11. Hukuk Dairesi 2021/8546 E. , 2023/3809 K. İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/2820 Esas, 2021/1420 Karar DAVA TARİHİ : 30.03.2015 HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/576 E., 2018/309 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edi…
**11. Hukuk Dairesi 2021/8546 E. , 2023/3809 K.** **"İçtihat Metni"** İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/2820 Esas, 2021/1420 Karar DAVA TARİHİ : 30.03.2015 HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/576 E., 2018/309 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 28.04.2009 tarihinde beş yıl süreli ürün bazında yetkili dağıtıcılık sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye göre Hugin A.Ş. ithal ettiği, ürettiği ve gelecekte ithal edeceği, üreteceği Hugin marka tüm ödeme kaydedici cihazların Türkiye Genel Dağıtıcılığını, yurt sathındaki tüm satış hak ve yetkilerini müvekkili şirketine verdiğini, sözleşme ilişkisi kurulduktan sonraki süreçte müvekkili şirketin Türkiye pazarında tek satıcı olarak ve pazarlama ağı içerisinde sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirdiğini, sözleşme süresince müvekkili şirketin Hugin markasını kurmuş olduğu reklam, tanıtım, satış ve servis destek ağı ile Türkiye pazarında hakim marka haline getirdiğini, Hugin markasını Türkiye pazarında sadece müvekkilinin sattığını ve pazarın %60'na hakim olabilmek için büyük emek ve çaba sarf ettiğini, Hugin markasının Türkiye pazarında ilk sıraya yerleştiğini, sözleşmenin davalı şirket tarafından 18 Mart 2014 tarihinde noter aracılığı ile yapılan bildirim ile fesh edildiğini, sözleşme fesh edildikten sonra Hugin A.Ş.'nin müvekkilinin kurmuş olduğu altyapıdan, kazandırdığı müşteri çevresinden ve markayı Türkiye pazarında hakim marka haline getirmesinden dolayı menfaat elde etmeye devam edeceğini, acente için düzenlenen fakat tek satıcılık ve benzeri tekel hakkı veren sözleşmeler için de uygulama alanı bulan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesi uyarınca hakkaniyet gereği tazminat talebinde bulunduklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 301.000,00 TL 'nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, 08.02.2018 tarihinde bedel artırım dilekçesi ile artırılan bedelle birlikte toplam 319.392,42 TL'nin davalı şirketten tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığını, tekel hakkı da veren bir sözleşme olmadığını, sözleşme süresince oluşturduğu bayi ağında sadece müvekkile ait ödeme kaydedici cihazların pazarlamasını yapmadığını, davacının müvekkili şirket ve onun Hugin markalı ürününe değil, kendisinin Eray markalı dağıtım şirketine müşteri çevresi oluşturduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 28.04.2009 tarihinde imzalanan "Ürün Bazında Yetkili Dağıtıcılık Sözleşmesi"nin içerik olarak "Tek Satıcılık Sözleşmesi" olduğu, davacının sözleşme feshedilene kadar davalı ürünlerinin satımı için çaba sarf ettiği, masraf yaptığı, bayi ve dağıtım ağları oluşturduğu, bu faaliyetleri sonucunda davalı firmanın ürünlerinin belirli bir müşteri potansiyeline ulaştığı, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesine göre denkleştirme tazminatı isteminin haklı olduğu, denetime ve hükme elverişli bilirkişi raporunda denkleştirme tazminatının 319.392,42 TL olarak hesaplandığı, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu, bu nedenle artırılan bedel için zamanaşımı definde bulunulamayacağı, hak düşürücü sürenin söz konusu olamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, 319.392,42 TL'nin 30.03.2015 dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayandığı ve açıkça hukuka aykırılık içerdiği için bozulması gerektiğini davanın müvekkili şirketin yerleşim yerinde açılması gerektiğini, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, Yerel Mahkemenin yetki itirazlarının reddine dair kararının hatalı olduğunu öncelikle yetki itirazının kabulü ile kararın usul yönünden bozulması gerektiğini, husumet itirazında bulunduklarını, hatalı bilirkişi raporu dikkate alınarak karar tesis edildiğini, denkleştirme için ilk şartın acentelik sözleşmesinin sona ermiş olması gerektiği, ikinci şartın müvekkilinin acentenin bulduğu müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin son bulmasından sonra da önemli menfaatler elde edebilecek durumda olması gerektiğini, davacının ileri sürdüğü ve bilirkişilerin kabullerinin aksine sözleşmenin sona ermesinden sonra, davacının etkisiyle müvekkil şirketin elde ettiği önemli bir kazanım bulunmadığını aksine davacının Verifon markalı ürünleri piyasada kötülemesiyle müşteri kaybının söz konusu olduğunu, bilirkişilerin davacının Hugin markalı yazar kasalar yanında başka markalı yazar kasa satışı yaptıklarını gözden kaçırdıkları gibi, başka elektronik ürün satışı gerçekleştirdiğini de gözden kaçırdıklarını, davacının ticari defterini ortada tek satıcılık ilişkisi varmışçasına incelemeye tabi tutup müvekkille ilgisi olmayan kar marjları tespitinin yapıldığını, bu durumun fiili ve hukuki durumla örtüşmediğini, davacının