T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2025/2104 KARAR NO:2025/2075 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:30.09.2025 NUMARASI:2025/369 Esas - 2025/840 Karar DAVA :Şirket ortaklığının tespiti- pay defterine tescili Taraflar arasındaki şirket ortaklığının tespiti davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle davan…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2025/2104 KARAR NO:2025/2075 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:30.09.2025 NUMARASI:2025/369 Esas - 2025/840 Karar DAVA :Şirket ortaklığının tespiti- pay defterine tescili Taraflar arasındaki şirket ortaklığının tespiti davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın davalı firmaya ait hamiline yazılı olan 40.000 paya karşılık gelen hisse senetlerini ... isimli şahıstan ekte sunulan hisse devir sözleşmesi ile 12/11/2024 tarihinde satın aldığını, Beyoğlu ... Noterliğinin 11 Kasım 2024 tarih ve... yevmiye nolu resmî şekilde düzenlenen hisse satış sözleşmesine rağmen davalı firma ve yönetim kurulunun, işbu satın alma işlemini tescil ettirmemekte direndiğini, müvekkilinin davalı şirkette mevcut nominal değeri 25 TL olan 40.000 paya karşılık eski ortak ...'a 1.000.000,00 TL ödediğini ve hissenin devrini aldığını, davalı tarafın Beyoğlu ... Noterliğinin 19/11/2024 tarihli ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile hisse senedi aslını, Beykoz adresinde mukim şirket merkezine ibraz etmelerini, aksi halde pay sahipliği iddialarının ispat edilmemiş olacağını belirtmek suretiyle ihtar ettiğini, tüm bunların akabinde taraflarınca şirket merkezine hisse senetleriyle birlikte gidildiğine dair tutanak tutulduğunu, taraflarınca gerekli tüm evraklarla birlikte şirket merkezine gidildiğini ve davalı tarafa ibraz edildiğini, buna rağmen davalı tarafın pay defterine tescilden kaçındığını, bu durumun hukuka aykırı olduğunu, taraflarınca pay devrinin tescilini talep etme zorunluluğunun hasıl olduğunu, davalı şirketin görünürde ortağının her ne kadar hisseleri müvekkiline devreden ... olsa da şirketin en başından itibaren ortağının müvekkili ... olduğunu, ...'ın yalnızca müvekkiline ait hisselerin yıllardır emanetçiliğini yaptığını, davalı şirketin diğer ortağı ... tarafından da açıklanan nedenlerle davacı tarafından resmî olarak devralınmasına rağmen tescil işlemlerinin tamamlanmaması sebebi ile davalı taraftan şirkete ait pay defterine ve ticaret sicil müdürlüğünce müvekkili adına tescil ve ilan talebi ile dava açmadan önce... AŞ'deki paydaşlığının ve hamiline yazılı pay senetlerinin yeminli mali müşavir ile mahkemece tespitini talep ettiklerini, tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile müvekkilinin ... AŞ'deki paydaşlığının ve hamiline yazılı pay senetlerinin mahkemece alanında uzman bilirkişi ile tespitine karar verilmesini, dilekçeni konu bölümünde ise paylarının şirket pay defterine tesciline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; hiçbir kabulü tazammun etmemek kaydı ve şartı ile hamiline yazılı hisse senetlerinin pay defterine tescil ve ilan edilmesi zorunluluğu bulunmadığını, davacının taleplerinin reddinin gerektiğini, pay sahipliği sıfatı bulunmayan davacı tarafın taleplerinin aktif husumet yokluğu sebebi ile reddinin gerektiğini, müvekkili şirkete ait hamiline yazılı hisse senetlerinin zilyedi olmadığı sabit görülen davacı tarafın hak iddiasında bulunamayacağını, muvazaalı bir devir işleminin gerçekleştiği sabit görülen uyuşmazlık bakımından davacı taleplerinin reddinin gerektiğini, davacı tarafın pay sahipliği iddiasına konu edilen belgelerin TTK'nın 487/1 maddesi uyarınca taşıması gereken unsurları taşımadığını ve geçerli bir hisse senedi niteliğinde olmadığını, müvekkili şirkete ait hamiline yazılı hisse senetlerinin zilyedi olduğunu ispat edemeyen davacı tarafın huzurdaki dava bakımından aktif husumetinin bulunmadığını, hamiline yazılı hisse senetlerinin pay defterine işlenmesi ve ilan edilmesi yönünde bir düzenleme ve dolayısıyla