağan veya olağanüstü genel kurula ilişkin bir sınırlandırmanın bulunmadığı, genel kurula katılmanın bir zorunluluk değil hak olduğu, pay sahiplerinin bu haktan yararlanıp yararlanmamasının kendi takdirlerinde olduğu hususu dikkate alındığında, davalı tarafın sermayenin artırılmasına ilişkin 1. olağan genel kurulda alınan kararların tescil edilememiş olması nedeniyle 2. olağan genel kurul çağrısı ve toplantısı yapmasında bir hukuka aykırılık görülmediği, davacının bu nedenle ileri sürdüğü iddiaların dikkate alınmadığı, davacı tarafça 14.04.2017 tarihli genel kurulda alınan kararların geçerli olduğu ve aynı hususta 2. kez genel kurul toplantısı yapılamayacağı iddia edilmiş ise de bu iddiasına itibar edilmediği, zira belirtilen tarihte yapılan genel kurulda alınan kararlar ilan edilmediğinden dolayı bu kararın geçersiz hale geldiği sabit olduğundan bu yöndeki beyanlarının da dikkate alınmadığı, davacı tarafça genel kurulun davalı internet sitesinde genel kurula çağrının konulmadığı savunulmuş ise de bu iddiasını ispatlayan bir belgeye rastlanmadığı gibi bir an için ilanın yapılmamış olduğu veya eksik/hatalı yapılmış olduğu düşünülse bile bu durumun çağrı usulüne aykırılık çerçevesinde değerlendirilebileceği ve ancak usulsüz çağrının karara etki etmiş olması halinde bir iptal sebebi oluşturabileceği, oysa davacının incelenen hazirun cetveli ve genel kurul tutanağı içeriğine göre kendisi ile birlikte tüm payların hazır olduğu, çağrının internet sitesinde ilan edilmemiş olduğu kabul edilse bile alınan karara etki etmemiş olacağı, kaldı ki davacı yönünden de toplantıya katılmış olması sebebiyle çelişkili, dürüstlük kuralına aykırı davranış oluşturacağı ve bu yönden de iddiasının dikkate alınmayacağına kanaat getirildiği, bu nedenle de ilanın yapılıp yapılmadığına ilişkin delil sunulmamış olmasına rağmen yapılıp yapılmadığına dair araştırma yapılması gereği duyulmadığı, davacı tarafça genel kurul çağrısı yapılırken buna ilişkin ilanın davalı şirketin internet sitesinde yapılmamış olmasının yanında, faaliyet raporunun da internet sitesinde yer almadığı ve bu nedenle de iptali gerektiği şeklindeki iddiasına göre, 6102 sayılı Kanun'un 1524 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yapılan ilanların internet sitesine konulmamış olmasının yöneticiler yönünden kusur bulunması halinde sorumluluk doğuracağı ve bu yükümlülüğe uyulmaması halinde iptal edilme sebebini oluşturabileceği, ancak sermaye şirketlerinin açacakları internet sitelerine dair yönetmelikte faaliyet raporunun birleşme ve bölünme işlemleri dışındaki hallerde internet sitesine konulması yönünde bir düzenlemenin bulunmadığı, bu nedenle de davalı şirketin faaliyet raporunun internet sitesine konulmamasında bir hukuka aykırılık bulunmadığı, bu nedenle de davacının bu kısma ilişkin iddialarına da itibar edilmediği, davacı tarafça 6102 sayılı Kanun'un 437 nci maddesi hükmüne göre yetkili temsilcilerine ibraz edilen yıllık faaliyet raporuna göre genel kurul toplantısında müzakereye sunulan yıllık faaliyet raporunun içeriği itibariyle birbirinden farklı olduğu, bu durumun bilgi alma hakkının ihlaline yol açtığı ve alınan tüm kararların da sakatlanmasına sebebiyet verdiği şeklindeki iddiası yönünden yapılan incelemede bu iddiasına itibar edilmediği, zira 14.07.2017 tarihli genel kurulda alınan sermaye artırım kararı süresi içinde ticaret sicilde tescil edilmemiş olmakla geçersiz hale gelmiş olup buna göre şirket sermayesinin 14.07.2017 tarihinde neyse o şekilde faaliyet raporunda gösterilmesi gerekip davalı tarafın geçerli olması beklenen ilk karara göre düzenlemiş olduğu faaliyet raporunun daha sonra ilan edilmemiş olması nedeniyle geçersiz hale gelen karar da dikkate alınarak 14.04.2017 tarihindeki sermaye durumuna uygun faaliyet raporunun