11. Hukuk Dairesi 2024/735 E. , 2024/9325 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/205 Esas, 2023/1608 Karar HÜKÜM : Esas hakkında yeniden hüküm kurulması TEMYİZ EDENLER : Davacı vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2007/574E., 2019/30K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer us
**11. Hukuk Dairesi 2024/735 E. , 2024/9325 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/205 Esas, 2023/1608 Karar HÜKÜM : Esas hakkında yeniden hüküm kurulması TEMYİZ EDENLER : Davacı vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2007/574E., 2019/30K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Tekstil Boya ve Tic. San ve A.Ş. firmasının döviz kredisi talebine göre düzenlenen 26.12.1996 tarihli istihbarat raporunda firmanın 1995 yılında zarar ettiğini, işletme sermayesinin negatif olduğunu, kısa vadeli borçlar/Maddi Özvarlıklar oranının %1226 gibi çok yüksek düzeyde gerçekleştiğini ve 2 adet karşılıksız çek ile 1 adet protestosunun mevcut olduğunun belirlendiğini, bu olumsuzluklara rağmen Şube tarafından 06.01.1997 tarihinde kredilendirilmesinde herhangi bir mahzur görülmediği açıklamasıyla kredinin onaylanması için Genel Müdürlüğe gönderildiğini, bu teklifin reddi üzerine altı ay sonra 17.06.1997 tarihinde yeni bir istihbarat raporu düzenlendiği ve bu raporda da yine aynı olumsuzlukların belirlenmesine rağmen şube 04.07.1997 tarihinde herhangi bir risk getirmeyeceği ifade edilerek talebin onaylanmasının istendiğini, Genel Müdürlükçe gönderilen 15.07.1997 tarihli yazıyla yine tespit edilen olumsuzluklar nedeniyle firmanın kredilendirilmesinin uygun olmadığını, şube isteğinin reddedildiğini, izleyen gün 16.07.1997 tarihli yazıyla şubece bankaya her hangi bir risk getirmeyeceği görüşüyle yine kredi onayının talep edildiğini, Genel Müdürlükçe yine talebin 22.07.1997 tarihli yazısıyla şube talebinin red edildiğini, ertesi gün yani 23.07.1997 tarihinde yine şube tarafından kredilendirmede sakınca görülmediği firma talebinin onaylanması isteğiyle Genel Müdürlüğe talep yazısı yazıldığını, bu talebin 24.07.1997 tarih 25 sayılı Yönetim Kurulu kararıyla firma yararına 1.000.000.- DEM (95.000.000.000.- TL ) orta vadeli Döviz Yatırım İşletme kredisi ve 1.000.000 USD (165.000.000.000.- TL ) Döviz ... kredisinin onaylandığını, devre faizlerinin ve ana para taksitlerinin vadelerinde tahsil edilememesi üzerine kredi risklerinin 02.09.1998 tarihinde toplam 468.359.033.373.-TL üzerinden tasfiye olunacak alacaklar hesabına aktarıldığını, firma hakkında düzenlenen istihbarat raporunda mali bünyenin zayıf olduğu kredilendirilmeye müsait olmadığı belirtilmesine ve bu olumsuzluklar nedeniyle kredi isteminin Genel Müdürlükçe red edilmesine karşın bankaya her hangi bir risk getirmeyeceği gerekçesiyle defalarca kredi teklifinde ısrar eden şube eski müdürü ... ve Müdür Yardımcısı ... ve defalarca red edilmesine rağmen uygun görüşle Yönetim Kuruluna sunan ... ile kredi kararlarında imzaları bulunan eski Yönetim Kurulu üyelerinin sorumlu olduğunun tesbit edildiğini, kredi kullandırımının bankacılık genel mevzuatına ve banka iç mevzuatı ve bankacılık ilke ve teamüllerine aykırı olduğunu, Bankanın 4603 sayılı Teşkilat Kanunun yayım tarihine kadar 233 sayılı KHK istinaden tüzel kişiliğe sahip faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir KİT olmasının yanı sıra Bankalar Kanunun ve TTK hükümlerine tabi anonim şirket statüsünde olduğu, Banka yönetiminin bankacılık ilke ve teamüllerine ve banka yapılarına uygun olarak banka iç mevzuatıyla belirlediği, kredilendirme politikaları doğrultusunda kredi tahsisinin esas ve zorunlu olduğunu, Ticari Krediler Genel Esasları Yönetmeliğine göre bir firmaya kredi açılmasının ilk koşulunun o firma hakkında banka istihbarat yönetmeliği çerçevesinde istihbarat yapılması edinilen bilgilerin olumlu olması olduğunu, Ticari Krediler Uygulama Talimatının kredi teklifi ve tesbiti esasları başlığı altındaki II. Bölümünde istihbaratın önemi ve amacının açıklandığını, firmanın istihbarat raporlarının olumlu gelmesi halinde yeterli teminat alınacağını, 1. dereceden ipotek tesis edileceğinin öngörüldüğünü, çek kullanma yasağına girenlere, banka yada diğer bankalara ve ilişkide bulunduğu diğer firmalara borçlu bulunanlara, bilanço dönemleri esas alınarak iki yıl üst üste zarar eden firmalar, karşılıklar kararnamesine göre temerrüte düşen veya