İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/10/2025 Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin Winterhalter markasıyla yurt dışında mukim firmanın Türkiye distribütörü olarak uzun yıllardır endüstriyel mutlak ekipmanları sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkili firma müşterisinin (...) sipariş vermesi üzerine kafelerde kullanılan ... marka e…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1829 KARAR NO : 2025/1688 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 07/12/2021 NUMARASI : 2018/191 Esas - 2021/937 Karar DAVA: Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ: 23/10/2025 Davanın reddine ilişkin verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin Winterhalter markasıyla yurt dışında mukim firmanın Türkiye distribütörü olarak uzun yıllardır endüstriyel mutlak ekipmanları sektöründe faaliyet gösterdiğini, müvekkili firma müşterisinin (...) sipariş vermesi üzerine kafelerde kullanılan ... marka endüstriyel blender ile yedek parçalarını ithal ettiğini, ithal edilen ürünler gümrükte iken davalı tarafından yapılan asılsız ihbar üzerine 14.03.2017 tarihinde ürünlere el konulduğunu, el konulan ürünlerin toplam değerinin 630.000-TL olduğunu, ihbarın asılsız olduğunun anlaşılması üzerine Büyükçekmece C. Başsavcılığı tarafından 2017/10320 soruşturma numaralı dosyada verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar akabinde gümrükte el konulan malların müvekkiline 3 ay gecikme ile teslim edildiğini, ancak asılsız ihbar üzerine gerçek durum anlaşılıncaya kadar geçen sürede müvekkil şirketin ürünleri müşterisine zamanında teslim edemediğini, müşterisine karşı ticari itibar kaybına uğradığını, el konulan mallar için 8.185,45-TL antrepo bedeli ödemek zorunda kaldığını, geç teslim nedeniyle bedelini de geç aldığını ve parasını ödeyerek ihraç ettiği ürünlerin karından mahrum kaldığını, el konulan ürünlerin iadesi ve yasal sürecin takibi için avukatlık ücretleri ödediğini, yine ürünlerin endüstriyel ürünler olduğunu belgelemek amacıyla Yıldız Teknik Üniversitesinde inceleme yaptırarak bu yönde rapor aldığını ve bunun için de bir ücret ödendiğini, müvekkilinin, sahte ürün ithal eden bir şirket gibi gösterilmesi suretiyle sektördeki ticari imajının bozulduğunu, davalının, gerçeği bildiği halde rekabet kurallarına aykırı olarak müvekkiline zarar verme kastıyla hareket ettiğini, davalının eyleminin TTK'nın haksız rekabet, dürüstlük ve ticari ahlak ilkelerine aykırı olduğunu belirterek, şimdilik 10.000-TL maddi tazminat ile 75.000-TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili; müvekkilinin mutfak ekipmanları üreticilerinin Türkiye temsilciliğini yaptığını, müvekkilinin Türkiye temsilciliğini yaptığı ... marka blenderlerin aynı ihracatçıdan davacı şirket tarafından farklı bir GTİP numarası ile ithal edildiğinin ve bu GTİP numarasına istinaden çok daha az vergi ödendiğinin tespit edildiğini, davacının aynı ürün için %30 civarında düşük vergi ile ithalat yapabildiği farklı GTİP numarasını müvekkilinin de kullanmak istediğini ve Gümrük Müdürlüğünce 03.05.2011 tarihinde İTÜ raporu dayanak gösterilerek bahse konu GTİP kullanımına izin verilmediğini, edinilen bilgiler sonucu ve Gümrük Müdürlüğü'nün aynı ürün için müvekkilinin farklı bir GTİP numarası kullanmasına karar vermesi üzerine, elektronik ortamda 22.02.2017 tarihinde İstanbul Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü'ne başvuruda bulunularak konuya istinaden açıklama ve durumun düzeltilmesinin talep edildiğini, müvekkil şirketin aynı ürünü davacı şirket ile aynı ihracatçıdan