T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/943 - Karar No:2026/290 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/943 KARAR NO : 2026/290 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/09/2024 NUMARASI : 2023/130 E-2024/584 K DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 10/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 10/03/2026 Davacı vek…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/943 - Karar No:2026/290 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/943 KARAR NO : 2026/290 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/09/2024 NUMARASI : 2023/130 E-2024/584 K DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 10/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 10/03/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; davaya konu icra takibinin dayanağı olan 25/07/2017 tarih 3509 nolu 271.553,00 TL bedelli faturada belirtilen ürün bedellerinin tahsili için davalı (borçlu) şirket hakkında Marmaris I. İcra Müdürlüğü'nün 2017/2466 sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını ve borçlu şirket tarafından ödeme emrine itiraz edilmesi neticesinde ilamsız icra takibin durduğunu, davalı (borçlu) taralından yapılan itirazın kötü niyeli ve haksız olup itirazın iptalinin gerektiğini, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 gün geçmesine rağmen ürünlerin teslim alınmadığını ve ürün bedelleri ödenmediğini, bu nedenle faturada belirtilen ürünlerin yediemin ...'a teslim edilmiş olduğunu belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına ve borçlunun haksız itirazı sonucu alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; öncelikle yetki itirazında bulunulduğunu, davacı şirket ile davalı şirket arasında imzalanan sözleşme gereğince verilen siparişlerin yazılı olması gerektiğini, davacı şirkete faturaya konu ürünlere ilişkin her hangi bir sipariş verilmediğini, ne davacı şirket kayıtlarında ne de müvekkili şirket kayıtlarında bu şekilde bir sipariş verildiğine dair her hangi bir kaydın bulunmadığını, sözleşmeye aykırı olarak teslim edildiği iddia edilen ürünlere ilişkin düzenlenmiş olan faturaların içeriklerini hiçbir şekilde kabul etmediklerini, davacı ile müvekkil şirket arasındaki sözleşme içeriğine aykırı olarak gerçekleştirilen ifa aşamasının faturalandırılmasının fatura içeriğini tam ve doğru hale getirmeyeceğini, faturaya itiraz edilmemiş olmasının faturanın kabul edilmiş olduğu anlamını taşımayacağını, davacı tarafından başlatılan icra takibinin ve açılan davanın herhangi bir hukuki dayanağı olmadığının savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Dava, ilk olarak Marmaris 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 2017/239 Esasına tevzi edilmiş, Marmaris 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 18/05/2018 tarih ve 2017/239 Esas- 2018/153 Karar sayılı görevsizlik kararı ile mahkemenin yukarıdaki esasına kaydedilmiştir. Mahkemece 21.01.2020 tarih ve 2018/676 Esas- 2020/67 Karar sayılı davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 20.01.2023 tarih ve 2022/1311 Esas- 2023/66 Karar sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamının değerlendirmesinde, davaya konu alacağın dayanağı olan malzemenin yazılı olarak sipariş edilmediğinin dosya kapsamı ile sabit olup, bunun tarafların da kabulünde olduğu ancak istinaf kararında da belirtildiği üzere siparişlerin yazılı olması gerektiği yönündeki kuralın taraflarca değiştirilmesi ve sözlü siparişe göre malzeme temini sağlanmasının mümkün olduğu, nitekim davacı tarafın 07/01/2020 havale tarihli dilekçesi ile sözlü sipariş sonucu teslim edilen mallara ilişkin birden çok faturayı dosyaya sunduğu, anılan faturalar ile taraflar arasında sözlü sipariş yolu ile malzeme temini konusunda bir uygulamanın oluştuğu kanaatine ulaşıldığı, kaldı ki davaya konu malzemelerin davalıya ait firmanın isim ve amblemi ile üretilmiş olup, malzemelerin başka bir şekilde satılmasının da mümkün olmadığı, bu kapsamda malzemelerin sözlü sipariş yolu ile üretilmiş olduğu kanaatine ulaşıldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; mahkeme gerekçesinin hukuk aykırı olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında müvekkilinin ticari defter ve kayıtları ile mail yazışmaları yönünden yapılan inceleme neticesinde tanzim edilen 25.05.2024 tarihli bilirkişi raporunda "...Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin sipariş verilmesi ve yerine getirilmesi başlıklı 3. Maddesinin 3.3. bendinde " alıcı tarafından verilen her sipariş yazılı olmalıdır ve en az aşağıda belirtilen bilgileri içermelidir. Ürün tipi (leri) ve kısa tanımı - Fiyat - Miktar- Sevk Tarihi- Sevkiyat şekli gibi " 3.1.bendinde " ...Sözlü veya telefon ile bildirilen siparişlerin geçerliliği yazılı olarak teyit edilmelidir. Tüm sözlü anlaşmalar ve değişiklikler alıcıya yazılı olarak bildirilecektir. Sipariş edilen miktarın kabulü alıcı tarafından yapılacaktır...", "...Davacı vekili tarafından faturaya konu ürünlerin sözlü olarak sipariş edildiği ve sözlü sipariş sonucunda ürünlerin hazırlanarak teslim edilmesinin taraflar arasında teamül haline geldiği yönünden; dava konusu yapılan fatura içeriği ürünlere ilişkin sipariş formuna rastlanmadığı, taraflar arasına ki ticari ilişkide sözlü sipariş edilerek alınan mal olup olmadığı yönünden, taraflar arası ürün siparişlerinde mail yazışmaları olduğu ancak, dava konusu ürün siparişine ilişkin taraflar arası mail yazışmasına rastlanmadığı..." şeklinde tespitte bulunulduğunu, yargılama aşamasında da belirtildiği üzere taraflar arasında siparişlerin sözlü verilmesi gibi bir uygulama veya teamül söz konusu olmadığını, müvekkili şirket tarafından tüm siparişlerin sözleşme hükmü uyarınca yazılı olarak verildiğini, buna ilişkin mail yazışmalarının CD'ler içeriğinde ibraz edildiğini, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da "...taraflar arası ürün siparişlerinde mail yazışmaları olduğu ancak, dava konusu ürün siparişine ilişkin taraflar arası mail yazışmasına rastlanmadığı..." şeklinde yapılan tespitten de anlaşıldığı üzere taraflar arasında sözlü sipariş ile ilgili herhangi bir uygulama bulunmadığını, taraflar arasında akdedilen Genel Satım Sözleşmesi'nin 3.1 ve 3.2.maddelerinde açıkça ifade edildiği üzere, sözlü veya telefon ile bildirilen siparişlerin yazıya döküleceği açıkça taraflarca kabul edilmiş olup, müvekkili şirket tarafından da sözleşmenin hükümleri doğrultusunda siparişlerin yazılı olarak tedarikçi firmaya bildirildiğini, yine, tedarikçi firmanın, yani davacı firma tarafından tedarik edilen ürünlerin, her halükarda müvekkili şirketin onayının alınması neticesinde teslim alınarak kabul edilebileceğinin sözleşmede açık bir şekilde hüküm altına alındığını, bahsi geçen yazılı teyit ve onayın ise dosyaya ibraz edilmiş olan "ret edilen veya şartlı kabul edilen ürünler raporu" başlıklı tutanaklar veya "tutanaktır" başlıklı tutanaklar ile gerçekleştirildiğini, öte yandan tedarikçi şirketten yalnızca birkaç ay ürün tedariki sağlanmış olup, bu kısa sürede taraflar arasında teamül oluşmasının da mümkün olmadığını, zira ticari teamülün oluşması için bunun birden fazla kez uygulanmış olması gerektiğini ancak somut olayda böyle bir hususun olmadığının da sabit olduğunu, mahkemenin "Nitekim davacı taraf 07/01/2020 havale tarihli dilekçesi ile; sözlü sipariş sonucu teslim edilen mallara ilişkin birden çok faturayı dosyaya sunmuştur. Anılan faturalar ile taraflar arasında sözlü sipariş yolu ile malzeme temini konusunda bir uygulamanın oluştuğu kanaatine ulaşılmıştır." şeklindeki gerekçesinin de hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin işyerinde her çalışanın ayrı bir mail adresi bulunduğunu, yine bu maile ilişkin şifrelerin de kişiye bağlı olarak değişiklik arz ettiğini, müvekkili tarafından verilen siparişlerin genellikle mail yolu ile karşı tarafa