yapılan istihbarat neticesinde kredi değerliliğini yitirdiği saptananlara yeni kurulmuş ve asgari bir yıllık bilanço dönemini tamamlamamış firmalara kredi kullandırılamayacağını, istihbarat raporu olumsuz gelen firma için kredi kullandırılması hususunda ısrar edilmesinin Ticari Krediler Uygulama talimatının 12.1.a maddesine aykırı olduğunu, firma hakkında düzenlenen istihbarat raporlarından anlaşıldığı üzere firmanın öz sermayesinin yetersiz, borç/özsermaye oranının aşırı derecede yüksek olması, satış hacminin ve faaliyet sonuçlarının istikrarsız olmasına rağmen kredi ilişkisine girilmesi suretiyle ticari krediler uygulama talimatının 11.1.4. maddesinde yer alan müşterilere ilişkin red nedenleri hükmüne aykırı davranıldığını, bankacılık gelenek ve uygulamalarında kredilerin teklifinin şubelerce yapıldığını, teklifin Bölge Müdürlükleri veya Genel Müdürlüklerin kredi birimlerinde emniyet, seyyaliyet ve verimlilik ilkeleri gözetilerek değerlendirildiği ve sonuçta uygun bulunan belli limitin üzerindeki kredilerin Genel Müdürlük önergesine bağlanarak Yönetim Kuruluna İntikal ettirildiği, davaya konu kredilerin tahsisi sırasında bu teammül ve ilkelere de aykırı davranıldığını, 29.06.2001 tarihi itibariyle ana para alacaklarının 518.530.687.017.-TL faizli takip alacaklarının ise 2.565.452.-TL olduğunu, kredilerin teminatı olarak toplam 780.000.000.000,00 TL ipotek ve 59.400.000.000,00 TL ticari işletme rehni bulunduğunu, bu teminatların alacaklarının yarısını dahi karşılamadığını, yapılan takiplerde kefiller üzerinde de yeterli mal bulunmadığını, alacağın önemli bölümünün tahsil kabiliyetinin bulunmadığını, cezai sorumluluk yönünden davalılar yararına verilmiş beraat kararı bulunmadığını, yapılan soruşturmalarda Ankara C. Başsavcılığının 2004/10457 Hazırlık numaralı dosyasında zamanaşımı nedeniyle kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2005/1618 Esas ve 2005/4248 Karar sayılı kararı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2004/11/158 Esas ve 2005/58 Karar sayılı kararı doğrultusunda yeniden yapılan suç duyurusu sonunda bu kez 2005/126161 Hazırlık Numaralı dosyada takipsizlik kararı verildiğini, itirazları üzerine Sincan Ağır Ceza Mahkemesince verilen red kararı aleyhine kanun yararına bozma taleplerinin bulunduğunu, davalıların özen borçların yerine getirmediklerini, yaptıkları usulsüz işler ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 320 ve 336. maddesi ile 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 41. maddesi gereğince verdikleri zarardan davalıların sorumlu olduklarını, gerek 233 sayılı KHK gerekse Bankanın 4603 sayılı Teşkilat Kanununda ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11. maddesi gereğince Banka Yönetim Kurulu üyelerinin sorumluluk açısından özel hukuk hükümlerine tabi olduğunu, ayrıca Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Teftiş kurulu başkanı, kurul ve Daire Başkanları hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun Uygulanacağı Kanunun 12. maddesi gereğine Devlet Memurlarının Bankaya verdiği zarardan, verilen zararın rayiç bedeli üzerinden sorumlu olduğu, ipotekli gayrimenkullerin ya satıldığı yada satışının beklendiği, satış işlemlerinin devam ettiğini, kefiller hakkında icra takiplerinin devam ettiğini, ancak bankanın alacaklarının tamamına ulaşma imkânının bulunmadığının görüldüğünü ileri sürerek Akisler Tekstil Boya ve Tic. San. A.Ş. için 02.09.1998 tarihinde 468.359.033.573YTL olarak tasfiye olunacak alacaklar hesabına atılan alacaklarının 02.09.1998 tarihinden tahsil tarihine kadar, banka tarafından aynı tür kredilere uygulanan değişen temerrüt faizi oranlarıyla tahsili, dava tarihinden önce yapılan tahsilatların tahsil edildikleri tarih itibariyle göze alınarak hesaplanacak faizi ve yapılan masrafların da eklenmesi suretiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydıyla, kararlara iştirakleri oranında sorumlu tutulmalarına hesap edilecek banka alacağının belirlenen oranlarda davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalılar ..., ..., ... vekili cevap dilekçesinde; dava değerinin 468.359.033.573TL olarak Türk tarihinin en yüksek meblağlı davası olarak gösterildiğini, Türkiye Cumhuriyetinin bütçesinin 205 milyar, davacı bankanın sermayesinin 1.250 milyon TL olduğu düşünüldüğünde durumun daha ilginç ve vahim bir hal aldığını, Bankalar Birliği tarafından yayınlanan tabloda, davacı