İSTİNAF KARAR TARİHİ : 16/10/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 16/10/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili 10/03/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; 09/02/2021 tarihinde meydana gelen …
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 16/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/07/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI-KISITLI : ........ VASİ : ........ VEKİLİ : Av..... DAVALILAR :1- ........ VEKİLİ : Av..... : 2- ........ VEKİLİ : Av..... : 3- ........ VEKİLİ : Av..... DAVA : Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ : 16/10/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 16/10/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili 10/03/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; 09/02/2021 tarihinde meydana gelen trafik kazasında müvekkili ........'ün bisiklet ile seyir halindeyken, davalı ........'nın sürücüsü olduğu, davalı sigorta şirketi tarafından sigortalı olan ve diğer davalı belediyeye ait olan belediye otobüsünün aynı istikamette seyir halindeyken müvekkile çarpması sonucu müvekkilinin ağır bir şekilde yaralandığını, kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağında otobüs sürücüsü davalının kusursuz, müvekkilinin kusurlu olduğu yönünde tespit yapıldığını ancak savcılık soruşturma dosyasına yapmış oldukları itiraz ile alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin kusursuz olduğunun tespit edildiğini, oluşan kaza nedeniyle müvekkilinin %100 oranında malul kaldığını, kendi işlerini kendi başına yapamaz hale geldiğini, sürekli bakıma muhtaç hale geldiğini, müvekkilinin Konya .... Sulh Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası ile kısıtlanarak ........'ün vasi olarak atanmasına karar verildiğini, müvekkilinin hem geçici hem de sürekli maluliyet zararları olduğunu, tedavi süresince de bir çok tedavi masrafı yapıldığını, müvekkilinin bilincinin kaybetmesi, eşini ve çocuğunu tanıyamaz hale gelmesi ile manevi olarak oldukça zor durumda kaldığını, kaza sonrası davalı sigorta şirketi yapılan başvurudan sonuç alınamadığını, sigorta şirketince bir ödeme yapılmadığını beyanla 400.000,00TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılar ........ ve ........ Belediye Başkanlığından tahsiline, mahkememizce alınacak hesap raporu ile tespit edilecek miktarlar üzerinden artırılmak üzere fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla şimdilik 1.000,00TL geçici iş göremezlik, 1.000,00TL sürekli iş göremezlik, 1.000,00TL tedavi gideri ve 2.000,00TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 5.000,00TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tüm davalılardan tahsiline, Selçuk Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığından aldırılmış olan adli rapor için ödenen 2.228,06TL rapor ücretinin yargılama giderine dahil edilerek yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 22/08/2023 tarihli bedel arttırım dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınan aktüerya raporu ile de tespit edildiği üzere dava dilekçeleri ile 1.000,00TL olarak talep ettikleri geçici iş göremezlik taleplerini 23.018,31TL'ye; 1.000,00TL olarak talep ettikleri sürekli iş göremezlik taleplerini 1.536.852,12TL'ye; 1.000,00TL olarak talep ettikleri tedavi gideri taleplerini 20.000,00TL'ye; 2.000,00TL olarak talep ettikleri bakıcı gideri taleplerini 2.042.121,92TL'ye yükselttiklerini, toplamda maddi tazminat taleplerinin 3.621.992,35TL olduğunu ve bu talepleri gibi karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinaf kaldırma kararı sonrası 07/05/2025 tarihli bedel arttırım dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınan aktüerya raporu ile de tespit edildiği üzere, geçici iş göremezlik taleplerini 23.018,31TL'ye; sürekli iş göremezlik taleplerini 2.770.232,61TL'ye; tedavi gideri taleplerini 20.000,00TL'ye; bakıcı gideri taleplerini 3.654.383,99TL'ye yükselttiklerini, toplamda maddi tazminat taleplerinin 6.467.634,91TL olduğunu ve bu talepleri gibi karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ Belediye Başkanlığı vekili 30/03/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağı ile müvekkili belediyeye ait kazaya karışan otobüs sürücüsünün kusursuz olduğunun tespit edildiğini, dilekçe ekinde sunulan kaza görüntülerini gösterir CD'nin incelenmesi ile de ortaya çıkacağı üzere davacı bisiklet sürücüsünün hakimiyetini kaybetmesi sonucu davaya konu kazanın meydana geldiğini, oluşan kazaya davacının kendi kusurunun sebebiyet verdiğini beyanla müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ A.