11. Hukuk Dairesi 2021/4309 E. , 2023/453 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili taraf
**11. Hukuk Dairesi 2021/4309 E. , 2023/453 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 17.01.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin sermayeyi temsil eden %20'sinin müvekkiline ait olduğunu, davalı şirketin tüm pay sahiplerinin temsil edildiği çağrılı usulde bir olağanüstü genel kurul toplantısını 20.11.2015 tarihinde şirketin merkezinde gerçekleştirdiğini, mevzubahis olağanüstü genel kurul toplantısına ait ilânda toplantı gündeminin, şirket sermayesinin artırımı ve şirket yönetim kurulunda boşalan üyelik makamına yeni üye seçiminin olduğunun görüldüğünü, olağanüstü genel kurul çağrısının ilân edildiği tarihte davalı şirketin sermayesini büyük oranda yitirdiğini ve iflas riski taşıyan bir şirket konumunda olduğunu, ilânda sadece şirketin esas sermayesinin artırılacağı ve şirket esas sözleşmesinin "sermaye" başlıklı altıncı maddesinin tadil edileceği bilgisinin yer aldığını, 26.10.2015 tarihli olağanüstü genel kurul çağrı ilânında yer alan primli sermaye artırımı kararının sebepleri ve amaçları hakkında herhangi bir izahat ve bilgiye yer verilmediğini, gündemdeki sermaye artırım kararına azınlık pay sahibi davacı temsilcisinin muhalefet ettiğini, davalı şirketin 31.07.2015 tarihinde borca batık olduğu yolunda emareler bulunduğunu, şirketin sermayesinin ve yedek akçelerinin toplamının üçte ikisinin zararlar nedeniyle karşılıksız olduğunu, bu nedenle 20.11.2015 tarihinde alınan sermaye artırım kararının butlanla sakat olduğunu iddia ederek davalı şirketin 20.11.2015 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan sermaye artırım kararının butlanının tespitine, davalı şirket yönetimine kayyum atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 20.11.2015 tarihli genel kurulda müvekkili şirketin ihtiyaç duyduğu sermaye artırımı yapılmasına usule ve hukuka uygun şekilde karar verildiğini, şirketin mali durumunun iyileştirilmesi amacıyla yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmasında hiç bir hukuka aykırılık bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin sermaye artırımının 31.07.2015 tarihli "VUK 1 Bilançosu" isimli ara bilançoya göre yapıldığı, artırılması kararlaştırılan tutarın bu ara bilançoya göre belirlendiği, sermaye artırımı bakımından davacının "VUK 2 Bilançosu" olarak tanımladığı finansal tablonun kullanılmamış olduğu, davacının sermaye artırımına katılmaması sebebiyle düşen pay oranının sermayenin artırılan kısmına göre hesaplanmış olduğu, emisyon priminin hesabında davalı şirketin adil piyasa değerine göre hesaplama yapıldığı, adil piyasa değerini belirleyen değerleme raporunda "Düzeltilmiş Net Aktif Değeri Metodu" kullanıldığı, bu metod içerisinde "VUK 2 Bilançosu" olarak adlandırılan ve ara bilanço vasfı taşımayan finansal tablonun kullanılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, emisyon prim tutarının kanuni yedek akçeye aktarılması gerektiğini öngören 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 519 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca emisyon primi ödenmesinin davacının da faydalandığı bir işlem olduğu, genel kurul çağrısının yapılması, toplanması, toplantı ve karar nisaplarının sağlanması hususları bakımından 6102 sayılı Kanun'un öngördüğü düzenlemelere uyulduğu, sermaye artırımının, zararın yol açtığı olumsuz etkileri ortadan kaldırmak amacıyla yapıldığı, 20.11.2015 tarihli genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada alınan bilirkişi raporu ile ilgili olarak Susurluk Asliye