bankanın aktif rakamının 34.424.690YTL ve takipteki kredilerinin 1.084.962YTL olduğu gözetildiğinde davanın kötü niyetle açıldığının anlaşıldığını, davacının daha önce de mahkemeyi yanıltma çabalarının bulunduğunu, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/219 esasına kayıtlı dosyada ... Tekstil Firması ile ilgili olarak görülen davada ... Tekstil ile ilgili alacak miktarlarının olandan 24 kat fazla bildirildiğini, yine Favori Dinlenme Tesisi ile ilgili bankanın alacağının 45 milyon dolar ile protokole bağlandığını, aynı şirketten alacağın Meclis Araştırma Komisyonunda 307 trilyon TL Ankara 10. Asliye Ceza mahkemesinin 2003/94 esaslı dosyasında ise 500 trilyon civarında bildirildiği, bu rakamların bu güne kadar açıklanamadığı, bu şekilde davacı bankanın yargıyı yanıltma ve insanlık onuru ile bağdaşmayacak bir sonucu sürekleme çabalarının bulunduğunu, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, denetçilerin davacı sıfatlarının bulunmadığı, davanın aktif ehliyetten reddi gerektiği, davalıların davalı sıfatının bulunmadığı, somut olayda müvekkillerinin ibra edildikleri, davacıların ihtiyati tedbir taleplerinin hukuka aykırı olduğu, davanın harca tabi olduğu, davacılar tarafından açılan aynı nitelikteki Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2003/474 esasına kayıtlı dava ve daha bir çok dosyada ihtiyati tedbir kararının reddine karar verildiği, kredi verilmesinde gerek başvurunun yapıldığı şube, gerekse banka istihbarat servisinin mevzuata uygun olarak çalıştığı bu konudaki görevlerini tam olarak yerine getirdikleri, müvekkillerinin görevini 2001 yılında sona erdiği, bu konuda ellerinde savunma yapabilecekleri bilgi ve belge bulunmadığı, bu bilgilerin dilekçeye eklenmediği belirtilerek, dava dilekçesindeki ekli delillerin kendilerine tebliğinden itibaren cevaplarını sunabilmeleri için makul bir süre verilmesini, 17.01.2008 tarihli dilekçesiyle de; kredilerin bankacılık mevzuatına ve teamüllerine uygun kullanıldığı, ilk kredi teklifini Banka Şube Müdürünce değerlendirildiği, ilgili belgeler temin edilerek, kredinin değerlendirilebilir olduğu saptanırsa ticari Krediler Müdürlüğüne sunulacağı, bu müdürlüğün uygun görmesi halinde, Genel Müdürün oluru ile Yönetim Kurulu önüne getirileceği, Yönetim Kurulu tarafından onaylanacağı, onaylanan kredilerin yine Ticari Krediler Müdürlüğünün yönergesine göre kullandırılacağı, kullandırılma sırasında, Ticari Krediler Genel Esaslar Yönetmeliğinin 5. maddesine göre, şubenin her an kredi kullandırılmasına ilişkin kredi kullandırılmasının durdurulmasına karar verebileceği, tedbirler alabileceği, dilekçede bankanın zarara uğradığı belirtilmekle birlikte zararın nereden kaynaklandığı ve miktarının belirtilmediği, kredi ile ilgili takiplerin devam ettiği, henüz alınmış bir aciz vesikası bulunmadığı, takip edilen alacağın iflas eden borçlu şirketin iflas masasına alacak olarak kayıt edildiği, bu kapsamda bankanın doğmuş bir zararından bahsedilemeyeceği, 30.04.2001 tarihli 24388 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 2001/2312 sayılı Bakanlar kurulu kararı eki karar ile görev zararı oluşturan kararların yürürlükten kaldırıldığı, ve Hazine tarafından 30.04.2001 tarihi itibariyle 11,7 katrilyon liralık iç borçlanma senedi verildiği bu rakamın sene sonu itibariyle 13,3 katrilyon olduğu, bunun üzerine Banka Yönetim Kurulunun 02.05.2001 tarihinde 16 sayılı kararı alarak ödenmeyen alacakların karşılığının ayrılmasının kararlaştırıldığı ve yönetim kurulu kararının geriye yürütüldüğü, kredi kullanan firmaların takibe düşmeyen alacakları içinde karşılık ayrılarak bu firmaların batmalarına ve ekonomiden çekilmelerine neden olunduğu, kullanılan kredi için teminat alınmadığı iddia edilirken bir yerde de 780 milyar TL ipotek ve 59,4 milyar TL ticari işletme rehini bulunduğunun bildirildiği, icra takipleri bitmeden kredinin tahsil kabiliyetinin bulunmadığından söz edilemeyeceği, bir kısım belgeler mahkemeye sunulmamakla davanın sürümceme de kalmasının hedeflendiği meydana gelen işlem ve eylemlerde müvekkilinin kusurunun bulunmadığı, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun kusura dayalı bir sorumluluk olduğu, Yönetim Kurulunun kredi vermediği kredi limiti verdiği, bunun sınırlarını da firmanın kredibilitesinin çizdiği, esasen bankacılığın mevduat toplayıp ihtiyaç sahiplerine kredi olarak vermek suretiyle kazanç