T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/616 - Karar No:2025/1278 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/616 KARAR NO : 2025/1278 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/04/2025 NUMARASI : 2024/347 E-2025/291 K DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR T…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2025/616 - Karar No:2025/1278 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/616 KARAR NO : 2025/1278 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 16/04/2025 NUMARASI : 2024/347 E-2025/291 K DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 10/12/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 15/12/2025 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin iadesi ve alacak istemine ilişkin davada mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; davalı ile müvekkili arasında eser sözleşmesine dayanan bir alacağın mevcut olduğunu, tarafların , davacı müvekkili şirket yetkilisinin yurt dışında gördüğü, tasarımını yaptığı ve Türkiye'de ürettirip satışını yapmayı hedeflediği, iç tasarımının üstüne konulacak güneş panelleri ile iç kısım mobilya, elektrik ve şömine vb. malzemelerinin davacı tarafından belirleneceği ve malzemelerinin temin edilip, ödeneceğini, alüminyum ve cam kısımlarının ise davalı tarafından tedarik edilip montajının yapılacağı hareketli kış bahçesi (“ürün”) yapım işi için Ekim 2019'dan itibaren karşılıklı olarak görüşmelere başladığını, davalının 26.11.2019 tarihinde davacıya gönderdiği 48.750,00 TL KDV teklif üzerinden anlaştıklarını, taraflar arasındaki ürün yapımına dair anlaşmanın TBK kapsamında tipik bir eser sözleşmesi olduğunu, davacının davalı ile olan sözleşmeye duyduğu güven ve inancı ile “...” olarak marka patentine başvurduğunu, söz konusu ürünün faydalı model başvurularını da yapıp patentini aldığını, davalının davacıya 13.01.2020 tarihinde gönderdiği e-mailinde ürünün camlarının çalıştıkları cam firmasından davalıya 22.01.2020 tarihinde teslim edileceğini, ürünün fabrikada montajının tamamlanmasından sonra her şeyi ile tamam halde 25.01.2020 tarihinde davacının belirttiği adrese teslim edeceğini bildirdiğini, 15.01.2020 tarihinde, ödeme şekli, ürünün teslimat adresi ve teslim süresinin teklif üzerinde el yazısı ile belirlendiğini, davacı tarafından ürünün son teslim tarihi açısından bir yazılı netlik kazandırmak amacıyla, teklife teslim tarihi olarak 05.02.2020 tarihinin not düşüldüğünü, bu tarihin 15.01.2020 tarihinde mutabakata varılan gizlilik sözleşmesinin son halinde de kabul edilerek imzalandığını, üretilecek olan ürünün geniş çaplı tanıtımı için 14.02.2020 olarak tanıtım günü belirlendiğini ve söz konusu ilk ürünün davalının taahhütleri sebebiyle dava dışı üçüncü bir kişiye satıldığını, dava dışı bu üçüncü kişi ile satış sözleşmesi imzalandığını, ürünün teslim tarihi olarak tanıtım gününün ertesi günü olan 15.02.2020 tarihinin belirlendiğini, bu anlaşmaya göre söz konusu ürünün en geç 05.02.2020 tarihinde davacının bildirdiği teslimat adresine teslim edileceği kararlaştırılmışsa da teslimatın davalının faaliyet alanlarına olan inanca ve taahhütlerine uygun şekilde ve zamanında ürünü üretememesi ve ürettirememesi sebebiyle (kusuru sebebiyle) gerçekleşmediğini, 22.04.2020 tarihinde Ankara 18. Noterliği'nden 11300 Yevmiye No ile davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarnamede üründen beklenen faydanın elde edilememesinden kaynaklı ve bununla kısıtlı olmamak üzere müvekkilinin uğradığı tüm zararlar, hak kayıpları ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ürünün en geç 04.05.2020 tarihinde müvekkiline teslim edilmesi, aksi halde TBK m. 125 uyarınca seçimlik haklarından olan ve TBK m. 473 sözleşmeden dönme hakkının kullanılacağının davalıya ihtaren bildirildiğini, asıl teslim tarihi olan 05.02.2020 tarihinden itibaren davalıya ürünü tamamlaması için toplamda 3 (üç) aylık bir ek süre tanındığını, 04.05.2020 tarihine kadar da söz konusu ürünün ... Mimarlık'a teslim edilmediğini ve müvekkilinin de TBK m. 125'deki seçimlik haklarından olan sözleşmeden dönme hakkını kullandığını, dava konusu olayların çözülmesine yönelik arabulucuya başvurulduğunu ve arabuluculuk sürecinin anlaşamama ile sonuçlandığını, davalının temerrüdü sonucunda ürünün üretiminin davacı açısından yararsız kaldığını, davacının söz konusu ürünün Türkiye genelinde tasarımı ve satışı konusunda öncülük ettiğini, bunun yapılan patent başvurularından da anlaşıldığını, davalı ile görüşmelerin başladığı Ekim 2019 ayında veya anlaşılan teslimat tarihinde söz konusu ürünün satışı başkaca şirketlerce Türkiye genelinde başlamadığından, davacının ürün sayesinde Türkiye genelinde bir sükse ve fark yaratmayı hedeflemiş olduğunu, söz konusu ürünün benzerlerinin cam, polikarbon gibi çeşitli materyallerden olmak üzere çeşitlilik halinde başkaca firmalar tarafından üretildiğini, seri üretime dahi geçilip piyasaya sürüldüğünü, bunun dahi ürünün üretiminin imkânsız veya olanaksız olmadığını, üretim konusunda davalıdan kaynaklanan bir kusurun var olduğunu gösterdiğini, müvekkilinin kanun hükümlerine uygun şekilde sözleşmeden dönme hakkını kullandığını, sözleşmeden