6. Ceza Dairesi 2024/6614 E. , 2025/4281 K. "İçtihat Metni" İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/900 E., 2024/1277 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, 6136 sayılı Kanuna Muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafileri TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 inci maddesinin "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk ku
**6. Ceza Dairesi 2024/6614 E. , 2025/4281 K.** **"İçtihat Metni"** İ S T İ N A F S O N R A S I T E M Y İ Z İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/900 E., 2024/1277 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, 6136 sayılı Kanuna Muhalefet HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafileri TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 inci maddesinin "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun’un 294 üncü maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun’un 301 inci maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek temyiz dilekçelerinde ileri sürülen sebepler ile resen incelenmesi gereken konular yönünden yapılan incelemede: I.Sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesinde: Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, sanık ... hakkında 6136 sayılı Kanuna Muhalefet suçundan kurulan hükme yönelik ileri sürülen temyiz sebepleri ile resen incelenmesi gereken konular yönünden bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ ile tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN ONANMASINA, II. Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle mal varlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Bu alacak iddiasının varlığının kabulü için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir Çünkü cezanın delil anlayışı ile hukukun delil anlayışı farklıdır. Hukuk’ta şekli gerçeklik esastır. Daha ziyade iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delilleri davanın kabulünde esas alınmayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul sözkonusudur taraflar iddia etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik ve bunu gösteren her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan freeloader ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılabiliyorsa bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece müştekinin borcum yok demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Müşteki herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar yazışmalar vs. ile sanık ile müşteki arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs. gösterir nitelikte ise müştekinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. (..., Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma Sayfa 927) Bir de alacak zamanaşımına yayılmış ve sürekli mal alıp mal vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olmayacağından sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaatini oluşturacak bir değeri de TCK 150/1. fıkrayı uygulamak için yeterli kabul etmelidir. Yani borçlu Kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı saikiyle hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı taktirde 150/1. fıkra uygulanmalıdır. (..., Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma Sayfa 928) Ayrıca "şüpheden sanık yararlanır kuralı" ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtay'da yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. (Benzer görüşler için bkz. Nur Centel-Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461) Ancak kanun metninde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 6. Ceza Dairesi uygulama birliği sağlama ve kötüye kullanmaların önüne geçmek amacıyla objektif bazı kriterler belirlemiştir. Söz konusu kriterler; 1-Hukuken tahsil edilebilir bir alacak olması, 2- Bunu almak için cebir veya tehdit uygulanması, 3- Talep edilen miktar ile alacak miktarının orantılı olması, 4- Tarafların hukuki ilişki doğduğu anda bu ilişkide taraf sıfatı taşıyan kişilerden olmaları gerektiğidir. Bu doğrultuda; a-Sanığın hukuki ilişki doğduğu anda alacaklı sıfatı taşıması gerektiği, b-Müştekinin bu hukuki ilişki doğduğu anda borçlu sıfatını taşıması gerektiği, c-Borç doğduğu anda taraf sıfatı taşıyan kişilerin yakın akrabaları veya çalışanların yada spontane gelişen olaylarda; kendisi için menfaat amacı gütmeden, arkadaşına yardım ve dayanışma amacıyla bulunan arkadaş ile birlikte eyleme katılmış olmaları halinde; 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini kabul etmektedir. Somut olaya gelince; mağdurun özde değişmeyen tutarlı anlatımları ve bunu doğrulayan tape kayıtları, aramada ele geçen senetler ile sanıkların tüm aşamalardaki istikrarlı savunmaları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; mağdurun sanıklardan 2013 yılından suç tarihine kadar vadeli şekilde ve farklı tarihlerde küçükbaş ve büyükbaş hayvan alıp karşılığında senetler verdiği, senet bedellerinin bir kısmını ödeyip bir kısmını ödeyemeyen mağdurun sanıklardan hayvan alıp satmaya devam etmesi ile taraflar arasında zamana yayılacak şekilde alacak borç ilişkisinin doğduğu dikkate alındığında; sanıkların bu senet bedellerinden doğan alacaklarını tahsili amacıyla mağdura yönelik farklı tarihlerdeki tehdit içerikli eylem ve söylemlerinin bir bütün halinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1 maddesinde tanımlı alacağının tahsili amacıyla zincirleme şekilde birden fazla kişi ile tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ... ve ... müdafılerinin temyiz istemleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kahramanmaraş 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 21.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.