elde etme faaliyeti olduğu ve bu faaliyetin belirli oranda risk barındırdığı, bankacılıkta geri dönmeyen krediyi usulsüz olarak nitelemenin mümkün olmadığı, bankacılık zararının kullandırılan kredinin geri dönmemesi şeklinde gerçekleştiği, bankacılıkta esas olanın kredinin geri dönmeme riskinin azaltılması olduğu, bunun için azami dikkatin gösterildiği ve araştırmanın yapıldığı ancak banka ve firmanın dışında gelişen olaylar ve krizler ile firmanın kredi borcunu ödeyemeyecek duruma gelebileceği, kredi kullandırmak için gerekli koşullar olduğu halde kredinin kullandırılmamasının bankanın zarar etmesine yol açacağı, somut olayda zararın öğrenilmesinden sonra ceza zamanaşımı ve genel zamanaşımı süresinin dolduğu, müvekkillerin 233 sayılı KHK ve 399 sayılı KHK gereği memur statüsünde çalıştıkları bunların eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararlar nedeniyle devlet aleyhine dava açılabileceği, zira buna dair yargı kararları bulunduğu, öte yandan istenen ihtiyati tedbir kararının yasaya aykırı olduğu, 4842 sayılı Kanunun Geçici 3. maddesinin Bankaca yeniden yapılandırma sürecinde bankalarca kredi alacaklarının tahsili için açılmış veya açılacak dava takiplerin haçtan muaf olduğu, her türlü davanın bu muafiyete girmediği, eldeki davanın yeniden yapılandırma ile ilgisinin olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava değeri ve müddeabihin miktarı konusunda aynı ... ve arkadaşları gibi açıklama getirdikten sonra, müvekkilinin dava konusu kredinin kullandırıldığı dönemde bankanın Ticari Krediler Müdürü olduğunu, yönetim kurulu üyesi olmayan müvekkili aleyhine denetçiler tarafından böyle bir davanın açılamayacağını, 09.04.2003 kabul tarihli ve 4842 sayılı Kanunun Geçici 3 ve 4603 sayılı Kanunun 4684 sayılı kanunla eklenen Geçici 4. maddesinde yer alan yeniden yapılandırma süreci içinde yargı harcı ve cezaevi harçlarından bağışıklık ile davaların 1086 sayılı HUMK' nun seri muhakeme usulüne göre görülmesine ilişkin hükümler, özelleştirmeye hazırlık ile ilgili davalar açısından geçerli olup personele rücu davalarında uygulanamayacağını, bu nedenle davacının harcını ödemesi gerektiğini, davada yazılı yargılama uygulanması gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, yönetim kurulu üyelerinin genel kurul kararı ile sorumlu tutulup dava açılabileceğini, ancak banka görevlileri hakkında Genel Kurul Kararı ile dava açılamayacağını, Yönetim Kurulu Üyelerinin ise ibra edilmeleri nedeniyle sorumlu tutulamayacağını, somut olayda ticaret mahkemesinin görevli olduğunu, müvekkilinin görevinin şubeden gelen tekliflerin ekindeki istihbarat raporlarının ilgili tüm belgelere ile birlikte önergeye bağlamak ve önergeyi de bağlı bulunduğu genel Müdür yardımcısına sunmaktan ibaret olduğunu, kredi teklifinin olumlu görüşü ve Genel Müdürün oluru ile Yönetim Kuruluna intikal ettiğini, bu hususun davacı yanca bilinmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin Yönetim Kuruluna önerge sunduğundan söz edilerek sorumlu tutulmasının mümkün olamayacağını, bu iddianın mahkemenin yanıltılmasına yönelik olduğunu, şubeden gelen kredi teklifine ekli mali verilerin olumsuz olduğu yönündeki iddianın doğru olmadığını, kredi için yeterli teminat alınmadığı yönündeki iddianın da yerinde olmadığını, adı geçen firmaya verilmesi öngörülen kredi tutarının 260 milyar TL civarında olduğunu, buna karşılık kredinin üç katı tutarında yaklaşık 840 milyar TL değerinde teminat alındığını, bu konudaki iddiaların yersiz olduğunu, ülkede son yıllarda gerçekleşen iki ayrı krizde döviz kurlarında beklenmeyen bir artış meydana geldiğini, bu nedenle teminatların kredi borcunu karşılamakta yetersiz kaldığını, borçlu şirketin iflas ettiğini, iflas idaresine alacak kaydı yapıldığını, diğer kefiller hakkındaki takip akibetinin belli olmadığını, aciz belgesi alınmadan, takipler sonuçlanmadan kredi borçlarının tahsil edilemeyeceğine ilişkin tahminlerin yerinde olmadığını, davalıların hangi miktardan hangi nedenle sorumlu olduğu açıklanmadan müşterek ve müteselsil olarak sorumlu tutulamayacağı, yönetim kurul kararlarına göre tasfiye olunacak alacaklar hesabına intikal ettirildiği, 99-13761 sayılı karşılıklar kararnamesi kapsamına alındığını, bankaların tasfiye olunacak alacaklara kendi kaynaklarından yada karlarından karşılık ayırdıklarında bu karşılıkların Hazine tarafından karşılanacağını, dava konusu kredilere