Ş. vekili 19/04/2022 tarihli cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan otobüsün müvekkili şirket tarafından sigortalı olduğunu, kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağı ve savcılık dosyasında alınan raporlar ile oluşan kazada otobüs sürücüsünün kusursuz olduğunun tespit edildiğini, savcılık dosyası ve ceza dava dosyasının celp edilerek incelenmesini, müvekkili şirketin sorumluluğunun kusur durumuna göre sınırlı olduğunu, kusur durumunun mahkememizce usulünce alınacak raporlar ile tespit edilmesini, kazaya ilişkin müterafik kusur durumunun ve hatır taşıması durumunun da mahkememizce dikkate alınması gerektiğini, kazada yaralana davacının usulünce adli tıp kurumundan alınacak raporlar ile maluliyet durumunun da mahkememizce tespit edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin tedavi gideri ve bakıcı giderine yönelik talepler yönünden sorumluluklarının bulunmadığını, davacı tarafın SGK'dan ödeme alıp almadığının tespit edilmesini, mahkememizce aktüerya hesap rapor aldırılmasını, müvekkilinin talep edildiği gibi kaza tarihinden itibaren faizden sorumlu tutulamayacağını beyanla açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ tarafından süresi içinde dosyaya cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmış olup davalı vekilince sunulan 28/08/2022 tarihli beyan dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava dilekçesindeki iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, kabul etmediklerini, kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağında kusurlu tarafın davacı olduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin kamu görevlisi olduğunu bu nedenle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, açılacak davaların kamu adına açılması gerektiğini bu nedenle müvekkili yönünden öncelikle husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kaza nedeniyle Konya .... Asliye Ceza Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası ile açılan kamu davasının halen derdest olduğunu ve bu davanın neticesinin beklenmesi gerektiğini, asliye ceza mahkemesinde alının kusur raporunda da müvekkilinin kusursuz olduğunun ortaya çıktığını, davacının kast, dizlik gibi koruyucu ekipmanlar kullanmamış olması ve yaşı dikkate alınarak müterafik kusuru durumunun mahkememizce dikkate alınmasını, davacının maluliyet durumunun adli tıp kurumundan alınacak raporla tespit edilmesini, davacıya SGK tarafından yapılan ödemelerin tespit edilmesini, davacı tarafça talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş miktarlar olup haksız zenginleşmeye neden olacağını ve kabul etmediklerini beyanla açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Dava konusu trafik kazası 20.02.2019 tarihinden sonra meydana geldiğinden sürekli maluliyet oranın belirlenmesinde Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerinin esas alınması gerekmiştir. Ayrıca tazminata esas bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinde TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenen muhtemel bakiye ömür süresi ve %1,8 teknik faiz uygulanmadan, bilinmeyen/işleyecek devre hesabı yapılırken, bilinen son gelirin her yıl için %10 artırılıp %10 iskonto edilmesi yöntemi kullanılarak hesap edilen zarar miktarına göre davacının zararının belirlenmesi gerekmiştir. Manevi tazminat talebi açısından yapılan değerlendirmede ise; Davacı vekili manevi tazminat talebini davalı araç maliki ve sürücüsüne yöneltmiştir. TBK'nın 56. Maddesine göre; Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminatı takdir etmesi gerekir( HGK 23/06/2004, 13/291-370 ) Somut olayda; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kaza tarihinde paranın satın alma gücü, dosya kapsamına uygun olduğundan hükme esas alınan yukarıda belirtilen kusur raporu ve adli tıp raporu, davacının yaralanma bölgesi, sonrasında ortaya çıkan zararlar sebebiyle duyduğu manevi acı dikkate alınarak davacıların manevi tazminat isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir. Dava konusu kazadaki müterafik kusur durumu yönünden yapılan değerlendirmede; 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3135 E 2018/11955 K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır. Somut olayda, kaza tarihi itibariyle bisiklet sürücüleri için kask veya koruyucu diğer ekipmanların takılması yasal zorunluluk olmadığından ve bu yöndeki zorunluluk 16/08/2022 tarihinden itibaren başladığından müterafik kusur indirimine gidilmemiştir." şeklinde davacının maddi tazminat davasının kabulü ile, 2.770.232,61TL sürekli iş göremezlik zararı, 23.018,31 TL geçici iş göremezlik zararı, 3.654.383,99 TL bakıcı gideri zararı, 20.000,00 TL tedavi gideri zararı olmak üzere, toplam 6.467.634,91 TL maddi tazminatın, davalı sigorta şirketinin sorumluluğu (kaza tarihinde geçerli ölüm/sakatlanma teminat limiti olan [sürekli iş göremezlik zararı için] 430.000 TL ile ve ayrıca sağlık/tedavi teminat limiti olan [geçici iş göremezlik, tedavi gideri ve bakıcı zararları toplamı için] 430.000 TL) poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak kaydıyla, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 31/12/2021 tarihinden, diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 09/02/2021 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat davasının kabulü ile; 400.000,00 TL manevi tazminatın, kaza tarihi olan 09/02/2021 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ........ ve ........ Belediye Başkanlığı'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ........ Belediye Başkanlığı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı kazanın meydana gelmesinde kendi kusuru ile sebebiyet verdiğini, ceza dosyasından verilen yargı kararındaki usuli kazanılmış hakların gözetilerek mahkemece hakkaniyete uygun bir karar verilmesi gerektiğini, brüt asgari ücret üzerinden hesaplanan bakıcı giderinden %50 hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, davacının kazanın gelmesinde ve sonuçların ağırlaşmasında müterafik kusuru olduğunu, bu nedenle tazminattan indirim yapılması gerektiğini, kazanın oluş şekli ve kusur durumuna göre hükmedilen manevi tazminatın yüksek olduğunu, uygulanabilecek faiz türünün de yasal faiz olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ Şirketi vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme kararında tazminata işleyecek faiz türünün avans faizi olarak hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yaşanan kazada müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davacının koruyucu ekipman takıp takmamasının yaralanmasına ve maluliyet oranına etkisinin bulunup bulunmadığının dikkate alınması gerektiğini, müterafik kusur nedeniyle indirim yapılması gerektiğini, ayrıca mahkemece hesaplanan tazminattan hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken yapılmadığını, davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, yapılan hesaplamanın PMF hesap metoduna göre yapılması gerektiğini, tespit edilen maluliyetin afaki olduğunu, geçici iş göremezlik ve tedavi giderlerinden müvekkilinin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, uygulanabilecek faiz türünün yasal faiz olması gerektiğini ve arttırılan taleplerin ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, yargılama gideri ve vekalet ücretine de itirazlarının bulunduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yargılama giderlerinin eksik ve hatalı hükmedildiğini, yargılama giderinde davalı sigortanın her ne kadar poliçe limiti ile sorumlu tutulmuş ise de bu hususun sadece harç miktarına ilişkin sorumlulukta uygulanması gerektiğini, manevi tazminat yönünden avans faize hükmedilmesi gerektiğini, hükmedilen tazminat miktarının düşük kaldığını beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Maluliyete