T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2245 - 2025/2549 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/2245 KARAR NO : 2025/2549 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/11/2021 NUMARASI : 2019/144 Esas, 2021/608 Karar DAVACI : ... - VEKİLLERİ : Av. DAVALI : GÜVENCE HESABI VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : …
T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2245 - 2025/2549 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2023/2245 KARAR NO : 2025/2549 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/11/2021 NUMARASI : 2019/144 Esas, 2021/608 Karar DAVACI : ... - VEKİLLERİ : Av. DAVALI : GÜVENCE HESABI VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan) KARAR TARİHİ : 18/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/11/2025 ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.11.2021 tarih 2019/144 Esas 2021/608 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve Mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla HMK 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların iddia ve savunmalarının özeti: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 26.04.2017 tarihinde, KZMMS poliçesi olmayan ve ...’ın sürücüsü olduğu ... plakalı motosiklet ile davacının sevk ve idaresindeki ... plakalı motosikletin çarpması sonucu davacının kalıcı olarak malul kaldığını, davacının asgari ücretin üzerinde bir ücretle ağır sanayide çalıştığını, kazadan sonra maluliyeti nedeniyle daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacağını, ekonomik geleceğinin sarsıldığını, savcılık soruşturmasında karşı taraf sürücüsünün asli ve tam kusurlu ve karayolları motorlu araçlar mali mesuliyet sigorta poliçesinin olmadığının anlaşıldığını bu nedenle zararın tazmininden davalının sorumlu olduğunu, davacıya zararın tazmini için müracaat ettiklerini ancak talebin reddedildiğini, arabuluculuk sürecinden de olumlu netice alınamadığını bu nedenle dava açmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek belirsiz olan alacağın tespiti ile FİHS tutularak şimdilik 1.000,00 TL geçici ve sürekli iş göremezlik zararının (açıklama beyanı ile; 500,00 TL geçici iş göremezlik, 500,00 Sürekli iş göremezlik) kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava tarihinden önce müvekkiline eksik evrakla başvuru yaptığını ve eksik evrakları tamamlamadan dava açması nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, kazanın meydana gelmesinde davacının %100 kusurlu olması nedeniyle davanın reddi gerektiğini, geçici iş göremezlik zarar talebinin poliçe teminatı kapsamında olmadığını, davacının maluliyet oranı ile tarafların kusur oranlarının tespiti ve tazminatın poliçe genel şartlarında belirlenen usul ve esaslara göre hesaplanması gerektiğini, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe teminat limiti ile sigortasız araç sürücüsünün kusur oranı ile sınırlı olduğunu, davacının SGK’ndan ödeme aldığının tespiti halinde zarardan mahsup edilmesi gerektiğini, müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini, avans faizi talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. ISLAH: Davacı vekili 1.000,00 TL olarak talep etmiş oldukları miktarı 28.10.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile 13.645,15 TL'ye çıkararak ıslah etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ 25.11.2021 TARİHLİ KARARI: Davacının davalı aleyhine açtığı maddi tazminat davasının ıslah ile birlikte kabulü ile, 12.457,50 TL sürekli işgöremezlik zararı ve 1.187,66 TL geçici işgöremezlik zararı olmak üzere toplam 13.645,15 TL maddi tazminatın dava tarihi olan 28/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte poliçe limiti ile sınırlı olmak şartı ile (miktar poliçe limiti dahilinde) davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı vekili; Karşı tarafın başvuru şartının gerçekleşmediğini, müvekkili kurumun vermiş olduğu cevabi yazının ret cevabı olmayıp davacının başvurusunda birtakım evrakların eksik olduğunu bildirdiğini, bu durumda davacı tarafın başvuru şartını yerine getirmiş sayılmasının mümkün olmadığını, davacı yanın müvekkili kurumun talebini göz ardı etmesi sebebiyle başvuru şartı yokluğundan