T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1740 - 2025/2127 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1740 KARAR NO : 2025/2127 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/01/2023 NUMARASI : 2022/34 E. - 2023/8 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fi…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1740 - 2025/2127 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1740 KARAR NO : 2025/2127 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 10/01/2023 NUMARASI : 2022/34 E. - 2023/8 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10/01/2023 Tarih ve 2022/34 Esas - 2023/8 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, 2020/63780 sayısı ile davalı şirket tarafından 32. Sınıf malları kapsayacak şekilde gerçekleştirilen “...” ibareli başvuruya yönelik SMK'nın 5 ve 6. maddeleri uyarınca nispi ve mutlak ret nedenlerine dayalı itirazlarının nihai olarak 2021/M-9221 sayılı YİDK kararı ile reddolunduğunu, verilen kararın hatalı olduğunu, ... A.Ş.’ye ait 76736 sayılı ve “... ...” ibareli markanın ... A.Ş.’ye devrine izin verilmesine dair Rekabet Kurulunun 25.08.2009 tarih ve 09-38/925-218 sayılı kararının, müvekkili tarafından açılan dava sonucunda Danıştay 13. Dairesinin, 26.03.2013 tarih ve 2009/6743 Esas ve 2013/843 Karar sayılı kararı ile“devir alma nedeniyle ...’in pazardaki hakim durumunun daha da güçleneceği ve bu sebeple pazardaki rekabetin önemli ölçüde azalacağı” gerekçesiyle iptal edildiğini, kararın kesinleştiğini, ... ile ... arasında imzalanmış marka devri sözleşmesinin geçerliliğinin, gerek taraf iradeleri, gerekse 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun gereği Rekabet Kurulu’nun izin kararına bağlanmış olduğunu, sözleşmenin taraflar arasında imzalandığı tarih itibariyle hükümlerini meydana getirmeye başlamadığını, izin tarihine kadar askıda geçersiz olduğunu, Rekabet Kurulunun izin kararının Danıştay tarafından iptaliyle birlikte taraflar arasındaki sözleşmenin geçerlilik şartının sağlanamaması nedeniyle sözleşmenin baştan itibaren kesin hükümsüz hâle geldiğini, kesin hükümsüzlük sonucu ... adına gerçekleşmiş marka tescilinin de yasal dayanağını yitirdiğini, kesin hükümsüzlük nedeniyle tarafların birbirleriyle hukuki ilişkiye girmesinin ancak yeni bir sözleşme yapılması ile mümkün olabileceğini, taraflar arasında yeni bir sözleşme yapılmadan taraflardan herhangi birinin aralarında mevcut olmayan bir hukuki ilişkiye dayalı olarak hukuki bir işlem tesis edemeyeceğini, iptal kararlarının geriye yürümesi ve eski halin geri getirilmesi ilkeleri çerçevesinde, iptal edilen idari işleme dayalı olarak tesis edilmiş işlemlerin düzeltilmesinin zorunlu olduğunu, bu kapsamda ... adına mevcut “yolsuz” tescilin de düzeltilmesi gerektiğini, idarenin iptal edilen idari işlemden önce var olan ve bu işlemle değiştirilmiş bulunan hukuki durumu sağlamakla yükümlü bulunduğunu, iptal kararının yalnızca dava konusu edilen idari işlem üzerinde etki yaratmakla kalmayacağını, ona bağlı olarak tesis edilen diğer işlemleri de yapıldıkları tarihten itibaren ortadan kaldırarak tesis edilmemiş hale getireceğini, ... ile ... arasında imzalanan Sözleşmenin 3.3. ve 4. maddeleri uyarınca söz konusu “Sözleşmenin hiçbir şekilde geçerlilik kazanmamış ve hükümsüz kalmış bulunduğu”nu, 1980/76736 tescil numaralı ve “... ...” ibareli markanın ... A.