ve aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir n önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir ÖTE YANDAN DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/772 ESAS 2025/4513 SAYILI KARARI İLE Davacı tarafında dilekçesinde belirttiği üzere Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, E:2019/40, K: 2020/40 sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile "...ve genel şartlarda..." ibaresinin iptali sonrasında 90. madde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şekline gelmiş, böylece tazminat hesaplamalarına dair usul ve esasların Genel Şartlar ile düzenlenmesine temel dayanak olan ibareler, iptal edilmiştir. Bu itibarla; kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda değişiklik yapılmasına ilişkin dava konusu 04/12/2021 tarih ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğin dava konusu düzenlemelerinin iptali gerekmektedir. GEREKÇESİYLE Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın; 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in; 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 1'inde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 1'in, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 2'sinde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Sakatlık Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 2'nin, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 3'ünde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 3'ün İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ YİNE DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/786 ESAS 2025/6004 SAYILI KARARI İLE Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in 16. maddesinin ve Genel Şartlar'ın dava konusu Tebliğ'in 15. maddesi ile değişik "Ek 2:Sakatlık Tazminatları Hesaplaması" başlıklı kısmının 6. maddesinin İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmemktedir Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA SEÇENEK HESAPLAMALARDAN Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR KEZA AYM'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda SEÇENEK HESAPLAMADAN PMF 1931 a göre KARAR verilmesi gerekerken trh 2010 uygulanması yanlış olup itirazlar yerindedir Kusura itiraz Konya .... Asliye Ceza Mahkemesinin 25/04/2023 tarih, ... esas ... karar sayılı ilamı ile; mahkememiz dosyası davalısı ........ hakkında taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan açılan kamu davasında beraat kararı verildiği, kararın istinaf mahkemesi incelemesinden geçerek 11/07/2023 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... talimat sayılı dosyası aracılığıyla Karayolları Fen Heyetince düzenlenen 23/10/2022 tarihli kusur raporunda özetle; davaya konu kaza nedeniyle ... plakalı otobüs sürücüsü ........’nın, bu kazanın oluşumunda %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, bisiklet sürücüsü ........’ün, bu kazanın oluşumunda kusurunun olmadığının tespit edildiği bildirilmiştir. Ankara Adli Tıp Kurumu Genişletilmiş Uzmanlar Kurulunca düzenlenen 31/01/2024 tarihli kusur raporunda özetle; davaya konu kaza nedeniyle davacı taraf sürücüsü ........'ün %100 (Yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, davalı sürücü ........'nın kusurunun olmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi cihetine gidilmemiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Mahkemece daha önce rapor tanzim etmemiş bir kurumdan rapor aldırmak gerekirken daha öce aynı konuda ceza mahkemesinde rapor tanzim etmiş ankara akt dan rapor alınması doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece, ilgili ceza mahkemesi ile birlikte dosyanın İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİNDEN seçilecek 5 kişilik kusur konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tüm dosya kapsamına göre, kazanın oluş şekli, çarpma noktaları,olayın görgü tanıklarının anlatımları da gözönünde bulundurularak sürücülerin olaydaki kusur durumlarının tespiti hususunda, önceki bilirkişi raporlarının da irdelendiği ayrıntılı, gerekçeye ve denetime elverişli bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru olmayıp davacı vekillerinin istinafı yerindedir. GEREKÇESİYLE YAPILAN KALDIRMA NEİTCESİ İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetince mahkememize sunulan 08/01/2025 tarihli kusur raporunda özetle; "...A-)Davalı idare adına kayıtlı ve davalı sigorta şirketine Trafik sigortalı, ........ plaka numaralı otobüsün sürücüsü davalı, iki trafik şeritli taşıt yolunda, sağ şeridin sağını takiben seyretmekte olan, davacı sürücü yönetimindeki bisikleti, sollama manevrası ile geçmek için sol şeride geçmesi gerekirken, bu hususa riayet etmemiş, sağ şeritteki seyrini sürdürerek bisikleti geçmek istemiş, bu suretle, bisikletin, otobüsün rüzgarının etkisinde kalmasına sebebolmuştur. Davalı sürücü ........'nın, tedbirsiz, dikkatsiz, trafik düzeni ve güvenliği ile ilgili dikkat ve özen yükümlülüklerine, araçları sollama manevrası ile geçme kurallarına aykırı şekilde hareket ettiği, bu hatalı sevk ve idaresinin, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 84/j maddesindeki "Araç sürücüleri, trafik kazalarında, manevraları düzenleyen genel şartlara uymama halinde asli kusurlu sayılırlar." hükmü de uyarınca, olayda, birinci (asli) derecede ve tam, % 100 (yüzde yüz) oranında etkili bulunduğu mütalaa olunmakta ve 09/02/2021 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağı'nda, Adli Tıp Kurumu, Ankara Trafik İhtisas Dairesi uzmanlarınca düzenlenmiş, 07/07/2022 tarihli Bilirkişi Raporunda, YTÜ ve İTÜ öğretim üyelerinden oluşmuş bilirkişi heyetince hazırlanmış, 06/02/2023 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporunda ve Adli Tıp Kurumu, Ankara Trafik İhtisas Dairesi "Genişletilmiş Uzmanlar Kurulu" nun, 31/01/2024 tarihli Bilirkişi Raporunda, davalı sürücünün sollama ile geçme manevrasının temel kuralına uymadığının, sol şeride geçmeden, sağ şerit içinde seyrini sürdürerek, sağ şeritte, önünde gitmekte olan, davacı sürücü yönetimindeki bisikleti geçmek istediğinin, bu suretle, davacı sürücü için tehlikeli bir durum yarattığının dikkate alınmamasının ve olayda, kusursuz sayılmasının isabetsiz olduğu, mevcut tespitlere uymadığı sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, otobüs sürücüsü davalının, "bisikletliyi seyir şeridinde görünce, uyarmak için kornaya bastığını, bisikletlinin şeridinden çıktığını ve yol kenarına doğru gittiğini, kendisini aynadan kontrol ederek geçtiği esnada, otobüsün son kısmı da geçeceği sırada, bisikletlinin sağa doğru yalpaladığı" yönündeki savunmasının, bisikletlinin sağ şeritte seyrettiğini, bankete çıkmadığını gösteren kamera kayıtlarına uymadığı değerlendirilmektedir. B-)Bisiklet sürücüsü davacı ........'ün, kamera kayıtlarından da saptandığı gibi, iki trafik şeritli taşıt yolunun sağ şeridini takiben seyrettiği sırada, sollama ile geçme manevrasını kurallara aykırı şekilde yapan davalı sürücünün, bisiklete, tehlike yaratacak şekilde yaklaşması sebebiyle kazaya karışmak durumunda kaldığı, olayda, etkili herhangi bir kural ihlalinin, tedbirsizliğinin ve dikkatsizliğinin bulunmadığı, kusursuz olduğu kanaatine varılmaktadır. İki tekerlekli, küçük ve dengesi kolay bozulan bir araç olan bisikletin, seyir sırasında sağa sola hafifçe yalpalar vaziyette seyretmesinin doğal olduğu, bilirkişi raporlarında ve davalı sürücünün savunmasında bu durumunun sevk ve idare hatası olarak değerlendirilmesinin uygun olmadığı, bisikletin yapısına bağlı doğal seyir şeklinin gözardı edildiği düşünülmektedir. C-) 03/08/2021 tarihli Trafik Kazası Bilirkişi Raporunda belirtilen kusur durumunun ve Karayolları Genel Müdürlüğü'ne mensup, 3 kişilik bilirkişi heyeti tarafından, huzurdaki tazminat davası için tanzim olunmuş, 23/10/2022 tarihli Bilirkişi Kurulu Raporundaki kusur gerekçelerinin ve kusur durumunun heyetimizin görüşü ile örtüştüğü mütalaa olunmaktadır..." kanaatleri bildirilmiştir. 