karşılık ayrılmış olduğunu, bu nedenle bankanın bir zararından söz edilemeyeceğini, talep ve dava hakkının Hazineye ait olabileceğini, davacının hukuki yararının bulunmadığını, 2000 Kasım ve 2001/ Şubat krizlerinde de dövizin aşırı yükselmesi nedeniyle teminatların düşük kaldığını, bu krizlerin kişi ve kurumları değişik çözüm yollarına ittiğini, tüm bu durumlar göz önünde tutulmadan, krizi nedeniyle içine düşülen durumdan memurların sorumlu tutulmasının hak ve nısfet kurallarına aykırı olduğu, şubelerden gelen kredi tekliflerinin değerlendirilmesinde kendisinin yetkili ve görevli olmadığı, bu nedenle sorumlu tutulamayacağını, Bankacılığın ticari bir faaliyet olduğu, bu nedenle kâr ve zarar birlikte yaşayabileceğini, kredinin geri dönmemesi durumunda kredi işlemlerinde imza yada paraf kullanan memurların sorumlu tutulacağının söylenemeyeceğini, deliller sunulmadığı için bu kredi ile ilgili ne görüş bildirdiklerini hatırlamadıklarını, kredilerin çoğunluğunda müvekkil ...'nın görüş bildirmeyip üst makama arz ile yetindiği, kaldı ki ticari krediler müdürünün Yönetim Kurulunda oy hakkının bulunmadığını, kredinin yönetim kuruluna sunulması gibi bir görevinin de bulunmadığını, eski yönetim kurulu ve çalışanlar aleyhine açılan 40' a yakın davanın çoğunluğunun red edildiğini, haklarında beraat kararı bulunmadığı iddiasının doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Davalı Hüsnü Barboros Olcay vekili cevap dilekçesinde;dava miktarı yani müddeabih miktarının hatalı belirlendiğini, müvekklinin yönetim kurulu üyesi olarak görev yaparken 22.09.1997 tarihinde izin ile 01.10.1997 tarihinde istifa ile ayrıldığını, bu tarihten sonra hiç bir sorumluluğunun bulunmadığını, harç ödenmeden dava açılmasının Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılama ilkesine aykırı olduğunu, olayın haksız fiil olarak nitelendirilmesi halinde 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, 4616 sayılı Kanun kapsamındaki suçlar için ceza zamanaşımının dolduğunu, 6762 sayılı Kanun'un 309/4 maddesi gereğince sorumluluk davası için öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, yine 5 yıllık zamanışımı süresinin dolduğunu, dava dilekçesinin yasaya uygun ve açık olmadığını, öte yandan iddia edildiği gibi kredinin yöntemine aykırı kullandırılmadığını, mevzuat ve teamüllere uygun kullandırıldığını, olay tarihinde genel müdür yardımcısı olarak görev yapan müvekkilin kredinin onaylanmasında sorumluluğunun bulunmadığını, kredi talebi ve dosyasını sadece Genel kredi talebinin Yönetim Kuruluna sevk işleminde Genel Müdür'ün görevli olduğunu, kredinin ekspertiz raporları alınarak teminatlandırıldığını, yeterli teminat alındığını, kredi kullanan firmanın mali verilerinini yeterli olmadığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin görevden ayrıldığı 22.09.1997 tarihinden sonra sorumluluğu bulunmadığını, onaylanan kredilerin kullandırılması ve geri dönüşünden şubelerin sorumlu olduğunu, krizler nedeniyle alınan teminatların kredi ve faizlerini karşılayamaz duruma geldiğini, davacı bankanın yapılan ödemelerin öncelikle BK 84. maddeye göre faizlere mahsup edileceği konusundaki iddianın yersiz olduğunu, beraat kararı bulunmasa da soruşturmanın ertelenmesine ilişkin karar bulunduğu gibi, davacı bankanın KİT komisyonu tarafından ibra edildiğini, bu nedenle bu olaylarla ilgili banka görevlisi olan davalılar hakkında dava açılamayacağını, alt kademelerin işlemlerine güvenerek işlem yapan müvekkilin eksik ve hatalardan sorumlu olmadığını, Yönetim Kurulu Üyelerinin sorumluluğunun kusur sorumluluğu olduğunu ve iddia eden tarafından ispatı gerektiği, 233 sayılı KHK hükümleri ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 12. Maddesi uyarınca 6762 sayılı Kanun'un 20/336 maddeleri ve 818 sayılı Kanun'un 41. maddesi hükümlerinin hiç bir şekilde müvekkilinin sorumluluğu sonucu doğurmayacağını, borçlu şirket hakkında yasal yollar devam ederken ve hakkında aciz vesikası bulunmazken hukuki anlamda doğmuş zarardan söz edilemeyeceğini, Yönetimi Kurulu üyelerinin sorumluluğu ispatlanmadan şirketin içine düştüğü mali anlaşmazlıklar nedeniyle müvekkilinin sorumluluğunun doğmayacağını, yöneticiler aleyhine dava açılamayacağını, kaldı ki kredi işlemlerinin bir risk yönetimi olduğunu ve kredinin geri ödenmeme ihtimalinin her zaman bulunduğunu, banka zararının oluşmasında sorumluluğunun kime ait olduğunun kesin