bu davanın reddinin gerektiğini, davacı yanın talebinin hak sahibinin kusuruna denk gelen taleplerin teminat dışı oluğundan reddedilmesi gerektiğini, kazaya ilişkin kaza tespit tutanağında %100 kusurlu bulunduğunu, talepte bulunma hakkının olmadığını, 01.06.2016 tarihinde yürürlüğe giren sorumluluk sigortası genel şartlarının a.6/B bendi gereğince hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat taleplerinin teminat dışında kalan hallerden biri olarak belirlendiğini, davacının sürücü olması sebebiyle mevzuat dahilinde sürücü zararlarından kaynaklanan tazminattan müvekkili kurumun herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, yükseköğretim kurumları veya birimleri tarafından düzenlenen kurul raporlarının mütalaa niteliğinde olup bilirkişi incelemesi hükmünde olmadıklarını, müvekkili kurumun geçici iş görememezlik tazminatından sorumlu olmadığını, davacının maluliyet ile ilgili tazminat talebinde bulunabilmesi için davacının öncelikle maluliyet oranını ve malül kaldığını tam teşekküllü hastane raporları ile belgelendirmesi gerektiğini, kusur oranının bilirkişilerce belirlenmesi gerektiğini, temerrüt tarihinde güvence hesabına başvuru tarihinin değil davanın tarihinden itibaren faiz uygulanması gerektiğini, yeni genel şartlar gereği hesaplamada %1.65 iskonto oranının emsal alınması gerektiğini, bu nedenlerle kararın kaldırılmasını talep ettikleri anlaşılmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, trafik kazası sonucu oluşan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekilinin usulüne uygun başvuru yapılmadığı yönündeki istinaf başvurusunun incelenmesinde; Dava, trafik kazasından kaynaklı yaralanma nedeni ile maddi tazminat istemine ilişkindir. Kaza tarihinde ve poliçenin düzenleme tarihinde yürürlükte bulunan 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘Doğrudan Doğruya Talep ve Dava Hakkı’ başlıklı 97. maddesinde (Değişik:14/04/2016-6704/5 md.) “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, davacı vekilinin, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin birinci fıkrasında; "İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine ilişkin aşağıdaki hükümler uygulanır." hükmü gereği arabulucuya başvurduğu ve taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmesi neticesinde, düzenlenen 23/05/2019 tarihli arabulucuk son tutanaklarından tarafların anlaşamadıkları görülmüş ve her iki taraf vekilinin de iş bu görüşmede hazır bulunduğu ve arabuluculuk son tutanağı anlaşmamazlık belgeleri üzerinde imzalarının bulunduğu görülmüştür. 2918 Sayılı KTK'nın 97. maddesi belirtilen sigorta şirketine başvuruya ilişkin dava şartı incelendiğinde, işbu başvurunun yazılı şekil şartı dışında başka bir şekil şartına bağlanmadığı ve yine bu başvurunun arabulucu vasıtasıyla yapılmasını engelleyen bir hüküm de bulunmamaktadır. Buna göre davacı vekili tarafından iş bu eldeki tazminat davası açılmadan önce yukarıda açıklandığı gibi 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin birinci fıkrası gereğince arabulucuya başvuru yapılmış arabulucu tarafından davalı güvence hesabı vekili usulüne uygun şekilde görüşmeye çağrılmış, taraflar arasında bir arabulucu görüşmesi yapılmış ve fakat taraflar uzlaşamamışlardır. Bilindiği üzere Yargıtay 4 Hukuk Dairesi'nin yerleşik kararlarına göre sigorta şirketine poliçeden kaynaklı olarak açılan maddi tazminat davalarında KTK 97 maddesi gereğince sigorta şirketine başvuru zorunluluğu bulunduğundan ayrıca 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereğince arabulucuya başvuru zorunluluğu bulunmamakta bu husus dava şartı olarak kabul edilmemektedir. Bu noktada üzerinde durulması gereken husus davacının zorunlu olmadığı halde 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereğince arabulucuya yapılan başvurunun KTK 97 maddesi gereğinde yapılması gereken başvuru olarak kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. KTK 97 maddesinde sigorta şirketine yazılı olarak başvuru şartı bulunmaktadır. Bunun dışında başvurunun ne şekilde yapılması gerektiğine ilişkin bir şekil şartı bulunmamaktadır. Eldeki dosyada davacı tarafından 6325 sayılı yasa kapsamında arabulucuya başvuru yapılmış olup bu başvuru üzerine taraflar arabulucuda gerekli görüşmeyi yapmış ve fakat anlaşamamışlardır. Buna ilişkin olarak yazılı olarak bir anlaşmama son tutanağı düzenlemiştir. Taraflar arasında yapılan müzakerelere ilişkin olarak davalı güvence hesabı vekili ile davacı vekili ve arabulucu tarafından imzalanan bir son tutanak bulunduğuna göre davalı güvence hesabına yazılı olarak başvuru yapılmadığı söylenemez. Zira davacı vekili ile davalı vekili arabulucu huzurunda tazminat ödenmesi konusunda müzakere yapmış ve anlaşamayarak buna dair bir son tutanak imzalamışlardır. Bu durumda artık davacının davalı güvence hesabına tazminatın ödenmesi konusunda yazılı olarak bir başvurusunun bulunmadığından söz edilemeyecektir. Kaldı ki davalının dosyaya sunduğu cevabi yazıdan 07/06/2017 tarihli dilekçe ile davacı tarafından davalıya başvuru yapılmış olduğu da anlaşılmakla davalı vekilinin bu yönlü istinaf talebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin kusur oranlarına ilişkin istinaf başvurusunun incelenmesinde; Olay tarihli kaza tespit tutanağı incelendiğinde, kazanın oluşumunda ... plakalı motosiklet sürücüsü ...'ın asli kusurlu olduğu, ... plakalı motosiklet sürücüsü ...'ın kural ihlalinin bulunmadığı belirtilmiştir. ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/6739 Esas sayılı dosyasında alınan 18/05/2017 tarihli kusur raporunda ise kazanın oluşumunda ... plakalı motosiklet sürücüsü ...'ın kusurunun bulunmadığı, ... plakalı motosiklet sürücüsü ...'ın ise 2918 sayılı KTK'nun 52/1-b ve 84/g maddeleri gereğince asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. Her ne kadar savcılık dosyasında alınan kusur raporu ile Kaza Tespit Tutanağı birbiri ile çelişmekte ise de; gerek olaydan sonra çekilen kamera kaydına göre gerekse de kaza tespit tutanağında maktul sürücü ...'a ait motosikletin asfaltta oluşturduğu kazıntının çarpışma noktasının tespitinde önemli bir delil olacağı değerlendirilmekle alınan trafik bilirkişi raporu esas alınmakla şüpheli/ davacı ... hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince ... Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan 01/11/2019 tarihli ve 7580 sayılı raporda, sürücü ... sevk ve idaresindeki motosiklet ile iki yönlü, eğimli ve virajlı yolda seyri sırasında olay mahalline geldiğinde, yola gereken dikkatini vermemiş, viraja hızını azaltarak kontrollü şekilde girmeye özen göstermemiş, bu haliyle, kendi şeridini takiben seyretmeyip hatalı biçimde sol şeride girerek şerit ihlali yapması ve karşı istikametten gelmekte olan sürücü ...'ın kullandığı motosiklet ile çarpışması sonucu meydana gelen olayda, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketiyle asli ( % 80 oranında) kusurlu olduğu, sürücü ... sevk ve idaresindeki motosiklet ile iki yönlü yolda seyri sırasında olay mahalline geldiğinde, çarpışmamak için sağa doğru kaçtığı beyanından da anlaşılacağı üzere virajlı yolda kendi şeridinin sağını takiben seyretmeye özen göstermeyip, yol ortasına yakın seyrederek, karşı istikametten şeridine giren motosiklet ile çarpıştığı olayda, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketiyle tali ( % 20 oranında) kusurlu olduğu belirtilmiştir. Buna göre her ne kadar savcılık dosyasında alınan 18/05/2017 tarihli tek kişilik kusur raporunda davalının % 100 kusurlu olduğu belirtilmiş ise de, ... Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nin 01/11/2019 tarihli heyet raporunda davalının kusur oranının % 80 olarak belirlenmiş olduğu, ATK raporunun dosya kapsamına ve olayın oluşuna uygun olduğu, buna göre alınan bilirkişi heyeti raporunda tespit edilen kusur oranlarının davalının lehine olduğu, davacı tarafın istinaf başvurusunun da bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadıklarına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili müvekkili kurumun geçici iş göremezlik tazminatından sorumlu olmadığını ileri sürmüş ise de, 09/10/2020 günlü resmi gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 Esas-Karar sayılı 17/07/2020 günlü kararı dikkate alındığında davacının zararının belirlenmesinde 01/06/2015 günlü ZMSS genel şartlarının dikkate alınamayacağı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle davacının tedavi