İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/03/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 13/03/2026 Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/2077 Esas 2025/4189 Karar sayılı BOZMA kararının üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; DAİREMİZİN 25/04/2025 TARİH, 2025/665 ESAS-2025/847 KARAR SAYILI İLAMIYLA: "TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dilekçesinde özetle, müvekkilinin davalılardan ... Kooperatifinin üyesi olduğunu, davalılardan ...'ın davalı koope…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2026/212 KARAR NO: 2026/585 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 07/01/2025 NUMARASI: 2016/91 Esas - 2025/9 Karar DAVANIN KONUSU: Tapu İptali Ve Tescil İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/03/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 13/03/2026 Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/2077 Esas 2025/4189 Karar sayılı BOZMA kararının üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ; DAİREMİZİN 25/04/2025 TARİH, 2025/665 ESAS-2025/847 KARAR SAYILI İLAMIYLA: "TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dilekçesinde özetle, müvekkilinin davalılardan ... Kooperatifinin üyesi olduğunu, davalılardan ...'ın davalı kooperatifin yüklenicisi bulunduğunu, davacının davalı kooperatifteki üyeliğini dava dışı ...'den Kayseri 4. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesi ile devraldığını, çekilen, kura sonucunda davacıya ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... Parsel ve ... numaralı bağımsız bölümün isabet ettiğini, bahse konu bağımsız bölümtün davacıya teslim edildiğini, ancak ana sözleşmeye uygun bir şekilde maliyet hesabı yapılarak kesinleştirilmediğini, davalı kooperatif yönetimi ve yüklenicinin civardaki rayiç fiyatların yaklaşık iki katı tutarındaki bir rakamı üyelere kabul ettirmeye çalıştıklarını, davacıya isabet eden ve teslim edilen dava konusu taşınmazın ana sözleşme, genel kurul kararları ve tüm mevzuata aykırı olarak yükleniciye devredildiğini, bahse konu taşınmazın davacıya ait olduğunun kura zaptı ve üyelik kayıtlarından belli olduğunu, davacının davalı kooperatife aidatlarını ödediğini, bakiye maliyet borcunun ise usulüne uygun şekilde tespit edilmesi halinde ödeyip tapusunu alacağını, tapunun yüklenici adına tescilinin tamamen hukuksuz ve dayanaksız olduğunu, bahse konu gayrimenkulün davalı kooperatifin üyeleri için yapıldığını, dava dışı arsa 'sahibi ... tarafından satış işlemi ile davalı ...'a devredilmiş olsa da bu bağımsız bölümün her iki davalı arasında yapılan sözleşmeye göre kooperatife ait olduğunu, kooperatifin ana sözleşmedeki taahhüdü kapsamında davacı adına tescil ettirmesi gerektiğini, davacıdan kesim maliyet hesabı adı altında çok fahiş bir rakam dep edildiğini ve davacının tapusunun verilmesi için zorluklar çıkarıldığını, kesin maliyet hesabının Mahkemece belirlenerek Mahkeme veznesine depo ettirilmesi amacı ile kooperatifin davalı otarak gösterildiğini, bugüne kadar üyelerin kesin maliyet hesabına yaptığı itirazların usulünce giderilmediğini, yeni bir heyet oluşturulmadığını ve maliyet tespiti yapılmadığını, mahkeme kanalı ile ana sözleşmeye uygun bir şekilde tespit ettirildikten sonra ortaya çıkacak bakiye borcu Mahkeme veznesine depo etmek sureti ile ... İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... Parsel ve ... numaralı bağımsız bölümün tapu kaydı üzerine cebri icra yolu ile dahil üçüncü kişilere devri ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir konulmasını, 2 nolu davalı adına kayıtlı tapunun iptaline ve müvekkili adına tesciline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dav etmiştir. Davalı Kooperatif vekili cevap dilekçesinden özetle; Davacının kooperatife olan borçlarını ödememesi nedeniyle 08/09/2014 tarihli yönetim kurulu kararıyla üyelikten çıkarıldığını, ihraç kararının 12/09/2014 tarihli ihtarname ile davacıya bildirildiğini, kooperatif ortaklığının gerektirdiği temel şartlardan biri olan ödemelerin zamanında yapılması yükümlülüğü davacı tarafından ihlal edildiğini, kooperatif yönetim kurulunun 64 sayılı ve 11/11/20122 tarihli kararı ile kooperatif ana sözleşmesinin değişen 14,61,62,63 maddelerine ve diğer maddeleri ile genel kurul kararları doğrultusunda kooperatifçe yapılıp üyelere teslim edilmiş ve yapımı devam eden bloklar il yapımı planlanan inşaatlara göre konutların ortalama ve kesin maliyet bedellerinin kooperatif genel durumu, yüklenici ile yapılan sulh sözleşmesi ve diğer ilgili hususlar dikkate alınarak hesaplanması için komisyon kurulmasına karar verildiğini ve buna bağlı olarak konut maliyet hesap komisyonu raporu doğrultusunda konut kesin maliyet borçları hesaplanmış buna ilişkin borç tutarı da davacı üyeye ihtarname ile bildirildiğini, 22/06/2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında, konut kesin maliyet komisyonu raporuna göre bakiye konut maliyet borcunu ödeyen üyelerin ve ödeyecek olanların yine yönetim kurulunun faaliyet raporu ekinde yer alan ibraya hak kazanan üye listesindeki üyelerin ibra edilmesine, dairesi teslim edilen ve tapusu da verilen üyelerin dosyalarının kapatılmasına, konutunu teslim almış ve alacak olan ancak bakiye maliyet borcunu ödemeyen üyelere ihtar gönderilmesine ve buna rağmen ödemeyen üyelere yapılmış daire tahsislerinin iptaline ya da bakiye kooperatif alacağının tahsili için yasal işlem yapılmasına, bu hususlarda yapılmış işlemlerin onaylanmasına, yapılması gereken işleri takip ve uyg2ulamalar için yönetim kuruluna yetki verilmesine oy birliği ile karar verildiğini, alınan genel kurul kararı doğrultusunda üyelere ihtarname gönderildiğini, alınan genel kurul kararların üyeleri bağlayıcı nitelikte olduğunu, bu nedenle de genel kurul kararlarına göre borcunu ödemeyen üyelere ihtarname gönderilmiş ve borcunu ödemleri, aksi halde kooperatifler kanunun 27. Maddesi ve kooperatif ana sözleşmesinin 14 vd maddeleri hükümleri gereği daire tahsisinin iptal edileceği ve ortaklıktan çıkartılacağının davacıya ihtarname gönderilmek suretiyle bildirildiğini ve ödemeler yapılmadığını belirterek Kayseri İli ... İlçesi, ... Mah. ... ada, ... parsel, ... nolu bağımsız bölüm üzerine konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili Cevap dilekçesinden özetle; müvekkilinin inşaat mürcahhidi olarak faaliyette bulunduğunu, davacının ileri sürdüğü iddinların soyut ve asılsız olduğunu, açılan davanın haksız olduğumu, reddi gerektiğini, davalının kooperatife sadece yüklenici firma olarak bulunduğunu ve işi gereği kendisine verilen sorumluluğu yerine getirdiğini, davalının arsa sahibi ...'dan bu daireyi satın aldığını, iddia edildiği