TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : KONYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/05/2018 NUMARASI : 2016/593 Esas 2018/305 Karar DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak DAVA TARİHİ : 19/04/2016 KARAR TARİHİ : 31/03/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/04/2026 Taraflar arasındaki şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik ola…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2025/1085 Esas 2026/376 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1085 KARAR NO : 2026/376 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : KONYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 15/05/2018 NUMARASI : 2016/593 Esas 2018/305 Karar DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak DAVA TARİHİ : 19/04/2016 KARAR TARİHİ : 31/03/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/04/2026 Taraflar arasındaki şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekili ile davalı şirket vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 29/12/2020 tarih ve 2018/2104 Esas 2020/1520 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 20/06/2022 tarih ve 2021/3014 Esas 2022/5069 Karar sayılı onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 2022/65445 başvuru numaralı dosyada 20/12/2023 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (C) sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesine karar verilmiş olmakla Dairemizce yapılan inceleme sonucu davanın kısmen kabulüne dair kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09/07/2025 tarih 2025/2436 Esas 2025/4990 Karar sayılı kararı ile bozulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı tarafa bir miktar para verdiğini, davalı tarafça müvekkiline 75.120 DM kaldığına ilişkin belge verildiğini, bu parasının müvekkiline iadesinin gerektiğini ancak müvekkili davacı tarafın verdiği paraları geri istemesine rağmen davalı tarafça müvekkili davacı tarafın parasının iade edilmediğini, davalı tarafın Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket veya şirketlerin yöneticilerinin vs. cürüm işlemek amacıyla çete oluşturmak vs. suçlarından değişik ceza dava dosyalarında yargılandıklarını, birçok devlet kuruluşunca davalı tarafın denetlendiğini ve denetlemelere ilişkin birçok rapor düzenlendiğini, davalı şirket veya şirketlerin ticari defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığından, diğer davalı gerçek kişi ...'ın da şirket veya şirketlerin yöneticisi olması nedeniyle müvekkili davacı tarafı zarara uğrattıklarından ve müvekkili davacı tarafa karşı sorumlu olduklarından bahisle müvekkili davacı taraf ile davalı taraf arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve ayrıca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı tarafa verilen 75.120 DM (38.408,25 Euro) karşılığı 123.904,20 TL'nin verildiği tarihten itibaren işleyecek en yüksek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından dosyaya sunulan ortaklık durum belgesi başlıklı belgenin davalı şirket yöneticilerine ait herhangi bir imza içermediğini, belgeyi ve içeriğini kabul etmediklerini, müvekkili yönünden belgenin bağlayıcı olmadığını, davacının müvekkili şirkete herhangi bir ödeme yapmadığını, davacının hisse senetlerine dayanarak eski TTK 329 ve 405. maddelerindeki amir hükümleri gereğince alacak talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin bankacılık mevzuatına dayanarak herhangi bir mevduat toplamadığını, toplamasının da mümkün olmadığını, aynı şekilde müvekkilinin SPK, TTK ve BK hükümlerini ihlal etmediğini, davalı şirket yöneticileri hakkında verilmiş bir mahkumiyet kararı olmadığını, davanın hakdüşürücü ve zamanaşımı süresi içerisinde ikame edilmediğini bildirerek davanın reddini istemiştir. Davalı ... ve vasisine dava dilekçesi tebliğ edilmiş ise de, anılan davalı ve vasisi davaya cevap vermemiştir. Davalı ...'ın Konya 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 17/07/2017 tarih ve 2016/2007 Esas 2017/1081 Karar sayılı kararı ile organik beyin sendromu hastalığı nedeniyle kısıtlanmasına, kendisine oğlu ...'ın vasi olarak atanmasına karar verildiği, gerekçeli kararın vasiye tebliğ edilmesine rağmen istinaf kanun yoluna başvurmadığı anlaşılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davalı tarafın hak düşürücü süre ve zaman aşımı def'inin yerinde olmadığı, davalı şirketin SPK'ya sunduğu CD'ler gereğince alınan bilirkişi raporuna göre davacının davalı şirkete 34.515 Euro ödeme yaptığı, davacı taraf dava dilekçesinde ise davalı taraftan 75.120 DM (38.408,25 Euro) karşılığı 123.904,20 TL talep ettiği, davalının yasal bir hukuki ilişkiye dayanmadan aldığı parayı iade ettiğini ispatlaması gerektiği, davalının dosyaya 01/01/1999 tarihli son ortaklık durumunu gösteren bir belge sunduğu, bilirkişi tarafından incelenen Cd kayıtlarında davalının davacıya 06/02/1999 tarihinde 690 Euro ödeme yaptığı tespit edilmiş ise de bu ödemeye