T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1121 KARAR NO:2025/1975 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:09/11/2021 NUMARASI:2018/264 E. - 2021/639 K. DAVANIN KONUSU:Tazminat (Distribütörlük sözleşmesinden kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1121 KARAR NO:2025/1975 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:09/11/2021 NUMARASI:2018/264 E. - 2021/639 K. DAVANIN KONUSU:Tazminat (Distribütörlük sözleşmesinden kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı ile davalı arasında 01/11/2011 tarihinden başlamak üzere distribütörlük anlaşması imzalandığını, tarafların bu anlaşmayı 01/05/2016 tarihinde "Süre Uzatım ve Tadil Protokolüyle" uzatma kararı aldıklarını, sözleşmeye göre davacının Çanakkale Bölgesi ürün dağıtım yetkisine sahip olduğunu, davacının ürün dağıtımının sözleşmeye uygun olarak ifa etmesine rağmen, davalının bir süre sonra davacı şirketten Çanakkale Bölgesi'nde sadece davalı şirketin Kuzey Marmara bölge müdürü olan ...'ın kardeşi ...'a ait olan ... şirketine ürünleri vermek zorunda olduğunu bildirdiğini, bu zorlamanın sözleşemeye aykırı olduğunu, bu baskının davalı tarafından Kuzey Marmara Bölge Müdürü olan kardeşinin haksız kazanç elde etmesi amacıyla yapıldığını fesih tehdidi sebebiyle davacının baskıyı kabul etmek zorunda kaldığını, ...şirketinin ödemeleri zamanında yapmayarak vade aşımı yaptığını, davalının teminat isteğine de karşı çıktığını, davacının aylar boyunca şirketten defalarca ürün talep etmesine ve gerekli tüm şartların sağlanmış olmasına rağmen davalı tedarikçi şirketin, davacıya talep ettiği ürünleri temin etmediğini, davalının sözleşmenin 6.1 maddesine aykırı hareket ettiğini, sözleşmeye aykırı olarak mal tedarik borcunu yerine getirmeyen davalının davacıyı zarara uğrattığını,kar kaybına sebep olduğunu, ek protokolde sözleşmenin sona ereceği tarihin belirlenmesine, sözleşmenin sona ereceğinin kararlaştırılmamasına rağmen ve davalı şirket bir taraftan davacı ile sözleşmenin devam edileceğine dair görüşme yaparken diğer taraftan henüz sözleşme süresi dolmadan, tüm perakendecilere davacıdan ürün alınmaması yönünde talimat verdiğini,Ekim ayından itibaren başka bir distribütör arayışına girdiğini, Mayıs ayında yeni distribütör atanacağını ve ürünleri yeni distribütörden alınmasını gerektiği yönünde perakendecilere talimat verdiğini, davacıya yüksek miktarda prestij ve kar kaybı yaşattığını, sözleşme ve uzatma protokollerinin aksine davalı tarafından bayilik iskontosunun kasıtlı olarak azaltıldığını, davalının sözleşmenin aksine şirket kazancından tek taraflı olarak ve herhangi bir onay alınmaksızın yaptığı iskontoların davacının kar payını önemli ölçüde azalttığını, davalının, davacı ile çalışmaya başladıktan sonra davalının cirosunun büyük ölçüde artış gösterdiğini, ancak 2016 yılından sonra davalının davacı şirketin bilgisi olmaksızın başka bir şirket ile anlaşması ve piyasada çalışanları vasıtasıyla bunu duyurması sebebiyle aynı zamanda davalı şirketin ürün tedarik etmemesi, müşterilere müvekkilden alım yapılmaması talimatı karşısında davacının önemli ölçüde kar kaybına uğradığını, davalının, davacıya kendilerine tahsis edilmek üzere depo tutturduğunu, tadilat yaptırdığını, davalının sözlü ve yazılı belirtmesine rağmen düzenli ödediği depo kiralarını ödemediğini, davalının üzerine düşen promosyon ürünlerinin dağıtımı işini, sözleşmede kararlaştırılmadığı halde davacıya yüklediğini, bu konuda davacı tarafından harcanan mesai, işçi ücretleri, ulaşım masrafları gibi masrafların davacıya ödenmediğini, davalının sözleşmenin uzatılacağına dair davacıda intiba yarattığını, davacı yanca uzatımın yapılıp yapılmayacağı sorulduğunda uzatılacağı yönünde beyanda bulunulduğunu, bu sırada diğer distribütör ile anlaşma sağlayan davalının ikili tavrı sebebiyle davacı tarafça yeni araçlar alınıp ve yatırımlar yapıldığını, bu zararın giderilmesi gerektiğini, davalı şirket yöneticisinin sözleşmenin sona erme anında davacıya yalnızca feshe ilişkin giderlerin karşılanacağına ilişkin beyanda bulunduğunu, sadece fesih nedeniyle doğan minimum harcamaların listesinin davalı şirket yöneticisine gönderildiğini, bu bedellerin ödeneceği söylense de bu giderlerin dahi ödenmediğini, davalının ürün bedellerinin ödenmeme riski bulunmasına rağmen, davacı tarafça risk grubunda olduğu açıkça söylenmesine rağmen bu şirketlere risk onayı vererek ürün satışını dikte ettiğini, davacının öngördüğü üzere bu şirketlerin ödemeden aczi karşısında davacının uğradığı zararların karşılanmadığını, davalının davacıya ait ürünleri kendisinin belirlediğini ve davacının riskli gördüğü müşterilere sattırdığını, davalının müşteri vadelerine müdahale ederek keyfi vadeler uygulayarak bunun karşılığında kendi şirketi lehine sponsorluk anlaşmaları yaptığını, davacı aleyhine hareket ederek kendi şirketine menfaat temin eden davalının dürüstlük kuralları, iyi niyet kurallarını ve sözleşme hükümlerini ihlal ettiğini, davalının özellikle son bir yıllık periyotta dürüstlük kuralına aykırı tutumlar sergilediğini, davalının diğer distribütörlerinden istemediği hususları davacıdan talep ederek haksız rekabete yol açtığını, davacının distribütörlük sözleşmesi boyunca özen yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirerek müşteri memnuniyetini sağlama yönündeki özverili çalışması ve pazarlama faaliyetindeki üstün başarısı nedeniyle çok kısa bir sürede pazarda lider haline geldiğini, davacının oluşturduğu bu müşteri çevresi ile davalının, ürünlerini daha geniş kitlelere tanıtarak bunların satışından yüksek miktarda gelir elde ettiğini, davalının, davacının oluşturduğu müşteri çevresinden distribütörlük sözleşmesi sona erdikten sonra da yararlanmaya devam ettiğini, sözleşmenin başı olan 2011 yılındaki davalı portföyü