İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Kozmetik Yapı Teknik İnşaat Malzemeleri San ve Dış Tic Ltd Şti.'ne 6758 sayılı Kanun'un 19/2 maddesi hükmü uyarınca ve CMK'nın 133.Maddesi gereğince İstanbul 8.…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1580 KARAR NO : 2025/1987 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 21/03/2023 NUMARASI : 2023/108 Esas - 2023/189 Karar DAVA: Alacak (Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Kozmetik Yapı Teknik İnşaat Malzemeleri San ve Dış Tic Ltd Şti.'ne 6758 sayılı Kanun'un 19/2 maddesi hükmü uyarınca ve CMK'nın 133.Maddesi gereğince İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesinin, 07/06/2018 tarihli, 2018/2802 D. İş sayılı kararı ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (Fon) kayyum olarak atandığını, (EK-İ karar ve 12.10.2018 tarihli ücret sicil gazetesi) ve - şirket TMSF yönetimine geçtiğini, Fon Kurulunun 27.09.2018 tarihli ve 2018/494 sayılı kararıyla yeni Müdürler Kurulu/Yönetim Kurulu heyeti atanarak göreve başlamış bulunmaktadır. Şirketin tüzel kişiliği halen devam etmekte ise de yönetimi VMSF'ye aittir. Tarafımıza da TMSF kayyımlarınca vekaletname verildiğini, Davalı ..., davacı şirketin TMSF kayyumları atanmadan önceki tek ortağı olduğunu, Şirkete TMSE tarafından kayyum atandıktan sonra kayyumlar tarafından şirketin eski yetkilisi olan davalıya ulaşılmaya çalışılmışsa da hiçbir şekilde haber alınmamış olup ceza yargılaması devam ettiğinden yurt dışına firar ettiği öğrenildiğini, Kayyum atama tarihinden sonra TMSF tarafından atanan kayyumlarca şirket merkezine gidilerek şirketin ticari defterleri ve muhasebe kayıtları incelenmiş ve yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde şirketin muavin defterlerinde 2018 yılından devreden "131 - Ortaklardan Alacaklar Hesabı"nda davalının şirkete borç bakiyesi olduğu görüldüğünü, Müvekkil şirkete 2018 yılındaki terör soruşturması kapsamında mahkeme kararıyla TMSF kayyum olarak atanmış olup davalı firar etliğinden dava tarihine kadar şirket alacağının davalı ortaktan tahsil edilmesi mümkün olmadığını, bu nedenle işbu davayı açmak gerektiğini, Müvekkil şirket alacağının tahsili amacıyla dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurduğunu ancak davalı taraf, adresine oturum davetiyesi gönderilmesine rağmen toplantıya katılmadığını, Fazlaya dair her türlü hakkımız saklı kalmak kaydıyla; davamızın kabulü ile 2.085.742,14-TL 1131 - Ortaklardan Alacaklar Hesabı” ndan kaynaklı alacağımın, cari hesaba kayıt tarihi itibaren reeskont avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi sunmamıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Açıklanan ilkelere göre incelendiğinde; davacı şirketin ödünç verdiğini iddia ettiği paranın tahsili için eldeki davayı ikame ettiği ancak dava tarihinden önce davalıya TBK 392.madde uyarınca bildirim yapılmamış olması sebebi ile alacağın dava tarihi itibari ile muaccel olmadığı, davanın erken/mevsimsiz açıldığı anlaşılmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 18.02.2022 tarihli ve 2019/5 E., 2022/1 K. sayılı kararında; ifa zamanı gelmemiş (vadesi gelmemiş, muaccel olmayan, müeccel) bir alacak için açılmış dava, erken açılmış dava niteliğinde olduğundan, bu davanın açılmasında henüz hukukî yarar bulunmadığı, HMK'nın 114/1-h bendinde dava şartları arasında sayılan hukukî yararın bulunmadığı durumda, davanın esastan değil, HMK'nın 115/2. maddesi gereği usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış ve davanın usul yönünden reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ile davacı şirket arasındaki borcun ödünç sözleşmesinden kaynaklı olmadığını, ilk derce mahkemesinin hatalı hukuki değerlendirmeyle hüküm verdiğini, davalıların haksız fiil sorumlulukları doğrultusunda şirket eski ortağı olan davalı 131 ortaklardan alacak hesabındaki noksan nedeniyle şirkete vermiş olduğu zarardan dolayı sorumlu olduğunu, davacı şirkete başlatılan 2018 yılındaki soruşturma kapsamında mahkeme kararıyla TMSF'nin kayyum olarak atandığını, TMSF kayyumlarınca yapılan incelemede davalının borçlu gözüktüğünün tespit edildiğini, muhtemelen davalı şirketin içini boşaltmak amacıyla söz konusu parayı kendi hesabına geçirmiş olduğunu, ortada bir ödünç sözleşmesi bulunmadığını, davalı firar ettiğinden dava tarihine kadar şirket alacağının davalı ortaktan tahsil edilmesinin mümkün olmadığını, 31.12.2021 tarihi itibariyle müvekkil şirketin 131 – Ortaklardan Alacaklar hesabı bakiyesinde görünen toplam 3.500.202,94 TL’lik bakiyenin; 1.414.460,80 TL’si adat hesaplaması sonucunda ulaşılan faiz toplamı olduğunu, geri kalan 2.085.742,14 TL’lik tutarın (anapara) şirket ortağı ... ile ilgili gerçekleştirilmiş muhasebe kayıtlarına ilişkin olduğunu, bununla birlikte adat hesabı neticesinde 278.398,89 TL’lik Kurumlar Vergisi ve 215.765,21 TL’lik Katma Değer Vergisi (KDV) ortaya çıktığını, davacı şirket tarafından bu tutarların ödendiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, ödünç sözlemesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece alacağın muaccel olmadığı, bu aşamada dava açmakta hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekilince istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; alacağın muaccel olup olmadığı noktasındadır. Davacı taraf dava dilekçesinin konu başlığında açıkça; müvekkil şirketin ortağından, "131- ortaklardan alacaklar hesabı"ndan kaynaklı alacak davasıdır. Şeklinde dava konusunu belirlemiş, dava dilekçesi içeriği de tamamen ortaklar cari hesabımda görünen alacak talebi olarak vakıalar anlatılmış, netice-i talep kısmında da; .."ortaklardan alacaklar hesabı"ndan kaynaklı alacağın cari hesaba kayıt tarihinden itibaren reeskont avans faiziyle birlikte tahsili talep edilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. 6098 sayılı TBK'nın 386. Maddesi "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir. "Davacının iddiası davalının şirket ortağı ve müdürü olarak görev yaptığı dönemde şirket cari hesap bakiyesinin istemine ilişkindir. İddianın ileri sürülüş biçimi ve taraflar arasındaki ilişkinin niteliği, davalının şirketin ortağı ve yetkilisi olması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı şirketin alacağı TBK 386 ve devamı maddelerinde düzenlenen tüketim ödüncü sözleşmesinden kaynaklı alacaktır. İstinaf dilekçesinde yargılama konusu edilmeyen, eldeki yargılamanın konusu olmayan, TTK 553 gereği yöneticinin sorumluluğu sebebine dayalı alacak bulunduğu, tüketim ödüncü olmadığı yönündeki istinaf sebepleri yerinde değildir. TBK'nın m.392- "Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir." TBK 90 ve 392 düzenlemesi birlikte değerlendirildiğinde; borcun geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağını kararlaştırıldığına dair bir belge sunulmamış olmakla ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü olmadığı, bu haliyle dava tarihi itibarıyla alacak iddiasının muaccel olmadığı anlaşılmakla davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı harçtan muaf olduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25/12/2025