11. Hukuk Dairesi 2023/610 E. , 2024/4860 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/809 Esas, 2022/1283 Karar HÜKÜM : Yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Bandırma 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2013/401 E., 2018/6 K. Taraflar arasındaki genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti, maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonucu İlk Derece
**11. Hukuk Dairesi 2023/610 E. , 2024/4860 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/809 Esas, 2022/1283 Karar HÜKÜM : Yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Bandırma 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2013/401 E., 2018/6 K. Taraflar arasındaki genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti, maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonucu İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'ün davalı şirketin ortaklarından olup, şirketin kuruluşunda payının % 5 olduğunu, diğer davalı ...'ın da davalı şirketin ortağı ve yönetim kurulu başkanı ve aynı zamanda müvekkilinin eski eşi olduğunu, davalı şirketin kar payı ödemesi yapmaması veya yapılan ödemelerin çok düşük olması üzerine yapılan incelemede davalı şirketin genel kurul toplantılarında, genel kurul kararlarında ve işlemlerinde usulsüzlük yapıldığını, yasaya ve usule aykırı bir biçimde gerçekleştirilen sermaye arttırımları ile payının eritildiğini fark ettiğini, bunlardan birinin 13.06.1997 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısı olduğunu, davalı şirketin ilk olarak 1997 yılında sermaye artırımına gittiğini, sermaye artırımı bir esas sözleşme değişikliği olduğundan o tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 386 ncı maddesi gereğince esas sözleşme değişiklik metninin asıl metin ile birlikte taraflara tebliğ edilmesi gerektiğini, buna rağmen müvekkiline bu yönde herhangi bir bildirim yapılmadığını, bu nedenle genel kurul toplantısına katılamadığını, diğer yandan 6762 sayılı Kanun'un 388 inci maddesinin birinci fıkrası gereği, sermaye artırımının yapılabilmesi için bütün pay sahiplerinin ittifakının şart olduğunu, bununla birlikte genel kurul tutanağında müvekkilinin isim ve imzasının bulunmadığını, her ne kadar pay miktarına ilişkin tabloda müvekkilinin imzası bulunmuş olsa da bu imzanın müvekkiline ait olmadığını, ayrıca davalı şirketin tadil tasarısı olarak hazırladığı metinde yer alan müvekkilinin imzasının da sahte olduğunu, dolayısıyla ortada geçerli bir genel kurul kararından söz edilemeyeceğini, herkesin pay miktarı paylarıyla orantılı olarak beş kat artarken müvekkilinin pay miktarının iki kat arttığını, müvekkilinin hissesinin % 5’ten % 2’ye düştüğünü, 24.04.1998 tarihinde yapılan 1997 yılı olağan genel kurul toplantısında da usulsüzlükler olduğunu, bu toplantıya müvekkilinin katılmamasına rağmen yönetim kurulunun sermaye artırımı ile ilgili almış olduğu kararın oybirliği ile kabul edildiğinin belirtildiğini, yine davalı şirketin 10.04.2000 tarihinde yapılan 1999 yılı olağan genel kurulu ve kararlarının da usulsüz olduğunu, bu toplantıya müvekkilinin katılmadığını ancak oybirliği ile sermaye artırımının kabul edildiğinin belirtildiğini, oysa ki genel kurul toplantı tutanağında ne de ana sözleşme tadil tasarısı metninde müvekkilinin imzasının bulunmadığı halde hazirun cetvelinde imzasının taklit edildiğini, genel kurul kararlarında müvekkilinin payı azalırken davalı ...’ın pay oranları orantısız arttığından husumetin bu davalıya da yöneltildiğini ileri sürerek davalı şirketin hukuka aykırı tesis edilmiş genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine, müvekkilinin davalı şirketteki pay oranının % 5 olduğunun tespiti ile şirket sermaye yapısının eski hale iadesine, hukuka aykırı işlemler ve kararlar neticesinde müvekkilinin davalı şirketteki payının azaltılması sonucu mahrum kaldığı kar payına binaen fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 20.000,00 TL’nin işlem tarihlerinden itibaren ticari avans faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, müvekkilinin uğramış olduğu manevi zarara karşılık 30.