08/01/2025 tarihli bilirkişi heyeti raporunun dosya içerisindeki tüm raporları irdeler ve çelişkileri giderir mahiyette olması ve aynı zamanda istinaf mahkemesinin kaldırma kararında belirtilen hususları karşılaması sebepleriyle mahkemece de benimsenerek, dava konusu kazada davalı sürücü ........'nın %100 oranında tam kusurlu olduğu, kazada davacı bisiklet sürücüsünün bir kusurunun bulunmadığı kanaatine varılması doğrudur Bakıcı gideri ve hakkaniyet indirimi itirazı İDM tarafından maluliyetin belirlenmesi için rapor alınmış olup,sunulan raporda davacının kaza nedeniyle geçici iş göremezlik süresinde %100 malul kabul edilerek bakıcı giderine hükmedilmesinde bu süre içerisinde davacının bir başkasının bakımına muhtaç olduğu ve kişiye bu süre zarfında bakıcı gideri oluşmasının açık olmasına ve raporunun dosya kapsamına uygun olunmasına göre Davalı vekilinin buna ilişkin istinafı yerinde görülmemiştir. Öte yandan Yargıtay 17 HD uygulamasına göre, bu tür hesaplamalarda, aile bireylerine böyle bir yükümlülük yüklenemeyeceği gibi, dışarıdan bir bakıcı tutulmuş olsa idi ne kadar zararının olduğu belirlenerek hüküm verilmesi gerektiğine yönelik içtihatlarının kökleşmiş olduğu, Buna göre; olayda BK.’nun 43. maddesi (6098 sayılı TBK md. 52) gereğince hakkaniyet indirimi şartları bulunmamasına göre, davacının gerçek zararından, varsayıma dayalı hakkaniyet indirimi yapılmadan karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmasına göre buna yönelen itirazlar da yersizdir Müterafik kusur itirazı 16 Ağustos 2022’de yayımlanan Resmi Gazete ile Karayolları Trafik Yönetmeliğine göre Aynı Yönetmeliğe ekli “1 SAYILI CETVEL”in; C) HUSUSİYETLERİNE GÖRE ARAÇLARDA BULUNDURULACAK TEÇHİZAT” bölümünün; 1) “Taşıt” kısmında yer alan “Motorlu bisiklet, motosiklet ve elektrikli bisiklet (Sürücüsü bir çerçeve veya karoseri ile korunanlar hariç)” ibaresi “Motorlu bisiklet, motosiklet, bisiklet ve elektrikli bisiklet (Sürücüsü bir çerçeve veya karoseri ile korunanlar hariç)” şeklinde, 2) “Durum ve Nitelikleri” kısmında yer alan “Sürücüler için; gözü dış tesirlere karşı koruyacak, görüşe engel olmayacak, normal görüşü bozmayacak renkli veya renksiz (Koruma başlığının gözlüğü varsa ayrıca gözlük aranmaz) olacaktır.” ibaresi “Sürücüler için; gözü dış tesirlere karşı koruyacak, görüşe engel olmayacak, normal görüşü bozmayacak renkli veya renksiz (Koruma başlığında koruma gözlüğü olması durumunda ve bisiklet sürücülerinde koruma gözlüğü aranmaz) olacaktır.” şeklinde, 3) “Taşıt” kısmında yer alan “Bisiklet, motorlu bisiklet ve motosiklet” ibaresi “Bisiklet, elektrikli bisiklet, elektrikli skuter, motorlu bisiklet ve motosiklet” şeklinde, 4) “Teçhizat” kısmında yer alan; “Reflektif işaret” ibaresi “Reflektif kıyafet (yelek vb.)” şeklinde, 5) “Durum ve Nitelikleri” kısmında yer alan “Sürücüler ve taşınması halinde yolcular için, gece seyahatlerinde görünürlüklerini sağlayacak şekilde giyinecekler veya giysilerine reflektif işaret takacaklardır.” ibaresi “Sürücüler ve taşınması halinde yolcular için, gece seyahatlerinde görünürlüklerini sağlayacak şekilde reflektif yelek vb. giyineceklerdir.” şeklinde değiştirilmesi karşısında ,16/08/2022 tarihi öncesi gerçekleşen kazada ilgili yönetmelik uyarınca bisiklet sürücüsünün koruma başlığı takmasının zaruret teşkil etmediği gözetilmekle itiraz yersizdir KAZAYA KARIŞAN ARACIN yolcu taşımasında kullanılan ticari otobüs araç olmasına göre maddi tazminat açısından sigorta ile birlikte diğer davalıların avans faizden ,manevi tazminat yönünden ise yasal faizle sorumlu tutulmasında isabetsizlik yoktur. Manevi tazminatın çok taktir edildiği istinafı yönünden; Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının kaza nedeniyle % 100 oranında meslekten kazanma gücünü kaybettiği davalının kusur durumu ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. HMK'nin 355. maddesinde, “ İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353. maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, ilk derece mahkemesinin kararında yukarıda belirtilenler dışında HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden herhangi bir yanlışlığın da bulunmadığı gözetilerek davalı vekillerinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü SEÇENEK HESAPLAMADAN ÇALIŞMA GÜCÜ KAYBI YÖNETMELİĞİ VE PMF 1931 E GÖRE HESAP YAPAN RAPORA GÖRE KARAR VERİLEREK ile DAVACININ TÜM İTİRAZLARININ REDDİ İLE incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine, Davalı Davalı ........, ........ Belediye Başkanlığı vekili, davalı ........ Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle; 1-DAVACININ MADDİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE, 2.473.694,55TL sürekli iş göremezlik zararı, 23.018,31 TL geçici iş göremezlik zararı, 2.943.393,62 TL bakıcı gideri zararı, 20.000,00 TL tedavi gideri zararı olmak üzere, TOPLAM 5.460.106,48 TL MADDİ TAZMİNATIN, Davalı sigorta şirketinin sorumluluğu (kaza tarihinde geçerli ölüm/sakatlanma teminat limiti olan [sürekli iş göremezlik zararı için] 430.000 TL ile ve ayrıca sağlık/tedavi teminat limiti olan [geçici iş göremezlik, tedavi gideri ve bakıcı zararları toplamı için] 430.000 TL) poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak kaydıyla, davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 31/12/2021 tarihinden, diğer davalılar yönünden kaza tarihi olan 09/02/2021 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, FAZLAYA İLİŞKİN (1.007.528,00 TL) TALEBİN REDDİNE 2-DAVACININ MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KABULÜ İLE; 400.000,00 TL MANEVİ TAZMİNATIN, kaza tarihi olan 09/02/2021 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ........ ve ........ Belediye Başkanlığı'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, İlk Derece Yargılaması Yönünden; 3-Alınması gereken 400.303,87 TL harçtan peşin alınan 23.457,28 TL harcın mahsubu ile bakiye 376.846,59 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına, (Davalı ........ Şirketi'nin 55.019,60 TL'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına) 4-Hazine tarafından karşılanan 1.600,00TL arabuluculuk giderinin davalı ........ Şirketi'nden tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davacılar tarafından yapılan 80,7TL başvuru harcı, 11,50TL vekalet suret harcı, 1.383,28TL peşin harç, 22.074,00TL ıslah harçları, 1.169,40TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 2.500,00TL S.Ü. Maluliyet raporu fatura bedeli, 1.393,00TL posta-tebligat gideri, 27.900,00TL bilirkişi ücretleri ve 5.095,00TL Adli Tıp Kurumu kusur raporu fatura bedeli olmak üzere toplam 61.606,88TL'nin kabul ve red oranına göre hesaplanan 52.550,66 TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, (Davalı ........ Şirketi'nin 7.672,39 TL'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına) 6-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ye göre maddi tazminat davası yönünden hesaplanan 549.005,32 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, (Davalı ........ Şirketi'nin 80.154,77 TL'sinden diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulmasına) 7-Davalı ........ Belediye Başkanlığı, ........ Şirketi kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca ret edilen maddi tazminat davası yönünden hesaplanan 153.053,92 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile bu davalılara ödenmesine, 8-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT'ye göre manevi tazminat davası yönünden hesaplanan 64.000,00TL vekalet ücretinin davalılar ........ ve ........ Belediye Başkanlığı'ndan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 9-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, İstinaf Yargılaması Yönünden; 10-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalılar ........, ........ Belediye Başkanlığı, ........ Şirketi tarafa ayrı ayrı iadesine, 11-Davacı tarafından alınan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 12-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 13-Davalı ........ Belediye Başkanlığı tarafından yapılan 1.683,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 14-Davalı ........ Şirketi tarafından yapılan 1.683,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 15-Davalı ........ tarafından yapılan 1.683,10 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile bu davalıya ödenmesine, 16-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi. 16/10/2025 ..... ..... ..... ..... Başkan Üye Üye Katip ... ... ... ... E imza E imza E imza E imza Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.