Hukuk Mahkemesinin talimat gönderme yazısında bankacılık alanında uzman bir bilirkişiden rapor alınması belirtilmesine rağmen talimat Mahkemesinin, ara karar hükmü hilafına ceza hukuku alanında uzman bir hukukçuyu da ekleyerek iki kişilik bilirkişi heyetinden rapor aldığını, bu durumun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 267 nci maddesinin birinci fıkrasına aykırı olduğunu, sermaye artırım kararının kabulü tarihinde davalı şirketin sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinden fazlasının zararlar nedeniyle karşılıksız kaldığını ve yine sermaye artırım kararının 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı alındığı şeklinde iki ayrı vakıaya dayanılmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince bu hususun değerlendirilmediğini, bu husus hakkında karar verilmediğini, sermaye artırımına dayanak alınan bilançonun gerçeği yansıtmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi heyetinin iki kişiden teşekkül etmiş olmasının başlı başına bozma sebebi olmadığı, dava dilekçesinde genel kurul kararının iptali talebinin iki farklı gerekçeye dayandırıldığı, talebin tek olduğu, İlk Derece Mahkemesince mevcut tek bir talep hakkında karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, VUK 1 bilançosunun yapılan incelemesinde, şirketin sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının zarar sebebiyle %64,41 oranında kayba uğradığı, bu oranın 1/2 ile 2/3 arasında bir oran olduğu, yani 6102 sayılı Kanun'un 376 ncı maddesinde gösterilen oranlara göre şirketin borca batık olmadığı, finansal durumunun düzeltilmesi amacıyla iyileştirici önlem olarak sermaye artırımı teklifinin genel kurula sunulmasında herhangi bir hukuka aykırılık tespit edilmediği, sermaye artırımından önce davalı şirketin sermayeye eklenebilir fonları bulunduğu, bu fonların sermayeye eklenmek yerine zarardan mahsup edildiği ya da gelir olarak kayıt edildiği, bu uygulamanın da 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesine aykırı olmadığı hususunun alınan bilirkişi raporunda değerlendirildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin 2015 faaliyet yılı finansal tabloları ve bağımsız denetçi raporunda, şirketin 31.12.2015 tarihi itibarıyla sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikilik kısmının zarar nedeniyle karşılıksız kaldığının tespit edildiğini, genel kurul toplantısı esnasında en iyi ihtimalle borca batık olabileceğini, 20.11.2015 tarihli sermaye artırım kararı esnasında ihlale uğrayan 6102 sayılı Kanun'un 462 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince fon kalemlerinin, davalı şirketin Türkiye Muhasebe Standartlarına tabi bilançolarında görülmekte olduğunu, sermayeye ilave edilmeyip vergi ziyaı cezasıyla geçmiş yıl zararlarından mahsup edilen fon nedeniyle sermaye artırım kararı esnasında %20 oranında payı olan davacının, bu payının haksız olarak düştüğünü, hükme esas alınan raporu tanzim eden bilirkişi heyetinin yazılan talimata uygun oluşturulmadığını, bu hususun istinafta dikkate alınmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalı şirketin 20.11.2015 tarihli genel kurulunda alınan sermaye artırım kararının iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y 1.Dava, halka açık anonim ortaklığın olağanüstü genel kurul toplantısında (OÜGKT), ara bilançoya istinaden sermaye artışı yapılmasına dair genel kurul toplantısının geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. 2.Dosyaya yansıyan bilgilerden davalı YÖRSAN Gıda A.Ş.’nin 6102 sayılı TTK'nın 397 vd. maddeleri uyarınca, kapsam içi “bağımsız denetime tabi” anonim ortaklıklardan olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. 3.TTK’nın 88 ve 397 nci maddeleri uyarınca, bağımsız denetime tabi şirketlerin finansal tablolarının, 660 s. KHK ile kurulan Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) tarafından belirlenecek “Türkiye Muhasebe Standartlarına” (TMS) göre hazırlanması zorunludur. 4.Keza bu tür şirketler, Bakanlar Kurulu'nca 26.09.2011 tarihinde çıkarılan Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında 660 s. KHK’nın 2 nci maddesinde “kamuyu ilgilendiren kuruluşlar” arasında sayılmış, anılan düzenlemenin 24 üncü maddesi uyarınca da kapsam içi şirketlerin finansal raporlarının KGK tarafından uluslararası muhasebe standartları (IFRS) esas alınarak belirlenen TMS’ye göre hazırlanması ve Kurumca lisanslanan bağımsız denetçilerce de bu standartlara göre denetlenmesi zorunludur. 5.TTK’da, kapsam içi şirketlerin finansal raporlarının TMS’ye göre hazırlanması zorunluluğu sadece yıllık bilançoya esas finansal raporlar ile sınırlı tutulmamış olup bu zorunluluk ara bilançolara esas finansal raporları da kapsamaktadır. Bu husus TTK’nın 144/2 nci maddesinde “… ara bilançoya yıllık bilançoya ilişkin hüküm ve ilkeler uygulanır …” şeklinde ifade edilmiştir. 6.TTK 68 uyarınca bilançonun esasını finansal tablolar oluşturur. Ortada usulüne uygun bir finansal rapor yok ise usulüne uygun bir bilançonun varlığından da söz edilemez. 7.Somut olayda, davalı tarafça iptali istenilen 20.11.2015 tarihli OÜGKT’da sermayenin artırılmasına esas olarak kabul edilen ara bilanço, davalı şirket tarafından, TMS’ye uygun, bağımsız denetçi sıfatını haiz bir denetim elemanınca hazırlanmamış olan olayda uygulanma yeri olmayan VUK-1 adı verilen esasa göre hazırlanmış finansal rapora istinaden sermaye artışı yoluna gidildiği, esasen bu raporun dahi gerçeği yansıtmadığının kısa süre sonra hazırlanarak şirket yöneticilerine sunulan VUK-2 adı verilen raporla da ortaya çıktığı, 2 nci rapora göre şirketin esas sermayesi ve yedek akçe toplamının 2/3’den fazlasını kaybettiği anlaşılmıştır. 8.O halde mahkemece kanuni zorunluluğa uyulmaksızın alınan ve TTK 340 çerçevesinde şeklen yok sayılması gereken finansal raporlamayı esas alan ara bilançonun da yokluğu nedeniyle, OÜGKT’da yok hükmündeki bilançoya göre yapılan sermaye artışına dair genel kurul kararının iptaline karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum. 9.Bir an için kanunda yeri olmayan VUK usulüne göre hazırlanan finansal raporlamayı esas alan bilançoların geçerli olduğu düşünülse bile, TTK’nın 540 ıncı maddesi uyarınca finansal raporların dürüst resim ilkesine uygun olması zorunludur. Oysa OÜGKT’na esas VUK-1 raporunda şirketin borca batıklık durumu %64,4 iken, karardan sonra sunulan VUK-2 raporunda borca batıklık durumunun %77,3 oranında olduğu, bu itibarla dürüst resim ilkesine aykırı olarak hazırlanan ara bilanço esas alınarak sermaye artışına karar verilmesinin kanuna ve afaki iyi niyet kurallarına aykırı olması nedeniyle de genel kurul kararının iptaline karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum. 10.Öte yandan, fiiliyatta şirket sermayesinin 2/3’ten fazlasının kaybedildiği mali yıldan 1 ay önceki OÜGKT tarihi itibariyle anlaşıldığına göre, TTK’nın 376/2’deki teknik iflas kurallarına uyulmaksızın doğrudan sermaye artışına karar verilmesinin kanuna ve afaki iyi niyet kurallarına aykırı olması nedeniyle de isabetli olmadığı kanaatindeyim. Anılan nedenlerle davanın kabulü gerektiği düşüncesinde olduğumdan, davanın reddi kararını onayan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.