zorunluğunun bulunmadığını, eylem ve beyanları birbiri ile çelişen davacı tarafın haksız bir kazanım elde edebilmek saikiyle muvazaalı işlemler gerçekleştiğini, bu işlemlerin hukuken hükümsüz ve geçersiz olduğunu, Merkezi Kayıt Kuruluşuna devir bildirimi yapılmaması sebebi ile pay sahipliğinden doğan hakların kullanılmayacağı ve müvekkili şirkete karşı ileri sürülemeyeceği hususları göz önünde bulundurularak huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek; davanın öncelikli olarak yetkisizlik nedeni ile reddine, hamiline yazılı hisse senetleri yönünden pay defterine işleme ve ilan yönünden bir düzenleme dolayısıyla yükümlülük bulunmadığı gözetilerek huzurda görülen davanın hukuki menfaat yokluğu nedeniyle usulden reddine, her halükârda menfaat yokluğu nedeniyle usulden reddine, her halükârda haksız ve mesnetsiz davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı ve yukarıdaki açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde davacı tarafından delil olarak dayanılan hamiline yazılı pay senedinde davalı şirket yetkilisinin / yetkililerinin imzasının bulunmadığı, 6102 s. TTK 487/1. maddesi hükmü uyarınca şekil koşullarındaki eksiklik sebebiyle bu belgenin geçerli bir hamiline yazılı pay senedi olarak kabul edilemeyeceği, bu çerçevede davacının imzasız bu belge ile maddi hukuk kapsamında herhangi bir ortaklık hakkının bulunmadığı, imzasız bu belgenin TTK 487/1.maddesi uyarınca davacıya anonim şirket ortaklık hakkı bahşetmediği, bu çerçevede maddi hukuk hükümleri uyarınca davacının dayanak belge sebebiyle davalı anonim şirketin ortaklık tespiti ve tescili noktasında aktif husumetinin bulunmadığı..." gerekçesiyle aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Müvekkilinin, davalı şirkete ait hamiline yazılı 40000 paya karşılık gelen hisse senetlerini ... isimli şahıstan 12.11.2024 tarihli hisse devir sözleşmesi ile satın aldığını, noterden yapılan bu devir işlemine rağmen davalı şirket yönetim kurulunun davacıyı paydaş olarak pay defterine işlemekten kaçındığını, davalıya gönderilen 12. 11.2024 tarihli noter ihtarıyla, hisse devir sözleşmesi doğrultusunda davacıya devredilen payın pay defterine kaydının yapılmasını ve ilanını talep ettiklerini, davalının 19.11.2024 tarihli cevabi ihtarnamesi ile hisse senetlerinin aslını şirket merkezine ibraz etmesini ihtar ettiğini, 27.11.2024 tarihinde müvekkilinin hisse senetleriyle birlikte şirket merkezine gittiğini, buna dair 27.11.2024 tarihli tutanağın düzenlendiğini, senetlerin davalı şirket yönetim kuruluna ibraz edildiğini, buna rağmen davalının, davacıyı pay defterine ortak olarak tescilden kaçındığını, bu nedenle eldeki davayı açmak zorunda kaldıklarını;Davalı şirketin görünürdeki ortağı her ne kadar hisseleri davacıya devreden ... ise de şirketin en başından itibaren ortağının davacı olduğunu, ...'ın yalnızca emanetçi olduğunu, bu şirketin diğer ortağı ... tarafından da bilindiğini, taraflar arasında imzalanan 15.06.2017 tarihli hissedarlar sözleşmesi ve iştirak taahhütnamesinin de dava dilekçesi ile sunulduğunu, bu sözleşmeye göre şirketin 2.000.000 TL olan sermayesinin 80000 adet hamiline yazılı hisse senedine bağlı olduğu ve yarısının davacıya, diğer yarısının ise dava dışı ...'a ait olacağının kararlaştırıldığını, ...'ın ise davacı adına görünürde hissedar olacağını, bu inançlı işlemin taraflarca bilindiğini, buna rağmen talebin kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu;Öte yandan davalı şirkete karşı İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/3 E.sayılı dosyasıyla genel kurul kararının iptali davası açıldığını, o davada davalı tarafça verilen cevap dilekçesinde dava içi ikrar mahiyetinde beyanda bulunduğunu, bu cevap dilekçesinde dava dışı ...'