Ş.’ye devrine izin verilmesine dair Rekabet Kurulu kararının iptaline ilişkin kesinleşmiş Danıştay kararının uygulanması suretiyle, sicildeki kaydın düzeltilmesi adına 17.12.2018 tarihinde başvuruda bulunduklarını, davalı ...’in, anılan yargı kararının ve Türk Patent ve Marka Kurumunun eski hale getirme işlemini etkisini ortadan kaldırmak amacıyla, yani kötüniyetle 16.06.2020 tarihinde ... ibareli 32. Sınıf ürünleri içeren 2020/67890 sayılı iş bu davaya konu başvuruda bulunduğunu, YİDK’nın, müvekkilinin kesinleşmiş yargı kararı gereği olan hukuka uygun eski hale getirme istemlerini kabul etmesi gerekirken 2020-M-7734 sayılı kararla reddettiğini, ... Pazarlama tarafından anılan YİDK’nın 2020-M-7734 sayılı kararının iptali istemiyle Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2020/342 esas sayılı dosyasında iptal davasının ikame edildiğini, davanın derdest olduğunu, davalının çok açık bir şekilde kötüniyetli olduğunu ve verilen yargı kararlarının sonuçlarını dolanmaya çalıştığını, davalının, hukuken devren bile sahip olamayacağı markayı, bu kez tescil yoluyla elde etmeyi planladığını, kötüniyetli başvuruların tespitinde, başvuru sahibinin, markanın tescil edilmesi için başvuruyu yaptığı tarihteki niyeti dikkate alınması gerektiğini, 2020/67780 sayılı marka tescil başvurusu, başvurucu şirkete devri kesin yargı kararıyla 4054 sayılı Kanuna aykırı olduğu tespit edilen ... ibaresini içerdiğinden, müvekkili aleyhine haksız rekabet yaratacağından, başvurunun TTK m.54 ve devamı hükümleri gereği YİDK kararının da iptal edilmesi gerektiğini, davalı ...’in geçersiz hale gelen sözleşmeye dayalı olarak Rekabet Kuruluna başvurusu ve bunun üzerine tesis edilen RK 08.02.2019 tarihli kararı yok hükmünde olduğundan, anılan kararın iş bu davada kendisi lehine kanıt olma vasfının bulunmadığını ileri sürerek 2021/M-9221 sayılı YİDK kararının iptali ve dava konusu 2020/63780 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, 80/076736 sayılı “... ...” markasının devrine ilişkin 15/08/2008 tarihinde marka devir sözleşmesi imzalandığını, devir kaydının 10/09/2009 tarihinde ... tarafından siciline işlendiğini, ... tarafından çeşitli tarihlerde sunulan dilekçelerle, ihtilafa konu devir kayıt işleminin iptal edilerek müvekkillerine ait 80/076736 sayılı “... ...” markasının eski sahibi ... adına kaydının talep edildiğini, Kurum tarafından verilen cevapta davacının taraf olmaması nedeniyle bir bilginin kendilerine verilemeyeceğinin belirtildiğini, nihai olarak ise davacı taleplerinin 23/09/2020 tarih ve 2020-M-7734 sayılı kararla reddolunduğunu, söz konusu karara karşı Ankara 4. FSHHM’nin 2020/342E – 2021/219K sayılı davada mahkemece davanın usulden reddi yönünde karar verildiğini, kararın istinaf aşamasında da reddine karar verildiğini, temyiz incelemesinin halen devam ettiğini, Rekabet Kurulunun 09-38/925-218 sayılı kararına karşı açılan iptal davası neticesinde Danıştay 13. Dairesi 26.03.2013 tarih ve 2009/6743 E.,2013/848 K. sayılı kararı ile Rekabet Kurulunun 09-38/925-218 sayılı kararının iptaline karar verildiğini, dayanak kararda marka devir sözleşmesinin geçersizliğinin hüküm altına alınmadığını, Danıştay kararının Rekabet Kurulunun vermiş olduğu izin kararına ilişkin olduğunu, devir sözleşmesinin hukuki geçerliliğine ilişkin olmadığı dikkatten kaçmaması gerektiğini, söz konusu iptal kararı devir sözleşmesini hükümsüz kılmadığı gibi Rekabet Kurumuna yapılmış izin talebinin reddi anlamına da gelmediğini, Rekabet Kurulunun markanın satış iznine ilişkin aksi yönde vermiş olduğu bir karar olmadığı gibi bahse konu devir sözleşmesinin geçersiz olduğu yönünde herhangi bir mahkeme kararının da mevcut olmadığını, söz konusu kararın idari yargı tarafından nihai olarak iptal edilmiş olması ile davalı müvekkilin markanın devrine ilişkin Rekabet Kurumuna bildirim aşamasına dönüştüğünü, davacı