bildirildiğini, işbu bildirimi alan karşı tarafın da gerekli tedariki yaparak sipariş edilen ürünleri şirkete teslim ettiğini, sözleşme kapsamındaki işin 2017 yılına ait olup, bu dönemde şirket bünyesinde çalışan çoğu personelin iş akdinin çeşitli nedenlerle sonlandırıldığını, dolayısıyla davacı şirkete siparişi mail yolu ile gönderen çoğu personelin bu aşamada şirket bünyesinde istihdam edilmediğinden bu maillerde yer alan kayıtlara ulaşılmasının mümkün olmadığını, şirketin teknik birimleri tarafından yapılan tüm uğraş ve çabalara rağmen de söz konusu kayıtlara ulaşmanın mümkün olmadığını, CD içeriğinde sunulan bazı kayıtların incelendiği bilirkişi raporlarında da taraflar arası ürün siparişlerinde mail yazışmalarının olduğu ancak, dava konusu ürün siparişine ilişkin taraflar arası mail yazışmasına rastlanmadığının açıkça belirtildiğini, mahkemece dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarına hiçbir şekilde değinilmediğini, bilirkişi tarafından tarafların dosya kapsamına sunduğu tüm delillerin, tarafların ticari ve defter kayıtların incelendiğini ve açık bir şekilde dava konusu edilen siparişe ilişkin mail yazışmasının bulunmadığının ifade edildiğini, yine mahkemenin "...Kaldı ki davaya konu malzemeler davalıya ait firmanın isim ve amblemi ile üretilmiş olup malzemelerin başka bir şekilde satılması da mümkün değildir. Bu kapsamda malzemelerin sözlü sipariş yolu ile üretilmiş olduğu kanaatine ulaşılmıştır." şeklindeki gerekçesinin de hukuka aykırı olduğunu, müvekkili tarafından sipariş edilmeyen bir üründe, müvekkiline ait isim ve amblemin olmasının sonuca etkili olmadığını, zira davacının hiçbir talep olmadan bu ürünleri imal etmesinin ve imal ettiği bu ürünleri müvekkili şirkete satmaya çalışmasının haksız kazanç elde etmeye yönelik olduğunu, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin 06.09.2016 tarih ve 2016 4628 D.İş sayılı kararı ile ... Holding bünyesinde görev yapan kayyumların yetkilerinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devrine, kayyumların görevlerinin devir işlemi tamamlanıncaya kadar devamına, devir işleminin tamamlandığı gün kayyumların görevlerinin sona ermesine karar verildiğini, dolayısıyla müvekkili şirketin, kamunun denetiminde ve kamuya ait bir şirket sıfatıyla ticari faaliyetine devam eden bir kurum konumunda olduğunu, kamunun denetiminde ve kamuya ait bir şirket sıfatıyla ticari faaliyetine devam eden bir şirketin sözleşmeye aykırı bir şekilde siparişlerini sözlü vermesinin hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, aksini kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının sözleşmenin 3.1 maddesi gereğince sözlü yapıldığını iddia ettiği siparişin geçerli olması için yazılı olarak teyit etmesi gerekmekteyken, davacı tarafça bu yönde herhangi bir delilin dosya kapsamına ibraz edilmediğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin tacir olan her iki tarafı bağladığını ve tarafların basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerektiğinin de gözetildiğinde, mahkemece verilen kararın hukuka aykırı olduğunun açıkça anlaşılacağını belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu ile davalı vekilinin sipariş e-maillerinin daha sonra işten çıkarılan kendi personeline ait olduğunu ama bu nedenle bunlara erişilemediği yönündeki beyanı da dikkate alındığında mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 18.549,78 TL istinaf karar harcından peşin alınan 4.637,45 TL harcın mahsubu ile bakiye 13.912,33 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 3-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 04.06.2025 Tarihli Resmî Gazete’de Yayımlanan 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi dikkate alınarak belirlenen temyiz kesinlik sınırı ve HMK’nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay’da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 10/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır