T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2020/1918 - 2025/1248 T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (İ S T İ N A F B A Ş V U R U S U N U N E S A S T A N R E D D İ) ESAS NO : 2020/1918 KARAR NO : 2025/1248 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/07/2020 ESAS-KARAR NUMARASI : 2017/729…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2020/1918 - 2025/1248 T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (İ S T İ N A F B A Ş V U R U S U N U N E S A S T A N R E D D İ) ESAS NO : 2020/1918 KARAR NO : 2025/1248 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 01/07/2020 ESAS-KARAR NUMARASI : 2017/729E., 2020/271K. DAVA : Tazminat KARAR TARİHİ : 25/12/2025 YAZIM TARİHİ : 26/12/2025 Davacılar vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf incelemesinin dosya üzerinde yapılmasına karar verilerek dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Davacılar vekili: müşterek çocuk ...in 20/06/2012 tarihinde doğduğunda Down Sendromlu olarak dünyaya geldiğini, doktorun hastasını aydınlatma ve özen yükümlülüğünün ihlal ettiğini, 30/07/2010 tarihinde yürürlüğe giren Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında serberst ya da kamu tüzel veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabiplerin, diş tabiplerinin ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamında mesleki faaliyetlerini ifa ederken mesleki faaliyeti nedeniyle vermiş olduğu zararların teminatını sağladığını ileri sürerek down sendromlu ... için 75.000,00-TL, kardeş ... için 75.000,00-TL, anne ... için 75.000,00-TL ve baba ... için 75.000,00-TL olmak üzere toplam 300,000,00-TL manevi tazminat ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili: dava konusu olayın poliçe vadesinde gerçekleşmediğinden teminatın dışında olduğunu, davanın yargı yolu ve husumet bakımından reddi gerektiğini, dava dışı doktorun herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davacı yanın Medeni Kanunun 6. Maddesi gereğince iddialarını ispatla yükümlü olduğunu, davacının manevi tazminat talebinin haksız ve yersiz olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince "...Yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller Ankara Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesinden alınan raporlara göre davacı annenin, gebelik döneminde başvurduğu Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan kadın doğum uzmanı Doktor ... tarafından gebelik takibinin yapıldığı, başvuru tarihine göre 3'lü tarama testinin yapıldığı, down sendromu açısından davacının düşük risk grubunda değerlendirildiği, gerekli USG'lerin yapıldığı, yapılan USG ler ve üçlü tarama testine göre down sendromu için herhangi bir risk saptanmadığı, amiyosentez testinin hastaya önerilmesi için herhangi bir neden bulunmadığı, doktorun yaptığı işlemlerin tıp kurallarına ve güncel bilimsel verilere uygun olduğu, doktora izafe edilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı, bu nedenle sigortalı doktorun kusurunun bulunmaması nedeniyle sigorta şirketinin de zarardan sorumlu olmadığı kanaatine varılmakla davacının davasının reddine..." karar verilmiştir. Davacılar vekili dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarlayarak İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, "tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi" kapsamında tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre davacılar vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1.b.1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-)Davacılar vekilinin HMK m. 353/1.b.1 gereğince İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, 2-) Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL'den peşin olarak yatırılan 54,40 TL'nin düşümü ile kalan 561,'er TL'nin davacılardan ayrı ayrı alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-) Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan avansın karar kesinleştiğinde gideri içerisinden karşılanarak iadesine, 4-)HMK m. 359/4 gereğince kararın tebliği, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemleri ile m. 302/5 gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK m. 361 gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, OYÇOKLUĞUYLA karar verildi. 25/12/2025 Başkan Üye Üye Katip KARŞI OY Mahkemece, yapılan yargılamada rapor alınan bilirkişi heyetince davacı annenin, gebelik döneminde başvurduğu Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan kadın doğum uzmanı Doktor ... tarafından gebelik takibinin yapıldığı, başvuru tarihine göre 3'lü tarama testinin yapıldığı, down sendromu açısından davacının düşük risk grubunda değerlendirildiği, gerekli USG'lerin yapıldığı, yapılan USG ler ve üçlü tarama testine göre down sendromu için herhangi bir risk saptanmadığı, amiyosentez testinin hastaya önerilmesi için herhangi bir neden bulunmadığı, doktorun yaptığı işlemlerin tıp kurallarına ve güncel bilimsel verilere uygun olduğu, doktora izafe edilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş olup mahkemece anılan rapor esas alınarak doktorun kusurunun bulunmadığı sigorta şirketinin de zarardan sorumlu olmadığı gerekçesiyle davasının reddine karar verilmiştir. Somut olayda