olarak gösterilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir. 4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; talep edilen dava miktarının çok yüksek olduğunu, belgelerin çok fazla olduğunu, müvekkilinin kredi ile ilgili bilgi ve belgeye sahip olmadığını, bu nedenle cevap süresinin uzatılmasını istediğini, ödenmeyen kredinin 02.09.1998 tarihinde tasfiye olunacak hesaplara aktarıldığının iddia edildiğini, davanın ise 22.10.2007 tarihinde açıldığını, bu nedenle haksız fiil açısından 1 ila 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, Türkiye Halk Bankası'nın yerine denetçilerin dava açmayacağını, 6762 sayılı Kanun'un 341. madde genel kurul kararına dayanılarak denetçilerin Yönetim Kurulu üyelerine dava açmasına imkan veriyorsa da, diğer banka çalışanlara karşı dava açamayacaklarını, bu nedenle aktif davacı sıfatının bulunmadığını, kredilerin bankacılık mevzuatı ve banka iç mevzuatına ve genel kabul görmüş bankacılık kurallarına uygun olduğunu, Akisler Tekstil Boya ve Tic. San. A.Ş. nin durumunun bankalar tarafından kredibilite ve önemli güvence oluşturduğunu, kredi kullandırılmayacak firmalar ile ilgili koşulların bu firma için söz konusu olmadığını, kredi açma kararı yönetim kuruluna verildiğinden Bursa Şube müdürü olan müvekkilin sorumluluğu bulunmadığını, müvekkilin bu miktarda krediyi açmaya yetkili olmadığını, görevinin başvuruyu Yönetim Kuruluna iletmek olduğunu, müvekkilinin görevin mevzuata uygun olarak gereği gibi yerine getirdiğini, öte yandan banka zararının doğmadığını, teminat teşkil eden gayrimenkulün 340.000.000.000 TL karşılığında davacı bankanın aldığı, 100.000.000.00 TL'sinin dava dışı Kentpark alacağına mahsup edildiğini, geri kalan 240.000.000.00 TL nin faiz borcuna mahsup edildiği, bu gayrimenkulün yaklaşık 5 ay sonra 1.000.000.000.00 Tl karşılığında 06.01.2006 tarihinde 3. kişilere satıldığını, davacı bankanın bu şekilde verilen teminatların sadece birinden verilen kredinin tam iki katı oranında geri dönüşüm sağladığını, bu durumun dahi bankanın zararının olmadığını gösterdiğini, ayrıca diğer bir gayrimenkulün de 164.433.000.00 TL karşılığında satılmasının sağlandığını, bedelinin kredi borcuna mahsup edildiğini, yine teminat gösterilen menkullerin de 16.550.000.000,00 TL'ye satıldığını, davacı bankanın kredi karşılığında toplam 1.080.000.000.000 TL' nin geri dönüşümünün sağlandığını, zarar olmadığı gibi karının dahi bulunduğunu, bankanın zararı olmadığı gibi kazancının olduğunu, müvekkiline yüklenebilecek bir haksız fiil olmadığı sürece müvekkilinin sorumluluğunun düşünülemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. 5.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin şube müdür yardımcısı olarak sözleşmeli çalıştığını, müvekkili hakkında dava açılabilmesi için genel müdürün imzasının gerektiğini, avukatların vekâletlerinin ve yetkilerinin incelenmesi gerektiği, dava açık ve net olmadığı gibi YTL üzerinden açılan davada maddi hata bulunduğunu, alacağın yasal takip hesaplarına aktarıldığı 02.09.1998 tarihinden itibaren zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların kusurlu olmaları halinde kredi borçları ile birlikte bankaya verilen zarardan müteselsil olarak sorumlu olacaklarının kabulü gerektiği, önce kredi borçlularına gidilmesi gerekmediği, zararın davalılardan istenmesine engel bir hal olmadığı, tahsilde tekerrüre meydan vermemek koşuluyla zararın kurum çalışanlarından da istenebileceği, davalıların kusur durumları değerlendirilerek sonuçta sorumlu olacakları tutarların bulunacağı, ... Tekstil Boya ve Tic. A.Ş. ye kullandırılan 1.000.000,00 USD'nin ve 1.000.000,00 DEM krediler için, ipotek tesis edilen taşınmazların banka alacağından önce tesis edilen ipotek ve hacizler ile birlikte bu miktar krediyi karşılayacak değerde oldukları, bu koşullar nedeniyle kredi kullandırılması konusunda olumlu görüş bildirildiği, bu kredilerin kullandırıldığı tarihte ... Tekstil Boya ve Tic. A.