düzenlenmiş olmasının esasa etki etmeyen ve genel kurulda alınan kararlar için önem arz etmeyen nitelikte olduğu ve genel kurul tutanağı içeriğine göre davacının faaliyet raporundaki farklılığa ilişkin sorularının da cevaplandırılmış olması dikkate alındığında faaliyet raporunda yapılan düzeltmenin alınan tüm kararların butlanı ya da iptalini gerektirmediği yönünde bu yöndeki davacı iddiasının itibara değer olmadığına kanaat getirildiği, davacı tarafça açılan davada kârın dağıtılması gerektiği, dağıtılmaması yönündeki hususun haklarını ihlal ettiğine dair görüşüne itibar edilmediği, zira davacının dile getirdiği kâr dağıtmama hususunun 10 yıllık süreyi bulduğu belirtilmiş ise de, 2014 yılına kadar davacının da kârın dağıtılmaması yönünde olumlu oy vermiş olması sonrasında, bu kez kendisinin kârın dağıtılmaması yönündeki oyuna rağmen kâr dağıtılmamasından kaynaklı hukuka aykırılıktan bahsetmesinin çelişkili davranma yasağına aykırılık oluşturduğu, davacı ancak 2014 yılı sonrası için yapılan genel kurul dikkate alındığında son 2 yıl için bu iddiasının dinlenebilir olduğuna kanaat getirildiği, ancak genel kurulda alınan bu yöndeki bir kararın da açıkça kanuna, ana sözleşme ve dürüstlük kuralına aykırı ve bunun ispatlanmış olması halinde kabul edilebilir olacağına kanaat getirildiği, buna rağmen davalı şirket yönünden alınan bilirkişi raporuna göre borca batıklık durumunun oluştuğu ve bu madde kapsamına girdiği dikkate alındığında kârın sermayeye eklenmesinde adeta zorunluluk bulunduğuna, kaldı ki kârın illa nakdi olarak ödeneceğine, dağıtılacağına dair bir amir hükmün de olmadığı, bu nedenle sermayeye eklemenin de bir kâr dağıtımı olduğu ve bu yolla da kârın dağıtımının mümkün olduğu, yapılan işin somut yansıması itibariyle de davalı tarafın bu şekilde sermaye artırmasına, kârın sermayeye eklenmesine bir nevi mecbur kaldığı, aksi halde şirketin sona ermesine yol açacağı, bu nedenlerle de kârın sermaye eklenerek dağıtılmış olmasına, kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmadığına kanaat getirildiği, davacı tarafça yapılan genel kurulda gündeme bağlılık kuralının ihlali iddiasında bulunulmuş ise de bu iddiasının da yerinde görülmediği, zira bildirilen gündemde sermaye artırımının iç kaynaklardan sağlanacağı açıkça bildirilmiş olup sermaye artırımının kârın sermayeye eklenmesi suretiyle yapıldığı yönündeki karar ve kârın da iç kaynak olması nedeniyle gündeme bağlılık kuralının ihlal edildiği yönündeki davacı iddiasının da subuta ermediğine ve gündeme bağlılık kuralının ihlal edilmediğine kanaat getirildiği, davacı tarafın genel kurulun 4 numaralı maddesine ilişkin olarak dile getirdiği iddiaları yönünden yapılan değerlendirmede iddialarına itibar edilmediği, zira gerek süre yönünden gerekse uygunluk yönünden denetçinin seçimine engel bir durumun somut olarak ortaya konulamadığı, muhasebecinin devamlılığı gereği ve daha önce dava konusu edilen 2015 yılı kapanış verilerinin ihbarına ilişkin Mahkeme kararının gerekçesinin de temel muhasebe standartlarına ve vergi usul ve kurallarına aykırılıktan değil, davacının oy kullanmasına izin verilmemiş olması sebebine dayandığı ve buna göre de 2016 yılı finansal tabloları, bilanço kâr/zarar hesaplarına ilişkin kabul edilen karar yönünden butlan veya iptalini gerektirecek bir husus görülmediği, davacının bu nedenle bu maddeye ilişkin talebinin yerinde görülmediği, davacı tarafın genel kurulun 5. maddesindeki yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin butlan veya iptal yönündeki talebi yönünden yapılan değerlendirme neticesinde, bu maddeye ilişkin talebinin yerinde görülmediği, davacının iddiasına dayanak oluşturan finansal tabloların gerçeğe uygun olmadığı yönündeki iddiasının, daha önceki değerlendirmeler ile yerinde olmadığının tespit