dönme halinde alacaklının uğradığı menfi zararların giderilmesini isteme hakkı olduğunu, başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar yönünden menfi zararlarının bulunduğunu, müvekkilinin, davalının 05.02.2020 tarihinde teslim etmesi gereken ürüne dayalı olarak üçüncü kişi ile yaptığı satış sözleşmesinde kararlaştırılan 15.02.2020 tarihli teslimatı gerçekleştiremediklerini, bu nedenle de 29.02.2020 tarihinden itibaren cezai şart ödeme yükümlülüğünün muaccel hale geldiğini ve 25.000,00 TL cezai şart ödemek zorunda kaldığını, davacının sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler ve masraflar yönünden menfi zararları olduğunu, davalı tarafından ürünün yapılmasına duyulan inanç nedeniyle marka patentine başvurulduğunu, yeni bir marka oluşturulduğunu, davacının ilk ürün için yapmış olduğu ve davalı ile yaptıkları sözleşme olmasaydı yapmayacakları masrafların güneş panelleri için 3.350,00 TL (26.12.2019), marka tescil-faydalı model için 4.820,30 TL (02.01.2020), şömine için 5.000,00 TL (29.01.2020), faydalı model başvurusu için 50,00 TL (01.02.2020), marka başvurusu için 500,00 TL (01.02.2020), patent araştırma rapor ücreti için 826,00 TL (28.05.2020), davalıya gönderilen ihtarname için 325,86 TL (22.04.2020), ürünün iç mobilyası için 3.672,00 TL (30.05.2020) olduğunu, şömine için davacının yapması gereken kalan ödemenin (... ile yapılan sözleşme gereği) 11.520,00 TL olduğunu, ilaveten davalıya 16.01.2020 tarihinde 30.000,00 TL ödeme yapıldığını, sözleşmenin geçerliliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması sebebiyle de uğranılan menfi zararlarının bulunduğunu, davacının davalının temerrüdü ile gelinen noktada üründen beklenen yararı elde edemeyeceğinden ve ürün sebebiyle davacının fazlaca zarara uğramasından bahisle, başka bir şirket vasıtasıyla ürünün üretimi konusunda henüz anlaşmadığını, ancak ürünü yaptırmak niyetiyle Mayıs 2020 tarihinde başka bir firmadan teklif alındığını, davacının aldığı bu teklifin kaçırılan fırsat sebebiyle menfi zararının hesaplanmasında yardımcı olacağını, ancak yalnızca iki teklif arasındaki farkın hesap edilmesinin kaçırılan fırsat sebebiyle uğranılan menfi zararı karşılamayacağını, Eylül 2020'de ürünün seri üretimine önden alıcısı olsa da olmasa da geçilecek olduğunu, kaldı ki bu hususta Kartalkaya, İzmir ve İstanbul vb. olmak üzere birçok şehirdeki otel ve restaurantla iletişime geçildiğini, ürünün davacı tarafından yapılan küçük tanıtımları ile söz konusu kişilerden seri üretimden itibaren ürünü alım garantisi alınmış olduğunu, dolayısıyla ürünün asıl kullanıma uygun olduğu aylar olan kış aylarında yeni alıcılarına satışı ve tesliminin sağlanacak olduğunu iddia ederek; davalının ürünü teslim etmede kusurlu olarak gecikmeye düşmesi sebebiyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacının menfi zararlarından; yapılan harcamalara istinaden 18.543,30 TL, ...'ye sözleşme gereği yapılmak zorunda olan 11.520,00 TL, ... Alüminyum'a yapılan ödemeye istinaden 30.000,00 TL, dava dışı üçüncü kişiye cezai şart olarak yapılan ödemeye istinaden 25.000,00 TL, daha iyi bir sözleşme yapma fırsatının kaçırılması yönünden şimdilik 7.000,00 TL olmak üzere toplam 92.074,16 TL'nin davalıdan en yüksek ticari faiz ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; taraflar arasında davacının iddia ettiği şekilde yazılı bir eser sözleşmesi bulunmadığını, müvekkilinin yaptığı imalatın deneme niteliğinde olduğunu, davaya konu edilen kış bahçesinin ilk olarak davacı şirket yetkilisi ... ... tarafından yurt dışında görülüp davacı şirket yetkilisi tarafından söz konusu tasarımın yapılıp yapılamayacağının müvekkili şirkete sorulduğunu, müvekkil tarafından ürünün yapılabilme ihtimalinin bulunduğu, ancak denenmesi gerektiği, üretim aşamasında risklerin bulunduğu hususlarının belirtildiğini, bu kapsamda da söz konusu görüşme üzerine 26.11.2019 tarihinde davacı şirket yetkilisi tarafından gösterilen ürünün 48.750,00 TL + KDV fiyatına yapılabileceğinin mail vasıtasıyla teklif edildiğini, bu teklif üzerine tarafların bir araya geldiğini ve davacı şirket yetkilisinin ürünün üretilip üretilmeyeceğini görmek istediğini belirttiğini, davacı şirket yetkilisinin onayı üzerine de müvekkilinin davaya konu ürünün üretilebilmesi için çalışmalara başladığını, taraflar arasındaki ilişkinin bundan ibaret olduğunu, kış bahçesi yapımına ilişkin üretimin başladığı tarih itibarıyla Türkiye'de henüz örnek bir ürün olmadığından söz konusu sürecin bir Ar-Ge çalışması olduğunda şüphe bulunmadığını, başlangıçta ürünün istenilen biçimde yapılıp yapılamayacağının, yapım süresinin ne kadar olacağının tam olarak bilin(e)mediğini, bunun bilincinde olan müvekkilinin verdiği teklifte ürünün teslimine ilişkin davacı tarafa herhangi bir teslim tarihi taahhüt etmediğini, davacı ile yapılan görüşmelerin ürünün yapılabilmesi halinde seri üretime geçileceği yönünde olduğunu ve dava konusu ürünün tamamen deneme niteliğinde olduğunu, bu hususun da yine davacı şirket tarafından kabul edildiğini, davacının ürünün yapılıp yapılamayacağını sorduğunu ve müvekkilinin 48.750,00 TL + KDV fiyatına yapabileceğini ilettiğini, söz konusu