farklı bir tarifeye göre ithal ettiği ve davacı şirkete göre çok daha fazla vergi ödemek zorunda kaldığı tespit edilmiş olduğundan, bu hususta bilgi talep edilmesi ve ilgili kuruma ihbarda bulunulmasının ticari hayatın olağan akışının gereği olduğunu, zira vergi farkından dolayı davacının müşterilerine müvekkilin sunmuş olduğu fiyat tekliflerinin oldukça altında fiyatlar sunduğunu ve müvekkili şirketin rekabet ortamında daha uygun fiyatların olması sonucu müşterilerini kaybeder hale geldiğini, müvekkilinin aynı ürün için Gümrük Müdürlüğü'nün belirlediği GTİP dışında işlem yapamadığı dikkate alındığında, başvurusunda herhangi bir hukuka aykırılık olmadığını ve anayasal bir hakkın kullanımının makul şüpheye dayandığını, İstanbul Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü'ne elektronik ortamda yapılan başvuruya kurum tarafından uzun süre yanıt verilmemesi sonucu, müvekkili şirket tarafından 25.10.2017 tarihinde kuruma yazılı dilekçe sunularak başvurunun akıbetinin sorulduğunu, dilekçenin içeriğinin tamamen idarenin uygulama politikasını çözmeye yönelik, bilgi alma amaçlı olup, davacı tarafından iddia edildiği şekilde herhangi bir asılsız ihbar durumunun söz konusu olmadığını, başvuru dilekçesinin gerçek ve somut bilgilere dayandığını, müvekkili şirket tarafından tamamen ticari hayatta denge sağlanması amacı ile idareden bilgi talep edilmiş olup, davacı tarafından iddia edildiği şekilde zarara uğratma amacı ile asılsız ihbarda bulunmanın söz konusu olmadığını, idare tarafından başlatılan soruşturma sonucu uğranıldığı iddia edilen zarardan kaynaklanan taleplerin ilgili idareye yöneltilmesi gerektiğini, davacının iddia ettiği el koyma, soruşturma ve sair süreçlerden yeni haberdar olunduğunu, davacının müşteri kaybetme durumunun söz konusu olmadığını, müvekkilinin başvurusunun haksız rekabet teşkil etmediğini, davacı tarafça iddiaların ve zararın somut belgelerle ispat edilemediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; kişinin gerçek bir olguya dayanan iddiasını kısmen ya da tamamen doğrulayacak kanıtlara dayanarak (bu kanıtlar dava açılması ve mahkûmiyet için yeterli olmasa dahi) resmi mercilere başvurması ya da ceza davası açmasının, uygulama ve doktrinde hukuka uygun bir davranış olarak kabul edildiği ve bu davranışın hak arama özgürlüğü kapsamında düşünüldüğü, davalı tarafın davacı ile aynı ürünlerin ithalatını yaptığı, davalı şirketin ... marka endüstriyel tipli blender ithalatında usulsüzlük yapılıp yapılmadığı hususunda gümrük müdürlüğüne yaptığı başvurusunun şikayet hakkı kapsamında olduğu, nitekim davacının söz konusu ürünlere ilişkin gümrük beyannamelerini, daha düşük bir tarife içeren bir pozisyon kullanarak düzenlediği, buna bağlı olarak daha düşük gümrük vergisi ve buna bağlı daha düşük KDV ödediği, davalının ise söz konusu ürünleri, daha yüksek bir oran içeren bir pozisyon kullanarak düzenlediği beyannameler ile bildirdiği, buna bağlı olarak yüksek gümrük vergisi yanında yüksek KDV ödediği, bu haliyle aynı ürün için farklı tarifelerle beyanname veren tarafların, birinin düşük, diğerinin yüksek tarifeden vergilendirilmelerinin, aralarında piyasada fiyat farkı oluşmasına neden olduğu ve bu hususun davalının gümrük idaresine bildiriminin temel sebebi olduğu, tarafların her ikisinin de dava dışı ... firmasına aynı ürünleri farklı zamanlarda sattığı, davacının ürünlerin teslim süresinde gecikmesinden kaynaklı zarara uğradığı hususunda delil bulunmadığı, dava dışı ... tarafından gönderilen belgeye göre davacının soruşturmanın başladığı ve tamamlandığı 2017 yılı Mart-Haziran arasını da