edildiği, yine bir önceki mali yıla kadar zarar etmiş olan ve hali hazırda finansal açıdan şirketin arzu edilen seviyeye ulaşılamamış olması sebebine dayalı iddiası yönünden açıkça yöneticilerin zarara sebebiyet verdiklerine ilişkin sektörden, sektörün içinde bulunduğu konjuktürden bağımsız bir delil sunulamadığı, yine 2016 yılında oldukça düşük kâr elde edilmiş olması yönündeki sebebin yönetici kusurundan kaynaklı, piyasa şartlarından, faaliyet alanından bağımsız ortaya konulamamış olması, Gümrük Kanunu uyarınca karar verilmiş olması, yönetim kurulu üyelerinin kanundan kaynaklanan görevlerini ihlal etmesi şeklinde ve yine davalının aleyhine açılan haklı sebeple fesih davası bulunmasının yönetim kurulunun ibrasını engelleyeceği yönündeki iddialarına davanın açılmış olmasının veya idareden kesilmiş cezaların bulunmasının yöneticilerin ibralarına engel olmayacağına kanaat getirildiği, bunun yanında yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oydan yoksunluk hükümlerine uyularak ibra kararı alındığı ve davacının bunun aksini ispatlayan bir delil sunamadığı, yöneticilerin ibralarında yasaya uygun hareket edildiğinden bu maddeye dönük davacı iddiasının yerinde olmadığına ve reddi gerektiğine kanaat getirildiği, davacı tarafın genel kurulun 8 numaralı bağımsız denetçi seçilmesi kararına ilişkin iptal talebi yönünden yapılan incelemede, bu talebinde de haklı olmadığına kanaat getirildiği, zira denetçi olarak seçilen şirketin bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere gerek süre yönünden gerekse uygunluk yönünden seçimine engel bir durumun somut olarak davacı tarafça ortaya konulamadığı, davalı tarafın bağımsız denetime tabi olduğu, bir bağımsız denetçi seçmesi gerektiği ve buna göre de seçmiş olduğu Arkan Ergin Uluslararası Bağımsız Denetim ve SMM A.Ş'nin seçildiği, seçilen bu bağımsız denetim firmasının aynı zamanda davacı tarafın da mali müşavirlik hizmetlerini yapmış olmasının da denetçinin yetkinlik ve uygunluğu yönünden de bir olumsuzluk olmadığı, aksi halin aynı zamanda davacı yönünden çelişkili davranma yasağına aykırı düşeceği cihetiyle bu iddiasına da itibar edilmediği, davacı tarafın genel kurulda alınan 10 numaralı karara ilişkin iddiaları yönünden yapılan incelemede, bu maddeye ilişkin talebinin de yerinde görülmediği, zira bilirkişi tarafından sunulan raporda açıkça tespit edildiği üzere yönetim kuruluna izin verilmesine ilişkin bu kararda, oydan yoksunluk kuralına uygun olarak karar alındığı, bu hususun toplantı tutanağı, hazirun cetveli uyarınca sabit olduğu, davacı tarafın bu maddeye ilişkin talebinin de reddine karar verildiği, davacı tarafın dava konusu ettiği genel kurulun 9 numaralı kararına ilişkin iptal talebinin ise kabulüne karar vermek gerektiği, yönetim kurulunun beyanının olmamasının bu maddenin iptali için yeterli olduğuna kanaat getirildiği, sermaye artırımının iç kaynaklardan sağlanmasına ilişkin alınacak karar yönünden bulunması gereken şartların bulunmaması nedeniyle 9 numaralı genel kurul kararının iptali gerektiği, davacı tarafın 6 numaralı genel kurul kararına yönelik iddiası yönünden yapılan incelemede, bu yöndeki talebinin de kabulüne karar verilmesi gerektiğine kanaat getirildiği, 9 numaralı karar iptal edilmiş olduğundan dolayı ve bu iptal 6 numaralı kararı da etkilediğinden davacının 6 numaralı karara ilişkin iptal talebinin kabulüne karar verildiği gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulü ile 24.08.2017 tarihinde yapılan 2016 yılına ilişkin davalının 2. olağan genel kurulunda alınan 9 ve 6 numaralı kararların iptaline, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin, yönetim kurulu beyanının yokluğu temelinde iç kaynaklardan sermaye artırımı kararının geçersizliği ve buradan hareketle kâr payı dağıtımı kararının da bundan etkileneceği hakkındaki değerlendirmesinin isabetli olduğunu, gerçekten yönetim kurulu beyanına ilişkin hükmün iç kaynaklardan sermaye artırımı süreci açısından “emredici” nitelikte olup bağımsız denetim raporundaki değerlendirmelerin bu eksikliği giderebilmesinin mümkün olmadığını, artırımın iptaline karar verilmesinin, tabiatıyla kâr payı dağıtımı kararının da geçerliliğine sirayet ettiğini, bu yönüyle her iki karar arasında organik bir “bağlılık” bulunduğundan birinin geçersizliğinin diğerini de etkilediğini, sonuç itibariyle her ne kadar gündeme bağlılık ilkesine aykırılık bulunmadığı, nakdi kâr payı dağıtımı ve bunun yerine iç kaynaklardan sermaye artırımı yapılmasında hukuken sakınca bulunmadığı ve müvekkili şirketin çelişkili davranışı kapsamında yapılan hukuki değerlendirme temelden hatalı olsa da 6 numaralı kâr payı dağıtımının da iptali sonucu doğduğundan 9 ve 6 numaralı kararların iptaline ilişkin olarak verilen karar hakkında herhangi bit itirazları bulunmadığını, ancak Mahkemenin, butlanın tespiti veya iptalini dava konusu haline getirdikleri diğer genel kurul kararları hakkındaki değerlendirmelerinin eksik ve hatalı değerlendirmeye dayandığını, tüm genel kurul kararları açısından genel nitelikteki geçersizlik sebepleri olarak ortaya koydukları sebeplerin yeterince anlaşılamadığını ve haliyle eksik ve hatalı inceleme ile hüküm kurulduğunu, özel sebeplere gitmeye gerek dahi olmaksızın salt bu sebeplerle -ki bunların ikinci kez olağan genel kurul toplantısı yapılması ile bilgi alma ve inceleme hakkının ihlali olduğunu - genel kurul kararlarının butlanının tespitine/iptaline karar verilmesi gerektiğini, işbu sebeple 9 ve 6 numaralı kararlar dışındaki diğer kararlar açısından kısmi olarak istinaf kanun yoluna başvurduklarını, davalının 2016 yılına dair olağan genel kurul toplantısının 14.04.2017 tarihinde gerçekleştirildiğini, yönetim kurulunun ilk olağan genel kurul toplantısı gündeminde yer alan iç ve dış kaynaklardan sermaye artırımı kararlarının tescil edilememiş olması gerekçesi ile aynı gündemle ikinci kez olağan genel kurul toplantısı tertip etme politikası izlediğini, bu yaklaşımın pay sahibinin genel kurula katılma hakkını sınırlandırdığını ve 24.08.2017 tarihli ikinci olağan genel kurul toplantısında alınan tüm genel kurul kararları açısından açık bir butlan ve/veya iptal sebebi teşkil ettiğini, davalı şirketin iç ve dış kaynaklardan sermaye artırımı kararını tescil ed(e)memiş olmasının, ikinci olağan genel kurul toplantısının yapılmasını hiçbir sebeple haklı kılmayacağını, İlk Derece Mahkemesinin gözden kaçırdığı bir diğer noktanın da burada olduğunu, zira Mahkemenin gerekçeli kararında tescil edilememesi dolayısıyla tüm toplantının yeniden yapılmasını yerinde bulduğunu, oysa tescil edilememesi dolayısıyla toplantı ve toplantıda alınan tüm kararların değil, yalnızca tescili süreye tabi olan kararların geçersiz hale geldiğini, bunun da ikinci kez olağan genel kurul toplantısının yapılmasını tamamen anlamsız hale getirdiğini, anılan bu yaklaşımın pay sahibinin genel kurula katılma hakkını sınırlandırması dolayısıyla dava konusu hâline getirilen ikinci genel kurul toplantısında alınan tüm kararlar açısından açık bir butlan sebebi olduğunu, yönetim kurulunun çağrı ve gündemin belirlenmesine dair kararının butlanla malul olmasından hareketle alınan genel kurul kararının sakatlandığının dahi rahatlıkla söylenebileceğini, çünkü aynı yaklaşımın müvekkili şirketin genel kurul toplantısına katılmasını zorunlu kılan, bu yönüyle toplantıya katılma ve dava açma hakkını kısıtlayan yönetim kurulu kararı açısından da muteber olduğunu, müvekkili şirket yetkili temsilcilerine ibraz edilen yıllık faaliyet raporu ile genel kurul toplantısında müzakereye sunulan yıllık faaliyet raporunun içeriği