ürünün tamamen deneme niteliğinde olduğundan basiretli bir tacirin ilk üretime ilişkin teslim tarihi taahhüt etmeyeceğinin açık olduğunu, davacı tarafın müvekkili şirketin iletmiş olduğu teklif formu üzerine tamamen müvekkili şirketin bilgisi dışında teslim tarihi ekleyip buna binaen müvekkilini temerrüde düşürdüğünü iddia ettiğini, davaya konu ürünün tamamen deneme niteliğinde olup müvekkil şirketin yalnızca bir adet ürüne ilişkin teklif verdiğini, taraflar arasında seri üretime ilişkin anlaşma olmadığını, deneme niteliğindeki ürüne istinaden davacının geleceğe yönelik harcama yapmasının davalıyı bağlamayacağını, davacının henüz üretileceği dahi belirli olmayan ürüne ilişkin üçüncü kişilerle anlaşma yapmasının davalıyı bağlamayacağını, müvekkili şirket tarafından 26.11.2019 tarihinde verilen teklifte, davacı şirkete teslim tarihi taahhüt edilmediğini, teklif formunda da açıkça görüldüğü üzere müvekkili şirketçe ödeme ve işin teslim süresinin karşılıklı görüşme ile belirleneceğinin ifade edildiğini, ancak dava dilekçesinde de davacı tarafça ikrar edildiği üzere işbu teklif formuna teslim tarihi ve diğer hususların davacı şirket tarafından el yazısı ile sonradan eklendiğini, müvekkili tarafından hiçbir zaman karşı tarafa teslim tarihi bildirilmediğini, müvekkilinin davacı şirket tarafından hiçbir sorumluluğun yerine getirilmediğini bildirmesi ve yapılan harcamalara ilişkin 30.000,00 TL talep etmesi üzerine davacı şirket tarafından 16.01.2020 tarihinde müvekkilinin hesabına 30.000,00 TL havale yapıldığını, müvekkilinin söz konusu ürünün yeni bir ürün olması sebebiyle harcamaları kendi hesabından yapmayacağını açıkça bildirdiğini, bu aşamadan sonra cam büküm işlemlerine geçildiğini, bu süreçte ve daha işin başlangıcında bükümlü cam imalatının sıkıntılı olabileceği, bu camı yalnızca ... San. A.Ş'nin yapabileceğinin belirtildiğini, dava dışı şirketin ilk denemelerde başarısız olduğunu ve bu durumun yazılı olarak davacı şirkete bildirildiğini, başarısız olunan cam bükümlerine ilişkin masrafların da müvekkili tarafından karşılandığını, dava dışı şirketin bu konuda müvekkiline fatura kestiğini, taraflar arasında gizlilik sözleşmesi dışında herhangi bir yazılı sözleşme imzalanmamasına ve müvekkil şirketçe herhangi bir teslim tarihi taahhüt edilmemesine rağmen davacı şirket yetkilisinin 14.02.2020 tarihinde ürünün lansmanının yapılacağını belirttiğini, bunun üzerine müvekkili şirket yetkilisinin ürünün belirtilen tarihe kadar yapılmasının mümkün olmadığını, söz konusu ürünün yeni bir ürün olması sebebiyle denemeye tabi tutulması gerektiğini ve gerekli onayı aldıktan sonra piyasaya sürülebileceğini ifade ettiğini, tüm bu süreçte davacı tarafa yazılı bilgi verildiğini, davacı şirket tarafından ürün imalatının fabrikada, yerinde görüldüğünü, davacı şirketin basiretsiz hareket ettiğini, yaptığı harcamaları müvekkili şirketten talep etmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini ve kusursuz olduğunu, davacının Ankara 18. Noterliği'nin 22.04.2020 tarih ve 11300 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkiline 04.05.2020 tarihine kadar süre verdiğini, bu ihtarnameye Ankara 25. Noterliği'nin 13.05.2020 tarih ve 05469 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkil şirketin üzerine düşen edimleri yerine getirdiği ve söz konusu ürüne ilişkin teslim tarihi verilmediğine ilişkin cevap verdiklerini, henüz ortada bir teslim tarihi yokken davacı yanın dava dışı üçüncü bir şirketle sözleşme imzalamasının basiretsiz olarak hareket ettiğini gösterdiğini, dosya içerisine sunulan belgelerin her zaman düzenlenebilir nitelikte olduğunu ve kabul etmediklerini, davacı tarafça yapımı istenilen ürünün hâlihazırda tamamen bitmiş bir şekilde müvekkilinin adresinde olduğunu, davacı şirketten ürünü teslim alması ve bakiye tutarı ödemesinin talep edildiğini, davacının ise ürünü teslim almayacağını, taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin yargı yoluna başvurduğunu bildirdiğini, davacı şirket yetkilisi ... ...'ın üretime ilişkin tüm süreçten haberdar olduğunun sosyal medya hesabından (Instagram) yapmış olduğu paylaşımlardan dahi açıkça görüldüğünü, paylaşım görselinin altında yer alan "lansman planları yaptığımız" şeklindeki ifadeden dahi ürünün proje aşamasında olduğunun anlaşıldığını, davacı şirket yetkilisinin paylaşımının altında "elimizden geleni yaptık...solar cam olarak üretilip yaz-kış kullanılabilecek olan bir sistemi çift cam uyguyamadıkları için gerçekleştiremedik..." şeklindeki ifadeden özellikle davacı şirketin cam büküm işleminden haberinin olduğunun çıktığını, dava dilekçesinde ürünün benzerlerinin piyasaya sürüldüğü belirtilse de davacı şirket yetkilisinin paylaşımında belirttiği üzere müvekkilin imal ettiği ürünün camı itibarıyla diğer ürünlerden farklı olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece 04/02/2022 tarih ve 2020/297 Esas- 2022/96 Karar sayılı davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizin 17.04.2024 tarih ve 2022/485 Esas- 2024/316 Karar sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; taraflar arasında teslim tarihine ilişkin uyuşmazlık bulunduğu, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, dosya