İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...’ ın, davacının da ortağı ve imza yetkilisi müdürü olduğu tasfiye halinde şirketin tasfiye memuru olduğunu, her ne kadar kendisi davacının da onayı ile t…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/787 KARAR NO : 2025/2057 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 03/11/2021 NUMARASI : 2018/1397 Esas - 2021/1172 Karar DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...’ ın, davacının da ortağı ve imza yetkilisi müdürü olduğu tasfiye halinde şirketin tasfiye memuru olduğunu, her ne kadar kendisi davacının da onayı ile tasfiye memuru olarak atanmış olsa da görevini kötüye kullanarak davacı haklarını zarara uğratacak şekilde taraflı olarak davrandığı, diğer ortak ...’ ın kızı olduğunu, davacı ile davalının babası diğer ortak ... arasında pek çok dava ikamesinin bulunduğunu, dolayısıyla aralarında bir husumet olduğunu, tasfiye memuru olan davalı ... da o tarihlerde diğer ortak ile aynı evde yaşayan kızı olduğu, bu durumda aynı husumeti paylaştığını, davalının tasfiye sürecinde, kasıtlı bir şekilde diğer ortak ... lehine taraflı ve davacı haklarına zarar verir şekilde davrandığı, tasfiye memurluğundan istifa etmediği, şirkete ait mali kayıtların davacıdan kaçırılmış ve incelenmesine olanak tanınmadığını, tasfiye sürecinin kasıtlı bir şekilde şirketin mal varlığı ve bankada olması gerekirken kasasında bulunan nakit varlığı sahte kayıtlarla eritilinceye kadar sürdürülmüş ve tasfiye sürecinin 9 yıl sürdüğünü, tasfiye sürecinde olan, hiçbir malı, mülkü olmadığı anlaşılan, demirbaşı olmayan, bütün varlığı kutular içindeki şirket defterlerinden ibaret olan şirket için 2011 yılında 11.250 TL, 2012 yılında 12.375 TL, 2013 yılında ilk 6 ayı için de 6.810 TL kiranın, yine diğer ortak ...’a “kira ödemesi” olarak kayıtlara geçtiği, zarar eden ve tasfiye kararı alınan bir şirkette gerçek dışı harcamalar yapıldığı, davacının şirket merkezinin tespiti ile ilgili tasfiye memuru tarafından davet edilseydi yasanın emrettiği şekilde bu şirket defterlerinin yer aldığı, bunun için diğer ortağa aylık 1.000 TL kira ödemesine gerek kalmayacağı, tasfiye süreci her açıdan azledilen tasfiye memuru maaşı açısından ve babası diğer ortak açısından son derece karlı olduğu, şikayet edilen, azledilen tasfiye memurunun kağıt üzerindeki, tek taraflı, kasıtlı, suç içeren eylemleri neticesi bu sonucu doğurduğu, aynı durum ortaklar kurulu kararına dayalı olmayan tasfiye memurunun maaşı için de geçerli olduğu, tasfiye kararının alındığı tarihlerde iki ortağın, diğer ortak ...’ ın kızı olan ...’da karar kılmalarının sebebi, ...’ın basiretli bir tasfiye memuru olma özelliklerinin olmadığı, asıl sebep usulen gösterilmesi gereken bir tasfiye memuru olması ve bu konuda şirketin zarar etmiş iken, herhangi birine fazladan para ödemek zorunda kalmamak, maaş durumunun hiçbir yasaya ve yasal düzenlemede kabul görebilecek bir durum olmadığı, tasfiye memuruna maaş olarak 2009 yılında 10.800 TL, 2010 yılında 18.000 TL, 2011 yılında 24.000 TL, 2012 yılında 27.600 TL, 2013 yılının ilk 6 ayında 15.180 TL, devamındaki yıllarda yine kayıtlara ulaşmak mümkün olmadığı, noter kanalı ile gönderilen İhtarname ile mali kayıtlarda davacı adına borç olarak işlenmiş bu mal ve kasa noksanın davaya dayalı olarak düşürülmesini, bu durum ancak şikayet edilen, azledilen tasfiye memurunun azledilen sonra, Mahkemece atanan tasfiye memuru tarafından gerçekleştirildiği, şikayet edilen tasfiye memuru, davacı ortağı zarara uğratmak için her türlü suç içeren eylemi gerçekleştirdiği, Genel Mizanda Ortaklardan alacaklar (...) olarak görünen ve hiçbir dayanağı olmayan 8.543,90 TL içinde geçerli olduğu, azledilen tasfiye memuru şirketle ilgili kağıt üzerinde