gibi davalının kötü niyetli otmadığını, usulsüz işlem yapmadığını, davalının bu daireyi kooperatiften kalan alacağına karşılık aldığını, davalı lehine tapuya yapılan tescilin tamamen hukuka uygün olduğumu, davalının tapuyu alırken önceki tapu takyidatını bitmesinin mümkün olmadığını, davalının bahse konu davada davalı gösterilmesinin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, kooperatiften alacaklı olarak daireyi alacağına karşılık aldığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; ".... Yapılan tespitler sonucunda her ne kadar kesin maliyet hesabında birkısım hatalar bulunmakta ise de davacının davalı kooperatife borcunun bulunduğu sabittir. Nitekim davacı da eldeki davada bakiye borcunun tespiti ile depo emek suretiyle taşınmazın adına tescilini talep etmektedir. Yargıtay 23. Hukuk dairesinin 2014/1429 esas ve 2014/4685 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere üyeye mevcut borcu ödeme olanağı sağlamak amacı ile borcun depo edilmesi sureti ile depo ettirilmesinin doğru olmadığı bu şekilde tescilin mümkün olmadığı yargıtayın yerleşik uygulamasıdır. Ancak, 15.12.2012 tarihli kesin maliyetin davacıya tebliğ edildiği ve itiraz edilmeksizin bu maliyetin kesinleştiği açıktır. Öte yandan İİK'nun 198. maddesi, "Mevzuu para olmayan alacak ona muadil bir kıymette para alacağına çevrilir. Şu kadar ki iflas idaresi taahhüdün aynen ifasına deruhte edebilir. Bu takdirde alacaklı talep ederse iflas idaresi teminat gösterir...Borçlar Kanunu'nun 290 ncı maddesi hükümleri mahfuzdur." hükmünü içermektedir. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacı kooperatif üyesinin kooperatife karşı parasal yükümlüğü bulunması halinde tapu iptali ve tescil isteyemeyeceği, gibi değerini de isteyemeyeceğinin; parasal yükümlülüğü bulunmadığının anlaşılması halinde ise dava konusu bağımsız bölümün davacı ortağa tahsisinin davalı kooperatiften tapu iptali ve tescil istemi yönünden davacı ortağa şahsi hak bahşettiği, ancak davalı kooperatifin iflasıyla artık tapu iptali ve tescil isteminin İİK'nun 198. maddesi uyarınca para alacağına dönüştüğü, terditli tazminat/kayıt kabul isteminde bulunabileceğinin gözetilmesi gerekir. Yeri gelmişken Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 03/11/2011 tarihli ve 2011/2573 Esas ve 2011/1519 Karar sayılı kararındaki, "1163 sayılı Kanun’un 98. maddesi uyarınca bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunundaki anonim şirketlere ait hükümler uygulanır. Anonim şirket ortağı ödediği sermaye miktarı için şirketten alacaklı olmaz. Zira, ortakların payları için ödediği paylar ortaklığın sermayesini oluşturur. Sermaye payı ise ortaklığa verilmiş bir borç olmadığından ortaklığın iflası halinde ortaklar kural olarak iflas alacaklısı olamazlar. Diğer bir anlatımla, ortaklar ödedikleri sermaye borcunu iflas masasına alacak olarak kaydettiremezler. Ancak, pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nun 196. maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde pay sahiplerine ödeme yapılması mümkündür." gerekçesine de değinmek gerekmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesince bu karar dışında aynı yönde 29/03/2012 tarihli ve 2011/4362 Esas, 2012/2455 Karar sayılı karar dışında verilmiş karar bulunmamaktadır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 12/02/2013 tarih ve 2012/6955 E, 2013/752 K; 17/06/2013 tarih ve 3502 E, 4141 K; 21/06/2013 tarih ve 4136 E, 4294 K; 21/11/2013 tarih ve 5728 E., 7320 K; 18/03/2014 tarih ve 2013/8059 E., 2014/2038 K.,12/10/2015 tarih ve 2014/9460 E., 2015/6457 K. ve 27/10/2015 tarih ve 2014/10329 E., 2015/6925 K. sayılı kararları ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23.Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın 2021/1332 E. 2021/1412 K., 2021/982 E. 2021/1411 K., 2021/1568 E. 2021/1410 K., 17/05/2018 tarih ve 2017/1172 E., 2018/717, aynı tarih 2017/1173 E., 2018/722 K., aynı tarih 2017/1176 E., 2018/689 K., aynı tarih 2018/85 E., 2018/696 K., aynı tarih 2017/1171 E., 2018/703 K., 09.05.2019 tarih ve 2018/1910 E., 2019/773 K. ve 16/12/2020 tarih ve 2018/1907 E., 2020/1655 K. sayılı kararlarında belirtildiği üzere; 6102 sayılı TTK'nun 480/3. maddesinde, "Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; tasfiye payına müteallik hakları mahfuzdur." hükmüne yer verilmiştir. Bu nedenle, anonim şirket ortağı ödediği sermaye miktarı için şirketten alacaklı olmaz. Zira, ortakların payları için yapılan ödemeler ortaklığın sermayesini oluşturur. Sermaye payı ise ortaklığa verilmiş bir borç olmadığından ortaklığın iflası halinde ortaklar kural olarak iflas alacaklısı olamazlar. Diğer bir anlatımla, ortaklar ödedikleri sermaye borcunu iflas masasına alacak olarak kaydettiremezler. Ancak, pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nun 196. maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde pay sahiplerine ödeme yapılması mümkündür. Ancak davacı kooperatif ortağının terditli taşınmazın bedelinin tahsili istemi, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollamasıyla, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 379. ve 480/3. maddeleri kapsamında bir alacak olmayıp, iflas masasına kaydı mümkün alacaklardandır. Anonim şirketlerde sermayenin korunmasını amaçlayan ve ancak hisse senetlerinin bazı istisnalar dışında şirketçe satın alınmasını yasaklayan, hisse senetlerinin başkasına devri suretiyle el değişikliğine imkan veren yapısı ve özelliği ile kooperatiflerin yapısı ve amacı aynı değildir. Anonim şirketlerde, hisse senetlerin, maliki olan ortakların kendi arasında veya dışarıdan birine devri mümkün ise de, çıkma mümkün olmayıp, sermaye payının ödenmemesi nedeniyle TTK'nun 482. maddesi uyarınca çıkarılma imkân dahilindedir. TTK'nun 379, 383, 384, 39 ve 389. maddelerinde şirketin, kendi hisse senetlerinin maliki olmasının mümkün olmadığı ve bunun istisnaları açıklanmıştır. Diğer anlatımla, ortakların hisse bedelini geri istemeleri mümkün olmadığı gibi, anonim şirketlerin de kendi hisse senetlerini geri alabilmeleri de mümkün değildir. Kooperatiflerden açık kapı ilkesi uyarınca istifa ve ihraç mümkün olup, çıkma payından kooperatif sorumlu olduğu gibi, üyenin konut karşılığı tazminat isteminden ve fazla ödemelerin istirdatı isteminden de sorumludur. Bu konuda yasa ve anasözleşmede bir boşluk bulunmamaktadır. Boşluk bulunmadığına göre, TTK'nun anonim şirketler ile ilgili düzenlemelerinin kıyasen uygulanmasına ihtiyaç da bulunmamaktadır. İflas halinde kooperatifin bu borca ilişkin sorumluluğu kaldıran bir hukuki düzenlemeye Kooperatifler Kanunu'nda ve anasözleşmede yer verilmiş değildir. Yargılama sonunda dosya kapsamına göre davacının müflis kooperatifin ortağı olduğu, alınan bilirkişi raporuna göre dava tarihi itibariyle davacının müflis kooperatife borçlu olduğu, İİK'nun 198. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil isteyemeyeceği gibi dava tarihi itibariyle davacının müflis kooperatife borçlu olduğundan taşınmazın bedelini de isteyemeyeceği görüş ve kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmiştir. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/1166 E. 2024/1927 K. Sayılı ilamı aynı yöndedir.)..." gerekçesiyle DAVANIN REDDİNE, karar verilmiştir. İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Yerel Mahkeme tarafından verilen kararın gerekçesi olarak müvekkili kooperatife borçlu olduğunu, ve bu nedenle tapu iptali ve tescili isteyemeyeceği gibi taşınmazın bedelini de isteyemeyeceğinin belirtildiğini, buna katılmalarının mümkün olmadığını, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun kabulünün taraflarınca mümkün olmadığını, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde de belirttiği üzere hesaplamaya esas alınan 25.12.2012 tarihli kesin hesap maliyet raporunun kooperatif anasözleşmesine aykırı bir şekilde düzenlendiğinin açıkça tespit edildiğini, bilirkişi raporunda müvekkilinin kooperatife ne kadar borcu olduğu da tespit edilmediğini, buna rağmen müvekkilinin kooperatife borcu olduğunu, bu nedenle tapu iptal tescil talebinin yerinde olmadığının tespit edildiğini, Kooperatifin hiçbir yasal unsuru dikkate almaksızın üyelerinden kesin maliyet hesabı adı altında usulsüzce fahiş tutarlar talep ettiğini, bununla birlikte gerek güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri içtihatları, tüm konutlar bitip maliyet hesabı yapılmadan üyelerden herhangi bir para istenemeyeceği konusunda mutlak olduğunu, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2021/6310 E. 2022/185 K. Sayılı kararı, bu karara göre de tüm binalar bitip maliyet hesabı yapılmadan para istenemeyeceğinin sabit olduğunu, dolayısıyla kesin maliyet adı altında müvekkilinin borcu olduğu ve bu nedenle tapu iptal ve tescil isteyemeyeceğinin kabulünün mümkün olmadığını, bununla birlikte davalı kooperatifin iflas idare memurluğuna aday çıkmaması nedeniyle iflas idare masası oluşturulamadığını, dolayısıyla iflas dosyasında yeniden iflas idaresi toplantısı yapılması gerekmekte iken, yerel mahkemece bu husus beklenmeden davanın reddine karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olduğunu, yeniden iflas idaresi oluşturulup, toplanması beklenmesi gerekmekte olup, karar bu yönden de hatalı olduğunu, arsa karşılığı inşaat sözleşmeleri gereği Kooperatifin edimini yerine getirmesi sebebiyle Kooperatif adına tescil edilmesi gerekli daire her nasılsa yüklenici adına tescil edildiğini, bu nedenle mahkemece bu durumda hiç değilse müteahhit adına olan kaydın iptali ile Koopereatif adına tescile karar vermek gerekirken eksik inceleme ile davanın tümden reddi de doğru olmadığını belirterek; istinaf dilekçesinde arz ve izah ettiği sebeplerle Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/91 E. 2025/9 K. Sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davamızın kabulü yönünde bir kararın verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Kooperatifçe bir konutun ortağa tahsisi ortağa şahsi hak sağlar. Kooperatifçe bir dairenin geçerli bir tahsis işlemiyle bir ortağa tahsisi halinde, tahsis edilen ortağın rızası olmaksızın, ortaklığı devam ettiği sürece konutun başka bir ortağa tahsisi mümkün değildir. Kooperatif tarafından taşınmazın ortağa tahsisi, mülkiyeti geçiren bir işlem olmayıp, kooperatifle olan iç ilişkide bir hak bahşeden ve koşulları oluştuğunda kooperatife karşı tapu iptal ve tescil talebinde bulunma hakkı yanında ortağa, tahsis hakkına karşı yapılan haksız saldırılarda üçüncü kişilere karşı müdahalenin men'i ve ecrimisil davası açmaya izin veren bir haktır. Bu hak ortağa ayni hak bahşetmez. Öte yandan İİK'nın 198. maddesi, "Mevzuu para olmıyan alacak ona muadil bir kıymette para alacağına çevrilir. Şu kadar ki iflas idaresi taahhüdün aynen ifasına deruhte edebilir. Bu takdirde alacaklı talep ederse iflas idaresi teminat gösterir...Borçlar Kanununun 290 ncı maddesi hükümleri mahfuzdur." hükmünü içermektedir. Dava konusu bağımsız bölümün davacı ortağa tahsisinin davalı kooperatiften tapu iptali ve tescil istemi yönünden davacı ortağa şahsi hak bahşettiği, ancak davalı kooperatifin iflasıyla artık tapu iptali ve tescil isteminin İİK'nın 198. maddesi uyarınca para alacağına dönüştüğü, taahhüdün aynen ifasının yani tapu kaydının devrinin tasfiye durumuna göre iflas idaresinin takdirinde olduğu, davacı ortağın borçlu olmadığının tespiti halinde İİK'nın 198. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil isteyemeyeceği ancak artık para alacağına dönüşen alacağının kayıt ve kabul isteminde bulunabileceği uyuşmazlığın kayıt ve kabul istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Davacının talebi kooperatif üyesi olarak adına tahsis edilen konutun tapu iptal ve tescili istemine ilişkin olup, 1163 sayılı Kanun’un 98'inci maddesi uyarınca bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunundaki anonim şirketlere ait hükümler uygulanır. TTK'nın 329 uncu maddesinde, belli istisnalar haricinde şirketin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği öngörülmüş, buna paralel olarak TTK'nın 405/2 maddesinde ise "Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; tasfiye payına müteallik hakları mahfuzdur" hükmüne yer verilmiştir. Bu nedenle, anonim şirket ortağı ödediği sermaye miktarı için şirketten alacaklı olmaz. Zira, ortakların payları için yapılan ödemeler ortaklığın sermayesini oluşturur. Sermaye payı ise ortaklığa verilmiş bir borç olmadığından ortaklığın iflası halinde ortaklar kural olarak iflas alacaklısı olamazlar. Diğer bir anlatımla, ortaklar ödedikleri sermaye borcunu iflas masasına alacak olarak kaydettiremezler. Ancak, pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nın 196 ncı maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde pay sahiplerine ödeme yapılması mümkündür. Bu açıklama doğrultusunda davacının alacağını masaya kaydettiremeyeceği, kooperatif ortağının taşınmaz bedelinin tahsili talebi 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollamasıyla, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 379. ve 480/3. maddeleri kapsamında bir alacak olmadığı, iflas masasına kaydı mümkün alacak olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenlerle davacının talebinin reddi yönündeki ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 07/01/2025 tarih ve 2016/91 E. - 2025/9 sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafından peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK'nın 361/1 uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi." şeklinde karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından 30/05/2025 tarihinde dairemize temyiz dilekçesi sunulmuştur. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle ; Yerel Mahkeme tarafından verilen, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından onanan karar birçok yönden hatalı olarak verildiğini, yerel Mahkeme tarafından verilen ve istinaf tarafından onanan kararın gerekçesi olarak müvekkilin kooperatife borçlu olduğu, ve bu nedenle tapu iptali ve tescili isteyemeyeceği gibi taşınmazın bedelini de isteyemeyeceği belirtildiğini, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun kabulü mümkün olmadığını, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerde de belirttiği üzere hesaplamaya esas alınan 25.12.2012 tarihli kesin hesap maliyet raporunun kooperatif anasözleşmesine aykırı bir şekilde düzenlendiği açıkça tespit edildiğini, bilirkişilerce de tespit edildiği üzere ortada usul ve yasaya uygun olarak kesinleştirilmiş bir maliyet hesabı bulunmadığından müvekkilden fahiş miktarlar talep edildiğini, müvekkilden talep edilecek maliyetin nasıl oluşturulacağı ve nasıl kesinleştirileceği gerek Kooperatifler Kanunu gerekse davalı müflis kooperatifin anasözleşmesinde açıkça belirtildiğini, bu şekilde maliyet hazırlanıp kesinleştirilmemişse Mahkemece anasözleşme hükümlerine göre maliyetin ana sözleşmeye göre usulüne uygun olarak tespiti ile varsa müvekkile bakiye borcu ödettirilerek tapu iptal ve tescili kararı verilmesi gerektiğini, esasen müvekkil uğraşmamak adına bu çıkartılan fahiş rakamı dahi ödemeyi kabul edip kredisini çıkarttırdığını, tapuyu diğer davalı yüklenici arsa sahibinden kendi üzerine aldığından ve onun borçları sebebiyle tapuda mevcut hacizler sebebiyle müvekkilin kredi işi neticelenmediğini, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporunda müvekkilin kooperatife ne kadar borcu olduğu da tespit edilmediğini, buna rağmen müvekkilin kooperatife borcu olduğu, bu nedenle tapu iptal tescil talebinin yerinde olmadığı tespit edildiğini, bilirkişiler raporunda davalı kooperatifçe davacı üyeye birçok ve birbirinden farklı borç bildirimi yapıldığını tespit ettiğini, dolayısıyla davalı kooperatif dahi müvekkilin kendilerine ne kadar borcu olduğunu bilmemekte, kasalarında oluşan nakit ihtiyacına göre her ihtarnamede ayrı rakamlarla müvekkile başvurulduğunu, kooperatif hiçbir yasal unsuru dikkate almaksızın üyelerinden kesin maliyet hesabı adı altında usulsüzce fahiş tutarlar talep ettiğini, ilk olarak müvekkilden talep edilen fahiş tutara itiraz etmeyip kredi çekerek ödemek istediğinde müvekkile tahsisli dairenin kooperatif müteahhidi diğer davalı ... adına tapuda kayıtlı olduğu ve onun borçlarından dolayı tapu kaydında muhtelif hacizler olup tapunun bu nedenle devredilemediğini belirttiğini, daha sonra yapıldığı iddia edilen maliyet hesap raporları müvekkile tebliğ de edilmediğini, keza davacıdan daha az ödemesi olduğu halde tapu alanların durumu da mahkemece gerektiği şekilde incelenmediğini, yapılan arsa karşılığı inşaat sözleşmeleri gereği Kooperatifin edimini yerine getirmesi sebebiyle Kooperatif adına tescil edilmesi gerekli daire her nasılsa yüklenici adına tescil edildiğini, bu nedenle bu durumda hiç değilse müteahhit adına olan kaydın iptali ile Koopereatif adına tescile karar vermek gerekirken eksik inceleme ile davanın tümden reddi de doğru olmadığını, tüm bu sebeplere kararın bozulması için temyiz kanun yoluna başvurma zarureti hasıl olduğunu, arz ve izah ettiği nedenlerle Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2025/665 E. 2025/847 K. sayılı kararının temyiz incelemesi neticesinde BOZULARAK dosyanın Yerel Mahkemeye iade edilip, davanın kabulünün temini yönünde karar verilmesini talep etmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/2077 Esas - 2025/4189 Karar sayılı ilamı ile; " I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı kooperatifin üyesi olduğunu, çekilen kura sonucunda ... İlçesi, ... mahallesi, ... ada, ... parsel, ... numaralı dairenin davacıya teslim edildiğini, davalı kooperatifin kesin maliyet hesabına göre belirlenen bedeli ödememesi nedeniyle davacıya dairenin tapusunun devretmediğini ancak kesin maliyet hesabının anasözleşmeye uygun hazırlanmadığını, belirlenen maliyetin çok fazla olduğunu, ayrıca davacının dairesinin dava dışı arsa sahibi ... tarafından kooperatif inşaatının yüklenicisi olan diğer davalı ...'a tapuda devredildiğinin anlaşıldığını ileri sürerek mahkemece kesin maliyet hesabının çıkarılarak varsa davacının borcunun depo edilmesi suretiyle ... İlçesi, ... mahallesi, ... ada, ... parsel, ... numaralı dairenin tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı kooperatif vekili cevap dilekçesinde; davalı kooperatif yönetim kurulunun 11.11.2012 tarihinde aldığı kararla oluşturulan Konut Maliyet Hesap Komisyonu tarafından belirlenen konut kesin maliyet borçlarının ödenmesi için üyelere ihtarname gönderilmesi, ödememeleri halinde ise tapu tahsislerinin iptal edilerek üyelikten ihraç edilmelerine ilişkin 22.06.2013 tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan karar doğrultusunda borcu olan üyelere ihtarname gönderildiğini, davacıya da iki ayrı ihtarname gönderilerek borcunu ödemesinin istendiğini, ödeme yapmaması üzerine de Kooperatifler Kanunu'nun 27. ve Kooperatif Anasözleşmesinin 14. maddesi uyarınca kooperatif üyeliğinden 08.09.2014 tarihinde çıkarıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının kooperatiften olan alacağına karşılık dava konusu dairenin davalıya devredildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ihracına karar verilmiş ise de ihraç kararının dayanağı olan ihtarnamede talep edilen faiz alacağının hesabında uygulanan faiz oranın TBK'nın 120. maddesine aykırı olduğu ve ihraç kararının davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği anlaşılmakla davacının halen kooperatif üyesi olduğunun kabulü gerektiği, davacının üyesi olduğu kooperatiften dairesini talep etmesi için ya kooperatife hiçbir borcu olmamasının ya da Kooperatifler Kanunu'nun 23. maddesi doğrultusunda üye lehine yorumlanabilecek bir kooperatif uygulamasının olması gerektiği, davacıyla birlikte ... blok'tan daire alan üyelerin tamamının davacı gibi 56.200,00 TL ödeme yaptıkları ve bu blokta daire tapusu verilen üye olmadığı gibi kesin maliyet raporunda belirlenen borçlarını ödeyen üyelere dairelerinin tapusunun verildiği, bu halde parasal yükümlülüğünü yerine getirmeyen davacının tapu iptal tescil talebinde bulunamayacağı, öte yandan parasal