kapsamında bulunan whatsapp mesajları incelendiğinde, davalı tarafın whatsapp mesaj içeriğinde geçen 25.01.2020 tarihinin davacı tarafça da uygun görülerek davalı tarafa bildirildiği, teslim tarihinin 25.01.2020 olduğunun değerlendirildiği, taraflar arasında yapımı kararlaştırılan “Alüminyum işleri için düşeyde 50 x 60 mm demir profiller ve alüminyum kapaklı cephe profilleri, oturma alanında 50 mm'lik cephe profilleri, alt kısımında çift taraflı alüminyum levha, taş yünü, 40 x 12 x 3 mm kutu profiller, ... saç ile zemin oluşturulması, 6 mm tamperli low-e 62/44 cam * 16 hb * 6 mm Tamperli Düz Isı Cam Takılması İşi”ne ait 6 mm tamperli low-e 62/44 cam * 16 hb * 6 mm tamperli düz ısı cam takılmasına ilişkin kısmın davalı tarafça dava dışı ... San.AŞ'ye yaptırılacağının anlaşıldığı ve taraflar arasında bu hususta bir uyuşmazlık bulunmadığı, yüklenicinin taraflar arasında kararlaştırılan ürünü veya bir kısmını üçüncü kişiye yaptırması mümkün bulunmakta olup, ürünün gerek bizzat kendisi gerekse üçüncü kişiye yaptırılması sırasında, üstlendiği işin yapımı aşamasındaki süreci iş sahibinin haklı menfaatlerini de gözetmek suretiyle, sadakat ve özenle ifa etme ve yönetme yükümlülüğü altında olduğu, davalı tarafça her aşamada ürüne ait camların üretiminde sorun yaşandığının davacıya bildirildiği belirtilmiş ise de, dosya kapsamında, davalı tarafından dava konusu üründe kullanılacak camların ... San.AŞ tarafından 22.01.2020 tarihinde teslim edileceğinin whatsapp mesajı ile davacıya bildirilmesini müteakip, davalı tarafından davacıya keşide edilen Ankara 25. Noterliği'nin 13.05.2020 tarih ve 05469 yevmiye nolu cevabi ihtarname tarihine kadar; dava konusu ürünün teslim edilip edilemeyeceğine, teslim edilemeyecek ise bunun sebeplerine, dava dışı ... San.AŞ tarafından yapılan üretim aşamasında başarısız olunan cam bükümlerine ilişkin denemelere, davalı tarafça hali hazırda tamamen bitmiş bir şekilde davalı şirketin adresinde olduğu belirtilen dava konusu esere ait bükümlü camların, dava dışı ... San. A.Ş. tarafından hangi tarihte teslim edildiğine, dava konusu ürünün hangi tarihte teslime hazır hale geldiğine ilişkin bir açıklamaya/ bilgi ve belgeye rastlanılmamış olup, davalı tarafça bu iddiasının ispatlanamadığı, bu haliyle davalının kusuru nedeniyle davacının haklı olarak sözleşmeden döndüğü kanaatine varıldığı, eser sözleşmesinin dönme suretiyle sona ermesi halinde geriye etkili sonuç doğuracak olup, sözleşmenin hiç yapılmamış gibi başa dönüleceğinden, tarafların sözleşme ile üstlendikleri borçlarını ifa etme yükümlülüğünden kurtulacakları gibi, daha önce ifa ettikleri edimleri, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebileceği, dosya kapsamından bu sözleşme gereğince davacı tarafça davalıya iş bedeli olarak 30.000,00 TL'nin gönderildiği, davacının iş bedelinin iadesini talep ettiğinin görüldüğü, talebin kabulü ile 30.000,00 TL iş bedelinin davalıda tahsiline karar verilmesi gerektiği, menfi zararın sözleşmenin ifası için yapılan ve sözleşme ilişkisi kurulmamış olması halinde yapılmayacak olan masraflar olup, menfi zararların fesih ya da tasfiyede kusursuz olsa dahi sözleşmenin diğer tarafından talep edilmesinin mümkün olduğu, menfi zarar diye nitelendirilen imalât ve harcamaların taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmasayda yapılmayacak olan masraf ve imalâtlar olduğundan sözleşmeden doğan hak ve alacaklar kapsamında olduğu, başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması sebebiyle uğranılan zarar yönünden yapılan incelemede; dosyaya sunulan ... Ahşap...Tic. San. A.Ş.'ye ait 07.05.2020 tarihli teklif metninde işin 55.000,00 TL + KDV'ye yapılması teklif edildiği, davacının davalıdan 7.375,00 TL talep edebileceğinin değerlendirildiği, davacı tarafça dava dilekçesi ile bu zarar kalemi yönünden 7.000,00 TL talep edildiği, 27/03/2025 tarihli dilekçede zarar kaleminin rapor doğrultusunda 7.375,00 TL olduğunun bildirildiği, toplam alacak kaleminin dava dilekçesi ile talep edilen alacak kaleminden düşük olması nedeniyle harcın ikmal edilmediği belirtilmiş ise de; her alacak kaleminin ayrı değerlendirilmesi gerektiği, davacı tarafça bu alacak kalemi yönünden ıslah dilekçesi sunulmadığı gibi 375,00 TL kısım yönünden harç ikmali de yapılmadığından, bu alacağın 7.000,00 TL üzerinden değerlendirildiği, davacı tarafça 3. kişiye yapılan cezai şart ödemesi yönünden yapılan incelemede ise; henüz üretimi tamamlanmayan, test aşamalarından geçmeyen, teslimi yapılmayan ve yeni bir üretim konusu olan bir ürüne yönelik olarak davacının üçüncü kişiyle yaptığı satış sözleşmesinin tamamen kendi iradesi ile yapılan bir eylem olduğu, basiretli tacir gibi davranması gerektiği değerlendirilerek bu ücretin davalıdan tahsil edilemeyeceği, yine davacı tarafça dava dışı 3. kişi ile yapmış olduğu sözleşme kapsamındaki harcamalar talep edilmiş ise de, davalı tarafından davacıya gönderilen 26.11.2019 tarih 300.2019 nolu teklif mektubunda; davacı tarafından talep edilen alüminyum işleri için düşeyde 50 x 60 mm demir profiller ve alüminyum kapaklı cephe profilleri, oturma alanında 50 mm'lik cephe profilleri, alt kısmında çift taraflı