T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:06/04/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ:06/01/2026 (Ara Karar) DAVA:Maddi Tazminat GEREKÇE TARİHİ:07/04/2026 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZE…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:06/04/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:ANTALYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ:06/01/2026 (Ara Karar) DAVA:Maddi Tazminat GEREKÇE TARİHİ:07/04/2026 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacıya ait araç ile mülkiyeti davalı ... Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.'ye ait ve davalı sürücü ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın kusuru ile 20/03/2025 tarihinde trafik kazası gerçekleştiğini, bu kaza sonucunda, mülkiyeti davacıya ait ... plakalı araçta maddi hasar meydana geldiğini, dava dilekçesi ekinde yer alan ekspertiz raporuyla yaklaşık olarak tespit edilen zarar kalemleri doğrultusunda, davacı aracında meydana gelen pert farkı bedeli ve kullanım dışı kalınan süreye ilişkin mahrumiyet bedelinin sorumlulukları oranından davalılardan tahsil edilebilmesi amacıyla işbu davayı ikame ettiklerini, davacıya ait ... plakalı aracın, 20/03/2025 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucunda ağır hasar aldığını ve pert hale geldiğini, kazanın, karşı aracın sürücüsünün kusurlu hareketi neticesinde meydana geldiğini, davacının herhangi bir kusuru bulunmamasına rağmen, aracın uğradığı zararın sigorta şirketi tarafından tam anlamıyla karşılanmadığını; bu nedenle müvekkili lehine pert farkı tazminat alacağı doğduğunu, mülkiyeti davacıya ait ... plakalı araçta meydana gelen hasar tazminatı alacağı ve bu alacak kaleminin tespiti amacıyla tanzim edilen ekspertiz raporu ücret faturasının alacağına yönelik hususların mahkemeye sunulduğunu, bu itibarla dava sonuçlanıncaya davalı sigortaya ait taşınır, taşınmaz mallarıyla üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine müvekkilinin alacağını koruma altına alabilmek adına ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ettiğini, davalı ... Sigorta A.Ş. hakkında Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 09/04/2025 tarihli ve 1038 sayılı kararı ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 20. maddesi kapsamında, gerekli sermayenin nakden şirket hesaplarına intikal ettirildiğinin tevsik edilmesine kadar tüm branşlarda yeni sigorta sözleşmesi akdetme ve temdit yetkisinin kaldırılmasına karar verildiğini, temdit yetkisinin kaldırılması, davalı şirketin mali durumuna ilişkin belirsizliğin ve tahsilat riskinin daha da arttığını açıkça ortaya koyduğunu, ki bu durumun kamuoyuna da yansıdığını ve bilinen bir vakıa olduğunu, bu aşamada davalı şirketin borçlarını ödeme kabiliyetine ilişkin güvenin ciddi şekilde zedelendiğinin açıkça ortada olduğunu beyan ederek ihtiyati haciz talebinin kabulü ile, davalı sigorta şirketine ait taşınır, taşınmaz mallarıyla üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine teminatsız şekilde ihtiyati haciz konulmasına; aksi kanaatte olunması halinde ise uygun görülecek bir teminat karşılığında ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; talep miktarını belirleyebilecek olan davacının, davayı belirsiz alacak davası olarak açmakta hukuki yararı bulunmadığından dolayı davanın, HMK'nın 114/1-h maddesi hükmü gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, HMK'nın 119. maddesi gereğince işbu davanın dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, poliçeden kaynaklanan tüm sorumluluğun yerine getirildiğini, dolayısıyla müvekkili şirketin davacıya karşı başkaca herhangi bir tazminat sorumluluğu