itibariyle birbirinden farklı olup bu durum bilgi alma hakkının ihlâline yol açtığından anılan tüm kararların sakatlanmasına sebebiyet verdiğini, şirketin internet sitesinde verilerin yayınlanmadığını, İlk Derece Mahkemesinin beyanlarını incelemediğini, itirazlarının göz ardı edilerek eksik ve hatalı incelemeye dayalı karar verildiğini, somut geçersizlik sebeplerine ilişkin olarak 4 numaralı genel kurul kararı açısından; 4 numaralı genel kurul kararı ile birlikte 2016 yılına ait bilânço, diğer finansal tablolar ve kâr/zarar hesaplarının onaylandığını, önceki mali yıl olan 2015 yılına dair finansal tablolar onaylanmaksızın ve bu yıla dair genel kurul toplantısı yapılmaksızın 2016 yılına dair genel kurul toplantısında finansal tabloların dayanağını teşkil ettiği kararların alınamayacağını, İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmede muhasebenin devamlılığı ilkesi dikkate alınarak finansal tablonun onaylanmasına ilişkin karardaki sakatlığın müvekkili şirket yetkili temsilcilerinin toplantıdan çıkartılması ile ilgili olduğu hususunun ifade edildiğini, ne var ki bu açıklamanın doğru olmadığını, zira hangi sebeple olursa olsun finansal tablonun onaylanmasına ilişkin kararın geçersizliği sonucuna ulaşıldığını, bu halde zaten kararın esası ile ilgili inceleme yapılmadığını, yapılmadığı için de muhasebenin devamlılığı ilkesine dayanılmasının kabul edilemeyeceğini, karar sakat olduğuna göre bu organik sonucun kendiliğinden gündeme geldiğini, dolayısıyla Mahkeme tarafından yapılan değerlendirmenin kabul edilebilir bir yönü bulunmadığını, 5 numaralı genel kurul kararı açısından; 5 numaralı genel kurul kararı ile yönetim kurulu üyelerinin ibrasının olumlu yönde karara bağlanmış olduğunu, ibra kararının genel kurul tarafından kaldırılamayacağını belirtmekle birlikte, aynı gündem maddesinin 2016 yılına dair ilk olağan genel kurul toplantısında açıkça olumlu yönde karara bağlandığını, şu hâlde alınan bu kararın bu yönüyle geçersiz olduğunu, davalı şirket genel kurulu tarafından alınan ibra etme yönündeki kararın, açıkça dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bunun objektif bir gerçeklik olup İlk Derece Mahkemesinin kararında yer verdiği sektörel değerlendirme olmaması yönündeki gerekçenin hukuki bir alt yapısı olmadığını, bu durumun dikkate alınarak Mahkeme tarafından verilen kararın kaldırılmasını talep ettiklerini, 8 numaralı genel kurul kararı açısından; 8 numaralı genel kurul kararı ile 2017 yılına ilişkin bağımsız denetçi seçilmesi hususunun karara bağlanmış olduğunu, bağımsız denetçi olarak seçilecek olan kişinin tarafsız, bağımsız ve şirkete karşı objektif davranma yeteneğini haiz olması gerektiğini, ancak davalı şirketin genel kurul toplantı tutanağında adı geçen “Arkan Ergin Uluslararası Bağımsız Denetim ve SMMM Anonim Şirketi” ile yıllardır çalıştığını ve anılan bağımsız denetim şirketinin, şirkete karşı yukarıda anılan nitelikleri kaybettiğinin düşünüldüğünü, bağımsız denetim şirketi adına incelemeyi yapan mali müşavirlerin uzun yıllardır davalı şirket adına faaliyette bulunduğunu, bağımsız denetçinin anılan niteliklerden yoksun olmasının, sözleşmenin tarafı olan ve müvekkili şirketin pay sahibi olduğu davalı şirketin zararına olduğunu, bu yönüyle şirket menfaatleri tam anlamıyla gözetilmeksizin ve ayrıca başka bir alternatif değerlendirme konusu hâline dahi getirilmeksizin dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde sözleşme akdedilmesini konu alan genel kurul kararının iptalinin gerekliliği karşısında Mahkemece eksik inceleme yapıldığını ve itirazlarının göz önünde bulundurulmadığını, 10 numaralı genel kurul kararı açısından; 10 numaralı genel kurul kararı ile yönetim kurulu üyelerine izin verilmesi hususunun karara bağlanmış olduğunu, davalı şirket aleyhine