alüminyum levha, taş yünü, 40 x 12 x 3 mm kutu profiller, ... saç ile zemin oluşturulması, 6 mm tamperli low-e 62/44 cam * 16 hb * 6 mm tamperli düz ısı cam takılması işlerinin, imalat, nakliye, işçilik, montaj dahil yapılması için teklifte bulunulduğu, güneş panelleri ile şömine montajının teklif fiyata dahil olduğuna ilişkin bir açıklamaya ise yer verilmediği, davacı tarafça bu masrafların davalıdan talep edilemeyeceği, davacı tarafça her ne kadar marka ve patent başvuru ücretinin tahsilini talep etmiş ise de, davacının tamamen kendisine ait olan söz konusu sınai mülkiyet hakları bakımından herhangi bir zarar kaleminden söz edilebilmesi mümkün olmayıp, davacının uyuşmazlık konusuna ilişkin söz konusu hakların masraflarını zarar kalemi olarak davalıdan tahsilini talep edemeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece ilişkinin eser sözleşmesi olduğunun kabulü ile fesihte haklı olunduğuna karar verilmişse de, yerleşik Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının aksine menfi zararlarının tamamının tazmin edilmesi taleplerinin kısmi olarak reddedildiğini, menfi zarara da, sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılıklı edimin kabul edilmesi için yapılan masraflar, sözleşmenin geçerliliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması ve başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zararlar ve dava masraflarının gireceğinin kabul edildiğini (Yargıtay (kapatılan) 15. HD'nin 10.10.2019 tarih ve 2019/2727 E- 2019/3877 K, 01.12.2016 tarih ve 2016/4313 E- 2016/4946 K, 27.02.2009 tarih ve 2008/1658 E- 2009/1058 K), dava dışı ...'a ödenen 25.000,00 TL tutarındaki cezai şartın tazmini taleplerinin reddedilmesine ilişkin olarak, davacının tacir olup, davalıya ürettirdiği ürüne alıcı bulması sebebiyle zaten siparişini geçtiğini, dava dışı alıcı ... ile de ticaret hayatına ve hayatın olağan akışına uygun olarak 20.01.2020 tarihli bir satış sözleşmesi imzalandığını, teslim tarihi olarak 15.02.2020 tarihinin belirlendiğini ve ürünün içerisinde şömine, oturma kısımları bulunan üzerinde güneş panelleri ile elektrik üretiminin sağlandığı, cam ve alüminyum kullanılmak suretiyle satıcı tarafından ürettirilen hareketli kış bahçesinin (...) 100.000,00 TL bedelle satışı konusunda anlaşıldığını, ticaret hayatında sanki yalnızca müvekkilinin ürettirdiği bir ürün ile ilgili başka biri ile satış sözleşmesi imzalıyor gibi, "önce ürettirip sonra satması gerekirdi" gibi bir anlayışın mahkemenin yetkisini aşması ve adeta müvekkiline ticari hayatı öğretme çabası olduğunu, davalı tarafından müvekkili şirkete gönderilen 13.01.2020 tarihli e-mail kapsamında dava konusu ürünün 25.01.2020 tarihinde müvekkiline teslim edileceğinin belirtildiğini, ilgili satış sözleşmesi uyarınca söz konusu ürünün 15.02.2020 tarihine kadar dava dışı ...'a teslim edilememesi halinde müvekkili tarafından 25.000 TL cezai şart ödemesi yapılacağının belirlendiğini, davalının sözleşmesel yükümlülüklerini ifa etmeyip, eser sözleşmesi ilişkisinin temel unsuru olan ürünü teslim borcu yükümlülüğünü yerine getirmeyerek temerrüde düştüğünü ve teslim etmemiş olması neticesinde de müvekkilinin ...'a 11.05.2020 tarihinde 25.000,00 TL bedelinde cezai şart ödemesi yapmak zorunda kaldığını, mahkeme ilamından, dava dışı üçüncü kişiyle yapılan sözleşmeden doğan ve katlanmak zorunda kalınan mali yükümlülüklerine ilişkin taleplerinin reddinde, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunu tanzim eden bilirkişi heyetinin görev alanının dışına çıkarak bildirdiği hukuki görüş niteliğindeki ifadelerin aynen tekrarlanması suretiyle gerekçe oluşturulduğunu, bilirkişilerin hukuki değerlendirme yapamayacağının hüküm altına alındığı HMK'nın 279.maddesi 4.fıkrasına ve bilirkişilik mevzuatı yönünden söz konusu kısmi red kararına itirazları yanında, müvekkilinin dava dışı şahıs ile yapmış olduğu satış sözleşmesinin, barındırdığı cezai şartı ve tüm mali yükümlülükleri ile davalı ile arasındaki sözleşmenin geçerliliğine olan inancıyla akdedildiğini, menfi zararın uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarar olduğunu, (Yargıtay HGK'nın 13.02.2020 tarih ve 2017/11-125 E- 2020/135 K, Yargıtay (kapatılan) 15. HD'nin 23.11.2020 tarih ve 2020/2778 E- 2020/3057 K, 13.01.2020 tarih ve 2019/1896 E- 2020/41 K), mahkemenin bu taleplerini reddetmesinin, müvekkilinin sözleşmeye dayalı güvenini ve esasında kararda görüş birliği içerisinde olunan sözleşme niteliği ile davalının kusuru bulunduğu hususunu da göz ardı eden bir değerlendirme olup, nitekim davacı müvekkilinin dava dışı kişiyle akdedilen sözleşme kapsamında ödediği cezai şartla, mal varlığında fiilen bir azalma meydana gelmiş olmakla, bu azalma ile de temerrüde düşen kusurlu davalı nedeniyle dönülen hukuki ilişki arasında illiyet bağının mevcudiyetinin izahtan vareste olduğunu, müvekkilinin davalının kusuru sebebiyle başka bir sözleşme kapsamında edimlerini yerine getiremediğini ve zarara uğradığını, yine menfi zarar taleplerinin bir kısmının kabul edilip, bir kısmının reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, mahkeme ilamında, taraflar arası akdedilen sözleşmenin eser sözleşmesi niteliği ile