yükümlülüğün bulunmadığının anlaşılması halinde ise davalı kooperatifin iflasıyla davacının tapu iptali ve tescil isteminin İcra İflas Kanunu'nun 198. maddesi uyarınca para alacağına dönüşeceği; 1163 sayılı Kanun’un 98. maddesi uyarınca uygulanması mümkün 6102 sayılı TTK'nın 480/3. maddesinde, "Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; tasfiye payına müteallik hakları mahfuzdur." hükmüne yer verildiği ve bu nedenle, anonim şirket ortağının ödediği sermaye miktarı için şirketten alacaklı olamayacağı, zira, ortakların payları için yapılan ödemelerin ortaklığın sermayesini oluşturacağı, sermaye payının ise ortaklığa verilmiş bir borç olmadığından ortaklığın iflası halinde ortakların kural olarak iflas alacaklısı olamayacakları, diğer bir anlatımla, ortakların ödedikleri sermaye borcunu iflas masasına alacak olarak kaydettiremeyecekleri ancak pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nın 196. maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde pay sahiplerine ödeme yapılması mümkün ise de davacı kooperatif ortağının terditli taşınmazın bedelinin tahsili isteminin bu madde kapsamında bir alacak olmadığı, iflas masasına kaydı mümkün olduğu ancak dava tarihi itibariyle davacının müflis kooperatife borçlu olduğu, İİK'nın 198. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil isteyemeyeceği gibi borçlu olduğundan taşınmazın bedelini de isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 1163 sayılı Kanun’un 98'inci maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 6762 sayılı Mülga TTK'nın 329. (6102 sayılı TTK madde 379) maddesinde, belli istisnalar haricinde şirketin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceğinin, buna paralel olarak 6762 sayılı Mülga TTK'nın 405/2. (6102 sayılı TTK madde 480/2) ise, tasfiye payına müteallik hakları mahfuz pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerinin öngörüldüğü, bu nedenle, anonim şirket ortağının ödediği sermaye miktarı için şirketten alacaklı olamayacağı, zira, ortakların payları için yapılan ödemelerin ortaklığın sermayesini oluşturduğu, sermaye payının ise ortaklığa verilmiş bir borç olmadığından ortaklığın iflası halinde ortakların kural olarak iflas alacaklısı olamayacağı, diğer bir anlatımla, ortakların ödedikleri sermaye borcunu iflas masasına alacak olarak kaydettiremeyeceği, ancak, pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nın 196. maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde pay sahiplerine ödeme yapılmasının mümkün olduğu, bu açıklama doğrultusunda davacının alacağını masaya kaydettiremeyeceği davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporunda 25.12.2012 tarihli kesin hesap maliyet raporunun kooperatif anasözleşmesine aykırı düzenlendiğinin açıkça tespit edildiğini, usul ve yasaya uygun olarak kesinleştirilmiş bir maliyet hesabı bulunmadığından davacıdan fahiş miktarda ödeme talep edildiğini, mahkemece anasözleşme hükümlerine göre usulüne uygun olarak kesin hesabın tespit edilmesi ve borç çıkması halinde depo kararı verilerek tapu iptal tescil talebinin kabul edilmesi gerektiğini, mahkemece davacının borcunun ne kadar olduğunun tam olarak tespit edilmediğini, buna rağmen davacının kesin hesapta çıkan borcu ödemek için kredi çekmek istediğinde davacının dairesinin diğer davalı yüklenici adına kayıtlı olması ve onun borçlarından dolayı daire üzerinde hacizler nedeniyle kredi çekemediğini, davacıdan daha az ödemesi olanların dairelerini aldıklarını, tüm binalar bitmeden maliyet hesabı yapılıp para istenemeyeceğini, bu sebeple de davacının borçlu olduğunun kabul edilmesinin doğru olmadığını, iflas idare toplantısının yapılması ve iflas idare memurlarının seçilmesi beklenmeden karar verilmesinin doğru olmadığını, en azından dairenin yüklenici adına olan tapusunun iptal edilerek davalı kooperatif adına tesciline karar verilmesi gerektiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, kooperatif üyeliğinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, terditli olarak tazminat istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verebilecektir (HMK m. 353/1-b/1). Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşma yapılmaksızın istinaf başvurusunun reddine karar verilebilmesi için dosyanın tekemmül etmiş bulunması, başka bir anlatımla, İlk Derece Mahkemesi tarafından toplanan delillere göre istinaf başvurusunda bulunan taraf ya da tarafların itirazının incelenip denetlenerek bir kanaate varılmasının mümkün bulunması zorunludur. Bir başka deyişle, İlk Derece Mahkemesi kararında hiçbir eksiklik veya yanlışlık olmadığı duruşma açılmaksızın anlaşılabilecek kadar açık ve netse, bu kapsamda bir değerlendirme yapılabilecektir. Ayrıca, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verilebilecektir. Diğer taraftan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b/3. bendi kapsamında delil olarak bir eksiklik tespit edilmesi ve bu eksikliğin duruşma yapılmadan tamamlanmasının mümkün olması halinde, bu eksikliğin giderilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde de istinaf başvurusunun b/1. bendi kapsamında reddine karar verilebilecektir. İlk Derece Mahkemesi kararında, davacı kooperatif ortağının terditli talebi olan taşınmazın bedelinin tahsili isteminin 1163 sayılı Kanun’un 98. maddesi uyarınca uygulanması mümkün 6102 sayılı TTK'nın 480/3. maddesi kapsamında sermaye borcu olarak değerlendirilemeyeceği, bu sebeple iflas masasına kaydı mümkün alacak olduğu, ancak dava tarihi itibarıyla davacının müflis kooperatife borçlu olduğu için taşınmaz bedeli talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişken, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi İlk Derece Mahkemesi gerekçesinin tam aksine davacının talep edebileceği para alacağının 1163 sayılı Kanun’un 98. maddesi uyarınca uygulanacak olan 6102 sayılı TTK'nın 480/3. maddesi kapsamında sermaye borcu niteliğinde olduğu, kooperatife verilmiş iflas masasına kaydı mümkün iflas alacağı olarak kabul edilemeyeceğinden iflas masasına kaydının da mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. HGK’nın 24.02.2010 tarihli, 2010/1-86 Esas ve 2010/108 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; “...Yasa’nın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çekişmesiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir...”. Kararın gerekçesi ile hüküm sonucu çelişkili ise tarafları, adalete uygun karar verildiği ve yargılamanın adil yapıldığına ikna edebilecek, mantıksal tutarlılık taşıyan kanuna uygun verilip, yazılmış yasa yolu denetimine elverişli bir hüküm bulunduğundan söz edilemez. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı, adil yargılanma hakkı prensibine ve kararların gerekçeli olması gerektiğine dair Anayasa ve Yasa hükümlerine aykırılık teşkil eder (Örnek; Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 11.01.2017 tarihli, 2016/4164 Esas, 2017/118 Karar, 08.10.2019 tarihli, 2019/2679 Esas, 2019/3826 Karar). Belirtilen nedenlerle gerekçesi ile sonucu arasında çelişki yaratılmaksızın hüküm kurulmalıdır. Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin tam aksine yazılan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği kabul edildiğine göre, HMK'nın 353/1-b/2. bendi gereğince gerekçeyi düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekirken, HMK'nın 353/1-b/1 bendine istinaden "başvurunun esastan reddine" karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle, diğer temyiz itirazları incelenmeden hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.12.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi." şeklinde karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/2077 Esas 2025/4189 Karar sayılı bozma kararı üzerinde dosya dairemize gelerek 2026/212 Esas sayılı sırasına kaydedilmiştir. Taraflara Yargıtay bozma ilamı ve duruşma günü bildirir davetiyeler tebliğ edilmiştir. Dairemizin 13/03/2026 tarihli karar celsesinde davacı vekili ve davalı ... vekili hazır olmuş,Yargıtay bozma ilamına karşı diyecekleri sorulmuş,beyanları alınmıştır.Yargıtay 6. HD nin işbu bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Davacı vekilinden tekrar sorulmuş: "Davamız davalı kooperatifin iflas kararından çok önce açılmış bir davadır, davalı kooperatif kesin hesap çıkarmış, müvekkilimize tebliğ edilmiş, müvekkilim parayı kredi yoluyla temin etmiş kooperatifin paralarıyla yapılan bu bina ve daire her nasılsa müteahhidin üzerine şahsına tapulanmıştır, müteahhidin başka borçlarından dolayı hacizleri bulunduğu için müvekkilime bu dairenin tapusu verilememiştir, daha sonra kooperatifin iflası gerçekleşmiş, mahkemece de müvekkilimizin kooperatife borcu olduğu gerekçesiyle talep ve davamız reddedilmiştir, dairenizce onanan karar ise Yargıtay'ca bozulmuştur, burada müvekkilimizin hiç bir kusuru kabahati ve borç ödememe konusunda direnimi söz konusu değildir, kooperatif ile müteahhidin anlaşması suretiyle müvekkilimiz mağdur edilmiştir, mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir, kredi çıktığına dair belgeleri dosyaya sunduk, müvekkilin çok önceden açtığı haklı davasında mağduriyeti doğmuştur, hiç değilse müteahhidin haksız şeklide aldığı bu tapu iptali edilerek kooperatifin adına tescili gerekir, çünkü bu binalar kooperatifin paralarıyla yapılmıştır, neticede davamızın kabulüne karar verilmesini istiyoruz. " şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı ... vekilinden tekrar sorulmuş:" Önceki beyanlarımızı tekrarla, davanın reddine karar verilmesini istiyoruz, müvekkilimizin mülkiyet hakkı kısıtlandığı için verilmiş olan ihtiyati tedbirinde kaldırılmasını istiyoruz " şeklinde beyanda bulunmuştur. Yargıtay 6. HD nin bozma ilamına uyulmuş olmakla bozma ilamı doğrultusunda , yani ilk derece mahkemesince verilen 07/01/2025 tarihli,2016/91 esas-2025/9 karar sayılı kararının istinafı yönünden dairemizce verilen 25/04/2025 tarih,2025/665 esas-2025/847 karar sayılı karar ilamının gerekçe kısmının yanılgılı olarak belirtilen şekilde yazıldığının anlaşılması nedeniyle, dairemizin bozma ilamına konu işbu 25/04/2025 tarihli karar ilamının gerekçe kısmı düzeltilerek yeniden karar vermek gerekmiştir. Buna göre, ilk derece mahkemesince verilen ve istinaf edilen 07/01/2025 tarihli nihai kararının gerekçesinde belirtildiği gibi aynen olmak üzere; Somut uyuşmazlıkta davacı, davalılardan ... Koop. Başkanlığının üyesi olduğunu, diğer davalının ise kooperatifin yüklenicisi olduğunu, davacının kooperatif üyeliğini dava dışı ...'den devraldığı, davacıya kura sonucu isabet eden dairenin mevzuata aykırı olarak davalı yükleniciye devredildiğini, kooperatifin ana sözleşmeye uygun olarak kesin maliyet hesabı yapıp bunu kesinleştirmediğini, üyelerden fazla ve fahiş miktarda para tahsil etmeye çalıştığını, ... İlçesi, ... Mah. ... Ada, ... Parsel, ... Bağımsız Bölüm no.lu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir. Davalı Kooperatif davacının, davalı kooperatife olan borçlarını ödememesi sebebiyle 08/09/2014 tarihli yönetim kurulu kararıyla kooperatif üyeliğinden ihraç edildiğini, ihraç kararının tebliği üzerine bu davanın açıldığını, davacının kooperatife olan üyelik yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davalı kooperatifin Kooperatifler Kanunu, ana sözleşme, genel kurul ve yönetim kurulu kararlarına uygun hareket ettiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... ise kooperatifte kalan alacağına karşılık davaya konu taşınmazı aldığını, eldeki davada davalı olarak taraf ehliyetinin bulunmadığından davanın reddini talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının, davalı kooperatife karşı olan üyelik yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, kooperatif hak ve vecibelerde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket edip etmediği, davalı kooperatifin davacıdan fazla ve fahiş miktarda para talep edip etmediği, kura sonucu davacıya isabet eden dairenin davacı adına tescili şartlarının oluşup oluşmadığı hususlarına ilişkindir. Kayseri Genel İcra Dairesi'nin 22/11/2023 tarih ve ... İflas sayılı dosyasında iflas idare memurlarının istifa etmesi nedeniyle yeniden toplantı yapıldığı, ancak aday çıkmaması nedeniyle iflas idare masasının oluşturulamadığının bildirildiği, bu kapsamında İİK 223/3 maddesi gereğince iflas masası işlemlerinin iflas müdürünce yapılması gerektiğinden( İflas Dairesinin 07/02/2024 tarihli cevabi yazısında da tasfiye işlemlerinin müdürlük tarafından yürütüldüğü belirtilmiş olup) İflas Dairesini temsilen iflas müdürüne duruşma günü HMK'nın 150. Maddesi ihtarı ile tebliğ edilmiştir. Yapı Kooperatifinin ana amacı ortakların akçeli yükümlülüklerini yerine getirmeleri karşılığında anasözleşmeye uygun, konut ya da işyeri teslim etmektir. Konut karşılığı tazminat isteyebilmesi için, kooperatifin inşaatlarının bitirilip konut tahsisi aşamasına gelindiği ve diğer üyelere tahsis ve teslim yapıldığı halde davacıya konut tahsis ve tesliminin yapılmaması gerekir. Bu husus, bu tazminatın istenebilmesinin ön koşuludur. Bu önkoşulun gerçekleşmesinden sonra, davacı için çeşitli nedenlerle konut ya da işyeri tahsisi imkânsızlığı ortaya çıktığında ortağın uygun bir tazminat isteme hakkı bulunmaktadır. Normal ödemesini yapıp konut sahibi olan üyelerle eşit miktarda ödemesi bulunduğu tespit edilen, diğer anlatımla eksik ödemesi bulunmadığı belirlenen, ancak kendisine konut tahsis ve