bulunmadığını, SDDK’nın 09/04/2025 tarihli kararı uyarınca müvekkili sigorta şirketinin temdit yetkisinin kaldırıldığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birikte müvekkili sigorta şirketini, davacıya yapılan ödemesinde yaşanan gecikme kapsamında sorumlu tutmanın hakkaniyete aykırılık teşkil edeceğini, yine kabul anlamına gelmemek kaydı ile tazminat ödenmesi gerektiğine kanaat getirilmesi halinde poliçedeki kloz ve muafiyetlerin uygulanmasını talep ettiklerini, araç mahrumiyet bedelinin ise zmms kapsamı dışında kalan zararlardan olup işbu zararın, müvekkili şirket tarafından da ayrıca bir ek sözleşme ile teminat kapsamına alınmadığını, işbu davadan dolayı müvekkili şirketin faiz sorumluluğunun bulunmadığını, sigorta sözleşmelerinin, sigorta ettirenin zenginleşmesine yol açmaması gerektiğini, zararın giderilmesinin sağlaması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece aksi kanaatte olunması durumunda dosya bilirkişiye tevdii edilmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... Paz. San ve Tic. Ltd. Şti. ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının pert farkı bedeli, araç mahrumiyet bedeli ve eksper rapor/fatura bedeline ilişkin taleplerinin haksız olduğunu, henüz kusur, zarar ve illiyet bağı kesinleşmeden müvekkillerinin doğrudan ve sınırsız sorumlu gibi gösterilerek dava açılmasının haksız fiil sorumluluğunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını, davanın yanlış hasma yöneltildiğini, usul ve maddi hukuk yönünden ciddi eksiklikler içerdiğini, "pert farkı" talebinin sigorta ilişkisine, poliçe kapsamına, ödeme sürecine ilişkin olduğunu, müvekkillerinin bu sürecin tarafı olmadığını, bu talebin müvekkillerine yöneltilemeyeceğini, "eksper raporu ve fatura bedelleri" talebinin de haksız ve yersiz olduğunu, davacının kendi iradesiyle, müvekkillerinin bilgisi ve onayı olmaksızın yaptırdığı raporun kabul edilemeyeceğini ve müvekkiller aleyhine talepte bulunulmasının hukuka aykırı olduğunu, raporun müvekkiller yönünden hiçbir bağlayıcılığının bulunmadığını, "araç mahrumiyet bedeli" talebi için ise Karayolları Trafik Kanunu’nun 97. maddesine göre sigorta şirketine yazılı başvuru yapılmadan dava açılamayacağını, bunun bir dava şartı olduğunu, davacının bu şartı yerine getirmeden açtığı davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, ayrıca perte ayrılan araçlarda mahrumiyet bedelinin olamayacağını, sigorta tarafından ödenen pert bedelinin içerisinde bu talebin de karşılandığını, davacının aracını sigorta şirketi ile yaptığı anlaşma neticesinde 840.000,00 TL bedel ile hiçbir hak ve alacağının kalmayacağı şekilde devrettiğini, bu anlaşmanın müvekkillerini bağlamadığını ve tamamen davacının kendi inisiyatifi ile verdiği bir karar olduğunu, dolayısıyla davacının bu tutardan başka herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunamayacağını, davacının tüm taleplerinin kendisi ile sigorta şirketi arasında olduğunu, müvekkillerine yöneltilebilecek bir husumet bulunmadığını, bu nedenle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın taleplerinin haksız fiilden kaynaklanan tazminat talepleri olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca süre yönünden def’i haklarını saklı tuttuklarını, pert farkı bedeli, araç mahrumiyet bedeli ve eksper rapor/fatura bedeli dahil tüm talepler yönünden zamanaşımı def’ini açıkça ileri sürdüklerini, yargılama sürecinde dosyaya girecek deliller doğrultusunda bu def’i genişletme ve ayrıntılandırma haklarını saklı tuttuklarını, davacının bir kısım talepleri için belirsiz alacak ve bir kısım talepleri için kısmi dava olarak işbu davayı ikame etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, somut