vekilinin, müvekkilinin ve ... firması arasındaki ilgili marka devir sözleşmesinin, sözleşmede yer alan “Rekabet Kurumu’nun devralmaya onay vermemesi veya başvuruyu reddetmesi durumunda sözleşme sona erer” hükmüne bağlı olarak, Danıştay’ın iptal kararının ardından hükümsüz kaldığı iddiası tamamen mesnetsiz olduğunu, iptal kararı sonrasında 18.10.2018 tarih ve 7550 sayı ile Rekabet Kurumu nezdinde yeni bir bildirimde bulunulduğunu, 80/076736 sayılı “... ...” markasının müvekkili tarafından devralınması işlemine izin verilmesi yönünde karar tesis edilmesi talep edildiğini, talep neticesinde ise Rekabet Kurulu’nun müvekkili ... ile ... İçki arasında ... Birasının devrine ilişkin 2008 tarihli marka devir sözleşmesinin halen geçerli olduğunu teyit ettiğini, güncel ekonomik koşullar ve pazar payları göz önüne alındığında bu bildirim hakkında ilgili mevzuat gereğince izin verilmesini dahi gerektirecek bir durum olmadığı yönünde 07.02.2019 tarihli yeni bir karar vermek suretiyle markanın devrini teyit ettiğini, Danıştay kararı sonrası, Rekabet Kurulu’nun mezkûr markanın devrine izin verilmediği yönünde bir kararı olmadığı gibi, aksine, Rekabet Kurulu güncel piyasa şartlarında tarafların pazar paylarını göz önüne alarak söz konusu marka devrinin Rekabet Hukuku mevzuatı gereğince izne tabi olmadığı yönünde karar verdiğini, 07/02/2019 tarihli Rekabet Kurulu kararının müvekkiline 12/02/2019 tarihinde tebliğ edildiğini, bu tebligatı takiben müvekkilinin, “... ...” ibaresinden müteşekkil 2020/63780 sayılı marka başvurusunda bulunduğunu, 07/02/2019 tarihli Rekabet Kurulu kararının iptali talebiyle Ankara 12. İdare Mahkemesi nezdinde dava açılmışsa da Ankara 12. İdare Mahkemesi 26/06/2020 tarih ve E:2019/1671, K:2020/864 sayılı kararıyla davayı reddettiğini, yine istinaf aşamasında da verilen karara karşı istinaf taleplerinin reddolunduğunu, 2009/52832 sayılı “... ...” ve 2009/52831 “... ... ... ...” markalarının reddi yönündeki Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu kararlarına karşı açılmış ve davacının ... PAZARLAMA A.Ş. olduğu davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin söz konusu Kurul kararlarını 11.03.2020 tarihli ve 2015/284E. 2020/83K. sayılı kararı ile iptal ettiğini, kararda Rekabet Kurulunun satış izin kararının iptal edilmesi halinde dahi, markanın önceki sahibine kendiliğinden dönmeyeceğini, başka ifadeyle sicilin düzeltilmesi ve markanın önceki sahibine dönmesi ancak markanın ilk sahibinin açacağı bir dava sonucunda verilecek hüküm ile mümkün olabileceğini, ilgili devir sözleşmesi hem şeklen hem de sözleşme şartları bakımından hukuken geçerli olduğunu, ayrıca devrin sicile kaydı işleminin iddia edildiği gibi Rekabet Kurulu kararına bağlı olarak ya da ona dayanarak gerçekleştirilmediğini, sözleşmenin geçersiz olduğu konusunda taraflarca varılmış bir uzlaşma ya da devreden tarafından devir bedelinin iadesi söz konusu olmadığı gibi sözleşme taraflarından birinin sözleşmenin geçersizliği konusunda açmış olduğu bir dava dahi bulunmadığını, müvekkilinin büyük maliyetlere katlanarak devraldığı 80/076736 sayılı “... ...” markasının ticari hayata ve kendi pazarlama stratejisine uygun güncel versiyonu için 2020/63780 sayılı “...” markası için başvuru yaptığını, 80/076736 sayılı markanın devrinin Rekabet Hukuku açısından izne dahi tabi olmadığı yönündeki 07/02/2019 tarihli Rekabet Kurulu kararının kendisine tebliğ edilmesini takiben yapmış olması en tabi hakkı olduğunu, esasen kötüniyet iddiasının somut dayanaktan yoksun olmasının yanı sıra söz konusu durum tek başına başvuru için haklı sebep oluşturduğunu, kötüniyet tanımının