ile 2017 yılına gelindiğindeki müşteri portföyü karşılaştırıldığında davacının yarattığı portföyün, markaya kattığı değerin ortaya çıkacağını, davalının davacıya portföy tazminatı ödemekle yükümlü olduğunu, davalı ile sözleşme fesih tarihinin sözleşmede mevcut olduğunu, ancak davalının 19 Ekim itibariyle başka bir distribülör arayışına girdiğini, Ocak ayında da mevcut distribütör ile anlaştığını, bu süreçte davacıya herhangi bir bilgi verilmediğini, davacı ile sözleşmeye devam edileceği intibası yaratıldığını, yapılan yazışmalar ile de bu yönde görüş beyan edildiğini, bununla birlikte mal tedarikinin kesildiğini, davacının her şeyden habersiz olarak yatırımlarına ve portföy ziyaretlerine devam ettiğini, davalının haksız ve kötü niyetli eylemleri neticesinde davacının piyasada itibarsızlaştırıldığını, sözleşmenin yenilenmemesi üzerine ve ayrıca davalının piyasada davacıyı hedef alarak asılsız ithamlarda bulunması, kasti olarak sözleşme döneminde mal tedarikinin kesilmesi, bu anlamda davacının sipariş mallarını müşterilerine ulaştıramaması, arka planda başka bir distribütöre müşterilerin yönlendirilmesi gibi eylemlerin davacının kişilik haklarına açıkça saldırı niteliğinde olduğunu, davacının markaya kattığı değer göz önüne alındığında ayrıca faaliyet gösterdiği yerin merkezciliği göz önünde bulundurulduğunda davacının şerefiye bedeline hak kazandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 5.000,00 TL kar kaybı, 10.000,00 TL maddi tazminat, haksız rekabet nedeniyle 5.000,00 TL maddi tazminat, 10.000,00 TL denkleştirme tazminatı, 50.000,00TL manevi tazminat, 5.000,00 TL şerefiye bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasındaki distribütörlük anlaşmasının 01/05/2016 tarihli protokol ile 30/04/2017 tarihine kadar uzatıldığını, distribütörlük anlaşmasının ''Süre'' başlıklı 8.1'inci maddesinin ''Bu anlaşma Yürürlük Tarihi itibariyle yürürlüğe girecek ve aşağıda öngörülen şekilde daha önce feshedilmedikçe, Sona Erme Tarihinde sona erecektir.'' hükmünü içerdiğini, davalı tarafından gönderilen Bakırköy ... Noterliğinin 23/03/2017 tarihli, ... yevmiye sayılı ihtarnamede sözleşmesinin 30/04/2017 tarihi itibariyle madde 8.3'de düzenlenen yükümlülüklere tabi olarak kendiliğinden sona ereceğinin bildirildiğini , bu şekilde sözleşmenin normal süre sonunda kendiliğinden sona ereceğinin ihtar ve ihbar edildiğini, görüleceği üzere sözleşme haksız olarak feshedilmediğini, sözleşmeye uygun şekilde kendiliğinden sona erdiğini, davacı tarafın iddialarının hiçbir somut belgeye dayanmadığını, sözleşme süresince davalının ...şirketine ürün satılması dahil davacıyı kısıtlayıcı hiçbir eylem veya zorlamanın olmadığını, davacıya ürün tedarik edildiğini davacının Çanakkale bölgesindeki münhasır yetkisini kısıtlayacak bir eylem olmadığını, sözleşmenin sona ermesinden önce Nisan 2017 tarihli faturalarda da görüleceği üzere davacıya ürün tedarik edildiğini, ancak son dönemde davacı şirketin müvekkili şirkete olan nakit borcunun 2.000.000TL'yi aştığını, bu nedenle basiretli bir tacir olan müvekkili şirket davacının ürün satın alabilmesi için nakit ödeme yapması gerektiği hususunu zaman zaman şart koştuğunu, bu durumun tamamen distribütörün cari hesap borç seviyesinin yükselmesinden kaynaklı olduğunu aynı dönemde (2017 Nisan) sözleşmenin fesih sürecine girildiğini, dolayısıyla fesihten sonra bu seviyedeki bir borcun tahsilatının da daha zor bir hal alabileceğini, bu şartlar altında nakit ödeme olmadan ürün teminine devam etmenin davalı açısından riski ciddi şekilde arttıracağını, yeni distribütör seçiminin adil ve hakkaniyetli olabilmesi için davalı tarafından distribütör seçinine ilişkin bir ihale yapıldığını, davacıya bu ihaleye girmesi yönünde talepte bulunulmasına rağmen davacının hiçbir gerekçe göstermeksizin bunu reddettiğini, davacının söz konusu iddiaları gerçeği yansıtmadığını, e-mail içeriğinde rakip olan ürünlerin dağıtımına ilişkin olup distribütörlerin hiç birine sözleşme ilişkisine devam edeceği yönünde bir beyan veya intibada bulunulmadığını, davacının sözleşmenin devam etmeyeceğini daha önceden bildiğini, davacının dosya içeriğine de sunduğu 24.01.2017 tarihli e-postada davacının davalıya sözleşme bitimine ilişkin sorular yöneltiğini, davalının da cevabında davacıdan güncel maliyetlerini istediğini, bu yazışmadan da anlaşılacağı üzere davacının sözleşmenin devam etmeyeceğini bu tarihten önce de bildiğini, sözleşmenin sona erecek olması nedeniyle herhangi bir zararın veya masrafın karşılanacağı na dair davalının taahhüdü bulunmadığını, sözleşmenin 8.3. maddesinde fesih sonrası tarafların yükümlülüklerinin düzenlendiğini, bu hükme göre davacının anlaşmanın feshinden kaynaklanan bütün hizmet bedellerinden veya tazminatlardan feragat ettiğini zaten kabul ve beyan ettiğini, ayrıca yine kendisi dağıtımını sağladığı ürünlerden elde ettiği karların kendisi ve istihdam ettiği personeli için yeterli hizmet bedeli olduğunu, sözleşmenin 8.3. maddesinde sayılan kalemler dışında herhangi bir doğrudan zararı olması halinde talep edebileceğini kabul ve beyan ettiğini, ancak bu açık sözleşme maddesine rağmen davacı tarafın dilekçesinde anlaşmanın 8.3. maddesinde tarif edildiği şekilde doğrudan zararının söz konusu olmadığını, davacının fesih veya anlaşmanın sona ermesi sebepleri dışında bir neden ileri sürmek ve doğrudan zararını da talep etmesi için hukukun genel ilkesi olarak ispat etmek zorunda olduğunu, davacının bu sebeplerle ciro kaybı yaşadığı, tahsilat oranın azaldığı, itibarının zedelendiği, kar ve itibar kaybı yaşadığı gibi iddia ve taleplerinin yersiz olduğunu, ispatlanamadığını, taraflar arasındaki distribütörlük anlaşmasının ekinde tablo 7.5'te görüleceği üzere distribütör ıskontosunun %11 iken, toptan satışta %12’ye varan oranda ıskonto