açılan bir haklı sebeple fesih davası bulunmakta iken yönetim kurulu üyelerine bu yönde bir izin verilmesinin, müvekkili şirketin ortaklık payının azaltılmasını peşinen kabul etme yetkisini ihtiva ettiğini, bu kararın, içerikten soyut olarak ve müzakere dahi edilmeksizin alındığını, hangi yönetim kurulu üyesi olduğu belirtilmeksizin ve süre sınırı dahi içermeksizin bu yönde verilen izin kararının, açıkça kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, sorumluluk ve haklı sebebin tartışıldığı davaların varlığına rağmen verilen bu kararın, davalı şirketin altına dinamit konulmasından farksız olduğunu, nitekim Mahkeme nezdinde yapılan incelemenin de bu konudaki doktrinsel görüşlere temas edilerek kararın iptaline hükmedilme konusundaki takdirin Mahkemeye ait olduğu hususunun vurgulandığını, anılan hususlar gözetilmeksizin ve verilen yetkilerin nelerden ibaret olduğu bilinçli olarak tartışılmaksızın yönetim kurulu üyelerine bu denli geniş yetki verilmesi hususunun, alınan kararın açıkça dürüstlük kuralına aykırı olması sonucunu doğurduğunu, davalı şirket genel kurul toplantısında alınan kararların gerek genel gerek özel eksende çok açık bir şekilde kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, ilgili genel kurul toplantısında alınan kararların tümünün iptali gerekirken İlk Derece Mahkemesinin aksi yöndeki kısmen redde ilişkin kararının hatalı ve eksik incelemeye dayalı olduğunu belirterek redde dair kararın kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un 457 nci maddesi gereği hazırlanması gereken beyanın, şirket yönetim kurulunca hazırlanmış olduğunu, işbu beyanın dosyada mübrez olduğunu, davacının iddiasının, yönetim kurulu beyanının olmadığı değil, beyanın kendi incelemelerine sunulmadığı olduğunu, davacının genel kurul öncesinde veya genel kurul esnasında beyanı incelemek gibi bir talebinin hiçbir zaman olmadığını, bu hususun gerek genel kurul öncesinde evrak temini için şirkete geldiklerinde tutulan tutanakla ve gerek genel kurul tutanağı ile somut olarak ortada olduğunu, kanun koyucunun iradesi neticesinde beyanın amacının pay sahibinin gerçeğe uygun bir şekilde, doğru, açık ve dürüst bir şekilde bilgilendirmek olduğunu söylemenin yerinde olacağını, davacı tarafın bu bilgilerin tamamına bağımsız denetim raporundan ulaşması ve şirketin sermaye ihtiyacının dosya kapsamında ortaya koyulması nedeniyle iç kaynaklardan sermaye artırımına dair genel kurulun 9 numaralı gündem maddesinin iptali kararının hukuka ve dosya gerçeklerine aykırı olduğunu, genel kurulun 6 numaralı gündem maddesinin iptali kararı bakımından ise, şirketin mali verileri, bağımsız denetim raporu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ve gerekçeli kararda bu konuda belirtilen tüm hususlar, şirketin borca batık olduğunu, borca batık şirketin kârı sermayeye eklemek suretiyle de kâr dağıtımı yapıldığını, şirketin devamlılığı için alınan kararın doğru olduğunu, buna rağmen verilen iptal kararının kesinleşmesi halinde şirketin varlığını sürdüremeyeceğini, salt böyle bir gerekçeyle kârın kullanım şekline dair genel kurulda alınan kararın iptalinin, hukuka ve reel gerçeklere aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece de belirtildiği üzere, 6102 sayılı Kanun'un 409 uncu maddesi uyarınca anonim şirketlerde yılda en az bir kez olağan toplantı yapma zorunluluğu bulunduğu, yoksa toplantı sayısı ile ilgili bir sınırlandırma ya da emredici hüküm olmadığı, dolayısıyla 2. kez yapılan olağan genel kurulun yoklukla malul olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, yine 14.04.2017 tarihinde gerçekleştirilen olağan genel kurulda sermaye artışı dışında alınan diğer kararların, 24.08.2017 tarihinde yapılan olağan genel kurulda tekrar karara bağlanmasının, daha evvel sonuçları meydana