T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/967 - 2025/2023 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 25. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/967 Esas KARAR NO : 2025/2023 KARAR TARİHİ : 05/11/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/02/2024 NUMARASI : 2022/609 Esas, 2024/136 Karar DAVANIN KONUSU : Maddi Tazminat Taraflar arasındaki …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/967 - 2025/2023 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 25. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/967 Esas KARAR NO : 2025/2023 KARAR TARİHİ : 05/11/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/02/2024 NUMARASI : 2022/609 Esas, 2024/136 Karar DAVANIN KONUSU : Maddi Tazminat Taraflar arasındaki maddi tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, haksız haciz nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Davacı şirket vekili, ilk derece mahkemesinin müvekkili şirketin, davalının hacizleri sebebiyle doğmuş bir zararının tespit edilemediği ve uğranılan zarar ile miktarının ispat edilemediği yönündeki gerekçesinin dosya kapsamına uygun olmadığını, müvekkilinin bu dava ile talep ettiği zararının faaliyet konusunu oluşturan makine ve ekipmanların muhafaza altına alındığı 03.12.2018 tarihi ile iade edildiği 17.03.2021 tarihi arasındaki 2 yıl 3 ay 14 gün süren dönemde oluşan zararı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, müvekkilinin bu dönemde çalışamamaktan dolayı mahrum kaldığı zararının bulunmadığının ileri sürülmesinin ticari hayatın olağan işleyişine uymadığını, ticari yaşam kurallarına tamamen aykırı olan bu tespite itibar edilerek karar verilmiş olmasının, kararı tek başına hukuka aykırı hale getirdiğini, davalının haksız şekilde muhafaza altına aldırdığı malların üzerinde başka hacizlerin olmasının haksız muhafaza işleminden dolayı bir zararın doğmadığı anlamına gelmeyeceğini, SGK nezdinde müvekkilinin işyerinin 30.04.2015 tarihinden itibaren gayri faal olarak görünmesinin sebebinin şirketin taahhüdündeki işleri şirket yetkilisi ...'nın oğlunun şirketi olan ve kayıtlarda istihkak iddiasında bulunduğu görülen ... Makina Mimarlık Mühendislik İnşaat Maden Enerji İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi üzerinden gerçekleştirmesi olduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporundaki değerlendirmenin doğru olmadığını, bilirkişilerin dosyadaki belgeleri ve icra dosyalarını gerektiği şekilde incelemediklerini, eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporuna itibar edilerek, ticari hayatın olağan akışı ile açıklanamayacak şekilde, 2 yıl 3 ay 14 gün süren haksız ve hukuka aykırı haciz ve muhafaza işleminden dolayı müvekkili şirketin hiçbir kazanç kaybının bulunmadığına hükmedilmiş olmasının yerinde olmadığını ileri sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Dosya kapsamından, taraflar arasında kırma eleme tesisi imalatı konusunda akdedilen 28/12/2012 tarihli eser sözleşmesi uyarınca davalı şirket tarafından davacı şirket aleyhine cezai şart alacağı, ayıpların giderim bedeli, mahrum kalınan kâr ve manevi tazminat istemleri ile Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/91 Esasına kayden açılan davanın yapılan yargılaması neticesinde ilk derece mahkemesince 21/12/2017 tarihli, 2017/1009 Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne, 179.420TL’nin davacı şirketten tahsiline, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar verildiği, davalı şirket tarafından ilk derece mahkemesi kararına dayanılarak 25/05/2018 tarihinde Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2018/6521 Esas sayılı dosyası ile toplam 274.372TL bedel üzerinden davacı şirket aleyhine ilamlı icra takibine girişilerek araç ve taşınmaz hacizleri ile 03/12/2018 tarihinde davacı şirkete ait fabrikada fiili haciz ve muhafaza işlemleri gerçekleştirildiği, takibe dayanak hükmün taraflarca istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin 18/11/2020 tarihli, 2018/1284 Esas, 2020/1169 Karar sayılı ilamıyla ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine hükmedildiği, ret kararının Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 08/11/2021 tarihli, 2021/392 Esas, 2021/1283 Karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili, davalı şirketin haklı ve talep edilebilir bir alacağı olmadığını bildiği halde müvekkilinin ticari faaliyetini devam ettirebilmesi için gerekli olan makine ve teçhizatı haczettirip muhafaza altına aldırdığını, fabrikadan haczedilen malların 17/03/2021 tarihinde iade alınabildiğini, müvekkilinin ticari faaliyetinin 2 yıl 3 ay 14 gün boyunca fiilen sona ermesine sebep olunduğunu, 2018 yılına kadar cirosu ve satışları son derece yüksek bir şekilde seyreden şirketin davalının haciz ve muhafaza işlemini yaptığı 2018 yılında faaliyetini sürdürememesi nedeniyle üretim ve satışlarının durduğunu ve zarar ettiğini, 2018 yılına kadar düzenli şekilde ödenen kredilerinin ödenemediğini, kredilerin kullanıldığı dava dışı bankalar tarafından şirket hakkında ipotek ve ilamsız icra takipleri başlatıldığını ve müvekkilinin çok büyük faiz ve masraf yükü altına sokulduğunu ileri sürerek uğradığı zararın ödetilmesi istemiyle eldeki davayı açmıştır. Davalı vekili, davacı şirketin ekonomik imkânsızlıklarının, borçlarını ödeyememesinin, taahhütlerini yerine getiremeyecek durumda olmasının, müvekkili şirket ile aralarında kurulan ilişkiden öncesine dayandığını, davacının söz konusu dönemde ve öncesinde borçlarını ödeyemediğini ve aleyhine icra takipleri yapılmasına sebebiyet verdiğini, araç takyidat bilgileri ve tapu kayıtları incelendiğinde müvekkili şirket tarafından konulan hacizlerden önce araç ve taşınmazlar üzerinde zaten çok sayıda haciz şerhlerinin bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Uyuşmazlık haksız hacizden, diğer bir deyişle haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haciz işleminin borçlu olmadığını bildiği kişi aleyhine veya borçluya ait olmadığını bildiği eşyaya yönelik yapılması durumunda haksız haciz söz konusu olur. Haksız haciz nedeniyle tazminata hükmedilebilmesi için TBK’nın 49. maddesindeki koşulların oluşması gereklidir. Haksız hacze dayalı maddi tazminat istemlerinde, haczin haksız olduğunun sabit olması, haciz nedeniyle bir zarar meydana gelmesi ve uygun illiyet bağı bulunması gerekmektedir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2014/5192 esas, 2015/2235 karar sayılı ilamı) Somut olayda; icra takibi ve hacizlerin dayanağı olan ilk derece mahkemesinin tazmin kararı, ilgili İstinaf Dairesince kaldırılıp dava reddedilmiş ve buna ilişkin hüküm de kanun yolu denetiminden geçerek kesinleşmiş olmakla davalı şirket tarafından yapılan haciz işlemlerinin haksız olduğu sübuta ermiştir. Ancak bu durum tek başına yeterli olmayıp, davacı maddi zararını ve illiyet bağını da kanıtlamalıdır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu, ileri sürülen istinaf nedenleri ve yukarıda açıklanan ilkeler gözetildiğinde; bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporun dosya kapsamına uygun, gerekçeli, mahkeme, taraf ve kanun yolu denetimine elverişli ve yeterli olduğu, davacı şirketin davaya konu haciz işlemleri öncesi ve sonrası mali kayıtlarına, SGK’nın 20/10/2022 tarihli yazı cevabı ile ekli belgelere, taşınmaz ve araç takdiyat kayıtlarına ve bilirkişi raporuna göre; uğranıldığı ileri sürülen maddi zarar ile haksız haciz işlemleri arasında illiyet bağı bulunduğunun ve davalının haksız eylemi sonucu davacının zarara uğradığının ispatlanamadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle, 1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; davacı tarafın istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, 2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli 615,40TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 427,60TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3)İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 05/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/11/2025 Başkan e-imza Üye e-imza Üye e-imza Katip e-imza