uygulandığının faturalarda da görüldüğünü, kira ödemesinin fatura karşılığı yapılacağının açık olduğunu, davacının dosyaya sunduğu Kasım 2013 tarihli e-mailden de bu durumun anlaşıldığını, bunun yanında davacının iddia ettiği bir zararın oluşabilmesi için kira bedelini de kendisinin ödediğini ispatlaması gerektiğini, ancak davacının delil olarak sadece, müvekkili şirket tarafından ödenen fiyat farkı faturalarını sunduğunu, davacı distribütörün sözleşmenin 5.maddesi ereği davalı şirketin ürünleri için depolama faaliyeti yapacağını, depolama faaliyetinde dosyaya sunulan e-mailde de belirtildiği gibi sadece kira bedeli faturalandırılmak kaydıyla davacıya davalı tarafından ödeneceğini, dolayısıyla davacının depo kiralanması zorunda bırakıldığı ve zarara uğradığı yönündeki talep ve iddiaları hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, promosyon ürünleri ve bunların dağıtımı söz konusu piyasanın doğal bir parçası olup tüm distribütörlerce işin gereği olarak ücretsiz olarak piyasaya dağıtıldığını, böylece distribütörlerin daha fazla iş imkanı elde ettiklerini, ancak bu ürünlerin dağıtımının asıl işten bağımsız bir iş olmadığını, asıl işin bir parçası olduğunu, sözleşmenin mahiyeti gereği distribütörün üzerine aldığı sorumluluğun tedarikçinin ürünlerinin belirlenen bölgede satımına ve dağıtımına ilişkin bir yükümlülük olduğunu, sözleşmenin tarafı olan davacı distribütörün de yıllardır bu işi yaptığını, üstlendiği işin gereklerini bildiğini, sözleşmenin sona erme tarihine kısa bir süre kala ve sözleşmenin yenileceği de belirtilmemiş olduğu halde ürün dağıtımı için yatırım yaptığını ve zarara uğradığını iddia eden davacının bu yöndeki talep ve iddialarının mesnetsiz olduğunu, on-trade sözleşmesinin 02.12.2015 tarihli olup davacıyla davalının arasındaki distribütörlük anlaşmasının sona ermesine ilişkin herhangi bir ilgisi bulunmadığını, piyasada sözleşmelerde teminat mektubu alınması oldukça yaygın bir yöntem olduğunu, davalının tüm distribütörlere aynı koşul ve şartlarda davrandığını, davacının bu konudaki iddiasının hiç bir delile dayanmadığını, davacının, davalı davalı tarafından denetime tabi tutulduğunu belirttiğini, ancak sözleşmenin 4.2 maddesinde davalının bu hakkı olduğunu, dolayısıyla davalının yapmış olduğu denetleme ile sözleşmeye aykırılık teşkil eden bir denetim faaliyetinde bulunmadığını, davalının bunu tüm distribütörlerinde zaman zaman yapabildiğini,davalının Türkiye ve dünya çapında marka bilinirliği olan ürünleri (ör: Jack Daniels) temsil ettiğini, piyasada bu içeceklerin bilirliğine ilişkin herhangi bir endişesi olmayan bir şirket olduğunu, davalının distribütörlerden beklediği markanın bilinirliğini arttırmaları ve böylece müşteri çevresi yaratmaları değil, taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak içeceklerin dağıtımını sağlatmaları ve böylece var olan bilinirliği korumaya yardımcı olmaları olduğunu, davalının temsil ettiği marka değeri ve bilinirliği çok yüksek olan ürünlerin dağıtım işini yapan tüm distribütörlerin bu markalara ve dolayısıyla davalıya herhangi bir müşteri çevresi yaratmadığını, bu sebeple denkleştirme tazminatı şartlarının oluşmadığını, davacının iddialarını somut delil ve olay ile ispatlayamadığını, manevi zararını da ispatlayamadığını, davacının şerefiye tazminatı talebinin de sözleşmenin 8.3. maddesi gereği yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, distribütörlük sözleşmesinin (tek satıcılık sözleşmesi) davalı tarafından haksız feshedildiği iddiasına dayalı kar kaybı, denkleştirme tazminatı, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.... Taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin incelenmesinde sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliklerine haiz olduğu anlaşılmakla, tek satıcılık sözleşmesinin kısaca açıklanmasında fayda bulunmaktadır. Tek satıcılık sözleşmesi borçlar hukukunda düzenlenen, isimsiz sözleşme türleri arasında yer alan, özellikle ticari hayatta ve bu nedenle de rekabet hukukunda sıkça karşılaşılan sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile yapımcı, ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belirli bir coğrafi bölgede inhisari olarak satmak üzere sadece tek satıcıya gönderme yükümlülüğünü, buna karşılık tek satıcı da sözleşme konusu malları kendi adına ve kendi hesabına satarak bu malların sürümünü arttırmak için faaliyette bulunmak yükümlülüğünü üstlenir (Arslan, A.S.: Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XII, Y. 2008, sayı 1-2, s. 3) Tek satıcının yükümlülüklerini başka bir şekilde açıklamak gerekirse, tek satıcılık sözleşmelerinde tek satıcının asgari alım, sürümü arttırmak için faaliyette bulunma, bilgi verme, müşteri hizmetlerini yerine getirme, yapımcının menfaatlerini koruma, sır saklama, rekabet yasağı gibi yükümlülükleri bulunmaktadır (Tandoğan, H.: Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C.1, Ankara 1985, s.27-28, 42vd., İşgüzar, H.:Tek Satıcılık Sözleşmesi, Ankara1989, s.14, 61-69 vd.).Bu kapsamda, taraflar arasında akdedilen 01/05/2015 tarihli Distribütörlük Sözleşmesinin 01.05.2016 tarihli protokol ile 30 Nisan 2017 tarihine kadar uzatılmasına dair ek protokol yapıldığına ilişkin dosyamız kapsamında bir belge bulunmamakla birlikte tarafların bu yöndeki kabulleri sebebiyle bu bakımdan ihtilaf olmadığı anlaşılmaktadır. Distribütörlük Sözleşmesinin “Süre” başlıklı 8.1.'inci maddesi; "Bu anlaşma Yürürlük Tarihi itibariyle yürürlüğe girecek ve aşağıda öngörülen şekilde daha önce feshedilmedikçe, Sonu Erme Tarihinde sona erecektir. Bu anlaşmanın herhangi bir yenilemesi veya uzatılması 1 yıllık dönemler halinde Tarafların karşılıklı mutabakatıyla yapılacak ve bu amaçla, bu Anlaşmanın yenilenmesini veya acatılmasın müzakere etmek isteyen Taraf, bu isteğini, bu müzakerelerin