T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1278 KARAR NO : 2026/193 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/351 KARAR NO : 2025/386 DAVA TARİHİ: 21/08/2024 KARAR TARİHİ: 17/06/2025 DAVA: Tazminat (Kooperatif Yöneticilerinin İşleminden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 11/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1278 KARAR NO : 2026/193 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/351 KARAR NO : 2025/386 DAVA TARİHİ: 21/08/2024 KARAR TARİHİ: 17/06/2025 DAVA: Tazminat (Kooperatif Yöneticilerinin İşleminden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 11/02/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; İstanbul 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/618 Esas sayılı dosyası ile kooperatife özel denetçi atandığını, özel denetçinin mali ve kasa yönünden yaptığı incelemede kooperatifin ... Bankası Kağıthane Şubesi'ne ait IBAN ... nolu hesabında, para bulunmamasına rağmen 642.617,09 TL çekilerek KOOP kasa hesabına yatırılmış gibi gösterdiği, daha sonra bu hayali paranın muhtelif hesaplara aktarılmış gibi gösterildiğinin tespit edildiğini, yani kooperatifi yönetenlerin zimmetlerine geçirilen 642.617,09 TL'yi muhasebe kayıt teknikleri ile buharlaştırdığını, sahte kayıtlar ile bilançoda eşitlik sağlanmaya çalıştıklarını, bu kayıtların gerçek durumu yansıtmadığının özel denetçi tarafından tespit edildiğini, Özel Denetçi raporundan da anlaşılacağı üzere 642.617,09 TL diğer kooperatif ortaklarının da mali menfaatleri aleyhine olarak kooperatif yöneticileri tarafından zimmetlerine geçirildiğini, 2016 yılında 642.617,09 TL'nin yeniden değerleme ile bugünkü değeri olan 845.883,30 TL'den hissesi olan 80 m2/hisse oranında 270.682,82 TL maddi kaybının tarafına tevdiini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın taleplerin zamanaşımına uğradığını, davalı Kooratifin hiçbir dönem ve hiçbir şekilde zarara uğramadığını ve zarara uğratılmadığını, davacı taraftan KK 53.maddeleri kıyasla teminat alınmasına, davacı tarafça açılan davada görevsizlik kararı verilmesine, davalı müvekkilinin pasif dava ehliyeti bulunmadığından davanın husumet yokluğundan ve zamanaşımına uğramış olması nedeni ile reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; "Dava, kooperatif yöneticilerinin kooperatifi zarara uğrattığı ve davacının hisse değerinin düştüğü gerekçesiyle tazminat istemine ilişkindir. Eldeki davada davacı taleplerine göre sorumluluğun kooperatif yöneticilerinde olduğu, yöneticilerin zarar verdiğini iddia ettiği, bu durumda davada husumet kooperatifin ilgili yöneticilerine yöneltilmesi gerekirken kooperatif tüzel kişiliğine yöneltilmiş olmasının yasaya aykırı ve pasif husumet eksikliğine neden olduğu, pasif husumetin dava şartı olduğu..." gerekçesiyle, "Davacının davasının, pasif husumet yokluğu nedeniyle HMK'nın 114/1-d maddesi ve 115. maddesi uyarınca usulden reddine" karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı asil yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ederek, tazminata konu olan bu davada kooperatif yönetiminin hukuk kurallarına isteyerek, bilinçli bir şekilde çiğnediklerini, haksız fiilde bulunarak hareket ettiklerini, belirtilen miktarı zimmetlerine geçirerek zarara sebebiyet verdiklerini, mahkemece 1163 sayılı Kanunun 59.maddesinin göz ardı edildiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Dava; kooperatifin yönetim kurulu üyelerinin usulsüz işlemleri nedeniyle zimmetlerine para geçirdikleri iddiasıyla, zimmete geçirilen paranın yeniden değerleme oranına göre değerinin davacının ortaklık payı nispetinde kooperatiften tahsili istemine ilişkindir.1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 59.maddesinin 3.fıkrasında; "Yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatif sorumludur.", 62.maddesinin 1.fıkrasında; "Yönetim Kurulu, kooperatif işlerinin yönetim için gereken titizliği gösterir ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda bütün gayretini sarf eder." aynı maddenin 3.fıkrasında ise, "Yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar" hükümleri yer almaktadır.1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98.maddesinde; "Bu kanunda aksine açıklama olmayan hususlarda Türk Ticaret Kanunundaki Anonim şirketlere ait hükümler uygulanır." düzenlemesi uyarınca eldeki sorumluluk davasında anonim şirketlere ilişkin TTK'da yer alan hükümlerin incelenmesi gerekmektedir.6102 sayılı TTK'nın 553.maddesine göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. TTK'nın 555.maddesinde; "(1) Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler. (2) Pay sahibinin açtığı davayı hukuki ve maddi sebepler haklı gösterdiği takdirde, mahkeme, dava giderleriyle avukatlık ücretini, bu giderler davalıya yükletilemediği hâllerde, davacı pay sahibiyle şirket arasında, hakkaniyete göre paylaştırır." hükmüne yer verilmiştir. TTK'nın 557.maddesinde; "(1) Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur. (2) Davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebilir ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebilir. (3) Birden çok sorumlu arasındaki başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenir."TTK'nın 558.maddesinde; "(1) İbra kararı genel kurul kararıyla kaldırılamaz. 445 inci madde hükmü saklıdır. (2) Şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldırır. Diğer pay sahiplerinin dava hakları ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer."TTK'nın 560.maddesinde; "(1) Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır." hükümlerine yer verilmiştir. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi'nin 19/02/2016 tarihli 2015/894 E. 2016/883 K sayılı kararında; "...1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 59/3. maddesinde; "Yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatif sorumludur" hükmüne yer verilmiş, 62/1. maddesinde ise yönetim kurulu üyelerinin görevleri belirtilmiş, yönetim kurulunun, kooperatif amaçlarının gerçekleşmesi ve ortakların çıkarlarının korunması ile ilgili olarak yasalara, anasözleşme hükümlerine ve genel kurul kararlarına göre işleri titizlikle yürütecekleri ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda gereken çabayı göstermekle görevli oldukları açıklanmıştır. 62/3. maddesinde ise; "Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar" hükmüne yer verilmiştir.Aynı Kanun'un 98. maddesi yollaması ile dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi uyarınca, genel olarak yönetim kurulu üyeleri kooperatif adına yapmış oldukları sözleşme ve işlerden dolayı şahsen sorumlu değildir. Aynı maddede beş bent halinde sayılan durumlar, bu genel ilkenin istisnaları olarak gösterilmiştir. Anılan istisnalardan olan 5. bent, ''İdare meclisi azaları şirket namına gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden ve ihmal neticesi olarak yapılmamasından gerek şirkete, gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesuldürler'' hükmünü içermektedir. 818 sayılı BK’nın 41, 50 ve 51. madde hükümleri ile yukarıda anılan maddeler birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilerin ve temsile yetkili şahısların zarar doğuran eyleminden dolayı, yöneticiler ve kooperatif müteselsilen sorumludurlar. Bu nedenle, ortaklığın, yöneticilere karşı sorumluluk davası açmasının yanı sıra ortakların, kooperatife ve/veya yöneticilere karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakları bulunmaktadır. TTK’nın 340. maddesinde, 309. maddeye yapılan göndermenin sadece sorumluluk halleri ile sınırlı olduğunun ve 309. maddedeki, “Hükmolunacak tazminat şirkete verilir” hükmünün 336.maddedeki doğrudan doğruya zarar hallerine uygulanmayacağının kabulü gerekmektedir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticilerin kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir. Kural olarak yönetim kurulu üyeleri kooperatif adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlar ise de, anılan 336. maddesindeki hallerde kooperatife, kooperatif ortaklarına ve kooperatif alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen sorumlu olurlar. Yöneticiler görevlerini ifa sırasındaki zararın kusur ile işlendiği karinesinin aksini ispat etmedikçe 338. maddesi gereğince sorumluluktan kurtulamazlar. Diğer yandan, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14.05.1970 tarih ve 2722 E., 2030 K. 27.02.1990 tarih ve 9543 E., 1576 K. 14.02.2005 tarih ve 2004/4501 E., 2005/1130 K. 19.02.2007 tarih ve 2005/14680 E., 2007/3131 K. sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 59/3.maddesinde yöneticilerin kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatifin sorumlu olacağı düzenlenmiş ise de, bu hükmün yöneticiler ile birlikte kooperatifin dahi sorumlu olacağı şeklinde yorumlanması gerekir. 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde yer verilen "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" ibaresi, ortakların dava açma hakkının temel dayanağıdır. Kooperatif ortağı olma, kooperatife karşı dava açma hakkından vazgeçme olarak yorumlanamayacaktır. Ortak tarafından dava hakkının kullanılması, ortaklığın TTK'nın 341. maddesine dayalı dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına ve davanın denetçilerin asıl ya da vekil aracılığı ile dava açmasına bağlı değildir.Ortakların dava açma hakları doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin yasa ve anasözleşme hükümlerine aykırı davranışları ile ortaklığın malvarlığını azaltan veya kötüleştiren davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararıdır. Ancak, ortak dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 340. maddesi yollaması ile 309/1. maddesi uyarınca dolaylı zarar dolayısıyla açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu halde, yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. TTK'nın 336/5 maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise, ortaklar talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isteyebilirler. Doğrudan zararın tazminini kooperatif, TTK'nın 341. madde hükmündeki usule uyarak 336/5. maddesi uyarınca yöneticilerden isteyebileceği gibi, ortak dahi dolaylı zarara uğradığı iddiasıyla 340. maddesi yollamasıyla 309/1. madde hükmü uyarınca kooperatife ödenmesini isteyerek yöneticilere dava açabilir.Somut olayda, davacı, dava dışı şirket ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayan davalı kooperatif yöneticilerinin, sözleşme hükümleri hakkında kooperatif üyelerini bilgilendirmedikleri, sözleşmenin kooperatifin aleyhine hükümler içerdiği, kooperatif menfaatlarinin zarara uğradığı, davalı denetim kurulu üyelerinin de bu husustaki denetim görevlerini yerine getirmedikleri, bu nedenle kendisinin de zarara uğradığını ileri sürmekte, kendisine tahsis edilmiş konut ya da arsa ile ilgili doğrudan bir zarar iddiasında bulunmamaktadır. Davacının tazminini talep ettiği zarar, esasen kooperatifin zararı olup, kendisi açısından dolaylı zarar niteliğindedir ve bu durumda, tazminatın ancak kooperatife ödenmesini talep edilebilir. Davacı, ortaya çıktığını ileri sürdüğü zararın kendisine ödenmesini talep ettiğinden, mevcut yasal koşullar karşısında bu istek dinlenemeyeceğinden, hüküm sonucu itibariyle doğru olmuştur..."Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09/02/2010 tarihli 2008/5428 E. 2010/1772 K. sayılı kararında; "...yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, kusur yoksa yönetim ve denetim kurulunun da bir sorumluluğu söz konusu değildir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak, böyle bir davanın açılabilmesi, genel kurulun bu yönde bir karar almasına bağlıdır. Yukarıda açıklandığı üzere, zarar gören ortakların da yöneticiler ve denetçiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Dava hakkının kullanılması, ortaklığın dava açma hakkında olduğu gibi, genel kurul kararına bağlı değildir. Ortakların dava açma hakları da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları ile ortaklığın malvarlığını azaltan veya kötüleştiren davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararıdır. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu halde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Bu dava türünde ise, ortaklar talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isteyebilirler..."Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 08/09/2025 tarihli 2025/639 E. 2025/2787 K. sayılı kararında; "...İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalılardan ... için 2 yıllık zamanaşımının doğduğu gerekçesiyle zamanaşımından reddine, diğer davalılar yönünden ise davacının talep edebileceği tazminatı kendisine değil ancak kooperatife ödenmesini isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. ....Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacının kooperatif üyesi olup bu üyelik dolayısıyla yükleniciye ödediği ve davada talep ettiği zararın niteliği itibariyle dolaylı zarar olduğu davacının bu zararın ancak kooperatife ödenmesini isteyebileceği kendisine ödenmesini talep edemeyeceği anlaşıldığından davacı ve davalı M...Ö... vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." Taraf ehliyeti hukuki ilişkinin sujesi olabilme ehliyetidir. 6100 sayılı HMK'nın 50. maddesinde "Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir." şeklinde açıklanmıştır. Davada taraf ehliyetinden maksat bir davada davacı veya davalı olarak yer alabilme ehliyetidir. Bu kavram medeni hukuktaki hak ehliyetinin, medeni usul hukuku alanındaki uzantısını oluşturur (Tanrıver, S., Medeni Usul Hukuku, C.I, 2016, S.485). Kişinin taraf ehliyetinin bulunması, taraf olarak yer aldığı davasını yürütebilmesi için tek başına yeterli değildir; kişinin dava ehliyetine de sahip olması gerekir (Erişir, E., Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, 2007, S.57). Dava ehliyeti ise bir kişinin bizzat yada tayin edeceği temsilcisi aracılığı ile dava açabilmesi, davayla ilgili usul işlemleri yapabilmesi ve kendisine karşı dava açılması halinde hakkını koruyucu beyanlarda bulunabilme yani savunma yapabilme ehliyeti olarak tanımlanabilir ve HMK'nın 51. maddesinde "Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre medeni hakları kullanma ehliyetine yani fiil ehliyetine sahip olanlar dava ehliyetine de sahiptirler. Sıfat davanın esasına yani maddi hukuka ilişkin bir kavram olup dava konusu talep bakımından kimin hak sahibi, kimin yükümlü olduğunu ifade eder. Davada davacı ve davalı olarak yer almakla taraf olarak gösterilenlerin maddi hukuk bakımından gerçekten bu niteliği taşıyıp taşımamaları tümüyle birbirinden farklı kavramlardır. Sıfat, tarafın bir özelliği olmadığı gibi usule ilişkin bir kavram da değildir. Aksine sıfat, davanın taraflarının ihtilaflı maddi hukuk ilişkisinin gerçek süjesi olup olmadığı ile ilgilidir (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.I, s.607). Sıfat, nihai karar verildiğinde, davanın haklı veya haksız olduğunu ifade eder. Dava takip yetkisi ve sıfatın davadaki durumunu belirtmek bakımından, davanın yürütülmesi ve karara ulaşmasındaki sürecin dava takip yetkisini, bu sürecin sonunda maddi hukuka yönelik sonucun ise sıfatı karşıladığı söylenebilir (Pekcanıtez Usul, s.612).Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. Mesela, bir alacak davasında davacı olma sıfatı, o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, (dava konusu alacağın mevcut olmadığından dolayı değil) davacının davacı (alacaklı) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan, husumetten) dolayı reddedilir.(Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr. Baki Kuru, Av. Burak Aydın, Cilt.I, s.332). Taraf sıfatı dava şartı değildir. Çünkü sıfat, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin, bir maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def'i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, s.333, 334). HMK'nın 114/1.d maddesi uyarınca dava ehliyeti ve taraf ehliyeti dava şartıdır. Ancak husumet yani sıfat usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Somut olayda; davacı, davalı kooperatifin yönetim kurulu üyelerinin zimmetlerine para geçirmesi sebebiyle, ortaklık payı oranında zararının oluştuğunu ileri sürerek, söz konusu zararın kooperatiften tahsili talebiyle eldeki davayı açmıştır. Davacının ileri sürdüğü zarar doğrudan bir zarar olmayıp dolaylı zarardır. Bu halde davanın zarara sebebiyet verdiği ileri sürülen yönetim kurulu üyelerine yöneltilmesi ve zarar tutarının ise kooperatife ödenmesinin talep edilmesi gerekmektedir. Eldeki dosyada ise husumetin kooperatife yöneltilmesi karşısında, davanın pasif husumet nedeniyle davanın reddi gerekmektedir. Mahkemece her ne kadar hüküm kısmında davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle HMK'nın 114/1-d maddesi ve 115. maddesi uyarınca usulden reddine denilmiş ise de, netice itibariyle dava pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedildiğinden ve karar sonuç itibariyle doğru olduğundan davacı asilin istinaf talebinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı asilin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 615,40TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.11/02/2026