bu kadar geniş tutulamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, somut olayda da dava konusu başvurunun SMK'nın 5/1-a maddesi kapsamında değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığını, uyuşmazlık konusu başvurunun, şekil ve sözcük unsurlarının bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş, belli bir renk düzenine haiz, “... ...” esas unsurunu ve “...” sloganını tali nitelikte ihtiva eden bir başvuru olduğu, dava konusu başvurunun bütün olarak 6769 s. SMK 5/1-b kapsamında değerlendirilebilir işaretlerden biri olmadığı, somut uyuşmazlık konusu başvurunun esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinin, çok uzun yıllardır toplum nezdinde tütün ve alkol ürünlerinde esasen ve yalnızca markasal niteliği ile bilinen bir sözcük olup yukarıda 5/1-b maddesi kapsamında yapılan incelemelerde de açıklandığı üzere anılan ibarenin, dava konusu markanın başvuru apsamındaki emtianın herhangi bir özelliğini, cinsini, vasfını bildirir bir işaret olmadığı, dava konusu markanın asli unsuru olduğu görülen dava konusu ibarenin, bütün olarak ayırt ediciliği bulunan unsurlardan meydana geldiği, “...” anılan ibarenin 5/1-d maddesi kapsamında değerlendirilmeye uygun bir sözcük olmadığı, somut olayda dava konusu markanın, SMK'nın 5/1e maddesinde tanımlanan hangi kriteri hangi açıdan meydana getirdiği hususuna yönelik davacı tarafça işlem dosyasında ileri sürülmüş somut bir gerekçe bulunmadığı gibi anılan başvuru açısından ilgili mutlak ret nedenlerinin koşullarının oluşmadığı, dava konusu ...+şekil ibarenin SMK'nın 5/1-f maddesi kapsamda bir anlamı bulunmadığı gibi tescili kapsamında yer alan malları hammaddesi açısından da (örneğin rakı içeceği üzerinde “bira” ibaresi kullanılması gibi) yanıltıcı bir niteliğinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, istinaf istemine konu ilk derece mahkemesi kararında hukuki bir değerlendirme gerektiren kötüniyet ve haksız rekabet iddialarına yönelik somut delillerin hiçbirinin inceleme konusu yapılmadığını, eksik ve hatalı bir değerlendirme sonucu davanın reddine karar verildiğini, davalı adına tescilli 2009/57425 Sayılı "...” marka başvurusunun davalı tarafından yedekleme amacıyla kötüniyetli olarak yapıldığı gerekçeleriyle hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının, Yargıtay tarafından onandığını, davalıya ait 2020/63780 sayılı marka tescil başvurusu kötüniyetli olduğundan, SMK M. 6/9 hükmü gereği YİDK kararının iptalinin gerektiğini, davalının davaya konu marka başvurusunu güven ilkesi çerçevesinde gerçekleştirmesi gibi bir durumun da söz konusu olmadığını, ilgili Rekabet Kurulu kararı yok hükmünde olduğundan iş bu dava için hukuki bir etkisinin olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : 1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu başvurunun SMK'nın 5/1-a maddesi kapsamında değerlendirilmeyeceği, başvurunun bütün olarak 6769 s. SMK 5/1-b kapsamında değerlendirilebilir işaretlerden biri olmadığı, başvurunun esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinin, çok uzun yıllardır toplum nezdinde tütün ve alkol ürünlerinde esasen ve yalnızca markasal niteliği ile bilinen bir sözcük olup, bu ibarenin, dava konusu markanın başvuru kapsamındaki emtianın herhangi bir özelliğini, cinsini, vasfını bildirmediği, “...” ibaresinin 5/1-d maddesi kapsamında değerlendirilmeye uygun bir sözcük olmadığı, SMK'nın 5/1-e ve 5/1-f maddelerinde tanımlanan mutlak ret nedenlerinin bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair istinaf sebeplerinin esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2- Davacı vekili marka başvurusunun kötüniyetle yapıldığını ileri sürmüş ise de, ilk derece mahkemesince bu hususta bir değerlendirme yapılmamıştır. Davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebeplerinin incelenmesine geçince, davalı şirketin, 2020/63780 sayılı "..." ibaresinin 32. sınıf mallarda tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğu, davacının başvuruya SMK'nın 5 ve 6.maddelerine dayalı olarak gerçekleştirdiği itirazın nihai olarak YİDK kararıyla reddedildiği, anılan kararın davacıya tebliğ edildiği ve iş bu davanın iki aylık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesinin kabulü ve davacı vekilinin istinaf itirazları gözetildiğinde, uyuşmazlık, dava konusu başvurunun, haksız rekabetin aracı olarak kullanılmak üzere 6769 sayılı SMK'nın 6/9. maddesi anlamında kötüniyetle yapılıp yapılmadığı, başvurunun haksız rekabet yaratıp yaratmadığı noktasındadır. 6769 sayılı SMK'nın 6/9.maddesi uyarınca, kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Somut olayda, Danıştay 13. Dairesi'nin, 26.03.2013 tarih ve 2009/6743 Esas ve 2013/848 K sayısı ile görülen dava neticesinde “devir alma nedeniyle ...'in pazardaki hakim durumunun daha da güçleneceği ve bu sebeple pazardaki rekabetin önemli ölçüde azalacağı" yönünde bir karar verilmiş ise de, bu karar sonrasında davalı ... tarafından yeniden yapılan başvuru sonucunda Rekabet Kurulu'nun 2018-3-75 / 19-06/54-20 sayılı kararı ile değişen güncel mevzuat düzenlemeleri de gözetilerek "Bildirim konusu işlemin, 2010/4 sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ'nin 7. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen ciro eşiklerinin aşılmaması nedeniyle izne tabi olmadığına" karar verildiği, bu karardan sonra davalının dava konusu başvuruyu gerçekleştirmiş olduğu, anılan kararın iptali talebiyle davacı tarafça yeniden dava açıldığı, açılan davanın Ankara 12. İdare Mahkemesinin 26.06.2020 tarih ve 2019/1671 E.-2020/864 K. sayılı kararıyla reddedildiği, bu kararın ise önce Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdare Dairesinin 02.12.2020 tarih ve 2020/1526 E.-2020/2037 K. sayılı kararıyla istinaf incelemesinden, ardından Danıştay 13. Dairesinin 21.11.2023 tarih ve 2021/696 E.-2023/4941 K. sayılı kararıyla temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, davalının başkaca herhangi bir şekilde davacı ile haksız rekabete sebebiyet verdiği yönünde bir iddianın da dosyada mevcut olmadığı, sonuç olarak davalının dava konusu başvuruyu kötü niyetli yaptığının ispatlanamadığı ve başvurunun haksız rekabete neden olmadığı kanaatine varılmıştır. Nitekim, yine davalı Şirket tarafından yapılan 2019/13611 sayılı benzer marka başvurusu hakkında aynı sebeplerle davacı Şirket'in açtığı davada, başvurunun kötüniyetli olmadığına dair verilen kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09/07/2025 tarih, 2025/206 Esas, 2025/5016 Karar sayılı kararı ile onandığı anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değilse de, HMK.'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10/01/2023 gün ve 2022/34 Esas - 2023/8 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70-TL’nin düşümü ile kalan 534,70-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına, 5-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden istinaf eden davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 15.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafında yapılan yargılama giderlerinin kendi uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 07/11/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 28/11/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.