Sona erme tarihinden en geç 1 ay önce tamamlanması amacıyla müzakerelerin zamuanında başlayabilmesi için Sona Erme Tarihinden en geç iki ay önce diğer Tarafa bildirmek için makul gayreti sarf edecektir." şeklinde düzenlenmiş olup, Distribütörlük Sözleşmesinin süresi tarafların beyanlarından anlaşıldığı üzere 01.05.2016 tarihli protokol ile 30 Nisan 2017 tarihine kadar uzatılmış, her iki taraf ta 20 Nisan 2017 tarihinden önce sözleşmenin yenilenmesi veya uzatılmasını müzakere etmek üzere yukarıda açıklanan sözleşmenin 8.1 maddesine uygun olarak birbirlerine herhangi bir bildirimde bulunmamışları görülmüş olması sebebiyle taraflar arasındaki Diştribütörlük Sözleşmesi 30 Nisan 2017 tarihinde kendiliğinden sona ereceği açıktır. Bu doğrultuda davalı ... tarafından Bakırköy ... Noterliği'nin 23/03/2017 tarih .... Yevmiye sayılı ihtarname ile davacı ... Şirketi'ne “Aralık 2016'dan beri Müvekkil şirket ile aranızda gerçekleşen muhaberat çerçevesinde ve Sözleme'nin 8.1. 'inci maddesi kapsamında, Müvekkil Şirket ile aranızdaki Distribütörlük Sözleşmesi 30 Nisan 2017 tarihi itihariyle madde 8.3.'de düzenlenen yükümlülüklere tabi olarak kendiliğinden sona erecektir" şeklinde sözleşmeye uygun şekilde sözleşmenin kendiliğinden sona ereceğinin ihtar edildiği sabittir. Dolayısı ile davacının iddia ettiği gibi sözleşmenin uzatıldığına yönelik herhangi bir delil sunulmamış olduğu gözetildiğinde, davacı tarafın taleplerinin dayanağı olan davalının sözleşmeyi haksız feshettiği iddiasına itibar etmek mümkün olmamıştır.Davacı vekili tarafından, davacının distribütörlük sözleşmesine göre Çanakkale Bölgesi ürün dağıtım yetkisinin davacı şirkete verilmiş olmasına karşın davalı tarafın bir süre sonra davacı şirketten Çanakkale Bölgesi'nde sadece davalı şirketin Kuzey Marmara bölge müdürü olan ...'ın kardeşi ...'a ait olan ...İçecek Dağıtım şirketine ürünleri vermek zorunda olduğu Distribütörlük kavramıyla çelişen bu zoraki uygulamanın davalı tarafından Kuzey Marmara Bölge Müdürü'nün kardeşinin haksız kazanç elde etmesi umacıyla yapıldığı ve bu hususu dikte ettiği, davacının bu direktiflerini kabul ermek istemediği ancak davalı şirketin fesih tehdidi sonucunda talebi kabul etmek zorunda kaldığını, ...İçecek Dağıtım şirketinin ödemeleri zamanında yapmayarak vade aşımı yaptığını, davalının teminat isteğine karşı çıktığı ve bu sebeple maddi zarara uğradığı iddia edilmiş ise de; dava dışı .... şirketine alt distribütörlük verildiği ve yapıldığı iddia edilen haksız uygulamalara ilişkin ispata elverişli herhangi bir delilin bulunmadığı, teminat isteğine karşı çıkılması ve ödemeler konusunda ise yukarıda ayrıntılarına yer verilen bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere bilirkişi heyetinin incelediği 2012-2013-2014 ve 2015 yıllarına ilişkin ... şirketinin cari hesap ekstrelerinde valör olmadığı için ödemelerin ne kadar geciktiğine ilişkin bir hesaplama yapılamadığı dolayısı ile bu iddia yönünden de davacı tarafça ispat külfeti yerine getirilmediği anlaşılmıştır.Davacının davalı şirketten defalarca ürün talep etmesine ve gerekli tüm şartların sağlanmış olmasına rağmen davalı tedarikçi şirketin, davacı şirkete talep ettiği ürünleri temin etmediği, sözleşmeye aykırı olarak mal tedarik borcunu yerine getirmemesi sebebiyle zarara uğradığı iddia edilmiş ise de; Distribütörlük Sözleşmesinin 6.1. maddesi: "... Ürünlerini, Distribütörün usulüne uygun olarak verdiği siparişlere göre, yeterli malın mevcut olması ve 'Tedarikçinin ürünleri tahsis etme haklarına tabii olmak kaydıyla, zamanında tedarik edecektir. Tedarikçi herhangi bir tahsisi veya sevkiyattaki gecikmeyi makul olarak mümkün olan en yakın zamanda Distribütöre bildirecektir." şeklinde olup, dosya kapsamında davacıya davalı tedarikçi tarafından mal sevkiyatı yapılmadığını ispata elverişli bir delil bulunmadığı buna ilişkin sözleşme hükümlerine uygun olarak verilmiş herhangi bir sipariş kaydı da bulunmamaktadır. Bilirkişi heyeti tarafından stok ve mal alım kayıtlannın incelenmesinde 2017 yılına ilişkin stok ve satış seviyelerinde düşüş olduğu tespiti yapılmış ancak bu düşüşün karşılanamayan siparişlerden mi yoksa başka nedenlerden mi kaynaklandığının anlaşılamadığı, 2017 yılında sözleşmenin sonlanacağı Nisan ayı içerisinde de davacı tarafından mal alımı gerçekleştiği son olarak 21.04.2017 tarihinde davalı tarafından ürün sevkiyatı yapıldığının tespit edilmiş olması karşısında davacının bu yöndeki zarar tazmini talebinin de yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır.Davacı tarafından denkleştirme tazminatı talebinde bulunulduğu, bu bakımdan yapılan değerlendirme neticesinde; 6102 Sayılı TTK nun 122/5.maddesi gereğince acente tarafından talep edilebilecek denkleştirme tazminatının niteliğine uygun düştüğü ölçü de tek satıcılara da uygulanabileceği kabul edilmiştir. 6102 Sayılı TTK 'nın 122.maddesinde " (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir." hükmü düzenlenmiştir. TTK 122/4 maddesi uyarınca denkleştirme isteminin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren 1 yıl içerisinde ileri sürülmesi gerekir. Bu sürenin niteliği hususunda öğretide görüşbirliği olmadığı, hak düşürücü süre mi yoksa zamanaşımı süresi olup olmadığının yasal düzenlemede açıklanmadığı; maddenin gerekçesinde de sürenin niteliğinin uygulama tarafından belirlenmesi gerektiği, sebebinin de hukuk geliştirme olanaklarının önünün kapatılmaması olarak gösterildiği, bu hususun uygulamaya bırakıldığı anlaşılmaktadır. Kanunda dava açılmasından sözedilmediği tazminat talebinin ileri sürülmesinden sözedildiği ,1 yıllık sürenin tazminat talebinin ileri sürülebilmesi için bir hak düşürücü süre olduğu ...