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, sahtelik iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının zaman zaman sermaye artırımına katıldığını, kendisine de kâr payı ödenmesine ses çıkartmadığını, kendisine kâr payı ödenir iken itiraz etmeyen, kâr payını alan, sermaye artırımına iştirak edilmesi istenildiği zaman, iştirak ederek itiraz etmeyen davacının iyi niyetli olmadığını, müvekkili şirket tarafından yapılan tüm genel kurullar için ticaret sicil gazetesinde toplantıya çağrı ilanlarının yapıldığını, alınan her türlü kararların ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının dava konusu genel kurul kararlarında imzasının olmadığını ve oybirliğinin sağlanmadığını iddia ettiği, alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu belgelerdeki imzaların davacıya ait olmadığının anlaşıldığı, genel kurul kararlarında 6762 sayılı Kanun'un 388 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sermaye artırım kararı için oybirliğinin zorunlu olmadığı, 6762 sayılı Kanun'un 388 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca sermaye artırımına ilişkin sözleşme değişikliklerinde aranan nisabın ilk toplantıda % 50, ikinci toplantıda 1/3 olduğu, davacının pay oranı düşük olduğundan sonucun değişmeyeceği, genel kurulun alınan kararlardaki iradesinin bu hukuka aykırılığa rağmen oluştuğu, davacının maddi ve manevi tazminat talepleri 6762 sayılı Kanunun 560 ıncı maddesi uyarınca sorumlu olanlara karşı tazminat isteme hakkının herhalde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren 5 yıl olarak belirlendiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 147 nci maddesi uyarınca ortakların şirkete ve birbirlerine karşı açacağı davaların 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davalıların zamanaşımı itirazlarının yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1997, 1998 ve 2000 tarihlerinde yapılan genel kurul toplantılarında imza sahteciliği yoluyla gerçekleştirildiğinin sabit olduğunu, 6762 sayılı Kanuna göre, pay sahiplerinin taahhütlerini artırmak hususundaki kararlar için bütün pay sahiplerinin ittifakının şart olduğunu, buna rağmen genel kurulda, tüm kararların oybirliği ile alındığı belirtilmesine rağmen kararların oybirliği ile alınmadığını, dolayısıyla dava konusu edilen kararların tamamı usulsüz olup yok hükmünde olduğunu, zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi yönündeki kararının da doğru olmadığını, yoklukla malulde zamanaşımı söz konusu olmadığını, ayrıca 27.05.2014 tarihli ön inceleme duruşmasında davalıların zamanaşımı definin reddine karar verildiğini, Mahkemelerin hukuki konularda bilirkişiye başvurmasının yasaklanmasına rağmen "zamanaşımı, yokluk" konularında bilirkişiye başvurulduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davaya konu genel kurullardan dava açmadan uzun bir süre önce haberi olduğunun kabulü gerektiği, ortaklık ilişkisi kapsamında kendisinin iyi niyetini ortadan kaldıracak nitelikte şirketle ortaklık ilişkisi bakımından şirketin 2008 tarihinde sermaye artırımına iştirak ettiği, ilgili yıllara ilişkin kar paylarını ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin aldığı ve nihayetinde dava açmayarak sessiz kaldığı anlaşıldığından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi gereğince artık davalı şirketin davaya konu genel kurullarının yokluk ve/veya butlanla malul olduğunun tespiti isteminin iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağından; davacının, davasındaki tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen ve yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen tespit edilecek sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı şirketin 13.06.1997 tarihli olağanüstü genel kurul ve 24.04.1998 ve 10.04.2000 tarihli olağan genel kurul kararlarının yokluk ve butlanla malul olduğunun tespiti, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6762 sayılı Kanun'un 386 ncı maddesi, 388 inci maddesinin birinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.