ın şirkete ait hamiline yazılı hisse senetlerinin zilyedi sıfatıyla tüm genel kurullara katıldığının ve davacıya devredilen hamiline yazılı pay senetlerinin geçerli olduğunun kabul edildiğini, bunun mahkeme içi ikrar niteliğinde olup davalıyı bağladığını, emsal Yargıtay içtihatları uyarınca da mahkeme içi ikrarın sonuçlarının bağlayıcı olduğunu, davalının bu ikrarından sonra eldeki davada ileri sürdüğü savunmaların hukuka ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, TTK'nın 490. maddesi uyarınca, hamiline yazılı pay senetlerinin devrinin zilyetliğin devri suretiyle olacağını, davacının da kendisine devredilmiş olan pay senetlerinin zilyedi olup pay sahipliğini kazanmış olduğunu, ayrıca yukarıda belirtilen 15.06.2017 tarihli sözleşme uyarınca da müvekkilinin hissedar olduğunu, Bu açıklamalara göre müvekkilinin hissedar olduğu kanıtlanmış olup davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin eksik incelemeye dayalı ve hukuka aykırı bir durum olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvurusuna karşı cevaplarını içeren dilekçesinde özetle;Davalı şirketin 2005 yılında ... AŞ unvanı ile faaliyetlerine başladığını, daha sonra ... A.Ş. unvanı ile faaliyet gösterdiğini ve son olarak 2015 yılında bugünkü unvanını aldığını, 12.08.2016 tarihli genel kurulda şirket paylarının hamiline olmasına karar verilip hamiline yazılı payların bastırıldığını; davacının 12.11.2024 tarihli ihtarnameyle, ihtar ekinde gönderdiği hisse devir sözleşmesine dayalı olarak 40.000 adet hamiline yazılı payın ...'dan devralındığı iddiasıyla payların şirket pay defterine işlenmesini talep ettiğini, 19.11.2024 tarihli cevabi ihtarnameyi göndererek davacıdan hisse senetlerinin asıllarını ibraz etmesini istediklerini, davacının ibraz ettiği hisse senetlerinde yönetim kurulu üyelerinin imzalarının bulunmadığını, kıymetli evrak vasfı taşımayan çıktılardan ibaret olduğunu;TTK'nın 487/1. maddesindeki unsurları taşımayan bu belgelerin davacıya hissedarlık hakkı vermediğini, zira anılan hüküm uyarınca pay senetlerinde, diğer esaslı bilgiler yanında şirket temsilcilerinden en az ikisinin imzalarının bulunmasının zorunlu olduğunu, imza içermeyen belgelerin geçersiz çıktılardan ibaret olup davacıya hissedarlık hakkı kazandırmadığını, nitekim İstanbul 2. ATM'nin 2024/406 E- 2024/683 K sayılı, 16.10.2024 tarihli karar gerekçesinde de bu tespitlerin yapıldığını, bu durumda davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığının sabit olup ilk derece mahkemesinin kararının ve gerekçesinin isabetli olduğunu;Davacının TTK'nın 490. maddesine dayalı iddialarının, aynı Kanun'un 487/1 maddesindeki açıklık karşısında dinlenemeyeceğini; aynı Kanun'un 645. maddesi uyarınca kıymetli evrakta hakkın senetle kaynaştığını, bu nedenle hakkın senetsiz ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, senet aslı devredilmeden 489. maddeye uygun bir zilyetliğin devrinden söz edilemeyeceğini;Diğer yandan, hamiline yazılı payların devrinin TTK'nın 489. maddesi uyarınca hisse senedinin zilyetliğinin devri suretiyle yapılması ayrıca bu devrin Merkezi Kayıt Kuruluşu (HKK)'na bildirilmesinin zorunlu olduğunu, somut olayda davacının hamiline yazılı hisse senetlerinin zilyedi olmadığı gibi, iddia edilen devrin ...'na da bildirilmemiş olduğunun anlaşıldığını, bu konuda...'nun cevabi yazısının dosyada olduğunu, bu nedenle dahi davacının geçerli bir devirle hisse senetlerini aldığından söz edilemeyeceğini;Şirket ortakları arasında inançlı işlem bulunduğu iddiasının anlaşılamadığını, zira hiç kimsenin kendisine ait payları bir milyon TL bedel ödeyerek almasının söz konusu olamayacağını, bu çelişkili beyanlar dikkate alındığında, ortaklar arasıda gerçekleştirilen işlemlerin gerçek iradelerini yansıtmadığını ortaya koyduğunu;Davacının zoraki ikrar yaratma çabasının hukuki dayanağının bulunmadığını, İstanbul 11. ATM'nin 2025/3 E sayılı dosyasındaki beyanın, eldeki davaya ilişkin bir ikrar olarak değerlendirilemeyeceğini, bu beyanın sadece genel kurullara katılan ...'