Ş.nin tüm borçlarının protokole bağlandığı, yeterli teminat alındığından kredi teklifinin bankacılık teamüllerine aykırı kötü niyetli teklif olamayacağı, ticari hayatta çok güçlü firmaların iflasa gidebilecekleri ve bu firmalar ile ilişki içinde olan bankaların zarara uğramaları riskinin bilinen ülkenin ekonomik ve politik konjonktüründeki ani değişikliklerin bazı dönemlerde kredi ve temerrüt faiz oranlarında husule gelen beklenmeyen artışlar ve takip prosedürünün ağır işlemesi nedeniyle artan faiz yükü, ticari hayatın tabiatında mevcut risk faktörü, bir alacaklının her hangi bir nedenle başlattığı yasal takibin tam alacaklıları harekete geçirerek kredi lehtarı firmanın çok güçlü dahi olsa üstesinden gelemeyeceği bir takip sağanağı altında kalması ve nihayet iflas olgusunun kredi teklifini benimseyen ve onaylayan banka makamlarının başlangıçta tesbit edemeyecekleri gelişmeler olarak kabul edilmesi gerektiği, yönetim kurulunun karar verme sürecinde fayda -sakınca fırsat risk analizi yaptığı, bu analizin çoğu zaman geleceğe ilişkin tahminde bulunulmasını gerektirdiği, tahmin kavramında yanılgının da bulunduğu, buna rağmen mahkemede dava açıldığında Yönetim Kurulunun karar aldığı tarihteki şüpheli olan hususların artık hakim tarafından kesin olarak bilindiği, bu durumun hakimin bu bilgilere dayalı bakış açısıyla geçmişe yönelik değerlendirme yapması sakıncasını doğurduğu, zira verildiği tarihte isabetli görülecek bir kararın, daha sonra ortaya çıkan yeni olaylar sonucunda isabetsiz görülebileceği, bu nedenle Yönetim Kurulunun ve davalı diğer banka çalışanlarının özen borcunun gereğini yerine getirip getirmediği, dolayısıyla kusurlu olup olmadığının kararın verildiği şartlarla tarihe göre tayin edileceği, nihayet bir takım riskleri üstlenmenin, banka idaresinin bir parçası olduğu, kararların sırf isabetsiz olduğunun sonradan ortaya çıkmasına bakılarak üyeleri sorumlu tutmanın onları ekonomik kuralların izin verdiği riskleri üstlenmekten alıkoyacağı, ayrıca davalıların borçluların borçtan kurtulmasına yönelik mevzuat dışı işlemlerde yönlendirici rol oynadığına dair dosyada delil bulunmadığı, olayda haksız fiil koşullarının oluşmadığı gibi, davalıların hukuka ve bankacılık uygulamalarına aykırı eylemlerinin ve kusurlarının da mevcut olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ... A.Ş. firmasına 24.07.1997 tarihli Banka Yönetim Kurul kararıyla 1 milyon DEM karşılığı 95 milyar TL eski para 165.000 TL işletme kredisi olmak üzere toplam TL karşılığı ( kredinin açıldığı tarih itibariyle ) 260 milyar TL ( eski para ) 260.000 TL tutarında ticari kredi açıldığı , TL karşılığı 260.000 TL olan bu krediye karşılık o tarihte 780.000 TL ipotek 59.400 TL ticari işletme rehni olmak üzere toplam 834.400 TL tutarında aynı teminat alındığı, eğer ekspertiz değerleri tesis edildiği 1997 yılında gerçek değerinden çok fazla gösterilmemiş ise, kredinin açılıp kullandırıldığı tarih itibariyle, ana para olduğu düşünülen 260 bin TL’lik kredinin üç katından fazla aynı teminat alınmak suretiyle, teminat koşulunun yerine getirildiği, bunun yanı sıra, dosya içeriğine göre pek etkili olmasa da şahsi teminat niteliğinde kefalet alındığı, yine, 02.09.1998 tarihinde bu karar 468.359.03 TL üzerinden tasfiye olunacak alacaklar hesabına aktarıldığı tarih itibariyle de aynı teminatın %180 civarında olduğu, keza, diğer bir husus olarak Banka vekillerinin 10.11.2018 tarihli delil dilekçesinin 17. maddesinde belirtildiği gibi, taşınır ve taşınmaz malların satışlarından toplam 425.991.56 TL tahsilat sağlanarak bu tutarın 408.573.32 TL sinin ana paradan, 17.418,24 TL'sinin ise faizden düşüldüğü, böylece banka kayıtlarına göre, 02.09.1998 tarihinde 468.359,03 TL olarak TAO hesabına aktarılan tutardan yapılan tahsilatın mahsubu ile (468.359,03 – 425.991.56 = 42.367,47 TL) tahsilat sonrası (2008 yılı itibariyle) ana para borcunun 42.367,47 TL'ye inmiş olduğu, firma aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi ve haciz yoluyla Bursa 3. İcra Müdürlüğünde başlatılan on adet icra takibinden; ikisinde rehin açığı belgesi, beşinde aciz belgesi alındığı , birinden sonuç alınamadığı, birinde tahsilat sağlanırken birinde de rehinli makinaların, Bankaya ihale edildiği, firma hakkında 10.12.2003 tarihinde iflas kararı verildiği ve iflas tarihi itibariyle 6.252.454,14 TL tutarındaki Banka alacağının iflas masasına yazdırıldığı, ipotek konulacak taşınmazların, bankaca yaptırılacak ekspertiz değerlerinin, belirlenen ipotek tutarını karşılayacak düzeyde olması gerektiği, kredinin açıldığı ve kullandırıldığı tarihteki istihbarat raporlarının doğal olarak önem arzettiği, çünkü kredinin ödenip ödenmeme olasılığının burada tespit olunan unsurlara göre belirlenebileceği, bu açıdan bakıldığında, davalı banka personelinin hatalı/kusurlu olduğu söylenebilirse de, yine kredinin açıldığı ve kullandırıldığı tarihlerde alınan ayni teminatların bankacılık usul ve mevzuatına uygun olması, ... Tekstil Boya ve Tic. A.