müvekkilinin, davalının kusuru sebebiyle sözleşmeden döndüğü vakıaları açısından şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklık söz konusu olduğunu ancak kurulan hükümde müvekkilinin işbu dava konusu sözleşme ve sözleşme konusu ürün ile doğrudan ilişkili başkaca sözleşmelerden doğan ve davalının kusuru sebebiyle meydana gelen zararı, hukuki gerekçesi izaha muhtaç bir biçimde menfi zarar sınırlarının dışında değerlendirildiğini, müvekkilinin ... Elektronik, ..., ... Grup şirketlerine üründe kullanılması için özel olarak ürettirdiği güneş paneli, mobilya ve şömine ödemelerini yaptığını, tazmini talep edilen harcamaların, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki kurulmamış olsaydı gerçekleştirilmeyeceğini ve müvekkilince üstlenilmeyecek giderler olduğunu, kaldı ki, söz konusu ürünlerin bazılarının halen daha davalı uhdesinde olduğunu, şömine bedeline ilişkin olarak hükme esas oluşturan bilirkişi raporunda "şömine ödemelerinin davacı ile ... arasında imzalanan satış sözleşmesine konu ürün montajına ilişkin olduğunun değerlendirildiği" ifadeleri yer almakta ise de, söz konusu beyanların kendi içerisinde çelişkili olduğunu, müvekkili ile dava dışı ... arasındaki sözleşmenin davalının yapım ve teslimi taahhüdünde bulunduğu ürüne ilişkin olup, şömine montajının yine davalı tarafından yapılacağını, iç mobilyalar ve şömine de, güneş panelleri gibi, dava konusu sözleşmede davalı tarafından üretimi ve teslimi taahüt edilen ürünün içerisine montaj edilmek üzere yalnızca dava konusu ürüne uyacak şekilde ürettirilmiş olup, müvekkili tarafından satın alındığını ve davalıya teslim edildiğini, söz konusu kalemlerin davacı ile davalı arasındaki sözleşme akdedilmeseydi uğranılmayacak olan zarar kalemlerinden olup; sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılıklı edimin kabul edilmesi için yapılan masraflar olarak değerlendirilmesi gerektiğini, işbu masrafların da davalıdan talep edilmesinin hukuken yerinde olduğunu (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. HD'nin 29.01.2025 gün ve 2024/1136 E- 2025/114 K), ilaveten, dava konusu ürüne monte edilmek üzere davalıya teslim edilen ilave ürünlerin halen daha davalıda olduğundan, bu anlamda sebepsiz zenginleşen davalının ilgili ödemeleri müvekkiline yapması gerekeceğini ( Yargıtay 13.HD'nin 08.12.2011 tarih ve 2011/11238 E- 20211/18434 K), neticede, sözleşmenin ifasına olan meşru beklenti çerçevesinde yapılan bu harcamaların menfi zarar tanımı dışında bırakılarak davalıdan tazmini açısından ret kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemece, müvekkilinin marka patent başvuru ücretlerine ilişkin olarak "davacının tamamen kendisine ait olan söz konusu sınai mülkiyet hakları bakımından herhangi bir zarar kaleminden söz edilebilmesi mümkün olmayıp, davacının uyuşmazlık konusuna ilişkin söz konusu hakların masraflarını zarar kalemi olarak davalıdan tahsilini talep edemeyeceği" şeklinde hüküm kurulmuşsa da, kurulan hükmün hukuken isabetli olmadığını, müvekkilinin davalıdan tahsilini talep ettiği; patent araştırma rapor ücreti, marka başvurusu, faydalı model başvurusu ve tescil ücretine dair tüm masrafların, borçlunun ifa yükümlülüğüne uyacağının kabulü ve inancı ile üstlenildiğini, davalının üretim ve tesliminden imtina ettiği ürüne ilişkin yapılmış bu harcamaların sınai mülkiyet hakkına ilişkin olduğuna şüphe olmamakla beraber, davalının kusuruyla neden olduğu bir maddi zarara yol açtığının da açık olduğunu, talep edilen noter masrafı 325,86 TL'ye ilişkin hüküm kurulmadığını, dava konusu sözleşmeden kaynaklı yapılan marka patent harcamalarının menfi zarar kapsamında değerlendirilmediğini, Yargıtay (kapatılan) 15.HD'nin 12.11.2019 tarih ve 2019/2120 E- 2019/4525 K sayılı ilamında noter masrafının, aralarındaki eser sözleşmesinden dönen davacı lehine hükmedilmesi gereken menfi zarar kalemlerinden biri olarak sayıldığını, yine mahkemece başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması sebebiyle davalıdan tahsili talep olunan 7,375,00 TL alacağıa ilişkin "davacı tarafça bu alacak kalemi yönünden ıslah dilekçesi sunulmadığı gibi 375,00 TL kısım yönünden harç ikmali de yapılmadığı görüldüğünden bu alacak 7.000,00 TL üzerinden değerlendirilmiştir." ifadeleriyle hüküm kurulduğunu ancak söz konusu gerekçenin dosya içeriğiyle çelişkili olduğunu, dava dilekçesinde 7.000,00 TL talepte bulunulmuşsa da, 11.10.2024 tarihli ıslah dilekçesinde 02.10.2024 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen alacak tutarına uyarla, bu kalemin ıslahla 7.375,00 TL'ye çıkarıldığının açıkça ifade edildiğini, ilaveten 30.10.2024 tarihli beyan dilekçelerinde talep edilen alacak kalemlerinin toplamı olarak dava dilekçesi kapsamında 92.074,16 TL üzerinden harç ödendiğini, 02.10.2024 tarihli bilirkişi heyet raporu kapsamında da 83.142,86 TL toplam alacak bedelinin hesaplandığını, harcın alacak kalemlerinin toplamı üzerinden yatırılmakta olup, hali hazırda bilirkişi raporundan sonra talep edilen bedelden çok daha fazlası olan 92.074,16 TL üzerinden harç ödemesi yapıldığını, harç ikmali gerekliliğinin bulunmadığı hususunun ıslah dilekçesinde beyan edildiğini, mahkemenin bu yönden kısmi ret