ın o genel kurul tarihlerinde hamiline yazılı hisse senetlerinin hamili olduğunun kabulü anlamına geldiğini, yoksa davacının hisse senetlerinin zilyedi olduğunun da kabulü anlamına gelmediğini;Hamiline yazılı pay senetlerinin pay defterine yazılmasının söz konusu olmadığını, zira paydaşlığın pay senedinin ibrazıyla ve MKK kayıtlarıyla ispat edileceğini, pay defterine yazılmasına gerek olmadığı gibi ticaret siciline de tescilin söz konusu olmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davacının hamiline yazılı pay senetlerine dayalı olarak davalı şirketin hissedarı olduğunun tespiti ve pay defterine yazılması talebine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, davalı şirketin toplam hisselerinin yarısına denk gelen toplam 40.000 payı temsil eden hamiline yazılı hisse senetlerini dava dışı ...'dan, Beyoğlu .. Noterliğinin 11.11.2024 tarihli ve ... yevmiye numaralı işlemi ile onaylanan hisse devir sözleşmesi uyarınca satın aldığını, hisseleri temsil eden hamiline yazılı senetleri devraldığını ve bu senetlerin zilyedi olduğunu; hamiline yazılı senetleri davalı şirkete ibraz ederek pay defterine işlenmesini talep etmesine rağmen davalı şirketin bunu kabul etmeyip talebi reddetmesi üzerine eldeki davayı açtığını beyan ederek, davalı şirketin toplam hisselerinin %50'sini temsil eden 40.000 paya karşılık gelen hamiline yazılı hisse senetleri uyarınca davalı şirketin hissedarı olduğunun tespitine ve pay defterine işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı taraf ise davacının ibraz ettiği pay senetlerinin imzasız olduğunu, davacının yasalara uygun şekilde hissedar hâline gelmediğini, hamiline yazılı payların Merkezi Kayıt Kuruluşuna kayıt suretiyle devri gerektiğini, davacının sunduğu senetlerin imzasız ve geçersiz belgeler olduğunu, dava dışı hissedarla davacı arasında var olduğu belirtilen inançlı işlemin şirkete karşı ileri sürülemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmektedir.Dosyada yer alan belgelere göre; davalı şirketin 09.09.2016 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanan 12.08.2016 tarihli genel kurulunda alınan karar uyarınca; şirket sermayesinin 2.000.000 TL olduğunu, bu sermayenin her biri 25.000 TL değerinde 80.000 adet hisseye ayrıldığını, hisselerin tamamının hamiline yazılı olduğu kararının alındığı anlaşılmaktadır. Yine aynı tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen davalı şirket yönetim kurulunun 19.08.2016 tarihli, 2016/04 sayılı kararı uyarınca şirket sermayesinin tamamının ödenmiş olması nedeniyle hamiline yazılı senetlerin bastırılmasına, senetlerin 80.000 adet payı temsil etmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı ile dava dışı ... arasında düzenlenen ve Beyoğlu ..Noterliğinin 11.11.2024 tarihli ... yevmiye numaralı işlemiyle onaylanan "... HİSSE DEVİR SÖZLEŞMESİ" imzalandığı, bu sözleşme uyarınca ...'ın 40.000 adet hamiline yazılı hisseyi davacıya devrettiğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu devir sonrasında davacının davalıya gönderdiği 11.11.2024 tarihli ihtarnameyle, devre konu hisselerin pay defterine işlenmesini ve ticaret siciline tescil edilmesini talep ettiği; davalının bu ihtara verdiği 19.11.2024 tarihli cevabi noter ihtarında, ihtarnameye konu 40.000 adet payı temsil eden hamiline yazılı hisse senedi asıllarını ibraz etmesini talep ettiği, bunun üzerine davacı tarafından örnekleri dosyamıza sunulmuş olan imzasız olup her biri 4.000 adet payı temsil eden 10 adet hisse senedi örneğini davalı şirkete ibraz ettiği, buna dair 27.11.2024 tarihli tutanak düzenlendiği; bu belgeleri inceleyen davalı şirketin, hisse senetlerinin imzasız olduğu, davacının bu şekilde hissedarlık sıfatını kazanmadığı gerekçesiyle talebini reddettiği, bunun üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Davacı vekili, müvekkilinin pay senedi asıllarını ibraz ettiğini ve bu pay senetleriyle hissedarlık haklarını kazanmış olmasına rağmen şirket tarafından talebin kabul edilmemesinin haksız olduğunu, ilk derece mahkemesince bu hisse senetleri ve devir sözleşmesi uyarınca davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, davalı şirketin tüm hisselerinin, genel kurul kararı ve yönetim kurulu kararı uyarınca hamiline yazılı pay