Ş. ye kullandırılan 1.000.000,00 USD'nin ve 1.000.000,00 DEM krediler için, ipotek tesis edilen taşınmazların banka alacağından önce tesis edilen ipotek ve hacizler ile birlikte bu miktar krediyi karşılayacak değerde oldukları, bu koşullar nedeniyle kredi kullandırılması konusunda olumlu görüş bildirildiği, bu kredilerin kullandırıldığı tarihte ... Tekstil Boya ve Tic. A.Ş.nin tüm borçlarının protokole bağlandığı, yeterli teminat alındığından kredi teklifinin bankacılık teamüllerine aykırı kötü niyetli teklif olamayacağı, ticari hayatta çok güçlü firmaların iflasa gidebilecekleri ve bu firmalar ile ilişki içinde olan bankaların zarara uğramaları riskinin bilinen Ülkenin ekonomik ve politik konjonktüründeki ani değişikliklerin bazı dönemlerde kredi ve temerrüt faiz oranlarında husule gelen beklenmeyen artışlar ve takip prosedürünün ağır işlemesi nedeniyle artan faiz yükü, ticari hayatın tabiatında mevcut risk faktörü, bir alacaklının her hangi bir nedenle başlattığı yasal takibin tam alacaklıları harekete geçirerek kredi lehtarı firmanın çok güçlü dahi olsa üstesinden gelemeyeceği bir takip sağanağı altında kalması ve nihayet iflas olgusunun kredi teklifini benimseyen ve onaylayan banka makamlarının başlangıçta tesbit edemeyecekleri gelişmeler olarak kabul edilmesi gerektiği, yönetim kurulunun karar verme sürecinde fayda -sakınca fırsat risk analizi yaptığı, bu analizin çoğu zaman geleceğe ilişkin tahminde bulunulmasını gerektirdiği, tahmin kavramında yanılgının da bulunduğu, buna rağmen mahkemede dava açıldığında Yönetim Kurulunun karar aldığı tarihteki şüpheli olan hususların artık hakim tarafından kesin olarak bilindiği, bu durumun hakimin bu bilgilere dayalı bakış açısıyla geçmişe yönelik değerlendirme yapması sakıncasını doğurduğu, zira verildiği tarihte isabetli görülecek bir kararın, daha sonra ortaya çıkan yeni olaylar sonucunda isabetsiz görülebileceği, bu nedenle Yönetim Kurulunun ve davalı diğer banka çalışanlarının özen borcunun gereğini yerine getirip getirmediği, dolayısıyla kusurlu olup olmadığının kararın verildiği şartlarla tarihe göre tayin edileceği, nihayet bir takım riskleri üstlenmenin, banka idaresinin bir parçası olduğu, kararların sırf isabetsiz olduğunun sonradan ortaya çıkmasına bakılarak üyeleri sorumlu tutmanın onları ekonomik kuralların izin verdiği riskleri üstlenmekten alıkoyacağı, ayrıca davalıların borçluların borçtan kurtulmasına yönelik mevzuat dışı işlemlerde yönlendirici rol oynadığına dair dosyada delil bulunmadığı, olayda haksız fiil koşullarının oluşmadığı gibi, davalıların hukuka ve bankacılık uygulamalarına aykırı eylemlerinin ve kusurlarının da mevcut olmadığı ( Yargıtay Yargıtay 11. Hukuk dairesinin 08.06.2009 ün ve 2009/1594-6995 sayılı kararı; özellikle Ankara 6. Asliye Ticaret mahkemesinin 23.03.2016 gün ve 2006/421-203 sayılı kararın onanmasına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk dairesinin 07.03.2018 gün ve 2016/7838-1782 sayılı Kararı; Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.12.2008 gün ve 2007/132-488 sayılı kararının onanmasına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk dairesinin 08.11.2010 günlü; Ankara1. Asliye Ticaret mahkemesinin 31.12.2007 gün ve 2006/55-622 sayılı kararının onanmasına ilişkin Yargıtay 4. Hukuk dairesinin 17.12.2009 gün ve 2009/12535-14315 sayılı kararları) anlaşılmakla Dairece duruşma açılarak bilirkişi raporu alındığından ilk derece mahkemesi kararının gerekçe yönünden kaldırılması gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekili, davalı ... vekili ile davalı ... vekilince ayrı ayrı temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı ... Tekstil Boya ve Tic. San. A.Ş.'ye usulsüz kredi kullandırılarak banka zararına sebebiyet verildiğinden bahisle oluşan zararın bankanın yöneticisi, personeli ve yönetim kurulu üyeleri olan davalılardan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI.SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekili ve davalı ... vekili ile davalı ... temyiz istemlerinin ayrı ayrı reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, davalılar ... ve ...'dan temyiz harçları peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 24.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.