(İst BAM 12H.D.2018/418 E- 2018/1657)Taraflar arasındaki sözleşmenin 30/04/2017 tarihinde kendiliğinden sona erdiği işbu davanın 23/03/2018 tarihinde açıldığı dolayısı ile denkleştirme tazminatı talebi yönünden davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmış olmakla birlikte, taraflar arasında akdedilen sözleşmede tedarik konusu malların tanınmış markalı alkollü içecekler olması sebebiyle bu sektör özelinde davacı tarafından ayrı bir müşteri kitlesi oluşturulduğu iddiasının sabit verilerle ispatlanmasının gerektiği açık olup, dosya kapsamında bu yönde bir somut verinin bulunmadığı görülmektedir.Davacı tarafça, kendisine münhasıran satış yetkisi verilmiş olmasına rağmen davalı tarafın haksız rekabet oluşturacak şekilde satış yapması için dava dışı bir şirkete mal tedarik ettiği ve söz konusu şirketi davacının satış bölgesinde tanıttığı iddiası ile tazminat talebinde bulunulmuştur.Haksız fiilin bir türü olan ve zamanla ayrı bir müessese hâline gelen haksız rekabet, sadece işletmelerin ve rakiplerin değil, müşteriler başta olmak üzere tüm piyasa katılımcılarının ve kamunun da menfaatini gözeten, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamayı ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemeyi amaçlayan bağımsız bir hukuki müessesedir (Ertan Nomer, F.; Haksız Rekabet Hukuku, İstanbul 2016, s.4.).Taraflar arasındaki sözleşmenin “Halef Distribütör ve Diğer Tedarikçiler" başlıklı 8.3.f.maddesi; "Tedarikçi, ya Anlaşmanın herhangi bir nedenle feshi üzerine derhal ya da Taraflardan biri bu Anlaşmanın feshedilmesine dair bildirim vermişse veya Anlaşmanın yenilenmesi konusunda bir mutabakata varılamadıysa, Anlaşmanın sona ermesinden önceki bir ay içinde Distribütöre bir halef tayin etme hakkını saklı tutar. Tedarikçi bu fesih dönemi içinde ... Ürünlerini Bölgede yeniden satılmak ... üzere halef distribütöre satabilir, Halef distribütör kendisini bütün ilgili Kişilere ve kuruluşlara Tedarikçinin halef distribütörü olarak tanıtabilir ve ... Ürünlerini Bölgede ... bu Anlaşmanın münfesih olduğu veya sona erdiği tarihte dağıtabilir. Aynı şekilde, Distribütör bu tasfiye dönemi içinde diğer ürünlerin dağıtımı için diğer tedarikçilerle sözleşme akdedebilir; şu şartla ki, söz konusu dağıtımın başlangıç tarihi, bu Anlaşmanın sona ermesinden veya fesinden önce olmayacaktır." şeklindedir. Yani taraflar arasında sözleşme bitiminde halefiyet hükümlerinin belirlendiği bu belirmeye aykırı bir eylemin, satış için mal tedarikinin bulunduğuna yönelik bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı görülmektedir. Davacının kar kaybı tazminatı talebi yönünden yapılan değerlendirme sonucunda, sözleşmenin davacının iddia ettiğinin aksine davalı tarafından haksız olarak feshedilmediği, süre bitiminde kendiliğinden sona erdiği sözleşme süre bitim tarihi olan 2017 yılı nisan ayında dahi davalı tarafın davacıya mal sevkiyatı yapıldığı, davalının davacıyı kar kaybına uğratacak herhangi bir eylemde bulunduğu noktasında sabit bir tespit yapılabilmesinin dosya kapsamındaki belgeler çerçevesinde mümkün olmaması sebebiyle bu yöndeki talebin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davacı tarafça ilave masraf yapıldığı ve sözleşme sonunda bu ilave masrafların kendisine ödenmesi gerektiğinden bahisle bu ilave masraflar da maddi tazminat kalemi olarak talep edilmiş ancak ilave masrafların belgelendirilmediği anlaşılmıştır.Davacı tarafça manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. 6098 sayılı TBK ,'nın 142 ve 58. maddesi uyarınca borca aykırı davranış kişilik haklarını ihlal edecek bir zarara yol açması halinde manevi tazminata hükmedilebilecektir. Somut olayımızda manevi tazminat talebinin dayanağı taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız feshi ve bu kapsamda yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan davalı tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan eylemlerdir. Taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız feshinin söz konusu olmadığı sözleşmenin süre bitiminde kendiliğinden sona erdiği, davalının zararlandırıcı ve borca aykırı davranışı bulunduğu ve nedenle davacının kişilik haklarına saldırı olduğunun davacı tarafından ispat edilemediği anlaşılmakla manevi tazminat talep hakkının bulunmadığı değerlendirilmiştir. Yukarıda ayrıntılı olarak izah edilen açıklama ve gerekçeler kapsamında mahkememizce yapılan değerlendirmeler ve dosya kapsamına göre denetime elverişli bulunan bilirkişi raporları da dikkate alındığında davanın tüm talepler yönünden reddi gerektiği kanaatine varılmış olması sebebiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; eksik inceleme sonucunda hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporlarını ikame eden bilirkişi heyetinin kasıtlı bir şekilde dosya kapsamında bulunan delillerini incelemediğini, raporlarının her birinde de haksız bir şekilde müvekkili şirketin tazminat talep hakkının bulunmadığını belirttiğini, kök raporda 01.05.2016 tarihli protokol ile sözleşmenin 30 Nisan 2017 tarihine kadar uzatıldığına ilişkin ek protokolün, dosyada bulunmamasından bahisle incelenemediğinin belirtildiğini, ancak bu protokolün cevap dilekçesi ile sunulduğunu, ancak bilirkişilerin bu protokolü incelemeden değişen sözleşme hükümlerini incelemeden rapor düzenlediğini, bu sebeple raporların eksik ve özensiz olduğunu, protokol halihazırda dosyada mübrez olmakla birlikte, bilirkişiler tarafından görülmeyen bir protokole ilişkin yapılan feshin nasıl sözleşmeye uygun olduğunun belirlendiğinin anlaşılamadığını, dosya kapsamında mevcut olan tutanaklardan da anlaşılacağı üzere bilirkişiye imzalı tutanaklar ile gerek mahkeme nezdinde yapılan incelemede gerekse yerinde incelemede birçok delil teslim edildiğini, bilirkişi heyetinden olan muhasebe incelemesi yapan bilirkişi ile tarafları arasında ufak bir tartışma yaşandığını,daha sonra bilirkişi tarafından talep edilen