senetlerine bağlandığı anlaşılmaktadır. Davacı, noterde yapılan devir anlaşması uyarınca, dava dışı ...'dan devraldığını belirttiği hamiline yazılı hisse senet örneklerini ibraz etmiş olup bu belgelerin yapılan incelemesinde, her biri 4.000 pay temsil ettiği belirtilen 10 adet belge olduğu, her bir belgenin en altında imza yerleri açılan yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı bölümlerinde hiç bir imza bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yani davacının devraldığını belirttiği ve hisse senedi olduğunu iddia ettiği belgelerde yönetim kurulundan hiç kimsenin imzası yoktur.TTK'nın 487. maddesi uyarınca pay senetlerinin, piyasada sayılan diğer açıklayıcı unsurlar yanında, şirket adına imza atmaya yetkili olanlardan en az iki kişi tarafından imza edilmesi şarttır. Kapalı şirketlerde baskı şeklinde imzanın tasdikli olması veya sahtekarlığı engelleyici diğer güvenlik önlemlerinin uygulanması gerekir. Bu yasal düzenlemeye göre geçerli bir pay senedinin varlığından söz edebilmek için belgede yönetim kurulundan temsile yetkili en az iki kişinin imzasının bulunması gerekir. Somut olayda olduğu gibi bu imzaları taşımayan bir belgenin pay senedi olarak kabulü mümkün değildir. Bu nedenle davacı tarafından dayanılan belgelerin geçerli hamiline yazılı hisse senedi niteliğinde olmadığı, payı temsil etmeye ve devretmeye yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır. TTK'nın 489. maddesi uyarınca, hamile yazılı pay senetlerinin devri şirket veya üçüncü kişiler hakkında, ancak zilyetliğin geçirilmesi suretiyle payı devralan tarafından Merkezi Kayıt Kuruluşuna yapılacak bildirimle hüküm ifade eder. Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirimde bulunulmaması hâlinde hamiline yazılı pay senedine sahip olanlar, bu kanundan doğan paya bağlı haklarını gerekli bildirim yapılıncaya kadar kullanamazlar. Hamiline yazılı pay senedine bağlı hakların şirkete ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesinde Merkezi Kayıt Kuruluşuna yapılan bildirim esas alınır. Maddenin son fıkrası uyarınca, bu konuda Ticaret Bakanlığınca bir tebliğ çıkarılacağı belirtilmiştir. Dosyaya örneği sunulan bu Tebliğ'de de yasal yukarıda anılan hükümler tekrarlanmış olup anılan mevzuat uyarınca hamiline yazılı hisse senetlerinin devri için, bu devrin Merkezi Kayıt Kuruluşuna bildirilmiş olması zorunlu olup bu şekilde bir bildirimin yapılması, devrin şirkete karşı ileri sürülmesinin koşuludur. Somut olayda, yukarıda açıklandığı üzere, yasal geçerlilik şartlarını taşıyan imzalı pay senetleri davacı tarafından ibraz edilmediği gibi, iddia edilen pay devrinin Merkezi Kayıt Kuruluşuna da bildirilmediği, bu nedenle iddia edilen devrin şirkete karşı ileri sürülemeyeceği anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalara göre, davacının elindeki belgelerin imza içermemesi nedeniyle hamiline yazılı hisse senedi niteliği taşımadığı, bunun sonucu olarak TTK'nın 489. maddesi uyarınca geçerli bir pay devri bulunmadığı, kaldı ki iddia edilen devrin Merkezi Kayıt Kuruluşuna da bildirilmediği, böylece davacının ortaklık haklarına usulünce sahip olmadığı kanaatine varılmış, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir.Davacı vekili, davalı şirketin İstanbul 11. ATM'nin 2025/3 esas sayılı dosyada yaptığı dosyada dava dışı ...'ın şirkete ait hamiline yazılı hisse senetlerinin zilyedi sıfatıyla tüm genel kurul toplantılarına katıldığını ve dolayısıyla davacıya anılan şahıs tarafından devredilen hamiline yazılı pay senetlerinin geçerli olduğunu ikrar ettiğini ve bunun dava içi ikrar niteliğinde olduğunu iddia etmiştir. İkrar niteliğinde olduğu iddia edilen dilekçede davalı vekilinin, "5. Davacı iddiaları kapsamında açıklamak isteriz ki, dava dışı ... bugüne dek katıldığı tüm genel kurulu toplantılarına müvekkil şirkete ait hamiline yazılı hisse senetlerinin zilyedi olarak katılım sağlamış olup, müvekkil şirket genel kurul toplantılarının usulsüz olduğundan bahsedilmesi mümkün değildir." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı vekili bu beyanın genel kurula katılım sırasında ibraz edilen hisse senetleriyle ilgili olup, davacının eldeki davada dayandığı senetlerin geçerli olduğuna dair bir ikrar içermediğini savunmuştur. Anılan beyan, iş bu davaya konu edilen imzasız hisse senetlerinin geçerli olduğuna dair bir ikrar niteliğinde olmadığından, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir.Davacı vekili, dava dışı diğer şirket ortağı ... ile müvekkili arasında imzalanan 15.06.2017 tarihli "HİSSEDARLAR SÖZLEŞMESİ VE İŞTİRAK TAAHHÜTNAMESİ" başlıklı inançlı işlem mahiyetindeki sözleşmenin imzalandığını, bu sözleşme uyarınca, şirketin gerçek hissedarlarının %50'şer oranda davacı ile davalı ... olduğunu, davacıya hisse devretmiş görünen ...'ın gerçek hissedar olmayıp davacı adına bu hisseleri görünüşte uhdesinde tuttuğunu, bu belge gereğince dahi davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Anılan belgenin bir örneği UYAP ortamında dosyaya sunulmuş olup, yapılan incelemede şirket hisselerinin yarışar oranda ... ve ...'a ait olduğu belirtilmiştir. Ancak böyle bir inançlı işlem, sadece o sözleşmenin tarafları arasında hüküm ifade eder. Şirkete karşı ileri sürülemez. Pay devrinin şirkete karşı ileri sürülmesinin koşulları, hamiline yazılı paylar bakımından TTK'nın 489. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup bu koşullar sağlanmadığından, salt inançlı işlem olduğu iddia edilen 15.06.2017 tarihli belgeye dayanarak davacının hissedar olduğu sonucuna varmak mümkün olmadığından, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedenleri de yerinde görülmemiştir.Tüm bu açıklamalara göre, dosya kapsamından, davacının geçerli bir hamiline yazılı hisse senedine bağlanmış şekilde payları devralmadığı, böylece ortaklık haklarını kazanmadığı belirlenmekle ve eldeki davada talep sonucu "ortaklığın tespiti ve pay defterine işlenmesi" olduğuna göre, davanın esas bakımından reddi gerekirken, aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuş, bu hususun HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddesi uyarınca resen düzeltilmesi gerekmiştir. Zira mahkeme, sunulan delilerden davacının ortak olmadığını belirlediğine göre, bu yöndeki tespit talebini yani ortaklığın tespiti talebi ile buna bağlı talepleri esastan reddetmelidir. Mahkemenin emsal olarak yararlandığı başka bir ilk derece kararında sıfata ve husumete ilişkin değerlendirmeler yapılmış ise de o davadaki talep, genel kurul kararının iptali talebidir. Eldeki davadaki talep sonucu ise asıl olarak ortaklığın tespitine ilişkindir. Davacının bu belgelerle ortaklık hakkını kazanmadığı ve ortak olmadığı belirlendiğine ve ayrıca hamiline yazılı payların şirket pay defterine işlenmesi zorunlu olmadığı gibi tescil ve ilanı da söz konusu olmayacağından, davanın esas bakımından reddi gerekir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde görülmemekle birlikte, kararın ve gerekçesinin yukarıda açıklanan şekilde düzeltilmek üzere ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede davanın esas bakımından reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde görülmemekle birlikte, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının, yukarıda açıklanan şekilde resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine bu doğrultuda; 1-Davanın reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 187,80 TL eksik harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, iş bu karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5-Kullanılmayan gider gider ve delil avansları bakiyelerinin, karar kesinleştikten sonra, yatıran taraflara iadesine,6- İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatıran peşin istinaf karar harcının, karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,7-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,8-Dosyanın, karar kesinleştikten sonra, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 30.12.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.