oynamalar yaptığı, her hususta tek taraflı sadece davacı hakkında taleplerde bulunulmuş, borç tesis edilmiş, alacak davaları ve icra takipleri açıldığı, bu hususlarda babası olan diğer ortak ... aleyhine hiçbir girişimi olmadığı, bu durumda kasıtlı yani suiistimal edici, suç içeren tavrının açık göstergesi olduğu, İzah edilen ve resen Mahkemece tespit edilecek sair nedenlere binaen; İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/486 E. 2017/197 Karar sayılı dava ile görevini suiistimal ettiği sabit olan azledilen tasfiye memuru aleyhinde işbu davanın açılması zorunluluk kazandığı, yukarıda izah edilen nedenlerle, davalı azledilen tasfiye memurunun görevini suiistimal edici, suç içeren kasıtlı eylemlerle şirketin içini boşaltarak doğrudan davacı verdiği mali zararların tazmini babında bilirkişi raporuna değin şimdilik 10.000 TL talepli mali sorumluluk davamızın kabulü ile bilirkişi raporu neticesinde tespit edilecek tazminatın davacı tarafa ödenmesine, dava harç ve masrafları ile vekalet ücretinin de davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilince sunulan 18/08/2021 tarihli dilekçe talep sonucu 80.457,71 TL olarak ıslah edilmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının davadan e-devlet üzerinden 02.07.2019 tarihinde haberdar olduğu, dava dosyasındaki tebligat parçasından görülüp anlaşılacağı üzerine tebligatın davalıya TK 21/2 maddesine göre muhtıra yapıldığı ancak ödenen parçada davalının adreste bulunmama sebebi belirtilmemiş olduğu gibi en yakın komşu yada yöneticiye haber verilmediği, O nedenle dava dilekçesi tebliği usulsüz olup davalı davadan 02.07.2019 tarihinde haberdar olmakla davaya ilişkin davacının davasını TTK 553/1 maddesine dayanarak açtığı anlaşıldığı, dolayısıyla bu halde davacının tasfiye memurunun kusuru nedeniyle malvarlığında doğrudan bir zarar meydana geldiğini somut bir şekilde ve hiçbir kuşkuya mahal olmaksızın ispat etmesi gerektiği, davacının dava dilekçesinde beyan ve iddialarının son derece soyut ve afaki olduğu anlaşıldığı, davacının da ortağı olduğu ... Ltd. Şti’ nin diğer ortağı ...’ ın kızı olduğu, Jeoloji ve Endüstri Mühendisliği bölümü mezunu olduğu, 2006 yılında kurulan şirketin 2009 yılında tasfiye kararı ortaklarca alınınca her iki ortağın istem, kabul ve oluruyla şirketin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere görevlendirildiğini, hal böyle olmakla birlikte bir süre sonra ortaklar arasında bir takım anlaşmazlıklar yaşanmaya başlamış ve bu nedenle davalı ile davacı diğer ortak ile şifahi yazılı iletişim kurmakta bir hayli zorlanmaya başladığı, öyle ki davacı tasfiye sürecinin amacına ulaşması için gerekli bilgi ve belge akışı anlamında tasfiye memuru ile irtibat ve iletişim halinde olacağına diğer ortak ile anlaşmazlıkların tasfiye memuruna da yansıtma başlamış tasfiye memurunun inceleme ve toplantı taleplerine bile yanıt vermemeye ve şirkete gelmemeye başladığını, tasfiye memuru davalı diğer ortağın kızı olması nedeniyle de davacı ayrıca suçlamaya, karalamaya çalışmış ortağı ile arasındaki sorunları olmadık şekilde davalı ile de ilişkilendirmeye çalışıldığı, oysa ki davalı ortaklar arasındaki ilişkinin tamamen dışında olan ve görev gerekleri her şeye rağmen en iyi şekilde yapmaya gayret gösteren bir kişi olduğu, davalı tarafından davacıya gönderilen ve karşılıklı yazışma konusu olan ihbarname ve ihtarnameler de diye ekte olup aksi yöndeki davacı beyan ve iddiaları da bu anlamda gerçeği yansıtmadığı, davalının davacı iddiası üzerine tasfiye memurluğu görevini kötüye kullanması nedeniyle görevinden alınası gibi bir durumun söz konusu olmadığı, sadece ortalar arasındaki ihtilafın davalının özel durumu nedeniyle davacı tarafından kendisine sirayet ettirilmeye çalışılması