gelmiş olan kararlara bir etkisi olmayacağı, genel kurula katılmak bir zorunluluk değil hak olup pay sahiplerinin bu haktan yararlanıp yararlanmamasının kendi takdirlerinde olduğu dikkate alındığında, davacı vekilince belirtilen hususlarda ileri sürülen istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, Mahkemece, butlan ve/veya iptal talebi red edilen 4, 5, 8 ve 10 numaralı genel kurul kararları yönünden dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanak ve gerekçe içeriğine göre, Mahkemece ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, hüküm ve gerekçesinde davacı vekilinin istinaf nedenlerinin ayrıntılı olarak karşılandığı, yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği, Mahkemece iptaline karar verilen 9 ve 6 numaralı genel kurul kararları yönünden ise Mahkemece 9 numaralı karar, yönetim kurulu beyanı bulunmaması gerekçesi ile iptal edilmiş ise de, davalı vekilince ibraz edilen deliller arasında 6102 sayılı Kanun'un 457 nci maddesine göre düzenlenmiş olan yönetim kurulu beyanının mevcut olduğu, davacı tarafça bu beyanın incelemeye sunulmadığı ileri sürülmüş ise de, sermaye artırımı için gerekli kaynağın varlığı hususunda pay sahiplerinin ve ilgililerin bilgi edinmeleri amaçlanmış olup davacı pay sahibi şirketin söz konusu genel kurulundan önce bağımsız denetim raporunu edindiği, genel kurulda finansal tablolar ile ilgili soruların cevaplandırıldığının belirtildiği de göz önünde bulundurulduğunda, bu sebeple 9 numaralı kararın iptal edilmeyeceği, bilirkişi raporu ile şirketin devamlılığı için kârın sermayeye eklenmesinde zorunluluk bulunduğu, kârın mutlaka nakdi olarak ödeneceğine, dağıtılacağına dair bir amir hüküm olmayıp sermayeye eklemenin de bir kâr dağıtımı olduğu, davalı şirketin mevcut finansal ve mali durumu itibarı ile bu şekilde sermaye artırması ve kârın sermayeye eklenmesinin bir nevi mecburiyet içerdiği, dolayısıyla kârın sermaye artırımı için kullanılması yönünde alınan 6 numaralı karar ve sermaye artırımına ilişkin 9 numaralı kararın kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmadığı anlaşılmakla 9 ve 6 numaralı kararların iptali talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerinin Bölge Adliye Mahkemesi kararında üstün körü geçildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında sunulduğu söylenilen yönetim kurulu beyanının içinin boş olduğunu, 9 numaralı gündem maddesi açısından yönetim kurulu kararı ile ticaret sicil gazetesinde ilan edilen gündemdeki metin ile karara bağlanan metnin birbirinden farklı olduğunu, gündeme bağlılık ilkesinin ihlal edildiğini, yönetim kurulu beyanının toplantı öncesi ve sonrasında müvekkili şirket yetkililerinin incelemesine sunulmadığını, daha sonra 29.09.2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında emisyon primli dış kaynaklardan sermaye artırımına dair karar alındığını, bu kararın iptali için dava açıldığını, davanın derdest olup eldeki davanın sonucunu beklediğini, iç kaynaklardan sermaye artırımı kararının kötü niyetli olduğunu, bu sebeple 9 numaralı kararın iptali gerektiğini, 6 numaralı genel kurul kararı açısından, kâr payı dağıtılmaması kararının doğru olmadığını, açık yasal düzenlemeye aykırı olduğunu, davalı şirketin yönetim kurulu raporunda da bağımsız denetim raporunda da borca batık olduğuna dair bir verinin olmadığını, davalı şirket yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu kararından farklı bir hususu oylamaya sunduğunu, öncelikle kârın zararın kapatılmasında kullanılması gerektiğini belirterek ve istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C.Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı şirketin 24.08.2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 numaralı kararların butlanının tespiti ve/veya iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6102 sayılı Kanun'un 409 uncu maddesi. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan, davalı şirketin 24.08.2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan birbiri ile bağlantılı 6 ve 9 numaralı kararlara yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Davalı şirketin 2016 yılı olağan genel kurul toplantısı 14.04.2017 tarihinde yapılmış olup bu toplantıda alınan sermaye artırımına ilişkin kararın, 6102 sayılı Kanun'un 456 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince tescil ettirilmemesi, geçersiz hâle gelmesi nedeniyle 24.08.2017 tarihinde yeni bir genel kurul toplantısı yapılmıştır. Davacı, 24.08.2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan 4, 5, 6, 8, 9 ve 10 numaralı kararların butlanının tespitini ve/veya iptalini istemektedir. 24.08.2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan finansal tabloların görüşülmesine ilişkin 4, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin 5, bağımsız denetim şirketi seçimine ilişkin 8, 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddeleri uyarınca yönetim kuruluna izin verilmesine ilişkin 10 numaralı kararlar, 14.04.2017 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında da aynı içerikle görüşülüp karara bağlanmış, tescile tabi olmayan kararlardır. 24.08.2017 tarihinde yapılan genel kurulda anılan bu konular (4, 5, 8, 10) mükerrer olarak görüşülmüş ve yeniden karara bağlanmıştır. Ancak davacının iptalini talep ettiği 24.08.2017 tarihli genel kurulda alınan sermaye artırımına ilişkin 9 ve sermaye artırımı ile bağlantılı kârın dağıtımına ilişkin 6 numaralı kararlar, içerik olarak 14.04.2017 tarihli olağan genel kurul toplantısında aynı konuya ilişkin alınan kararlardan farklıdır. Öte yandan sermaye artırımına ilişkin 14.04.2017 tarihli genel kurulda alınan kararın tescil ettirilmemesi, geçersiz olması nedeniyle geçerli bir kararın yeniden görüşülerek karara bağlanması söz konusu değildir. 3.6102 sayılı Kanun'un 409 uncu maddesinde, genel kurulların olağan ve olağanüstü toplanacağı, olağan toplantının her faaliyet dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılacağı, bu toplantılarda, organların seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakere yapılacağı ve kararın alınacağı, gerektiğinde genel kurulun olağanüstü toplantıya çağrılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeye göre, genel kurul yıllık olağan toplantısını yapacak, bu olağan toplantıda hükümde örnek olarak sıralanan konularda ve gerek görülen diğer konularda müzakere yapılarak kararlar alınacaktır. Olağan dışı bir durumun ortaya çıkması hâlinde ise genel kurul olağanüstü toplantıya çağrılıp gündem çerçevesinde müzakere yapılarak kararlar alınacaktır. Olağan genel kurul toplantısı, yılda ancak bir kez yapılabilir. 6102 sayılı Kanun'un 409 uncu maddesinin yorum yoluyla genişletilmesi, yıl içinde birden fazla olağan genel kurul toplantısı yapılacağının kabul edilmesi isabetli değildir. 4.Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davalı şirketin 14.04.2017 tarihinde yaptığı genel kurul toplantısının, olağan genel kurul toplantısı olduğu, 24.08.2017 tarihinde yaptığı genel kurul toplantısının ise olağanüstü genel kurul toplantısı olduğunun kabulü gerekir. 24.08.2017 tarihli genel kurul toplantısında alınan finansal tabloların görüşülmesine ilişkin 4, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin 5, bağımsız denetim şirketi seçimine ilişkin 8, 6102 sayılı Kanun'un 395 ve 396 ncı maddeleri uyarınca yönetim kuruluna izin verilmesine ilişkin 10 numaralı kararlar, 14.04.2017 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında da aynı içerikle görüşülüp karara bağlandığından yok hükmündedir. 5.Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.