hükmünün de eksik incelemeye dayalı olup, hukuka aykırı olduğunu, gerekçeli kararda, diğer yargılama giderleriyle birlikte harç tutarının da haklılık oranına göre taraflara yükletildiğinin görüldüğünü, hükmün bu yönüyle hukuka aykırı olduğunu, gerekçeli kararda, yargılama giderlerinin tahsiline ilişkin tarafların haklılık oranına göre hüküm kurulurken, "Davacı tarafından yapılan 350,00 TL posta masrafı, 54,40 TL başvurma harcı ve 21.600,00 TL bilirkişi masrafı toplamı olan 22.004,40 Tl yargılama giderinin kabul ret oranına göre hesaplanan 8.845,77 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine.." ifadelerinden de dosyaya yatırılmış başvurma harcının da bu bağlamda taraflar adına bölünerek yükletildiğinin anlaşıldığını ancak bu hükmün hukuken hatalı olup, Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre davanın reddi hariç, harcın her zaman davalıya yükletileceğini (Yargıtay 21. HD'nin 08.09.2015 tarih ve 2014/25738 E- 2015/15976 K, 28.04.2015 tarih ve 2014/23536 E- 2015/9275 K) belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak davanın tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf başvurusunda; mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş olup, kusurlu olmadığını, kabul etmemekle birlikte eser sözleşmesinde dahi müvekkilinin zararlardan sorumlu tutulabilmesi için kusurunun bulunması gerektiğini ancak dosyada bulunan önceki bilirkişi raporlarıyla da sabit olduğu üzere müvekkilinin bir kusurunun bulunmadığını, TBK'nın 125. maddesi kapsamında müvekkilinin temerrüde düşmekte (temerrüde düşüldüğü kabul edilmemekle birlikte) kusuru olmadığının konunun uzmanı bilirkişilerin de tespitiyle ispat edildiğini, buna rağmen mahkemece hatalı bir karar verildiğini, BAM tarafından yapılan işin eser sözleşmesi kapsamında yapıldığına yönelik ifadelerine katılmadıklarını ancak sözleşmenin eser sözleşmesi kapsamında yapıldığı varsayılsa dahi mahkemenin ulaştığı sonuca varmanın mümkün olmadığını, davaya konu ürünün üretiminin Ar-Ge çalışması gerektirdiğinden ve yeni bir ürün olması sebebiyle davacı şirkete ürün teslimine ilişkin bir tarih verilmediğini, ürünün yapımına ilişkin her aşamanın karşı tarafa iletildiğini, davacının Ankara 18. Noterliği'nin 22.04.2020 tarih ve 11300 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile müvekkili şirkete 04.05.2020 tarihine kadar süre verdiğini, davacı şirketin işbu ihtarnamesine Ankara 25. Noterliği'nin 13.05.2020 tarih ve 05469 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile cevap verildiğini, müvekkili şirketin üzerine düşen edimleri yerine getirdiğini ve söz konusu ürüne ilişkin teslim tarihi verilmediğinin belirtildiğini, dosya kapsamında Ticaret Hukuku Doktoru- ... tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda davaya konu ürünün ne olduğunun, nasıl üretilebileceğinin ve hangi aşamalardan geçmesi gerektiğinin açıkça vurgulandığını, cam imalatını ve uygulamasını müvekkilinin yapmadığını, müvekkilinin bükümlü camları üretimi yapan başka bir firmada yaptırdıktan sonra imal ettiği alüminyuma montajını yapacağını ancak cam imalatçısının bükümlü camı istenilen ölçülerde üretemediğini, bu hususta müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını, raporda konunun uzmanı olan endüstri mühendisi ve marka - patent vekili bilirkişiler tarafından ürünün üretimindeki karşılaşılabilecek sorunların ortaya konulduğunu, bu nedenle konunun uzmanı olan bilirkişilerin de belirttiği üzere müvekkilinin bu ürünün üretilememesi ile ilgili hiçbir kusurunun bulunmadığını, müvekkilinin, davacı şirket tarafından hiçbir sorumluluğun yerine getirilmediğini bildirmesi ve yapılan harcamalara ilişkin 30.000,00 TL talep etmesi üzerine davacı şirket tarafından 16.01.2020 tarihinde müvekkili şirket hesabına 30.000,00 TL havale yapıldığını, müvekkilinin söz konusu ürünün yeni bir ürün olması sebebiyle harcamaları kendi hesabından yapmayacağını açıkça bildirdiğini, bu aşamadan sonra cam büküm işlemlerine geçildiğini, işbu süreçte ve daha işin başlangıcında bükümlü cam imalatının sıkıntılı olabileceğinin, bu camı yalnızca ... San. A.Ş'nin yapabileceğinin belirtildiğini, dava dışı ... firması tarafından ilk denemelerde başarısız olunduğunu ve bu durumun yazılı olarak davacı şirkete bildirildiğini ve buna ilişkin masrafların da müvekkili şirket tarafından karşılandığını, bu süreçlerin bilinmesine rağmen müvekkili tarafından sonucun garanti edildiğinden söz edilemeyeceğini, ayrıca taraflar arasında gizlilik sözleşmesi dışında herhangi bir yazılı sözleşme imzalanmamasına ve müvekkili şirketçe herhangi bir teslim tarihi taahhüt edilmemesine rağmen, davacı şirket yetkilisinin 14.02.2020 tarihinde ürünün lansmanının yapılacağını belirttiğini, bunun üzerine müvekkili yetkilisinin ürünün belirtilen tarihe kadar yapılmasının mümkün olmadığını, söz konusu ürünün yeni bir ürün olması sebebiyle denemeye tabi tutulması gerektiğini ve gerekli onayı aldıktan sonra piyasaya sürülebileceğini ifade ettiğini, tüm bu süreçte davacı tarafa yazılı bilgi verildiğini ve davacı şirket tarafından ürün imalatının yerinde görüldüğünü, davacının basiretsiz hareket ettiğini, yaptığı harcamaları müvekkilinden talep