Verifon markalı ürünler için müvekkiline yeni müşteriler kazandırdığını ispat edememekte, sadece kullanılması mevzuatla yürürlükten kaldırılan Hugin markalı ürünler için bayi ağı oluşturduğunu ileri sürdüğünü, davacının, Verifon markalı yeni nesil ödeme kaydedici cihazlar için müvekkili şirkete kazandırdığı bir müşteri çevresi bulunmadığını, dolayısıyla müvekkilin işlerinde (ürünlerinde) değişiklik yaparak acente tarafından sağlanan müşterilerle iş yapmaması halinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin uygulanmayacağını, hakkaniyete ve somut olayın özelliği ile örtüşmeyecek şekilde tazminat hesabı yapıldığını, sözleşmenin davacının dürüstlük kuralına uygun olmayan davranışı nedeni ile sona erdirildiğini, acentenin kusurlu davranışı karşısında, sözleşmenin devamının müvekkili bakımından katlanılmaz bir durum arz ettiğini, bu durumda hakkaniyet ilkesi denkleştirme talebinde bulunulmasına engel oluşturacağını, tekel hakkı veren tek satıcılık ilişkisi olmadığını, davacının, yapımcı ile rekabet etmeme yükümüne aykırı hareket ederek sözleşmeyi ihlal ettiğini, tek satıcılık sözleşmesinde, tekel hakkı hem tek satıcı, hem de üretici için asli bir borç olarak üstlenildiğini, tekel hakkının gereği olarak üretici, tekel bölgesinde tek satıcı dışında başkasına mal göndermemeyi, tek satıcı da o bölgede sadece satıcının mallarını satmak ve sürümü artırma için çaba harcamayı üstlendiğini, davacının sözleşme sürecinde oluşturduğu bayi ağlarında sadece müvekkili şirkete ait ödeme kaydedici cihazları satmadığını, sözleşmenin sona ermesinden sonra müvekkili şirketin, davacı şirketin dağıtım ağı ve müşteri çevresini devralmadığını ve onun bulduğu müşteriler sayesinde önemli bir menfaat elde etmediğini, anılan sözleşmede buna ilişkin bir devir yükümlülüğü bulunmadığı gibi, dağıtım ağı ve müşteri çevresinin sözleşmenin sona ermesinden sonra müvekkili şirkete devredilmediğini, bilirkişilerin hesaplamaya esas aldıkları ölçülerin de hatalı olduğunu, raporda hesaplamaların hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalının tek satıcısı iken sözleşmenin davalı tarafından feshedildiğini, sözleşme boyunca davalının portföyünde meydana gelen artış nedeniyle kendisine denkleştirme tazminatı ödenmesi gerektiğini belirterek, tazminat isteminde bulunduğu, taraflar arasında 28.04.2009 tarihli "ürün bazında yetkili dağıtıcılık sözleşmesi" imzalandığı, buna göre davacıya davalı tarafından Türkiye genelinde inhisari satış yetkisi verildiği, bunun tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olduğu, daha sonra sözleşmenin davalı tarafça 28.04.2014 tarihinde herhangi bir alacak talebinde bulunulmaksızın süre bitiminden dolayı feshedildiği, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunduğundan, davacı tarafın denkleştirme tazminatı isteme hakkının olduğu, hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi tarafından düzenlenen raporda belirtildiği gibi, davacının sözleşme boyunca işletmeye müşteri kazandırdığı, davalının davacının faaliyetleri ile önemli menfaatler elde ettiğinin kabul edilmesi gerektiği, davacı şirketin 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre denkleştirme tazminatı isteme hakkına sahip olacağını, her ne kadar davalı taraf istinaf dilekçesinde davacının, davalıya önemli menfaatler kazandırmadığı, üzerine düşen yükümlülükleri tam olarak yerine getirmediğini belirtmiş ise de davalı tarafın davacıya gönderdiği fesih yazısında taraflar arasında sürekli iyi ilişkiler olduğu, davacının başarılı çalışmalar yaptığı, davalı tarafın davacıya hizmetleri için teşekkür ettiği, aksine davacının davalıya önemli menfaatler kazandırmadığına yönelik herhangi bir delilin dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.06.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir. T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde "Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı", 492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı", (1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı", 1/e maddesinde "yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı" 2.a maddesinde de "1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında" maktu harç alınacağı düzenlenmiştir. Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen "istinaf başvurusunun esastan reddi" kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen "esas hakkında" karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir. Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki "esastan" ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd) Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99) 1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır. Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası'nın 73/3 maddesindeki "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına" ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir. Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir. Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır. Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.