uyuşmazlık tarama test sonucunda risk faktörünün olmaması halinde doktorun yapılan tarama testlerinin kesin sonuç vermeyeceği hususunda hastayı bilgilendirerek ileri tetkiklerin yapılabileceği hususunda doktorun hastayı aydınlatma görevi olup olmadığı hususunda toplanmaktadır. Tıbbî müdahalede rızanın hukuk düzeninde geçerli olarak yerini alabilmesi için hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun bir şekilde yerine getirilmesi gerekir. Gerçekten de kişinin kendisine yapılacak tıbbî müdahale konusunda karar verebilmesi için neye rıza gösterdiğini bilmesi ve aydınlatılmış olarak rıza (onam) göstermesi gerekir. Başka bir deyişle tıbbî müdahale, hastanın tam olarak aydınlatılmasından sonra “aydınlatılmış rızanın (onamın)” verilmesi üzerine yapılmalıdır. Aydınlatılmış rıza (onam), Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesinde; “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konusunda aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla aydınlatılmış rıza, riskleri, yararları ile alternatifleri ve onların da risk ve yararlarını kapsayan tedavi uygulamasının, hekim tarafından yeterli düzeyde ve uygun şekilde açıklanmasından ve hasta tarafından hiçbir tereddüde yer kalmayacak şekilde anlaşılmasından sonra, tıbbî tedavinin ve uygulamanın hasta tarafından “gönüllülükle kabulü” anlamına gelmektedir. Öte yandan hekimin aydınlatma yükümlülüğü, aydınlatılmış rızayı kapsamına alan ancak ondan daha kapsamlı bir yükümlülüğü ifade eder. Başka bir deyişle aydınlatma yükümlülüğünün kapsamına aydınlatılmış rıza yanında hekimin hastasını uygulanan tedavi sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirmesi de girer (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2021 tarihli ve 2018/(13)3-849 E., 2021/1385 K. sayılı kararı). Görüldüğü üzere hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğünün fonksiyonu, hastanın bedensel ve ruhsal bütünlüğü ile ilgili olarak serbestçe karar alma özgürlüğünü temin etmeye yöneliktir. Bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğü açısından önem taşıyan husus, kişinin kendisini ilgilendiren konularda yalnız olarak ve üçüncü şahısların etkisi altında kalmaksızın kendiliğinden karar alabilmesi anlamına gelen kişinin kendi geleceğini belirleme hakkıdır. Kişinin kendi geleceğini belirleme hakkı, kişiye tanınan en yüksek değerdeki haklardan olup esasında hekimin aydınlatma yükümlülüğünün hukuksal temelini oluşturmaktadır. Zira hasta, kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olarak vücudu üzerinde gerçekleştirilecek her türlü müdahaleye ilişkin olarak olumlu ya da olumsuz bir kararı, aydınlatma yükümlülüğü gereği gibi yerine getirildiği durumlarda verecektir. Hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğünün hukukî dayanaklarını genel olarak hekimin özen yükümlülüğü ve aydınlatma yükümlülüğünün rızanın bir koşulu olması nedeniyle hastanın rızasına ilişkin kanuni düzenlemeler oluşturmaktadır. Örneğin 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesi; “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.)” hükmünü haizdir. Bununla birlikte bu genel nitelikli düzenlemeler yanında bazı özel nitelikli düzenlemelerde de hekimin aydınlatma yükümlülüğünün hukukî dayanaklarını bulmak mümkündür. Nitekim 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihli ve 25311 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. maddesinde; 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun 7. maddesinde; Tıbbî Deontoloji Nizamnamesi’nin 14. maddesinde; Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 15. maddesinde hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü altında olduğu dolaylı da olsa belirtilmiş bulunmaktadır. Hekimin aydınlatma yükümlülüğünün ispatı hususunda mevzuatta bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak her tıbbî müdahalenin hukuksal açıdan kişinin vücut bütünlüğünün ihlali anlamını taşıdığı gözetildiğinde ve TMK’nin 24. maddesi gereğince kişinin müdahaleye rızasının bulunmadığına ilişkin yasal karine dolayısıyla hekimin aydınlatma yükümlülüğünde ispat yükü hekim üzerinde olmalıdır. Zira rıza, hukuka aykırılığı ortadan kaldırdığına göre rızanın bulunduğunu ve hastanın aydınlatıldığını savunan hekimin yasal karinenin aksi olan bu hususları ispatlaması gerekir. Öte yandan hekim tarafından ispat edilmesi gereken hukuksal haklılık sebebinin kapsamına hem aydınlatma yükümlülüğünün ispat edilmesi hem de mevcut riskler hakkında hastanın aydınlatılmış rızasının alınması dâhildir. Gerçekten de aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispat külfetinin hekime yüklenmesi hastanın gereği gibi aydınlatılmış olmaması halinde geçerli bir rızanın da söz konusu olmayacağı düşüncesine dayanmaktadır. Bu itibarla hasta ile hekim arasında sözleşme ilişkisi bulunsun veya bulunmasın hekimin mesleğini icra ederken göstermesi gereken özen yükümlülüğü gereğince, kendisi karşısında zayıf ve güçsüz konumda olan hastasını aydınlattığını ve hastanın aydınlatılmış rızasının alındığını ispatlaması gerekmektedir. Aydınlatma yükümlülüğünü ispat külfetinin hekim üzerinde olmasının bir diğer sebebi de hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının tıbbî açıdan gerekli olan hususlarda arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğünün bulunmasıdır. Bu yükümlülük her şeyden önce hekimin, teşhis ve tedavi süreci içerisinde sağlıklı karar verebilmesini ve aldığı kararları kontrol edebilmesini kolaylaştırmakta ve ayrıca yapılan işlemlerin belgelenmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğü hekim ve hastaların menfaatlerinin bir gereğidir. Arşivleme ve kayıt tutma yükümlülüğünün ihlali bizatihi tazminat sebebi olmasa da hasta lehine tıbbî müdahalenin yapılmadığı yönünde fiili bir karine yaratmaktadır. Bu açıdan bakıldığında da tıbben gerekli olan müdahalenin yapıldığını ispat yükü hekime düşmektedir. Türk hukukunda girişimsel bazı müdahalelerde hastanın yazılı rızasının alınması gerektiği öngörülmüş ise de aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Öte yandan Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 18. maddesi gereğince bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir; hasta, tıbbî müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbî müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Dolayısıyla hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Başka bir deyişle hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü kapsamında yazılı aydınlatma belirli ölçüde ispat kolaylığı sağlasa da şekil serbestisi söz konusudur. O hâlde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim tarafından her türlü delille ispatlanabilir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/11-592 esas 2022/356 karar sayılı ilamı) Yukarıda incelenen yasal düzenlemeler, yapılan yargılama hükme esas alınan raporlar birlikte değerlendirildiğinde; her şeyden önce tarama testleri sonucu, hastanın yaşı ve diğer klinik bulgular nazara alınarak düşük riskli olarak kabul edilen hastaların (somut olayımızda davacı düşük risk grubundadır) gerek tarama testi sonuçlarının, gerek düşük risk olarak kabul edilen diğer klinik kriterlerinin % 100 kesin sonuç vermeyeceği hususunda bilgilendirilmesinin gerekip gerekmediğinin üzerinde durulması gerekmektedir. Tarama testlerinin normal çıkması üzerine gebeliğe devam edilmesinin tıbben doğru bir uygulama olduğu, var olmayan bir hastalık veya risk için daha ileri tetkikler istenmesi ile hastanın bilgilendirilmesinin hekimden beklenemeyeceğinin kabul edilmesi, tarama testlerine göre risk saptanmayan hastalara ileri tetkiklerin önerilmemesinin aydınlatma yükümlülüğünün ihlali olarak kabul edilmemesi (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/2166 esas 2025/1859 karar sayılı ilamı) kendi içerisinde çelişki oluşturmaktadır. Eğer tarama testinin kesin sonuç vermediği kabul ediliyorsa kesin sonuç vermeyen test esas alınarak sanki kesinmiş gibi hastada yanlış kanı uyandırarak hastanın tercihine bağlı olan ileri tetkikleri yaptırılmasının önüne geçilmektedir. Başka bir anlatımla kesin sonuç vermediği kabul edilen testler ve diğer klinik bilgiler doktorun sorumluluğu değerlendirilirken tarama testi sonucunun %100 kesin sonuç verdiği kabul edilerek var olmayan bir hastalık veya risk için daha ileri tetkikler istenmesi ile hastanın bilgilendirilmesinin hekimden beklenemeyeceğinin kabul edilmesi hastaların aydınlatılma hakların ellerinden alması sonucu doğurur kaldı ki en azından hastanın yapılan tarama testleri ve diğer klinik verilen kesin sonuç vermediği hususunda aydınlatılması gerekmektedir. Bu hastan en doğal hakkıdır. Bu anlamda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/2166 esas 2025/1859 karar sayılı ilamında yer alan "tarama testlerinin sonucunun down sendromu açısından düşük risk çıkması karşısında tanı testlerinin endikasyonunun bulunmadığı; tıbbi gereklilik olmadan yalnızca hastanın rızası ile yapılan tıbbi müdahalenin hukuka aykırı olacağı " yönündeki görüşe katılmak mümkün olmayıp % 100 kesin sonuç vermediği kabul edilen tarama testinde düşük riskli olarak kabul edilen hastanın ileri tetkik istemesinin ya da bu hastaya ileri tetkik önerilmesinin hangi yönden hukuka aykırı olarak kabul edildiğini izaha muhtaçtır. Tanı testlerinin invaziv işlemler olup, düşük (gebeliğin sonlanması) riski taşıması bu nedenle hastanın %100 kesin sonuç vermeyen teste dayanarak aydınlatılmış onamının alınmasına gerek olmadığı kabulü hastanın aydınlatılma hakkının elinden alınması sonucunu doğurur. Davacılarca söz konusu amniyosentez gibi tanı testleri hakkında hiç bir bilgi verilmediği, tanı testleri konusunda bilgilendirilmeleri için Sağlık Bakanlığınca uygulanması zorunlu bir tetkik olmasının gerekmediği, riski değerlendirme ve karar verme hakkının anne babaya ait olduğu hekimin üçlü tarama testi sonucunda elde edilen sonucu, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini hastaya açıklaması ve bu açıklamanın hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerektiği, hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini ispatlamak zorunda olduğu somut olayda doktorun bu yükümlülüğünü yerine getirmediği kabul edilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulüne yönelik yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerektiği düşünüldüğünden, sayın çoğunluğun görüşüne bu yönden katılmıyorum. Üye