T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/579 - 2026/901 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/579 KARAR NO : 2026/901 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/12/2023 NUMARASI : 2022/185 E. - 2023/256 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fik…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/579 - 2026/901 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/579 KARAR NO : 2026/901 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 26/12/2023 NUMARASI : 2022/185 E. - 2023/256 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/12/2023 Tarih ve 2022/185 Esas - 2023/256 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin “...” ve “...” esas unsurlu birçok markanın sahibi olduğunu, bu markaların tasarrufa dayalı finansman sistemi içerisindeki faaliyetler ile ilgili mal ve hizmetler bakımından koruma altında bulunduğunu, ayrıca müvekkilinin 2019 73810 nolu “...” ibareli marka tescilinden doğan hakları kullandığını, dava konusu 2020/142334 nolu “...” ibareli marka başvurusunun müvekkilinin markaları ile benzerlik taşıdığı için yapılan itirazlarının reddedildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin markalarında “... ...”, “... ...” gibi ibareleri açıkça kullandığını, müvekkilinin markalarının “...”, “...” markaları ile uyumlu kompozisyonlar taşıdığını, dava konusu markanın da “...” şeklinde bir başvuru olduğunu, markalar arasında kavramsal, görsel ve işitsel benzerlik bulunduğunu, her iki taraf markasının da tüketicilere finansman sağlayan yapılarda kurulduğunu, müvekkilinin eskiye dayalı kullanımı olduğu gibi dava konusu markada kullanılan figür üzerinde de üstün hak sahipliğinin bulunduğunu, davalı yanın başvurusunun kötüniyetle yapılmış bir başvuru olduğunu ileri sürerek 2022-M-3123 sayılı YİDK kararının iptaline ve 2020/142334 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, markalar arasında benzerlik bulunmadığını, tüketici nezdinde taşınır terimi yerine kullanılan "..." ve taşınmaz terimi yerine kullanılan "..." ibarelerinden oluşan markaların yalnızca davacının kendi uhdesinde olduğu iddiasının ticari hayatın olağan akışına aykırı olacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu başvuru kapsamında 12. Sınıf mal grubu dışındaki tüm mal ve hizmet sınıflarının, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında doğrudan yer aldığı, bununla birlikte davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında 12. Sınıf malların satışını da içerir şekilde 35.05 alt grubundaki perakende satış hizmetleri bulunduğu, her ne kadar ürün ile ürünün satış hizmeti aynı amaca hizmet etmese, aynı türde olmasa da bunlar tamamlayıcı oldukları için aralarında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, dava konusu marka başvurusunun, hakim unsurlarının mavi renkte, bir adet ... anahtarı ve bir adet ... anahtarı görselinin, stilize biçimde tasarlanması ile oluşturulmuş şekiller olduğu, bu şekillerin hemen altında ise “...!” şeklinde slogan niteliğinde bir söz öbeğine yer verildiği, davacının markalarının incelenmesinde, “...”, “...”, “...” gibi ibarelerin hakim sözcük unsurları şeklinde kullanıldığı markalar olduğu, taraf markaları görsel anlamda karşılaştırıldıklarında hiçbir ortak figüratif/şekli unsur taşımadığı, davacı yan her ne kadar 2019/73862 sayılı markasındaki görselde kullanılan anahtar görseli ile dava konusu markadaki anahtar görsellerinin birebir aynı olduğu iddia etmekte ise de görsellerde tepe kısmında ... figürünü taşıyan anahtar kompozisyonunun kavramsal ilişkisi hariç herhangi bir benzerlik mevcut olmadığı gibi davacının anılan markasının da esasen ilgili şekil temelinde değil bütün olarak şeklinde bir görsele haiz olmasından ötürü de tüketicinin detayda kalan bu unsurdan ötürü taraf markaları arasında bir bağlantı kurmasının mümkün olmadığı, dava konusu markada yer alan sözcük unsurlarının tamamının ticaret hayatında jenerik kullanımlara haiz kelimeler olup bu kelimelerin bir araya getirilmesi ile ortaya çıkan bütünün de esasen özgün bir niteliği bulunmadığı, ilgili slogandaki ne “...” ne de “...” ibaresinin, dava konusu sloganın içerisinde ayrık bir şekilde münhasıran iktisadi kaynak gösterme açısından ayırt ediciliği doğrudan bulunmadığı gibi, taraf markaların anılan ibarelerin kullanım biçimleri ve yarattıkları kavramsal karşılıklarda birbirinden ilk anda ve derhal ayrışabildiği, davacı yanın etrafında bir seri marka ailesi oluşturduğunu iddia ettiği “...”, “...” gibi markaları sebebiyle salt “...” veyahut salt “...” kelimeleri üzerinde bir tekel elde etmesinin mümkün olmadığı, taraf markalarının ilgili tüketicilerinin ortalama dikkat ve zeka düzeyinde olduklarının kabulü halinde dahi, herhangi bir tüketicinin bu iki işaret arasında iktisadi bir bağlantı kurma ihtimalinin dahi bulunmadığı, davacı yanın, dava konusu ibareye yönelik önceye dayalı bir kullanımının ise mevcut olmadığı, bu halde somut olayda SMK m. 6/3 koşullarının meydana gelmediği, dava konusu markadaki kullanımların, davacı markasındaki farklı nitelikte olduğu görüldüğünden somut olayda SMK m. 6/6 koşullarının oluşmadığı, davacı yanın markalarının tanınmışlığına ilişkin iddia ve delillerinin markanın olağan kullanımını gösterir deliller olduğu ve sınırlı sayıdaki delilden somut olayda SMK'nın 6/5. maddesinin koşullarının oluştuğunun anlaşılamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, kararda markaların benzerliği konusunda yapılan değerlendirmelerin kendi içerisinde çelişkiler barındırdığını, müvekkilinin markalarında “...” ve “...” ibarelerinin açıkça kullanıldığını, müvekkilinin almış olduğu lisans hakkına dayalı olarak itiraza ve davaya dayanak gösterilen 2019 73810 nolu “...” markasında ve müvekkiline ait 2019 73862 nolu“... ...” ibareli markada bulunan ... ve anahtar şekillerinden oluşan figüratif unsurun dikkat çekecek şekilde vurgulandığını, müvekkilinin itiraza ve davaya dayanak markalarında asli unsur olarak korunan, ... ve anahtar figüründen oluşan şekil unsurunun küçük farklılıklar dışında birebir kullanıldığını, şekil benzerliğinin iyi niyetle açıklanacak tarafı bulunmadığını, ayrıca dava konusu markada “...” ibaresinin de müvekkilinin markalarında ayrı ayrı korunan “...” ve “...” ibarelerinin kullanımını anımsatacak şekilde yer aldığını, markalarda yer alan ibareler ve şekil unsurlarının markalar arasında kavramsal anlamda karıştırılma ihtimali doğurduğunu, müvekkilinin markasının tanınmış olduğunu, SMK’nın 6/6. maddesi bakımından koşulların bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı şirketin “...” ibareli marka başvurusu ile davacının mesnet markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira taraf markalarında bulunan kelimelerin tamamının ticaret hayatında jenerik kullanımlara sahip kelimeler olduğu, diğer yandan “...” ve “...” ibaresinin, dava konusu sloganın içerisinde ayrık bir şekilde münhasıran iktisadi kaynak gösterme açısından ayırt ediciliğinin doğrudan bulunmadığı, taraf markalarının görsel anlamda hiçbir ortak şekil barındırmadığı, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makul düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, dava konusu marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden, karşı tarafın tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayacağı, marka başvurusunun kötüniyetli yapıldığı iddiasının dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelere göre kanıtlanmadığı, SMK'nın 6/3. maddesinin koşullarının bulunmadığı, davacının markalarının tanınmış marka olduğunun kanıtlanamadığı, SMK'nın 6/6. maddesinin koşullarının meydana gelmediği, SMK'nın 6/5. maddesinin şartlarının somut olayda oluşmadığı, kötüniyetin ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davacı tarafından istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240). HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/12/2023 gün ve 2022/185 Esas - 2023/256 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70-TL harçtan mahsubu ile bakiye 651,30-TL karar ve ilam harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden ve istinafa gelen davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500.00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından ilk derece mahkemesi ve istinaf aşamasında herhangi bir gider yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip resen taraflara iadesine (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, kararın kesinleşmesinden sonra ve talebi halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 29/04/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/05/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.