ve sürecin bu nedenle uzamaması için alınan bir karar olduğu, dolayısıyla davacının aksi yöndeki beyan ve iddiaları de gerçeği yansıtmadığı, tasfiye memuru değişikliği sonrası davalının görevini bırakması sonrası bile şirketin tasfiyesi oldukça uzun bir süre sürmüş olup bunun bile sorunun davalı kaynaklı olmadığını gösterdiği, kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için aksi düşünce faraziyesinden hareket edilse bile davacının zamanaşımına uğramış olup zamanaşımı itirazında bulunduklarını, arz ve izah edilmeye çalışılan bilgi ve bulgular ışığında haksız ve hukuki himayeden yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davacı vekilince her ne kadar cevap dilekçesinin süresinden sonra verildiği, davalının münkir sayıldığı ileri sürülmüş ise de; davalı adına TK'nun 10. maddesi gereğince çıkarılan davetiyenin, tebliğ edilemeden iade edilmesi üzerine davalının mernis adresi itibariyle TK'nun 21/2 maddesi gereğince ve ilgili şerhi ihtiva eder şekilde davetiye çıkarıldığı, adresin kapalı olduğunun davetiyete şerh düşüldüğü ancak davalının adreste bulunmama sebebine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği, bu haliyle TK'nun 21. ve Tebligat Tüzüğünün 28. maddesine aykırı olduğu, davalı adına dava dilekçesi, tenzip zaptı usulünce tebliğ edilmemiş olmakla, öğrendiğini bildirdiği tarihin esas alınacağı, bu nedenle cevap dilekçesinin süresi içinde verilmiş sayıldığı Mahkememizce değerlendirilmiştir. Dava, davalının dava dışı ... ... .. Ltd. Şti tasfiye memuru olduğu dönemde, görevini kötüye kullanarak anılan şirkete ve şirketin ortağı olan davacıya doğrudan zarar verdiğinden bahisle zararın tazmini istemine ilişkindir. Tasfiye memurunun sorumluluğuna ilişkin olarak TTK'nun 546/2. maddesinde TTK'nun 553. maddesine atıf yapılmış, TTK'nun 553/1. maddesinde ise; "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar." düzenlemesi getirilmiştir. Hukuki Sorumluluk üst başlığı altında TTK'nun 560. maddesinde ise; "Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır." hükmü öngörülmüştür. Davacı vekilince, dava dilekçesinde tazminat istemi; davalının tasfiye sürecinde, şirketin diğer ortağı-aynı zamanda davalının babası ... lehine ve davacının haklarına zarar verir şekilde davrandığı, şirketin mali kayıtlarının davacıdan kaçırıldığı, davacının incelemesine olanak tanınmadığı, şirket varlığının sahte kayıtlarla eritilinceye dek tasfiyenin sürdürüldüğü ve kasıtlı olarak 9 yıl devam ettirildiği, davalının, davacıya zarar vermek amacıyla tasfiye kararından itibaren hiçbir karar için davacıyı davet etmediği, kasten davacı ile ilgisi olmayan adreslere tebliğ yaptığı, tasfiye sürecinde, hiçbir malvarlığı olmayan şirket için yer kiraladığı, kira ücreti ödediği, ortaklar kurulu kararı olmaksızın davalıya maaş ödemesi yapıldığı iddiaları ileri sürülmüştür. Davacı vekilince yine dava dilekçesinde, sayılan usulsüzlüklerin İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/486 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporları ile tespit edildiği ve karar altına alındığı ileri sürülmüştür. Mahkememizce taraf delilleri toplanmış, dava dışı şirket kayıtları yönünden inceleme yapılarak kök ve ek rapor alınmıştır. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/153743 soruşturma sayılı dosyası dosyamız içine alınmış, işbu davada ileri sürülen vakıalara dayalı olarak davalının görevi kötüye kullanma, sahtecilik ve VUK'na muhalefet gereği cezalandırılmasının davacı tarafça talep edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığının 06/12/2018 tarihli kararı ile, ihtilafın hukuki nitelikte olduğu, isnat edilen suçların işlendiğine dair yeterli delil bulunmadığından bahisle, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, anılan karara itirazın İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hakimliğince incelenmesi sonucunda, 13/05/2019 tarih ve 2019/412 D. İş sayılı kararı ile, itirazın reddine dair kesin olmak üzere karar verildiği belirlenmiştir. Mahkememizce İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/486 esas sayılı dosyası sureti dosyamız içine alınmış, tetkik edilmiş, davacısının ..., davalılarının ..., ... ve ... LTD. Şirketi olduğu, 27/06/2011 tarihinde davanın ikame edildiği, 23/12/2015 tarihli karar ile davalı ...'ın tasfiye memurluğundan azli ile yerine bir mali müşavirin tasfiye memuru olarak atanmasına dair karar verildiği belirlenmiştir. Tüm dosya kapsamının tetkikinde, dava dışı ... ... LTD. Şirketinin -davacı ile davalının babası ...'dan ibaret - iki ortaklı olduğu, ortaklar kurulunun 11/03/2009 tarihli kararı ile şirketin tasfiyesine karar verildiği ve davalının tasfiye memuru olarak atanmasına dair karar alındığı, davalının İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/486 esas sayılı dosyasında verilen azil kararına kadar, anılan şirketin tasfiye memuru olarak görev yaptığı, bu süreçte, Mahkememizce alınan kök ve ek raporda tespit edildiği üzere şirket kayıtlarında 236.658,65 TL harcama yapıldığının kayda geçirildiği, bunların ağırlıklı olarak davalıya ödenen ücret, ayrıca ödenen kira gideri ve genel yönetim giderlerine ilişkin olduğu belirlenmiştir. Tasfiye sürecinin davalı tarafça bu denli uzatılmasının, herhangi bir ticari faaliyeti bulunmayan dava dışı şirketin, bu denli yüksek giderlerinin tahakkukunun davalının sorumluluğunu gerektirebileceği Mahkememizce değerlendirilmiştir. Bununla birlikte davacı tarafça, işbu davadaki iddialar ileri sürülerek davalının azli istemi ile dava açıldığı, davanın görüldüğü İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/486 esas sayılı dosyası kapsamında, ... ... LTD. Şirketinin ticari kayırları üzerinde inceleme yapıldığı, davalıya yapılan maaş ödemelerinin, davalı alacağı olarak kayıtlara işlendiğinin, ayrıca kira ödemelerinin, yanı sıra genel giderlere ilişkin tahakkuk eden tutarların tespit edildiği, kök ve ek raporlar ile açıklandığı belirlenmiştir. Nitekim davacı vekilince de, dava dilekçesinde, ileri sürdüğü hususların İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/486 esas sayılı dosyası kapsamında alınan raporlar ile belirlendiği ileri sürülmüştür. İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/486 esas sayılı dosyasında alınan kök rapor 24/02/2014, ek rapor 11/11/2015 tarihli olup anılan dosyada azil kararı 23/12/2015 tarihinde verilmiştir. Davalı tasfiye memurunun sorumluluğu hükümleri gereğince tazminat istemli bu dava ise 21/11/2018 tarihinde ikame edilmiştir. Yukarıda ayrıntısı ile yer verildiği üzere, sorumluluk davaları için 2 ve 5 yıllık zaman aşımı süreleri ön görülmüş, davalı vekilince de, süresinde sunulan cevap dilekçesi ile zaman aşımı defi ileri sürülmüştür. Davacı vekilince de belirtildiği üzere, davalıya işbu dosya kapsamında atfedilen eylemlere, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/486 esas sayılı dosyasında alınan raporlar ile davacı tarafça vakıf olunması ile, 2 yıllık zaman aşımı süresi işlemeye başlamış, 2017 yılında 2 yıllık süre dolmuştur. Davalıya atfedilen eylemlerin cezayı gerektirmediği, yapılan ceza soruşturması ile de sabit olmakla, uzamış ceza zaman aşımı sürelerinin de tatbik edilemeyeceği, dava tarihi itibariyle zaman aşımı süresinin dolduğu kanaatiyle davanın zaman aşımı yönünden reddine, ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının cevap dilekçesini süresinde sunmadığını, yakın bir komşuya bildirilme durumunun varlığının yokluğunun davalı tarafından ispatı gerektiğini, bu yapılmadığından ve zamanaşımı iddiası da bu savunmaya dayandırıldığından davacıyı direkt etkileyen ve mağdur eden bir durum ortaya çıktığını, süresinde olmayan davaya cevaplar içinde yer alan alt mahkemece tebligatın usulsüzlüğü hasebiyle süresinde kabul edilen zamanaşımı defi sebebiyle mahkeme 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süreleri nedeniyle red şeklinde verilen kararın hatalı olduğunu, nihai olarak 13.12.2017 tarihinde Yargıtay Hukuk Dairesi 2016/4989 Esas; 2017/7197 Karar sayılı ilam ile alt Mahkeme'nin kararını onadığını, bu tarih ile davacıya zarar sorumlunun kim olduğu sabit hale geldiğini, bu tarihe kadar bir iddiadan ibaret olduğunu, Onama kararının tarafına 24.01.2018 tarihinde tebliğ edildiğini, bu tarih itibarıyla davacı açısından “zararı ve sorumluları öğrendiği taribi” sabit hale geldiğini, nitekim 20.11.2018 tarihinde “mali sorumluluk davasını süresi içinde açtıklarını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, limited şirket tasfiye memurunun sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, cevap dilekçesinin süresinde sunulup sunulmadığı ve davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır.Dava dışı ...Ltd. Şti. ... ve ... tarafından eşit hisse ile 06/10/2006 tarihinde kurulmuş, 11/03/2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile de tasfiye kararı alınarak davalı ... tasfiye memuru olarak atanmıştır.Davacı tarafça, davalı tasfiye memuru tarafından yapılan iş ve işlemler ile kendisinin doğrudan zarar gördüğü iddiasıyla, uğradığı zararın tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davaya karşı davalının cevap dilekçesi olarak sunduğu 03/07/2019 tarihli dilekçesi ile zamanaşımı def'ini ileri sürülmüş, davacı tarafça ise, cevap dilekçesinin süresinde sunulmadığını iddia etmiştir. İlk derece mahkemesi ise dava dilekçesinin tebliğine ilişkin tebligatın usulüne uygun olmadığı gerekçesi ile cevap dilekçesini süresinde kabul etmiştir.Davalının, dava dilekçesinde bildirilen adresine çıkarılan tebligat muhatabın tanınmadığından bahisle 07/12/2018 tarihinde iade gelmiştir. Bunun üzerine davalının mernis adresine(tebligat zarfına mernis adresi olduğu belirtilerek) dava dilekçesi tekrar tebliğe çıkarılmış ve adresin kapalı olması nedeniyle 15/01/2019 tarihi itibariyle 2 nolu haber kağıdı muhatabın kapısına yapıştırılarak tebligat Fındıklı Mahalle Muhtarına bırakılmıştır.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 20.01.2021 tarihli ve 31460 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da; 7201 sayılı Kanun'un lafzı ile 6099 sayılı Kanun’un genel gerekçesi ve 7201 sayılı Kanun'un 10 ve 21 inci maddelerinde yapılan değişikliklere ilişkin gerekçeler ve doktrindeki görüşler birlikte değerlendirildiğinde mernis adresinin resmî tebligat adresi olarak kabul edildiği, mernis adresinin 7201 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yazılı durumlarda başkaca adres araştırması yapılmasını gerekli kılmayan son adres olarak kanun koyucu tarafından kabul edildiği, bu nedenle 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yapılacak tebligatlarda muhatap o adreste hiç oturmamış veya adresten sürekli ayrılmış olsa dahi yeni adresi araştırılmaksızın o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında tebligatın teslim edileceği, ihbarnamenin gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırılacağı, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihin tebliğ tarihi olacağı belirtilmiştir. Söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre muhatabın adres kayıt sisteminde kayıtlı adresine tebligat yapılabilmesi için önce 7201 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca muhatabın bilinen en son adresine tebligat çıkarılması, bu tebligatın tebliğ edilemeden