kapsayacak şekilde ... firmasına satış yaptığı, bu dönem içinde davalının bu firmaya bir satışının olmadığı, bu nedenle söz konusu firmaya geciken ürünler sebebiyle bir tazminat ödendiğine ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı, gümrükte el konulan ürünlerde değer kaybının oluşmayacağı ve ürünlerin satışının döviz cinsinden belirlenmesi karşısında davacının ürün satışında güncel değerini koruyabildiği anlaşıldığından, antrepo bedeli ve bilirkişi ücretine ilişkin masraf taleplerinin idareden talep edilebileceği, ekonomik rekabette üstün olan tarafın davacı şirket olduğu ve davalının dürüstlük kuralına aykırı şekilde bir davranışının bulunmadığı, şikayet hakkını orantısız kullanmadığı, nitekim şikayet sonrası ürün tedarikinde üstün bir pazar elde ettiğini gösterir belge ve bilgi de olmadığı, bir zarar veya zarar tehlikesinin de bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili; mahkemece alınan 09.03.2021 tarihli bilirkişi heyet kök raporunda, davalının şikayet yolunu kullanmasının kendi menfaatini korumaktan çok zarar verme gayesini ortaya koyduğu ve bu doğrultuda şikayetinin haksız rekabet oluşturduğu tespiti yapıldığını, bu tespitlere rağmen mahkemece davanın reddine karar verildiğini, davalının asıl ihbar dışında ayrıca piyasada bu ihbarın yol açtığı sonuçları kullanarak, bu durumu müvekkilinin müşterilerine söyleyerek müvekkilini kötülediğini, tanık beyanlarının bu durumu doğruladığını, davalının, piyasada müvekkili firmayı ve malını kötülemek maksadıyla söylenti yaydığını ve ürünleri teslim edemeyeceğini söylediğini, zira söz konusu hukuki süreçten piyasada sadece ihbar eden şirket olan davalının bilgisinin olduğunu, davalının ihbarının zamanlamasının, müvekkilinin mallarına el konulmasını sağlamayı amaçladığını gösterdiğini, bu durumun şikayet hakkının kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, ürünlere el konulması sonucu yaşanan geç teslim nedeniyle müvekkilinin oradan elde edeceği kazanca da geç sahip olduğunu, bunun bir maliyetinin bulunduğunu, müvekkilince ödenmiş olan antrepo bedeli ve bilirkişi ücretinden kaynaklanan zararın, davalının haksız eylemi nedeniyle oluştuğunu, bu nedenle zarardan davalının sorumlu olduğunu, davalının davranışının iftira suçunu oluşturduğunu ve bu iftira nedeniyle müvekkili şirketin kişilik haklarının zedelendiğini, yine davalı şirket yetkilisinin tanık olarak dinlenilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, haksız rekabet iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Somut olayda; aynı sektörde faaliyet gösteren davacı ve davalı şirketin, yurt dışında yerleşik aynı firmadan ... marka endüstriyel tip blender ithalatı yaptıkları, davalı tarafça, aynı ürünün gümrük beyannamelerinde farklı tarife pozisyon ve GTİP numarası kullanılması nedeniyle davalının aynı ürünü daha fazla gümrük vergisi ve KDV ödeyerek ithal ettiği, davalı şirketçe durumun tespiti üzerine 22.02.2017 tarihinde İstanbul Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü'ne elektronik ortamda başvuru yapıldığı, kurum tarafından başvuruya yanıt verilmemesi üzerine düzenlenen 25.10.2017 tarihli dilekçe ile kuruma yeniden başvurularak, aynı ürünün davacı tarafından farklı tarife istatistik pozisyonu ile ithal edildiği, elektronik ihbarla ilgili olarak taraflarına bir yaptırım bilgisi ulaşmadığı gibi, muhatap firmanın düşük gümrük vergileri ödeyerek ithalatına devam ettiği belirtilerek, devletin vergi kaybını önlemek ve ticari dengenin sağlanması için gereğinin yapılmasının talep edildiği, bunun üzerine gümrük müdürlüğünce bir kısım eşyanın beyana uygun