etmesinin hukuken mümkün olmadığını, kaldı ki henüz üretilmiş ve testleri yapılmış bir ürün yokken kendilerinin pazarlama yaparak sipariş almalarının da çok gerçekçi ve mantıklı olmadığını, müvekkilinir sorumluluğundan bahsedilebilmesi için müvekkilinin temerrüde düşmesi gerekmekte olup, müvekkili tarafından 26.11.2019 tarihinde verilen teklifte, davacı şirkete teslim tarihi taahhüt edilmemiş olmakla, davacı şirkete ürünün teslimine ilişkin herhangi bir taahhüt verilmediğinden müvekkili şirketin temerrüde düşmesinden bahsedilemeyeceğini, önceki bilirkişi raporlarında da tarafların teslim tarihi ile ilgili olarak mutabakata vardıkları kesin bir tarihin olmadığının tespit edildiğini ancak buna rağmen bu bilirkişi raporundaki bilirkişilerin temerrüt hükümlerini hukuka aykırı bir biçimde uyguladığını, teklif formunda da açıkça görüldüğü üzere müvekkili şirketçe ödeme ve işin teslim süresinin karşılıklı görüşme ile belirleneceğinin ifade edildiğini ancak dava dilekçesinde de davacı tarafça ikrar edildiği üzere, teklif formuna teslim tarihi ve diğer hususların davacı şirket tarafından el yazısı ile sonradan eklendiğini, müvekkili tarafından hiçbir zaman karşı tarafa teslim tarihi bildirilmemiş olup, davacı tarafça sonradan eklenen teslim tarihinin müvekkili şirketi bağlayıcı olmadığını, tek taraflı bir bildirim ile temerrüdün oluşmayacağını, davacının müvekkilinin bilgisi dışında dava dışı üçüncü şirkete ürün teslimini taahhüt etmiş olup, ürünü teslim edemediğini, bu sebeple cezai şart ödediğini iddia ettiğini, henüz ortada bir teslim tarihi yokken davacının dava dışı üçüncü bir şirketle sözleşme imzalamasının basiretsiz olarak hareket ettiğini gösterdiğini, ayrıca dosya içerisine sunulan belgelerin her zaman düzenlenebilir nitelikte olduğundan, işbu belgeleri kabul etmediklerini, davacının kusurlu hareket ettiğinin açık olduğunu, sözleşmeye konu ürünün tüm teknik çizim ve detaylarının müvekkili tarafından gerçekleştirildiğini, ürünün imalatının da gizlilik içerisinde yapıldığını, alüminyum üretim detaylarının tamamının müvekkiline ait olmasına rağmen müvekkili şirketin haberi olmaksızın bu bilgileri kullanarak (inceleme adı altında isteyerek) faydalı model başvurusunda bulunduğunu, bu hususun bile davacının iyi niyetli olmadığını gösterdiğini, ayrıca hukuka aykırı bu başvurusunun da tazminini talep etmesinin kabul edilemeyeceğini, yine davacının ürünü teslim almadığını, ayrıca bilirkişiler tarafından hazırlanan önceki rapor ile de sabit olduğu üzere davacının talep ettiği zarar kalemleri ile dava konusu arasında bir illiyet bağı bulunmadığını, davacı yetkilisinin sosyal medyada paylaşımlar yaptığını ve "lansman planları yaptığımız" şeklindeki ifadeden dahi ürünün proje aşamasında olduğunun anlaşılacağını, yine şirket yetkilisinin paylaşımının altında "elimizden geleni yaptık...solar cam olarak üretilip yaz-kış kullanılabilecek olan bir sistemi çift cam uyguyamadıkları için gerçekleştiremedik..." şeklindeki ifadeden özellikle davacı şirketin cam büküm işleminden haberinin olduğunu gösterdiğini, söz konusu ürünün hazır olmasına rağmen davacı tarafça teslim alınmamasının, ürünün benzerlerinin piyasaya sürülmesi olduğunu ancak müvekkilinin imal ettiği ürünün camı itibarıyla diğer ürünlerden farklı olduğunu, bilirkişi raporunda yapılan zarar hesaplamasının hukuka uygun olmadığını, başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması sebebiyle uğranılan zarar yönünden verilen kararın da hukuka aykırı olduğunu, davacının kendi irade ve isteğiyle hareket ettiğini, söz konusu bu sözleşmeler üzerinden davacının münhasıran hakkının bulunduğunun bilindiğini, davacının üçüncü kişiyle yaptığı/ yapmadığı sözleşmenin kendi iradesi ile sabit olduğunu ancak henüz üretimi tamamlanmayan, test aşamalarından geçmeyen, teslimi dahi yapılmayan ve üstelik tamamen yeni bir üretim konusu ürünle ilgili yapılan sözleşmeden kaynaklı fırsatın kaçırılması sebebiyle uğranılan bir zarardan bahsetmenin mümkün olmadığını, kaldı ki davacının böyle bir hakkı olmadığını kabul etmekle birlikte davacının bu konudaki zararını dahi ispat edemediğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin iadesi ve alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle malın davalı tarafça davacı adresinde teslim edileceğinin kararlaştırılmasına , bu kapsamda dava tarihine kadar bu konuda davacının temerrüde düşürüldüğünün yasal delillerle kanıtlanamamış olmasına göre, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince; -Davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının peşin alınan 861,05 TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 245,65 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, -Davalıdan alınması gereken 2.527,47 TL istinaf karar harcından peşin alınan 615,40 TL + 29,00 TL olmak üzere toplam 644,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.883,07 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle taraflarca yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçları ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 10/12/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdıre-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır