İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/03/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı taraf ile aralarındaki ticari ilişki sebebiyle düzenlenen faturalara, davalı tarafından ödeme yapılmadığı ve itiraz edilmediği gerekçesiyle davalı aleyhine İst…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/289 KARAR NO:2026/403 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:20/03/2025 NUMARASI:2024/141 Esas - 2025/199 Karar DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/03/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı taraf ile aralarındaki ticari ilişki sebebiyle düzenlenen faturalara, davalı tarafından ödeme yapılmadığı ve itiraz edilmediği gerekçesiyle davalı aleyhine İstanbul Anadolu 14. İcra Dairesinde... sayılı dosyasında fatura alacağı için icra takibi başlattıklarını davalı borçlunun itiraz etmesiyle takibin haksız kötü niyetle durdurulduğunu iddia etmiş davanın kabulünü takibin devamını davalı tarafın %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; genel haciz yoluyla takibe itirazda İİK M.62 Vd. hükümlerine göre borçlu ödeme emrine itiraz etmek istiyorsa, itirazın tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazını icra dairesine yapmalıdır denildiği ödeme emrinin tebliğ edilmiş olması gerektiğini huzurdaki davanın 23.01.2024 tarihinde açıldığını, müvekkili ... Şirketine 25.12.2023 tarihinde ödeme emri gönderilmiş olduğunu ancak tebligat adres yetersizliği nedeniyle tebliğ edilmediğini bila ikmal edildiğini, davacı tarafın fatura alacağını ispatlaması gerektiği, teslim ettiğine dair imzalı irsaliyelerin olması gerektiği, kantar fişinin üzerinde kantar ibaresinin olduğunu ancak tartılmadığını, ... ve ... ile bir sözleşme yapılmadığını kefil olmadıklarını, ... elektronik posta adresinin olduğunu yapılan tebligatın usulsüz olduğunu beyan etmiştir. müvekkili şirkete usulüne uygun bir tebligat olmadığını dolayısıyla geçerli bir itirazda olmadığını, dosya incelemesinde borçlulara çıkartılan ödeme emrinin tebliğ parçasının dosyaya dönmediği, bu haliyle itirazın süresi içinde olup olmadığının tespit edilemediği takibin tebligat parçası dönünceye kadar geçici olarak durdurulması gerektiğinin anlaşıldığını, itiraz edilmeden itirazın iptali davası açıldığını davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davalı ... Şirketi Hakkında Yapılan Değerlendirmede; 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü amirdir. 6100 sayılı HMK hükümlerine göre, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altındadır (HMK 190). Davacı ... Şirketi tarafından davalı ... Şirketi adına düzenlenen; 02.08.2023 Tarihli 24.840.-TL tutarlı ... nolu fatura, 03.08.2023 Tarihli 13.800.-TL tutarlı ... nolu fatura, 24.08.2023 Tarihli 22.080.-TL tutarlı ... nolu fatura, 28.08.2023 Tarihli 52.440.-TL tutarlı ...nolu faturadan kaynaklı alacaklı olduğunu iddia etmekle, bu cihette alacağı ispatla yükümlüdür. Davacının, davalıya Fatura konusu malı sattığını ispatlaması gerektiği, davacı vekili teslime dair bir vesika sunmamışsa da ticari defterler taraflar lehine delil olabilecekitir, zira uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olduğu yani iki tarafında defter tutma yükümlülüğü bulunduğu, uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari defterlerine geçirilmesi gereken bir işten doğmuş olduğu, davacının defterlerin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış olduğu bilirkişi raporu içeriğinden anlaşılmıştır. TTK 82.maddesi gereğince, kural olarak ticari defterler tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda delil olarak kabul olunur. (Yargıtay 13.HD 26.04.2002 T., 2002/2710 E., 2002/4688 K) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222/3. Maddesinde " İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Değişik 28.07.2020T. 7251 Sy. Kanun-23.madde)yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. (Değişik 28.07.2020 T. 7251 Sy. Kanun-23.madde). Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." hükmü düzenlenmiştir. Mahkememizce tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak üzere inceleme günü verilmiş, bu karar davalı tarafa usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde, davalının ticari defterlerini sunmadığı, bilirkişi raporunun davacının ticari defterlerinin incelenmek suretiyle hazırlandığı, dava konusu fatura alacağının davacı şirketinin defterlerinde ise kayıtlı olduğu ise, bilirkişi raporu ile sabittir. HMK 222/3'e göre, davalının ticari defterlerini ibraz etmemesi sebebiyle, maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartlara uygun olarak tutulmuş davacının ticari defter kayıtlarının kendi lehine delil teşkil ettiği, bunun aksinin davalı tarafça senet veya diğer bir kesin delille de ispatlanmadığından, davacının takip tarihi itibariyle bilirkişi raporuna göre 113.160,00 TL asıl alacağı bulunduğu değerlendirilmekle, davanın kabulü ile davacının yaptığı takibe davalı şirketin itirazının iptaline karar verilmiştir. Her ne kadar takip dosyasında işlemiş faiz talep edilmiş ise de ; Taraflar arasında herhangi bir yazılı sözleşme mevcut olmadığında ve borçlunun bir ihtar veya ihbarla temerrüde düşürülmediğinde işlemiş faiz talebi kabul edilemeyeceği, davacının düzenlemiş olduğu fatura tutarının ödeneceği vade belirtilse dahi bu durumu değiştirmeyeceği (Yargıtay 23.HD 2016/9530 E, 2020/877 K), anlaşılmakla, anılan bu şartlar gerçekleşmediğinden davacının işlemiş faiz talebi yerinde görülmemiştir. İİK’nın 67. maddesinin 2.fıkrası hükmünce, icra-inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması ve alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurlar bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise, alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. (Yargıtay 3.HD 2020/9238 E, 2021/6719 K) Bu kapsamda, alacağın likit olması ve diğer icra inkar tazminatına hükmedilebilme şartlarının olayda gerçekleşmesi nedeniyle, hükmolunan asıl alacağın %20’si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Davalılar ... ve ... Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacı vekilince 31.05.2022 tarihli hazır beton sözleşmesi sunulmuş, sözleşme kapsamında davalıların kefil olarak sorumlu oldukları iddia edilmiştir. Kefalete ilişkin, TBK m. 583 hükmünde öngörülen şartlar hakim tarafından re’sen incelenir. Bu şartlarda eksiklik varsa, kefalet geçersizdir. Bu noktada, davalının kefil olduğunu kabul etmesi sonuca etkili değildir. TBK'nın 583. maddesine göre kefalet sözleşmesinin geçerli olması için; yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin belirtilmesi, müteselsil kefalet halinde bu ibarenin kefilin el yazısı ile yazılması, ayrıca aynı yasanın 584. maddesi gereğince kefilin evli olması halinde yazılı eş rızasının da alınması zorunludur. Sözleşmenin kefil kısmı incelendiğinde kefil ad soyadı yazılmamakla, sadece bir imza bulunduğu, yukarıdaki açıklamalar ışığında 31.05.2022 tarihli hazır beton sözleşmesi kapsamında verilen kefaletin TBK madde 583 deki şartları taşımadığından, usulüne uygun olmadığı ve geçersiz olduğu, fatura borcundan bu kapsamda davalıların sorumlu bulunmadığı değerlendirilmekle bu davalılar yönünden davanın reddine, ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu alacağın temeli olan 31.05.2022 Hazır Beton Sözleşmesinin davalı ... Şirketi'ni temsilen davalı ... tarafından imza altına alındığını, dava dilekçesi ekinde sunulan ve dosya kapsamında yer alan imza sirkülerine bakıldığında ...'in münferiden tek imza ile şirketi temsilen imza atması yeterli iken; kefil kısmına da ayrıca imza attığını, şirket kaşesi üzerine atılan ilk imza ile birlikte şirket borçlu haline gelirken, şirket kaşesinin dışına atılan ikinci imza ile imzayı atan şahsın kefil haline geldiğini, iş bu sözleşmeye atılan çift imzanın kefalet hüküm ve sonuçlarını doğurduğunu, ancak; doğrudan kefalet sözleşmesinde yer alan şartların kati olarak burada aranmasının mümkün olmadığını, ticari teamül gereği; şirket yetkilisi tarafından sözleşmede açığa atılan imzanın şirket yetkilisinin borçtan şahsen sorumlu olduğu anlamına geldiğini, mahkemenin iş bu teamülü göz ardı ettiğini, dava konusu ilgili sözleşme incelendiğinde; davalıların şirket kaşesi altına atmış olduğun imzaların yanı sıra; sözleşmede açıkta yer alan kısımlara kefil sıfatıyla imza attıklarının açıkça anlaşıldığını, aksinin kabulünün MK m.2 'de yer alan dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil edeceğini, ayrıca davalı taraflardan ...'ın avukat olduğu sıfatı göz önüne alındığında da; atılan çift imzanın doğurduğu hukuki sorumluluğun anlam ve sonuçlarını anlayabilecek seviyede olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, mahkemece sözleşmedeki hükümler göz ardı edilerek yazılı bir sözleşme bulunmadığı şeklinde hatalı tespitte bulunularak faiz talebinin hukuka aykırı olarak reddedildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla; aksi halde dahi; TTK Madde 1530/4-b’de düzenlendiği üzere, alacaklı tarafından gönderilen fatura veya eş değer ödeme talebinin para borçlusu tarafından alınma tarihi belirsizse, para borçlusu, alacaklının malı teslim etmesi veya hizmeti sağlamasından 30 gün sonra ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşeceğinden bu halde; fatura tarihi itibariyle davalılar temerrüde düşmüş ise de; Mahkemece aksi kabul anlamına kaydıyla; fatura tarihi itibariyle temerrüde düştüğü kabul edilmezse dahi fatura tarihinden 30 gün sonra temerrüde düştüğü kanun itibariyle kabul edildiğinde yine Mahkemenin faiz talebini reddetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosya kapsamında sunulu belgeler ve açıklamalardan da görüleceği üzere, huzurdaki davanın konusunu teşkil eden alacağın likit olduğunu, davalı tarafından icra takibine yapılmış olan itirazın kötüniyet barındırıp, müvekkili şirket'in haklı alacağının tahsilinin sürüncemede kalmasına sebebiyet verildiğinden, huzurdaki davanın kabulünün yanı sıra davalının, alacağın % 20’sinden az olmamak üzere icra-inkar tazminatına mahkum edilmesi gerekirken aksi kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla, ilk derece mahkemesince verilen kararın itiraz edilen ve reddedilen kısımlar yönünden kaldırılmasına ve davalıların, alacağın % 20’si oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali, davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalılar ... ve ...'in geçerli bir kefaleti bulunup bulunmadığı, sözleşmede vade kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı ve temerrüt faizini şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçluları hakkında, İstanbul Anadolu 14. İcra Müdürlüğünün... sayılı takip dosyasında, "fatura" sebebine dayalı olarak toplam 134.176,69 TL alacağın tahsili istemiyle 25/12/2023 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, takip borçlularının itirazı üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davalı şirket ile davacı arasında imzalanan 31/05/2022 tarihli hazır beton satış sözleşmesinin kefil kısmını davalılar ... ve ... imzalamıştır. Davacı tarafça ödenmeyen ürün bedelinden bu davalıların da kefil olarak sorumlu olduğu iddia edilmiş ise de, ilk derece mahkemesince gerekçeli kararda da belirtiltiği gibi imza dışında TBK'nın 583 ve 584. maddesindeki diğer unsurları ihtiva etmediğinden davalıların geçerli bir kefaleti bulunmamaktadır. Şirket kaşesi dışına atılan ikinci imza kefalete ilişkin şekil şartlarının sağlanması halinde sorumluluk doğurur. Ayrıca, şekil eksikliğinin de tek başına dürüstlük kuralına aykırı olduğunun kabulü mümkün değildir. Davalı ...'ın avukat olmasının da sonuca bir etkisi yoktur. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın davalılar ... ve ... yönünden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Hazır beton satış sözleşmesinde vade tarihine ilişkin bir düzenleme bulunmaması ve davalıya ihtarname gönderilmemiş olması karşısında davalının takipten önce temerrüte düşürüldüğü ispatlanamamış olup, davacının işlemiş faiz talebi yerinde değildir. Davacının dayandığı TTK'nın 1530. Maddesinin ise tedarik sözleşmelerine ilişkin olması nedeniyle eldeki davada uyulama yeri bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesince davalı şirket aleyhine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedildiği nazara alındığında davacının icra inkar tazminatına ilişkin istemi de yerinde değildir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 05/03/2026