sürecinde uğramış olduğu geçici iş görmezlik zararının davacının gerçek zararı niteliğinde olduğu, dolayısıyla davalı tarafından davacının uğramış olduğu bu zararın karşılanması gerektiği anlaşıldığından bu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamakla, buna dair istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. (Aynı yönde Yargıtay 17. HD'nin 2019/6271E- 2020/8104 K sayılı 03/12/2020 günlü kararı) Davalı vekilinin maluliyet oranına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Yargıtay 17. ve 4. Hukuk Dairelerinin Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 Esas-Karar sayılı 17/07/2020 günlü iptali kararından sonra dahi vermiş olduğu yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Buna göre, 11/10/2008 tarihinden önceki kazalar için Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemeleri Tüzüğü çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu, 11/10/2008-01/09/2013 tarihleri arasında gerçekleşen kazalar için Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu 01/09/2013 ile 01/06/2015 tarihleri arasındaki kazalar için Maluliyet Tespit işlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu 01/06/2015 ile 20/02/2019 tarihleri arasındaki meydana gelen kazalar için 30/03/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu ve 20/02/2019 tarihinden sonra meydana gelecek kazalar içinse Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde heyet rapor alınması gerekmektedir. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/6247 E - 2021/9135 K; 2021/5898 E - 2021/8467 K; 2021/4501 E - 2021/7401 K sayılı kararları) Açıklamalar ışığında eldeki dosyaya baktığımızda, kaza tarihi 26/04/2017 olup mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 2.İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen maluliyet raporunun, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde düzenlendiği, davacının kalıcı maluliyetinin %1 olduğu, 4 aylık iyileşme süresinin bulunduğu anlaşılmakla rapor yerinde görülmekle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Davalı vekilinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile yapılan ekonomik durum araştırması, davacı tarafça dosyaya sunulan maaş bordroları ve davacının çalışmakta olduğu iş yerine yazılan müzekkereye verilen cevabi yazı ve eki belgelerde belirtileren miktarlar nazara alınarak belirlenen ücretler baz alınarak, bakiye yaşam sürelerinin, pay oranlarının içtihatlara göre yerinde belirlenerek davacının zararının hesaplandığı anlaşılmakla raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin faiz başlangıç tarihi ve türüne yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Davalı vekili güvence hesabına başvuru tarihi olan temerrüt tarihinden faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini ve ancak yasal faize hükmedilebileceğini ileri sürmüştür. Somut olay, trafik kazası nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkin olup sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9. gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Davalı güvence hesabı yönünden ise davacı tarafça güvence hesabına başvurunun yapıldığı tarihte temerrüt söz konusu olacaktır. Somut olayda, söz konusu zararın tazmini talebiyle davacı vekili tarafından davalı güvence hesabına 07/06/2017 tarihinde başvuru yapıldığı anlaşılmakta ise de mahkemesince dava tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olduğu, bunun da davalının lehine olduğu, diğer yandan dava dilekçesinde her ne kadar avans faizi talep edilmiş ise de 28/10/2021 tarihli talep arttırım dilekçesinde yasal faiz talep edilmiş olup mahkemece de bu doğrultuda yasal faize hükmedilmiş olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusu da yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davanın kabulüne karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 932,10 TL istinaf karar harcından, peşin yatırılan 3.411,30 TL'nin mahsubuyla fazla yatırılan 2.479,20 TL'nin talep ve istek halinde davalıya iadesine, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 18/11/2025 Başkan e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Katip e-imzalıdır İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.