iade edilmesinin gerekli ve yeterli olduğu belirtilmiştir. Bu hâlde tebliği çıkaran merci tarafından çıkarılacak tebligat zarfı üzerine mernis adresi şerhi ile birlikte tebligatın 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yapılacağına dair şerhin yazılması, tebliğ memurunun başkaca bir adres araştırması yapmadan muhatabın mernis adresine doğrudan 7201 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre yapılan tebliğin usule ve yasaya uygun olduğu şeklindeki iki aşamalı tebligat yapılması görüşü kabul edilmiştir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu(TK)'nun 21/2. maddesi, "Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır." şeklinde düzenlenmiştir. 25.01.2012 Tarih ve 28184 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 31/1-c maddesine göre de, muhatap, gösterilen adreste hiç oturmamış veya bu adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi tebligatın, muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine bu husus meşruhat verilerek çıkarılması halinde tebliğ olunacak evrakı, tebliğ memuru, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi üyesinden birine ya da kolluk amir veya memuruna imza karşılığında teslim eder. Tebliğ memuru, ek-1’de yer alan (2) numaralı örneğe uygun olarak düzenlenen ihbarnameyi gösterilen adresteki kapıya yapıştırır.Anılan düzenlemeler ve içtihadı birleştirme kurulu kararı değerlendirildiğinde adresin kapalı olması halinde muhatabın mernis adresine çıkarılan tebligatın geçerli olabilmesi için bilinen son adrese çıkarılan tebligatın iade gelmiş olması ve sonrasında mernis adresine çıkarılacak tebligata, Yönetmeliğin 35/1-g maddesi gereğince adresin mernis adresi olduğuna ilişkin kaydın şerh edilmiş olması, tebliğ memuru tarafından 2 nolu haber kağıdının kapıya yapıştırılması ve tebliğ evrakının muhtar veya ihtiyar heyeti veya meclisi üyesinden birine ya da kolluk amir veya memuruna imza karşılığında teslim edilmesi gerekli ve yeterlidir. Bunun dışında tebliğ memuru tarafından örneğin adres araştırması, komşu-yönetici-kapıcıya haber veme, adresin kapalı olma nedeni gibi hususlarda başkaca bir araştırma ve iş/işlem yapılmasına gerek yoktur.İlk derece mahkemesince, adresin kapalı olduğunun davetiyeye şerh düşüldüğü ancak davalının adreste bulunmama sebebine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği, bu haliyle TK'nun 21. ve Tebligat Tüzüğünün 28. maddesine aykırı olduğu kabul edilmiş ise de, TK 21/2. Maddesinde tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini araştırması gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi Bakanlar Kurulunun, 07/08/2012 Tarihli Resmi Gazete yayımlanan Tebligat Tüzüğünün Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Tüzük ile, 20/8/1959 tarih ve 4/12059 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tebligat Tüzüğü yürürlükten kaldırılmış olup somut olayda uygulanması mümkün değildir. Açıklandığı üzere, tebligat memurunun mernis adresine çıkarılan tebligatlarda muhatabın adreste bulunmama sebebini araştırma yükümlülüğü bulunmamakta olup, somut olayda adresin kapalı olduğu belirtilerek 2 nolu haber kağıdının kapıya yapıştırıldığı ve tebliğ evrakının mahalle muhtarına bırakıldığı nazara alındığında gerekli olan işlemler yerine getirilmiş olup, bu durumda davalının mernis adresine yapılan tebligat geçerlidir. Söz konusu tebligat 15/01/2019 tarihinde yapılmış, cevap dilekçesi ise 03/07/2019 tarihinde süresinden sonra sunulmuştur. Zamanaşımı definin süresinde sunulan cevap dilekçesi ile ileri sürülmesi gerekli olup, bu halde, davalının geçerli bir zamananaşımı savunması bulunmadığından ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. KARAR :Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 30/12/2025