tüm evrakların bilirkişiye eksiksiz olarak zamanında gönderildiğini, buna rağmen bilirkişi heyetinin ilgili delillerin hiçbirinde gereği gibi inceleme yapmadığını, bilirkişinin ısrarla seçenekli hesaplama yapmaması, itirazları ek raporda hiç bir surette incelememesinin raporların eksik, hatalı ve taraflı olduğunu gösterdiğini, tartışmanın bilirkişi... tarafından kişiselleştirilerek bilirkişi raporuna yansıtılması sebebiyle bilirkişilerin reddi gerektiğini, mahkemenin dosyayı yeni bir bilirkişi heyetine göndermeyerek savunma hakkını kısıtladığını, davacının sözleşme kapsamında tek satıcı konumunda olduğunu bilirkişi heyeti tarafından sözleşme nitelendirilmesi yapılmamasının hatalı olduğunu, davalının haksız eylemlerinin davacının zararına yol açtığını, sözleşmeye göre davacının Çanakkale Bölgesi ürün dağıtım yetkisine sahip olduğunu, davacının ürün dağıtımının sözleşmeye uygun olarak ifa etmesine rağmen, davalının bir süre sonra davacı şirketten Çanakkale Bölgesi'nde sadece davalı şirketin Kuzey Marmara bölge müdürü olan ...'ın kardeşi ...'a ait olan ... şirketine ürünleri vermek zorunda olduğunu bildirdiğini, bu zorlamanın sözleşemeye aykırı olduğunu, bu baskının davalı tarafından Kuzey Marmara Bölge Müdürü olan kardeşinin haksız kazanç elde etmesi amacıyla yapıldığını fesih tehdidi sebebiyle davacının baskıyı kabul etmek zorunda kaldığını, ...şirketinin ödemeleri zamanında yapmayarak vade aşımı yaptığını, davalının teminat isteğine de karşı çıktığını, sunulan belgeler ve tanık beyanlarının davalının bu yöndeki haksız eylemini doğruladığını, davalının davacıya ''..'' logolu araçlarında yalnızca ... ürünleri taşıyabileceğinin söylediğini, ancak hiçbir distribütöre bu yönde bir telkinde bulunmadığını davacı sıcak ve soğuk satış bakımından dilediğini satmakta serbestken davalı tarafından soğuk satış yapmak hususunda baskı altında bırakılmasının da davacıyı zarara uğrattığını, davalının satışını yaptığı ürünlerin promosyon ürünlerini dağıtmak için bir ajansla anlaşmış olmasına rağmen bu promosyon ürünlerini de davacı aracıyla taşıttığını, davalının sipariş makinesi olarak ... marka makine ve printer almasını istemesine rağmen marka değişikliğine gidilerek davacının aldığı ürünlerin kullanılamayacağı belirterek zarar sebep olduğunu, buna ilişkin belgelerin dosyaya sunulmasına rağmen bilirkişilerin yeterli belge olmadığı tespitinin hatalı olduğunu, davalının distribütörün kazandırdığı müşteri çevresinden faydalanarak başka firmalar üzerinden satış yaptığını, davalının haksız hukuki eylemlerin ispatı konusunda senetle ispat kuralı geçerli olmayacağını, hukuki eylemlerin her türlü delil ile ispatlanacağını, davalı yana defalarca bildirilmesi akabinde davalı yanca ürün tedariklerinin gerçekleşeceği taahhüdü verilse de işbu taahhütlerin hiçbiri gerçekleşmediğini, sipariş formlarının dosyada olmasına rağmen bilirkişilerce değerlendirilmediğini, tanıkların da ürün sevkıyatı yapılmadığını belirttiğini, sözleşme süresi dolmadan, tüm perakendecilere davacıdan ürün alınmaması yönünde verilen talimat haksız olduğunu, 2016 yılı 3 ay ile 2017 yılını karşılaştırdığımızda %42,5 azaldığını, fakat bu oran içerisinde enflasyon, fiyat artışı ve pazar büyümesi dahil değildir. 2016 yılının son 3 ayı ile mukayese yapıldığında bu oranın %69.5 olduğunu, ürün sipariş oranlarının sözleşmenin bitimine yaklaşılan sürede bu şekilde azalmasının net bir şekilde görüldüğünü, sözleşme aksine davacının kazancından tek taraflı olarak ve herhangi bir onay alınmaksızın iskontolar yapıldığını, flashbellek içerisindeki ''Genel Bilgiler-B'' klasörü ile bilirkişilere, iskontosu azaltılan fatura örnekleri ile normal fatura örnekleri ibraz edilmiş ve ek olarak yine kırmızı dosya içerisinde fiziken fatura örnekleri teslim edilmiş olmasına karşın bu hususlara ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, davalının kendi promosyon ürünlerinin muhafazası için depo kirasını sözleşmenin başından beri önce kiralama bedeli olarak, sonrasında fiyat farkı faturası adı altında ödüyor olmasına rağmen 01.08.2015 tarihinden itibaren sözleşmenin sona erdiği tarihe kadar kira bedellerini ve yaptırılan tadilat masraflarını ödemediğini, davalı tarafından sözleşmenin uzatılacağına ilişkin beyanlarda bulunulduğunu, davacı tarafından uzatım yapılıp yapılmayacağı açıkça sorulduğunda, yapılacağının beyan edildiğini, ancak bu sırada diğer distribütör ile anlaşan davalı şirketin ikili davranışları nedeniyle müvekkili şirket tarafından halihazırda yeni araçlar alındığını, yeni yatırımlar yapıldığını, araçların kiralanmasından dolayı ödenen cezalar, bilirkişilere sunulan Flashbellek içerisindeki 8 numaralı klasör içinde, ''kiralamadan dolayı ödenen ceza'' klasörü içerisinde detaylı olarak belirtilmiş ve ortaya konulmuş olmasına rağmen aksi yönde tespitte bulunulduğunu, davalı şirket yetkilisinin sözleşmenin sona ermesi halinde ivedilikle çözümlenmesi gereken doğabilecek giderlere ilişkin müvekkil şirketten bir liste talep ettiğini, davacı tarafından fesih anında ivedilikle çözülmesi gereken ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak giderlere ilişkin liste mail yolu ile şirket yetkilisine gönderildiğini, bu listede yazılı olan giderlerin dahi müvekkiline ödenmediğini, davacının uğradığı zararların karşılanacağının davalı tarafça tazmin edileceğinin taahhüt edildiğinin sözlü olarak da ifade edildiğinin tanık beyanları ile ortaya çıktığını, buna rağmen bilirkişi heyetince sadece taraflar arasında bulunan sözleşmenin yorumlandığını, davalının davacıya atanan münhasır bölgede başkaca satıcılara da haksız olarak satış yapılma yetkisi verilerek müvekkili şirketin tek satıcılık hakkının ihlal edildiğini, davalı tarafın sözleşme süresince sözleşmeye aykırı şekilde gerçekleştirdiği eylemlerin davacının ciddi