12. Hukuk Dairesi 2013/23613 E. , 2013/30946 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 28/09/2012 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Şikayetçi borçlu, çekle
**12. Hukuk Dairesi 2013/23613 E. , 2013/30946 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul 5. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 28/09/2012 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Şikayetçi borçlu, çeklere dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte takibin kesinleşmesinden sonraki safhada 6 aylık zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle icranın geri bırakılmasını talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, 24.10.2011 tarihinden şikayet tarihi olan 31.05.2012 tarihine kadar icra dosyasında her hangi bir işlem yapılmamışsa da, şikayetçi borçlunun açtığı menfi tespit davasının zamanaşımını keseceği, kaldı ki 03.02.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6273 sayılı yasayla TTK'nun 726. maddesindeki 6 aylık zamanaşımı süresinin 3 yıla çıkartıldığı belirtilerek istemin reddine karar verilmiştir. 6762 Sayılı TTK.'nun 726.maddesinde çek için düzenlenen zamanaşımı süresi 6 ay iken 03.02.2012 tarih ve 28193 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren 6273 Sayılı Kanunun 7. maddesiyle bu süre üç yıla çıkarılmıştır. Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nun 6273 sayılı kanunun 8. maddesi ile değişik 814. maddesine göre de çeklerde zamanaşımı süresi üç yıldır. İlke olarak, herhangi bir kanun veya düzenleyici kural, hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu da, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilememeleri, yani, geçmişe etkili olmamalarıdır. Yasaları uygulama durumunda bulunanlar, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak şekilde yorumlamamakla yükümlüdürler. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. Kanun koyucu bu kaidenin aksine düzenleme yapabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860E., 1988/232K.; 13.10.2004 gün ve 2004/10-528E., 2004/533K.; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183E., 2005/241K. sayılı kararları da aynı yöndedir. Bundan ayrı, devam eden uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kural, "derhal yürürlüğe girme" (I'etfet immediat de la loi novelle) niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır. Tamamlanmış hukuki durumların yeni yasa veya düzenleyici kuraldan etkilenmemesi,kazanılmış hakların saklı tutulması gereğinden kaynaklanan bir sonuçtur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesi hükmüne göre, Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir. Kazanılmış hak kavramı, her ne kadar açık bir biçimde Anayasa'da düzenlenmemiş ise de, bunun hukuk devleti kavramının temel taşlarından biri olduğu ve Anayasa'nın bünyesinde mündemiç bulunduğu, Türk Kamu Hukuku'nda, öğretide ve yargısal kararlarda benimsenmektedir. 6763 sayılı Türk Ticaret Kanununun Mer’iyet Ve Tatbik Şekli Hakkında Kanun’un 2. maddesinde Türk Ticaret Kanununun mer'iyetinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı sürelerinin eski kanun hükmüne tabi olacakları düzenlenmiştir. Yine, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 6/1. maddesinde; “Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri ile hak düşürücü süreler eski hukuka tâbidir.” düzenlemeleri yer almaktadır. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde Türk Ticaret Kanunu'nda zamanaşımı sürelerinin başladığı tarihe göre belirlenmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bütün bu yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında çekler yönünden zamanaşımı süresinin başladığı tarihte hangi yasa yürürlükte ise o yasada öngörülen zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Buna göre, çek hakkında zamanaşımı süresi ibraz süresinin bitmesi ile başlayacağına göre çekin ibraz süresinin sona erdiği tarihte geçerli olan zamanaşımı süresinin nazara alınması zorunludur. Bu nedenle 6762 Sayılı TTK.'nun 726. maddesini değiştiren 6273 Sayılı Kanunun 7. maddesinin yürürlüğe girdiği 03.02.2012 tarihinden önce ibraz süresi dolan çeklerde zamanaşımı süresi 6 ay, ibraz süresi bu tarihten sonra dolan çeklerde ise 3 yıldır. Takibe konu çeklerin 31.01.2011, 28.02.2011, 19.03.2011 tarihlerinde keşide edildiği, ibraz sürelerinin dolduğu tarihlere göre 6 aylık zamanaşımı süresine tabi oldukları anlaşılmıştır. TTK.'nun 726. maddesinde, hamilin; cirantalarla keşideci ve diğer çek borçlularına karşı haiz olduğu müracaat haklarının ibraz müddetinin bitiminden itibaren altı ay geçmekle müruruzamana uğrayacağı, aynı Yasa'nın 730/18. maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanması gereken 662. maddesinde zamanaşımının; dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi sebepleriyle kesileceği, 663. maddesinde ise zamanaşımını kesen işlem, her kim hakkında vaki olmuşsa ancak ona karşı hükmün ifade edeceği düzenlemesine yer verilmiştir.Anılan maddede mücerret dava açılmasından söz edilmiş, davanın kimin tarafından açılacak bir dava olduğu hususuna açıklık getirilmemiştir.Ancak borçlu tarafından açılacak davada alacaklı durumundaki davalının itirazını defi yoluyla ileri sürdüğü takdirde borçlu tarafından alacaklı aleyhine açılan davanın bu nedenle zamanaşımını kesmesi gerekir. (HGK.nun 20.01.1996 tarih 1996/12-654 E 1996/805 K. sayılı ve HGK.nun 22.02.1984 tarih 1981/10-716 E. 1984/141 K. sayılı kararı ile aynı ilke kabul edilmiştir.) HGK.nda da belirtildiği üzere borçlunun açacağı menfi tespit davasında alacaklının yargılamaya katılarak defi yoluyla alacaklı olduğunu ileri sürmesi zorunludur. Somut olayda; şikayetçi borçlu tarafından 13.06.2011 tarihinde takip alacaklısı aleyhine İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/212 E. sayılı dosyası ile menfi tespit davası açılmış olup alacaklı vekili 21.10.2011 tarihli cevap dilekçesi ile yargılamaya katılarak, defi yoluyla müvekkilinin alacaklı olduğunu ileri sürdüğünden zamanaşımı kesilmiştir. Her ne kadar mahkemece takibe konu çeklerin 3 yıllık zamanaşımı süresine tabi oldukları kabul edilmişse de çeklerin ibraz süresinin sona erdiği tarihler itibarıyla çekler 6 aylık zamanaşımı süresine tabidir.Ancak açılan menfi tespit davası ile zamanaşımı kesildiğinden zamanaşımı gerçekleşmemiştir. Bu durumda mahkemenin zamanaşımı itirazının reddine dair kararı sonucu itibarıyla doğru olup, kararın bu nedenle onanması gerekmiştir. SONUÇ: Borçlunun temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.'nun 366. ve HUMK. 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), 21,15 TL onama harcı alındığından mahsubuna bakiye, 3,15 TL harcın temyiz edenden alınmasına, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.