teslimi yapılamayan ortağın, ödemesi eksik olmayan diğer üyelere verilen emsal bir konutun dava tarihi itibariyle rayiç değerini talep edebileceğinin, hiç ödemesi yok ise konut karşılığı tazminat talep hakkı olup, bu isteminin reddi gerektiğinin kabulü gerekir. Öncelikle davacının, davalı kooperatif üyesi olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir, nitekim davalı kooperatif cevap dilekçesinde davacının kesin maliyet bedelini ödememesi nedeniyle ihracına karar verildiğini ve üyeliğinin sona erdiğini ileri sürmektedir. Buna göre davacının davalı kooperatifteki üyeliğini 1.10.2010 tarihinde Kayseri 4. Noterliğinin ... yevmiye numaralı kooperatif hisse devir sözleşmesi ile dava dışı ...'den devir aldığı, davacının hisseyi devir aldığı ...'nin ise bu hisseyi ...'den devraldığı, ...'ye ... tarihli 6. Noterliğinin ... yevmiye numaralı Düzenleme Şeklinde Kur'a adan ... pafta, ... ada, ... parsel ... Blok ... Kat, ... numaralı dairenin isabet ettiği görülmüştür. Dosyada mevcut konut kesin maliyeti hesap komisyonu raporunun 15.12.2012 tarihli olduğu, davacıya 28.01.2013 tarihinde ihtarname gönderildiği şerefiyeli daire maliyetinin 149.865.14 TI olduğu, teslim edilen konut için 3.910 TL kira bedeli tahakkuk ettirildiği, bununla birlikte toplam tutarın 153.775,14 TL olduğu, davacının yapmış olduğu ödeme tutarının ise 56.200 TL olduğu ve 97.574,64 TL borcu kaldığı bildirilmiştir. Davalı kooperatif davacıya ... tarih ... yevmiye sayılı ihtarıyla, parasal yükümlülükleri yerine getirmediği için ihraç ettiğini bildirmiştir. İhtarnamede 29.01.2013 tarihinde borcun tebliğ edildiği, bu ihtarda 20 gün içinde yükümlülüklerin yerine getirilmesinin istendiği, getirilmemesi üzerine 28.10.2013 tarihinde parasal yükümlülüklerin 30 gün içinde ödenmesi istendiği, bunun yerine getirilmediği için kooperatiften ihraç, daire tahsisinin iptalinin söz konusu olduğu belirtilmiştir. Bu ihtarda borç 42.099,50 TL anapara, 37.023,50 TL %5 gecikme bedeli, 185,20TL ihtamame masrafı olarak toplam 79.307,85 TL olarak gösterilmiştir. Bu ihraca ilişkin olarak davalı kooperatifin 08.09.2014 tarih ...sayılı bir kararı bulunmaktadır. Ancak Bunun dışında davalı kooperatif tarafından” davacıya gönderilen ihtarnamede Yargıtay 23.HD.'nin TBK'nın 120. maddesi uyarınca öngörülen temerrüt faizinin yıllık olarak yasal faizin %100'ün aşamayacağı kuralının uygulanması esas alan içtihatlarına aykırı olarak aylık %5 gecikme faizi uygulandığı, ayrıca ihraç kararının davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği görülmekle bu nedenle de söz konusu ihtarın hukuka aykırı olduğu gözetilerek davacının halen kooperatifin üyesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tapu kayıtları incelendiğinde kura zaptında davacıya isabet eden ...pafta ... ada ... parsel ... Blok ... Kat ... numaralı dairenin ... adına kayıtlı iken 05.05.2011 tarihinde ...'a 600,00 TL bedelle satışının yapıldığı tespit edilmiştir. Dosya içersinde Kayseri 1.Noterliği ... yevmiye numarası ile ... tarihinde onaylanmış bir konut maliyeti hesap komisyonu raporu bulunmakta olup davalı kooperatifin davacıya Kooperatif esas sözleşmesinin 61. maddesine göre çıkarılması gereken bir kesin maliyetin çıkarıldığı, çıkarıları bu kesin maliyetin davacıya tebliğ edildiği ve itiraz edilmeksizin bu maliyetin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut 20.12.2012 tarihli ... numaralı davacıya gönderilen borç bildirim yazısında davacıya teslim edilen konutun toplam maliyetinin kesin hesap komisyonu tarafından 153.775,14 TL olarak belirlendiği, bu tutardan davacının ödediği 56.200 TL'nin düşülmesi halinde kalan borcun 97.574,64 TL olduğu belirtilmektedir. Bu tutarın içinde davacı borcuna 3.910 TL kira bedeli yansıtıldığı görülmektedir. Kooperatifin 22.06.2013 tarihli genel kurulunun 12. Gündem maddesinde konutlarına erken oturan ve oturacak üyelerden bakiye borcunu kapatmamış ortaklardan alınması gereken aylık kira bedelinin konutun bulunduğu blokun teslim edildiği aydan sonraki ilk aydan itibaren başlamak üzere aylık 400 TL kira alınması kararlaştırılmıştır. Bahse konu genel kurulun 13. Gündem maddesinde de ortaklık aidatının Temmuz 2013 (dâhil) tarihinden başlamak üzere aylık 800TL olarak kararlaştırılmıştır. 13. Gündem maddesinin devamında 1. Etaptan üye olanların ödemelerine normal olarak aylık %5 gecikme cezası uygulanmasına, 2. Etaptan halen borcu olan üyelerin bu borçlarının işlemiş olan gecikme faizlerinin bir defaya mahsus olmak üzere affedilmesine ve sıfırlanmasına, borçlarını kapatmaları için 31.12.2013 tarihine kadar süre verilmesine karar verilmiştir. 09.09.2016 havale tarihli bilirkişi raporu kapsamında hesaplamaya esas alınan 25.12.2012 tarihli kesin hesap maliyet raporunun kooperatif ana sözleşmesine aykırı bir şekilde düzenlendiği sonucuna ulaşılmış olup, kooperatif gelir giderlerinin endekslenmediği, Bayındırlık birim fiyatlarındaki artışın dikkate alınması gerekirken TEFE-TÜFE oranlarının dikkate alındığı, Genel kurulca alınan bir kira bedeli olmasına rağmen teknik heyetin bunun hakkaniyete aykırı olacağını beyan ederek rayiç kira bedelleri üzerinden hesaplama yaptığı, Kooperatifler Kanunu'nun 23. maddesine aykırı olarak Genel Kurul kararı olmaksızın erken fazla ödeme yapan üyeleri hakkaniyet indirimi yapıldığı, ayrıca gecikme cezasının %5 belirlenmesi suretiyle TBK m. 120 amir hükmüne aykırı davranıldığı belirlenmiştir. Davacı kooperatif ortağının, üyesi olduğu kooperatiften dairesini talep etmesi için ya kooperatife hiçbir borcu olmaması gerekecek ya da Kooperatifler Kanunu 23. Maddesi doğrultusunda üye lehine yorumlanabilecek bir kooperatif uygulamasının olması gerekecektir. Bilirkişiler tarafından yapılan incelemede davacının da üyesi bulunduğu ... Blok'tan daire alan üyelerin yaptığı ödemeler incelendiğinde davacı gibi 56.200 TL ödeme yaparak daire alan bir üye bulunmadığı, aynı zamanda aidat öderken hiçbir üyenin daire tapusu almadığı kesin, maliyet borçlarını ödeyen üyelere dairelerinin tapusu verildiği belirlenmiştir. Yapılan tespitler sonucunda her ne kadar kesin maliyet hesabında birkısım hatalar bulunmakta ise de davacının davalı kooperatife borcunun bulunduğu sabittir. Nitekim davacı da eldeki davada bakiye borcunun tespiti ile depo emek suretiyle taşınmazın adına tescilini talep etmektedir. Yargıtay 23. Hukuk dairesinin 2014/1429 esas ve 2014/4685 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere üyeye mevcut borcu ödeme olanağı sağlamak amacı ile borcun depo edilmesi sureti ile depo ettirilmesinin doğru olmadığı bu şekilde tescilin mümkün olmadığı yargıtayın yerleşik uygulamasıdır. Ancak, 15.12.2012 tarihli kesin maliyetin davacıya tebliğ edildiği ve itiraz edilmeksizin bu maliyetin kesinleştiği anlaşılmıştır. Öte yandan İİK'nun 198. maddesi, "Mevzuu para olmayan alacak ona muadil bir kıymette para alacağına çevrilir. Şu kadar ki iflas idaresi taahhüdün aynen ifasına deruhte edebilir. Bu takdirde alacaklı talep ederse iflas idaresi teminat gösterir...Borçlar Kanunu'nun 290 ncı maddesi hükümleri mahfuzdur." hükmünü içermektedir. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacı kooperatif üyesinin kooperatife karşı parasal yükümlüğü bulunması halinde tapu iptali ve tescil isteyemeyeceği, gibi değerini de isteyemeyeceğinin; parasal yükümlülüğü bulunmadığının anlaşılması halinde ise dava konusu bağımsız bölümün davacı ortağa tahsisinin davalı kooperatiften tapu iptali ve tescil istemi yönünden davacı ortağa şahsi hak bahşettiği, ancak davalı kooperatifin iflasıyla artık tapu iptali ve tescil isteminin İİK'nun 198. maddesi uyarınca para alacağına dönüştüğü, terditli tazminat/kayıt kabul isteminde bulunabileceğinin gözetilmesi gerekir. Yeri gelmişken Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 03/11/2011 tarihli ve 2011/2573 Esas ve 2011/1519 Karar sayılı kararındaki, "1163 sayılı Kanun’un 98. maddesi uyarınca bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Türk Ticaret Kanunundaki anonim şirketlere ait hükümler uygulanır. Anonim şirket ortağı ödediği sermaye miktarı için şirketten alacaklı olmaz. Zira, ortakların payları için ödediği paylar ortaklığın sermayesini oluşturur. Sermaye payı ise ortaklığa verilmiş bir borç olmadığından ortaklığın iflası halinde ortaklar kural olarak iflas alacaklısı olamazlar. Diğer bir anlatımla, ortaklar ödedikleri sermaye borcunu iflas masasına alacak olarak kaydettiremezler. Ancak, pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nun 196. maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde pay sahiplerine ödeme yapılması mümkündür." gerekçesine de değinmek gerekmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesince bu karar dışında aynı yönde 29/03/2012 tarihli ve 2011/4362 Esas, 2012/2455 Karar sayılı karar dışında verilmiş karar bulunmamaktadır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 12/02/2013 tarih ve 2012/6955 E, 2013/752 K; 17/06/2013 tarih ve 3502 E, 4141 K; 21/06/2013 tarih ve 4136 E, 4294 K; 21/11/2013 tarih ve 5728 E., 7320 K; 18/03/2014 tarih ve 2013/8059 E., 2014/2038 K.,12/10/2015 tarih ve 2014/9460 E., 2015/6457 K. ve 27/10/2015 tarih ve 2014/10329 E., 2015/6925 K. sayılı kararları ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23.Hukuk Dairesi Başkanlığı'nın 2021/1332 E. 2021/1412 K., 2021/982 E. 2021/1411 K., 2021/1568 E. 2021/1410 K., 17/05/2018 tarih ve 2017/1172 E., 2018/717, aynı tarih 2017/1173 E., 2018/722 K., aynı tarih 2017/1176 E., 2018/689 K., aynı tarih 2018/85 E., 2018/696 K., aynı tarih 2017/1171 E., 2018/703 K., 09.05.2019 tarih ve 2018/1910 E., 2019/773 K. ve 16/12/2020 tarih ve 2018/1907 E., 2020/1655 K. sayılı kararlarında belirtildiği üzere; 6102 sayılı TTK'nun 480/3. maddesinde, "Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; tasfiye payına müteallik hakları mahfuzdur." hükmüne yer verilmiştir. Bu nedenle, anonim şirket ortağı ödediği sermaye miktarı için şirketten alacaklı olmaz. Zira, ortakların payları için yapılan ödemeler ortaklığın sermayesini oluşturur. Sermaye payı ise ortaklığa verilmiş bir borç olmadığından ortaklığın iflası halinde ortaklar kural olarak iflas alacaklısı olamazlar. Diğer bir anlatımla, ortaklar ödedikleri sermaye borcunu iflas masasına alacak olarak kaydettiremezler. Ancak, pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nun 196. maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde pay sahiplerine ödeme yapılması mümkündür. Ancak davacı kooperatif ortağının terditli taşınmazın bedelinin tahsili istemi, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 98. maddesi yollamasıyla, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 379. ve 480/3. maddeleri kapsamında bir alacak olmayıp, iflas masasına kaydı mümkün alacaklardandır. Anonim şirketlerde sermayenin korunmasını amaçlayan ve ancak hisse senetlerinin bazı istisnalar dışında şirketçe satın alınmasını yasaklayan, hisse senetlerinin başkasına devri suretiyle el değişikliğine imkan veren yapısı ve özelliği ile kooperatiflerin yapısı ve amacı aynı değildir. Anonim şirketlerde, hisse senetlerin, maliki olan ortakların kendi arasında veya dışarıdan birine devri mümkün ise de, çıkma mümkün olmayıp, sermaye payının ödenmemesi nedeniyle TTK'nun 482. maddesi uyarınca çıkarılma imkân dahilindedir. TTK'nun 379, 383, 384, 39 ve 389. maddelerinde şirketin, kendi hisse senetlerinin maliki olmasının mümkün olmadığı ve bunun istisnaları açıklanmıştır. Diğer anlatımla, ortakların hisse bedelini geri istemeleri mümkün olmadığı gibi, anonim şirketlerin de kendi hisse senetlerini geri alabilmeleri de mümkün değildir. Kooperatiflerden açık kapı ilkesi uyarınca istifa ve ihraç mümkün olup, çıkma payından kooperatif sorumlu olduğu gibi, üyenin konut karşılığı tazminat isteminden ve fazla ödemelerin istirdatı isteminden de sorumludur. Bu konuda yasa ve anasözleşmede bir boşluk bulunmamaktadır. Boşluk bulunmadığına göre, TTK'nun anonim şirketler ile ilgili düzenlemelerinin kıyasen uygulanmasına ihtiyaç da bulunmamaktadır. İflas halinde kooperatifin bu borca ilişkin sorumluluğu kaldıran bir hukuki düzenlemeye Kooperatifler Kanunu'nda ve anasözleşmede yer verilmiş değildir. Yargılama sonunda dosya kapsamına göre davacının müflis kooperatifin ortağı olduğu, alınan bilirkişi raporuna göre dava tarihi itibariyle davacının müflis kooperatife borçlu olduğu, İİK'nun 198. maddesi uyarınca tapu iptali ve tescil isteyemeyeceği gibi dava tarihi itibariyle davacının müflis kooperatife borçlu olduğundan taşınmazın bedelini de isteyemeyeceği görüş ve kanaatine varılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/1166 E. 2024/1927 K. Sayılı ilamı aynı yöndedir.) Açıklanan tüm sebeplerle ve mahkemesince de , istinaf edilen 07/01/2025 tarihli gerekçeli nihai kararıyla davanın reddine karar verilmiş olduğundan, istinaf edilen işbu kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden bir isabetsizlik ve aykırılığın bulunmadığı, kararın hukuka uygun olduğu, bu nedenlerle de davacı tarafın yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ; 1-Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin istinafa konu edilen 07/01/2025 tarih ve 2016/91 E. - 2025/9 sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafından peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzlerine karşı, HMK'nın 361/1 uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 13/03/2026