şekilde gelirinin azalmasına ve satış performansının sonuçsuz kalmasına sebep olduğunu, davalının, sözleşme bölgesinde kendisi de doğrudan satış yapamayacağını veya şube açamayacağını, bilirkişi heyetine teslim edilen flashbellek içerisinde 10 numaralı klasör içinde risk grubundaki müşteri listesi yer aldığını, halihazırda devam eden dosyalara ilişkin belgelerin ise ''hala tahsil edilemeyen alacaklar'' klasörü içerisinde yer aldığını, davacının daha önce öngördüğü gibi ürün verilen şirketler daha önceki borçlarını ödemedikleri gibi davalı şirketin baskısıyla verilen ürün bedellerini de müvekkili şirkete ödemediğini, bilirkişi tarafından riskli müşterilere ürün satımı konusunda tanık beyanlarının da değerlendirilmemesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda risk durumlarının tespit edilmesine rağmen müvekkili şirketin zarara uğradığının bir türlü tespit edilememesinin bilirkişi heyetinin taraflı olduğunu göstermekle birlikte; takdirin mahkemeye bırakıldığı bir durumda yerel mahkemece hiçbir şekilde inceleme yapılmamasının da yerel mahkemenin hukuka aykırı inceleme yaptığını gösterdiğini, alacağın riskli olduğunu söylemesine rağmen, davalı şirket tarafından sırf kendi sponsorluk anlaşması ve çıkarı için müvekkiline bu konuda mal satışı yönünde baskı yapıldığını, açıklanan hususun tanık beyanları ile de ispat edilmesinin yanında sponsorluk anlaşması yapılarak mal verdirilen ve ödemeden acze düşmüş müşterilerin listesinin, bunların cari hesap ekstreleri, işlem tarihi ve valör içecek şekilde düzenlenmiş şekliyle bilirkişilere ibraz edildiğini, davacının davalı ile arasında bulunan distribütörlük sözleşmesi süreli olarak ikame edildiğini, ilgili sözleşmenin yenileme dönemi öncesinde taraflar arasında sözleşmenin yenilip yenilenmeyeceğine dair müzakereler yapıldığını, bu müzakerelerde davalı tarafın sözleşmenin uzayacağı yönünde iradede bulunduğunu, ancak sonrasında da haksız bir şekilde sözleşmeyi feshettiğini,distribütörlük sözleşmesini haklı nedenle feshettiği kabul edilse dahi davacının davalıya kazandırdığı portföy sebebiyle denkleştirme tazminatı şartlarının oluştuğunu, sözleşmenin başı olan 2011 yılındaki davalı portföyü ile 2017 yılına gelindiğindeki müşteri portföyü karşılaştırıldığında müvekkilinin yarattığı portföyün marka değerinin açıkça ortaya çıkacağını,Kocaeli Mali Müşavirler Odasına bağlı Mali Müşavir ... tarafından hazırlanan ve huzurdaki dava konusunu oluşturan dayanak sözleşme ile ilgili denkleştirme, kardan yoksun kalma, menfi zarar, müspet zarar tespiti hususlarını içeren mütalaanın ''Müşteri Portföyü'' başlığı altında ''İşe başlanılan 2012 yılı ile işin bittiği 2017 yılları arası; satış kanallarını genişletmiş, portföye yeni müşteriler kazandırmış, toplam müşteri portföyünü 1743 adede çıkarmıştır...Distribütör 2012 yılından 2017 yıl sonuna kadar toplam 3.443.903,68 TL faaliyet karı elde etmiştir. Yıllık faaliyet karı ise, 573.983,94 TL olarak gerçekleşmiştir. Sözleşmenin sonlanması ile birlikte Tedarikçi, Distribütörün oluşturduğu Portföye mal satmaya ve sattırmaya devam etmiştir. Bu şartlar altında distribütörün yoksun kaldığı kar miktarı yıllık 573.983,94 TL olarak hesaplanmıştır.'' şeklindeki tespitler ile, 2012-2017 yılları arasındaki müşteri portföylerini karşılaştırıldığını, davacının davalıya kazandırdığı portföy detaylı olarak açıklandığını, 2012-13-14-15-16-17 yıllarına ilişkin davalı şirketin ciro ve müşteri sayıları da bilirkişilere ibraz edilmesine rağmen bilirkişilerin yersiz gerekçeleri ile hesaplama ve tespit yapılmadığını, alkollü içki sektöründe olunmasından dolayı yeni müşteri çevresinin hesaplanamamasının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını, davacının, tek satıcılık sözleşmesi akdedildiği tarihten bu yana davalı markasının itibarını ve şöhretini, Türkiye'deki tanınırlığını artırdığını, markaya kattığı değer göz önünde bulundurulduğunda ayrıca faaliyet gösterdiği yerin merkeziliği de göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilinin şerefiye bedeline hak kazandığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, duruşmalı yapılan incelemede kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki sona eren distribütörlük sözleşmesi kapsamında davalının haksız eylemleri sebebiyle doğduğu iddia olunan maddi ve manevi zararların tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında 2011 yılından bu yana distribütörlük sözleşmesi bulunduğu, en son 01/05/2015 tarihli distribütörlük sözleşmesinin mevcut olduğu, sözleşmede davacının distribütör, davalının tedarikçi olarak yer aldığı, davacı distribütörün sözleşmesi süresi boyunca münhasıran davalı tedarikçinin ürünlerini Çanakkale bölgesinde satma konusunda yetkilendirildiği, yine taraflar arasında imzalanan 1/05/2016 tarihli ek protokol ile distribütörlük sözleşmesinin 30/04/2017 tarihine kadar uzatılmasına karar verildiği, protokolün ve sözleşmenin dosyada mevcut olduğu, sözleşmenin 8.1 maddesinin ''Bu anlaşma Yürürlük Tarihi itibariyle yürürlüğe girecek ve aşağıda öngörülen şekilde daha önce feshedilmedikçe, Sonu Erme Tarihinde sona erecektir. Bu anlaşmanın herhangi bir yenilemesi veya uzatılması 1 yıllık dönemler halinde Tarafların karşılıklı mutabakatıyla yapılacak ve bu amaçla, bu Anlaşmanın yenilenmesini veya azatılmasın müzakere etmek isteyen Taraf, bu isteğini, bu müzakerelerin Sona erme tarihinden en geç 1 ay önce tamamlanması amacıyla müzakerelerin zamuanında başlayabilmesi için Sona Erme Tarihinden en geç iki ay önce diğer Tarafa bildirmek için makul gayreti sarf edecektir." hükmünün yer aldığı, tarafların, sözleşmenin uzatıldığı 30/04/2017 tarihinden önce sözleşmenin yenilenmesi veya uzatılmasını görüşmek üzere karşılıklı bir bildirimde bulunmadıkları, bu sebeple distribütörlük sözleşmesinin 30/04/2017 