olmadığı tespit edilerek düzenlenen 14.03.2017 tarihli tutanakla ürünlere el konulduğu, el koyma kararının Büyükçekmece 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 15.03.2017 tarihli kararı ile onandığı, bu süreçte İTÜ tarafından düzenlenen 16.03.2017 tarihli rapor ile bahse konu blender cihazlarının sanayi tipi cihaz statüsünde olduğunun tespit edildiği, İstanbul Gümrük Muhafaza Müdürlüğünce düzenlenen fezleke üzerine Büyükçekmece C. Başsavcılığının 2017/10320 sayılı dosyasında yürütülen soruşturma sonucunda 25.04.2017 tarihinde, eşyanın beyannamede bildirilen GTİP ve beyanlara uygun olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.Haksız rekabet, 6102 sayılı TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Haksız rekabetin amacı, TTK'nın 54/1. maddesinde "bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması" olarak ifade edilmiş, 2. fıkrada ise haksız rekabet tarif edilerek "rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır" şeklinde belirtilmiştir. Haksız rekabet sayılan bazı durumlar TTK'nın 55. maddesinde sayılmıştır. TTK'nın 56. maddesinde ise; haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimsenin, fiilin haksız olup olmadığının tespitini, haksız rekabetin önlenmesini, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, kusur varsa zararın tazminini, TBK'nın 58. maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.Uyuşmazlık bakımından önem arzeden TTK'nın 55(1)a-1 maddesinde "Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek" eylemi haksız rekabet olarak nitelendirilmiştir. Madde kapsamında kötülemeden bahsedilebilmesi için; ortada başkalarının şahsı, emtiası, iş mahsulleri, faaliyetleri yahut ticari işleri hakkında sözlü, yazılı veya resimli şekilde bir açıklama bulunması, nihayet bu beyanın yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere incitici olması gerekmektedir. Davalının ithal ettiği ürünün davacı tarafça ithalinde düzenlenen gümrük beyannamelerinde davalıdan farklı tarife pozisyon numarası kullanılması nedeniyle, davalının aynı ürünü daha fazla gümrük vergisi ödeyerek ithal etmesi neticesinde, davalı şirketçe devletin vergi kaybının önlenmesi ve ticari dengenin sağlanması amacı açıkça belirtilerek idareye verilen dilekçe üzerine, davacının gümrükteki ürünlerine soruşturma sonuna kadar el konulmuştur. Davalının söz konusu dilekçesi, alınan gümrük vergilerindeki farklılık şeklinde somut olgulara dayanmaktadır. Bu durumda ihbarın dayanağı emareler mevcut olup, ihbar üzerine davacı hakkında başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olsa da, davalının söz konusu ihbarının amacının davacıyı cezalandırmak olduğunun kabulü mümkün değildir. Davalı tarafça ihbar dilekçesi dışında başkaca hiç bir girişimde bulunulmadığı da dikkate alındığında, söz konusu ihbarın hak arama özgürlüğü kapsamında olduğu ve sınırının aşılmadığı kabul edilmelidir. Davalının söz konusu dilekçesi içeriğinde kötüleme olarak kabul edilebilecek bir unsur, ibare bulunmamaktadır. Yine davalının bu durumu davacının müşterilerine de yayarak davacıyı kötülediği hususunda da herhangi bir delil bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olayda davalının eylemi haksız rekabet niteliği taşımadığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 534,70-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı tarafından yapılan giderlerin kendisi üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 84-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde HMK’nın 361/1. maddesi gereği Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.23/10/2025