olayda davacının kendi iradesi ile aldırmış olduğu bilirkişi raporları ile tüm talepleri yönünden likit bir tutara ulaştığını, fatura bedellerinin de sabit olup bölünebilir nitelikte olmadığını, dolayısıyla davacının işbu davada belirsiz alacak veya kısmi dava açma hakkı bulunmadığını ve davanın usulden reddi gerektiğini, müvekkil şirkete ait aracın ... Sigorta Anonim Şirketi tarafından düzenlenen poliçeler ile Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ve genişletilmiş Kasko poliçesine sahip olduğunu, kasko poliçesinde İhtiyari Mali Mesuliyet teminatının bulunduğunu, davacının varsa bir zararını kasko poliçesindeki veya trafik sigortasındaki teminattan alabileceğini, davanın ... Sigorta Anonim Şirketine ihbar edilerek şirketin dosyaya eklenmesini ve poliçeler kapsamında müvekkillere yöneltilen taleplerin öncelikle poliçe kapsamında ... Sigorta Anonim Şirketine yöneltilmesini talep ettiklerini, dosya kapsamına sunulan görsellerden kazanın meydana geldiği yerin karla kaplı bir yol olduğunu, kar nedeniyle kaza yapan başka bir kamyonun yolun bir kısmını kapattığını, yolun açık olan kısmına ani bir şekilde manevra yaparak giren davacı yanın aracının kontrolünü kaybederek seyir halinde bulunan araca arkadan çarptığını, bunun üzerine müvekkili şirkete ait aracın seyir halinde iken aniden şerit değiştirip yolun açık olan kısmına girmeye çalışan davacı yanın aracına çarptığını, davacı yanın kazadaki tüm kusuru müvekkiline atfetmeye çalışsa da meydana gelen kazada KTK 46/2-c maddesi uyarınca "aksine işaret bulunmadıkça trafiği aksatacak veya tehlikeye düşürecek şekilde şerit değiştirmek" fiilini işleyen davacının asli kusurlu olduğunu, davacının hava koşullarını da düşünmeyerek ani yön değiştirmesinin toplamda 3 aracın karıştığı bir zincirleme trafik kazasına sebebiyet verdiğini, perte ayrılan araçlarda mahrumiyet bedelinin olamayacağını, sigorta tarafından ödenen pert bedelinin içerisinde bu talebin de karşılandığını, davacının hem sigorta şirketinden mahrumiyet bedelini almasına rağmen mükerrer olarak müvekkillerine karşı bu talebi ileri sürdüğünü, davacının mahrumiyet bedeline ilişkin kendince bilirkişi raporu aldırmış olsa da bu raporu kabul etmediklerini, rapora tüm yönleri ile itiraz ettiklerini, davacının aracını sigorta şirketine anlaşmış olduğu bedel ile sattığını, aracın herhangi bir tamir süresi geçirmediğini, davacının bir araç kaybı yaşamadığını, kendi istek ve rızasıyla aracı sattığını, bu yönden araç mahrumiyet bedeli taleplerinin reddi gerektiğini, davacının araçtan mahrum kaldığını, ikame araç kullandığını, kiralık araç kullandığına ilişkin hiçbir belge sunmadığını, bu haliyle, talep edilen zarar kalemlerinin soyut ve ispatlanmamış nitelikte olduğunu, davacının kayıplarını resmi olarak belgelendirmesi gerektiğini, pert farkını somut olarak ispatlayamadığını, davacının aracının rayiç fiyatı ile ödenen pert bedeli arasında fark bulunduğuna dair somut delil olmadığını, davacıya ödenen pert bedelinde her türlü hak ve alacağın bu ödenen bedel içerisinde olduğu belirtilmiş ve davacı yanca kabul edildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davaya konu aracın kaza geçmişinin bilinmediğini, tramer sorgulamasında çıkan kazalar haricinde başka kazalarının da olabileceği ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiğini, hasar kaydı işlenilmemesi adına kendince aracı tamir ettirme içgüdüsüyle hareket ediliyor olmasının araçta hasar kaydı olmamasının aracın geçmişten kaza geçmişine sahip olmaması anlamını taşımadığını açıkça ortaya koyduğunu, mahkemece bu ihtimalin de göz önünde tutulmasını talep ettiklerini, davacı yanın ihtiyati haciz talebinin mahkemece reddedildiğini, bu hususta mahkemenin ara kararına iştirak ettiklerini ve daha sonra ortaya çıkacak herhangi bir gelişmeye karşı itirazlarını saklı tuttuklarını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince 06/01/2026 tarihli ara kararı ile; "...davacının pert fark bedeli, mahrumiyet bedeli, pert farkı ekspertiz fatura bedeli, mahrumiyet ekspertiz fatura bedeli adı altında toplam 8.150,00 TL üzerinden kısmi/belirsiz dava açtığı, davalı sigorta şirketi yönünden ihtiyati haciz talebinde bulunduğu ancak somut olayda alacağın varlığının ve miktarının çekişmeli olduğu, tarafların kusur oranlarının ve talep konusu zarar kalemlerinin yargılamaya gerektirdiği, somut olayda İİK’nun 257.maddesinde yazılı yasal koşulların bulunmadığı" gerekçesiyle "ihtiyati haciz talebinin reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: 06/01/2026 tarihli ara karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; somut olayda trafik kazası sonucu müvekkili şirkete ait araçta maddi hasar meydana geldiğini, taraflar arasındaki sigorta sözleşmesi kapsamında sigorta tazminatı alacağı doğduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1427. maddesi uyarınca sigorta tazminatının nakden ödenmesinin esas olduğunu, rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoya ilişkin belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmalarını tamamlamasıyla ve 1446. maddeye göre yapılacak ihbardan itibaren 45 günün geçmesiyle muaccel hale geldiğini, somut olayda riziko gerçekleştiğini, gerekli ihbar ve başvurular yapılmış olmasına rağmen davalı sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmadığını, bu haliyle davacının alacağının mevcut ve muaccel nitelik kazandığını, dolayısıyla İİK'nın 257. maddesi kapsamında aranan muaccel alacak şartının somut olayda gerçekleştiğini, mahkemenin muacceliyet koşulunun oluşmadığı kanaatine varması ihtimalinde dahi, ihtiyati haczin istisnai olarak muaccel olmayan alacaklar bakımından da uygulanabileceğini, İİK'nın 257. maddesinde açıkça düzenlendiğini, borçlunun, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması yahut bu yönde hazırlık içinde olması hâllerinde ihtiyati hacze karar verilmesinin mümkün olduğunu, davalı ... Sigorta A.Ş. hakkında Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun 09/04/2025 tarihli ve 1038 sayılı kararı ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 20. maddesi kapsamında, gerekli sermayenin nakden şirket hesaplarına intikal ettirildiğinin tevsik edilmesine kadar tüm branşlarda yeni sigorta sözleşmesi akdetme ve temdit yetkisinin kaldırılmasına karar verildiğini, temdit yetkisinin kaldırılmasının, davalı şirketin mali yapısına ilişkin belirsizliğin ve tahsilat riskinin ciddi biçimde arttığını açıkça ortaya koyduğunu, bu durumun kamuoyuna da yansıdığını ve bilinen bir vakıa halini aldığını, bu aşamada davalı şirketin borçlarını ödeme kabiliyetine ilişkin güvenin ciddi şekilde zedelendiğinin açıkça ortada olduğunu, davalı şirketin faaliyetlerinin idari bir kararla bu denli sınırlandırılmış olmasının, alacağın ileride tahsil edilememesi riskini somutlaştırdığını ve ihtiyati haciz gibi geçici hukuki koruma tedbirlerinin uygulanmasını zorunlu kıldığını, ihtiyati haczin amacının, alacağın esasına ilişkin kesin bir hüküm tesis etmek değil, alacağın ileride sonuçsuz kalmasını önlemek olduğunu, davalının mali durumuna ilişkin mevcut belirsizliğin ve ödeme kabiliyetine yönelik ciddi şüphenin, tek başına ihtiyati haciz için yeterli ve haklı bir sebep teşkil ettiğini, mahkemenin ihtiyati haciz talebini alacağın varlığı ve miktarının henüz kesinlik kazanmadığını, talep konusu zararın kalemleri ile kusur oranlarının yargılamayı gerektirdiğini ve bu aşamada alacağın yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulamadığı gerekçesiyle reddettiğini, somut olayda davalı sigorta şirketi tarafından alacağa ilişkin olarak gerek ihtar sürecinde gerekse dava şartı olarak başvurulan arabuluculuk sürecinde, talep edilen sigorta tazminatı alacağını açıkça reddetmediğini, davalı tarafından alacağın varlığına, miktarına ya da sorumluluğa ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürülmemiş olmasının, alacağın varlığına ilişkin kuvvetli bir emare teşkil ettiğini, ihtiyati haciz aşamasında aranan yaklaşık ispatın, alacağın kesin ve tam olarak ispatını değil, alacağın varlığına dair güçlü bir kanaat oluşmasını ifade ettiğini, davalıların, alacak talebine karşı süresi içinde ve usulüne uygun şekilde herhangi bir itiraz ileri sürmemesinin, ihtar ve arabuluculuk süreçlerinde sessiz kalmasının, alacağın gerçekliğini ve ciddiyetini ortaya koyan olgular arasında olduğunu, bu haliyle, yaklaşık ispat koşulunun somut olayda gerçekleşmiş olduğunun açık olduğunu ve ihtiyati haciz talebinin bu gerekçeyle reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, somut olayda müvekkilinin; pert fark bedeli, mahrumiyet bedeli, pert farkı ekspertiz fatura bedeli ve mahrumiyet ekspertiz fatura bedeline ilişkin alacağını somut belge ve faturalarla desteklediğini, dosyaya ibraz edilen ekspertiz raporları ve hasar evrakının alacağın varlığına ilişkin kuvvetli emare teşkil ettiğini, zarar kalemlerinin teknik inceleme ile netleştirilecek olmasının, alacağın varlığını şüpheli hale getirmediğini, yalnızca miktarın belirlenmesinin yargılama faaliyetini gerektirdiğini gösterdiğini, bu durumun yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmesine engel olmadığını, kusur oranına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığından, kaza tespit tutanağındaki değerlendirmenin yaklaşık ispat koşulunu ortadan kaldıran ya da alacağın varlığını şüpheli hale getiren bir unsur olmadığını, ihtiyati haciz incelemesinde esas olanın, alacağın varlığına ve tahsilinin tehlikeye düşeceğine ilişkin kuvvetli emarelerin bulunup bulunmaması olduğunu, kusur yönünden bir çekişme bulunmadığı gözetildiğinde, bu gerekçeye dayanılarak yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği sonucuna varılmasının hukuken isabetli olmadığını beyan ederek; davalı şirket hakkında tesis edilen idari tedbirler nedeniyle mali yapısının ciddi biçimde zayıfladığını, faaliyet alanının kısıtlandığını ve ödeme kabiliyetine ilişkin objektif tereddütlerin bulunduğunu, bunun yanında, diğer davalıların malvarlığını azaltma, devretme ya da gizleme ihtimali de gözetildiğinde müvekkilinin alacağının tahsilinin açıkça tehlikeye düşme riski bulunduğunu, İİK'nın 257 ve devamı hükümleri uyarınca alacağın güvence altına alınması amacıyla ihtiyati haciz kararı verilmesinin hukuki bir zorunluluk halini aldığını ve mevcut koşullar altında ihtiyati haciz talebinin kabulü gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi ara kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine, uyuşmazlık ise ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin kararın yerinde olup olmadığına ilişkindir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, alacağın yargılamayı gerektirmesine, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00 TL maktu istinaf karar harcı peşin alındığından harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA ve ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda DEĞERLENDİRİLMESİNE, 4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar leh ve aleyhine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince KESİN olarak karar verildi. 06/04/2026 ...