tarihinde kendiliğinden sona erdiği, davalının 23/03/2017 tarihli ihtarnamesi ile davacıya sözleşmenin 30/04/2017 tarihinde kendiliğinden sona ereceğine dair ihtarda bulunduğu, bu tespitlere göre taraflar arasındaki sözleşmenin kendiliğinden sona erdiği, davalı yanca haksız feshedilmediği anlaşılmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde ve istinaf dilekçesinde, davalının sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırı bir kısım haksız eylemleri sebebiyle davacının maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürmüş, mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda düzenlenen bilirkişi kök raporu ile davacının itirazları üzerine alınan ek rapor uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.Davacı vekili, bilirkişi raporunun hatalı, eksik incelemeye dayalı ve hatta taraflı olduğunu, ek protokolün bilirkişilerce incelenmeden rapor düzenlendiğini, mahkemece de eksik inceleme yapıldığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Her ne kadar bilirkişilerce dosyada bulunmadığı belirtilen ek protokol hükümleri incelenmemiş ise de cevap dilekçesi ekinde yer alan ek protokolün Dairemizce incelenmesinde; taraflar arasındaki 01/05/2016 tarihli distribütörlük sözleşmesinin 30/04/2017 tarihine kadar uzatılmasına karar verildiği, bazı maddelerde değişiklik yapıldığı anlaşılmakta olup bu protokolün incelenmemiş olması bilirkişi raporundaki tespitlerin taraflı ve eksik olduğu anlamına gelmeyeceği gibi yapılan tespitlerin de taraflı olduğu sonucunu doğurmayacaktır. Kaldı ki sözleşme hükümlerinde işin esasını etkileyecek büyük değişiklikler de yapılmamıştır.Bilirkişi raporu takdiri delil olup, mahkemece bilirkişi raporu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilerek karar verilmelidir. Somut olayda, gerek bilirkişi kök raporunda gerekse ek raporunda dosya kapsamına davacı ve davalı yanca sunulan deliller ile sözleşme hükümleri kapsamında inceleme yapıldığı, raporların hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu, mahkemece deliller incelenerek gerekçesi yazılmak suretiyle karar verildiği anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı tarafça, davalının dağıtım bölgesinde ...şirketine dağıtım yapılması konusunda baskı yaptığını ileri sürmüş ise de bu yöndeki iddiasını ispatlayacak herhangi bir belge ibraz edememiştir. Yine davalıdan ürün sipariş edilmesine rağmen ürün tedarik edilmediğini ve bu sebeple zarara uğradığını ileri sürmüş ise de distribütörlük sözleşmesinde belirtilen şekilde hazırlanmış sipariş formları bulunmadığı, davacının bu iddiasını ispatlayamadığı görülmektedir. Kaldı ki sözleşmenin sona erdiği tarihe çok yakın 17/04/2017 tarihinde dahi davacıya ürün tedarik edildiği anlaşılmaktadır.Davacı, davalının sözleşmenin devam edeceğine dair davalının intiba uyandırdığını ileri sürmekteyse de dosya kapsamında bulunan belgelerden, e-maillerden bu yönde bir sonuç çıkmamaktadır. Bilirkişilerce yerinde yapılan incelemede görülen fatura örneklerinde farklı müşterilere farklı oranlarda iskontoların yapıldığı, ancak bunların piyasa koşullarına göre farklı oranlarda yapıldığı, genel bir iskonto uygulaması şeklinde davacı distribütör marjını düşürmek amacıyla yapılan iskontonun tespit edilmediği görülmektedir.Davacı, 2016 yılından sonra davalının başka bir şirket ile anlaşması ve piyasada çalışanları vasıtasıyla duyurması ve müşterilere alım yapılmaması talimatı verilmesi sebebiyle zarar uğradığını ileri sürmüş ise de, bu iddianın da ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Davacı, davalıya tahsis edilmek üzere depo tutturduğu, tadilat yaptırdığını ve düzenli ödediği depo kiralarını ödemediğini ileri sürmekteyse de, davacının ödeyerek fatura ettiği kira bedellerine faturaların davalı yanca ödendiği, başkaca ödenmeyen kira bedelinin tespit edilemediği görülmektedir. Promosyon ürünlerine ilişkin olarak piyasada genel kabulde ürünle birlikte promosyonun teslim edilmesi olduğu, davacının bunun aksine promosyon ürünleri için ayrıca nakliye hizmeti verdiği ve zarara uğradığı iddiasının genel kabule aykırı olduğu ve ispatlanamadığı görülmektedir. Yine sözleşmenin 4.2 maddesi uyarınca davalının distribütörü denetleme hakkı bulunmakta olup bu kapsamda yaptığı denetimin diğer distribütörlerle davacı arasında haksız rekabete yol açtığı iddiası yerinde görülmemiştir. Davacı, portföy tazminatı da talep etmiş olup bu yönden yapılan bilirkişi incelemesinde, yeni müşteri kazanımının tek başına davacı veya davalı tarafından kazanıldığının anlaşılamadığı, sözleşmenin feshinden sonra müşterilerin yeni distribütöre devredildiğine ilişkin bilgi bulunmadığı, alkollü içki sektöründe yeni müşteri bulma ve müşterilerin devamlılığını sağlamak için marka bilinirliliği ve tanıtımının daha önemli olduğu, ayrıca müşterilerin davacı tarafından kazandırılıp kazandırılamadığının da tespit edilemediği nazara alındığında somut olayda davacının portföy tazminatına hak kazandığının da ispat edilemdiği kanaatine varılmıştır.Davacı vekili tanık beyanlarına dayanarak davalının haksız eylemlerinin tanık beyanları ile ortaya konulduğunu ileri sürmekte ise de tanık delili takdiri delil niteliğinde olduğu gibi davacının sunduğu diğer bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirildiğinde davasını ispatlayamadığı kanaatine varıldığından, bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Yine davalının haksız eylemleri, davacının şerfiye bedeline hak kazandığı, kâr kaybına uğradığı ve manevi zarara uğradığı yönündeki iddialarının da dosya kapsamında davacı yanca ispatlanamadığı nazara alındığında, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiş, davacı vekilinin tüm istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 18.12.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.