ilişkin davalının herhangi bir yazılı belge sunmadığı, davalının sunduğu ortaklık durumunu gösteren belge tarihinin Cd'lerin SPK'ya gönderildiği tarihten önceki tarihi içerdiği, ortaklık durum belgesinde belirtilen ödemelerin Cd'lerde yer almadığı, davacı tarafından sunulan ortaklık durum belgesiyle taraflar arasında ortaklık durumunun yenilenerek yeni bir ortaklık durum belgesinin düzenlendiği, bu belge esas alınarak davanın açıldığı, davalının sunduğu belgede belirtilen ödemenin mahsubunun mükerrer ödemeye sebebiyet vereceği, ortaklık durum belgelerinin nakit hanesindeki ödemeye ilişkin davalı savunmasına itibar edilemeyeceği, davacının davalıya istendiğinde iade edilmek üzere verdiği 34.515 Euro alacaklı olduğu, dava tarihindeki 3,2208 döviz kuru esas alındığında 34.515 Euro karşılığı 111.165,91 TL alacaklı olduğunun hesaplandığı, davalıların bu miktarın ödenmesinden davacıya karşı birlikte sorumlu oldukları, davalının davadan önce temerrüte düşürüldüğüne ilişkin belge sunulmadığı gerekçesiyle talebin kısmen kabulüne, davacının davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine, 111.165,91 TL'nin 19/04/2016 dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı şirket vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın zaman aşımına uğradığını, SPK listelerinin hatalı değerlendirildiğini, davacının talebi olmadığı halde hükme edilen alacağın ve yargılama giderlerinin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verildiğini, davacının ödeme ve hile iddiasını ispatlayamadığını, taraflar arasında ortaklık ilişkisi bulunmadığına ilişkin kabulün hatalı olduğunu, ödeme belgelerinin dikkate alınmadığını, yemin delilini kullanma haklarının engellendiğini, isticvap taleplerinin reddedildiğini, yasal faiz yerine avans faizine hükmedildiğini, davacının yedinde bulunan hisse senetlerinin davalı şirkete iadesine karar verilmediğini, dava tarihindeki yabancı para değeri üzerinden zarar hesabı yapılmasının hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ispat yükünün hatalı uygulandığını, yatırılan miktarın belirlenmesinde ortaklık durum belgesinin delil niteliği taşıdığını, faiz başlangıç tarihinin tahsil tarihi olması gerektiğini, tediye makbuzlarının alacaktan düşülemeyeceğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın istirdadı istemlerine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulü ile davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 111.165,91 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine dair karara karşı davacı vekili ve davalı şirket vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 29/12/2020 tarihli ve 2018/2104 E., 2020/1520 K. sayılı kararıyla davalı şirket ve davacı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 3332 sayılı Kanunun geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği, Dairemiz kararına karşı davacı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20/06/2022 tarih 2021/3014 Esas 2022/5069 Karar sayılı ilamı ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onandığı, kararın kesinleştiği görülmüştür. Kararın kesinleşmesi üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm 2022/65445 başvuru numaralı dosyada 20/12/2023 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosyanın yeniden incelenmesi sonucu yapılan değerlendirmede Dairemizin 27/12/2024 tarih 2024/1526 Esas 2024/1608 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın davalı şirket vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09/07/2025 tarih 2025/2436 Esas 2025/4990 Karar sayılı ilamı ile "1. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun, 22.04.2022 tarih, 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. İçtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı, aydınlatıcı, yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı soyut kararlardır. Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir. Dairemizin ... Holding A.Ş. ve grup şirketleri ile ilgili verdiği emsal dosyalarda (Dairemizin 01.07.2024 tarihli, 2024/3278 E., 2024/5341 K. sayılı, 13.05.2024 tarihli, 2024/1235 E. 2024/3801 K. sayılı ilamları) ayrıntılı olarak açıklandığı üzere davalı şirketin eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra davalı tarafın, davacıda söz konusu parayı ödeyeceği yönünden beklenti yaratacak tutumu olmadığından zamanaşımı defini ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı düşmeyeceği, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine bir kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2 maddesi hükümleri uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davacının 2000 yılında davalı tarafa para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 2016 yılında 7,5 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gözetilerek mahkemece zamanaşımı sebebiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bu nedenle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2.Bozma sebep ve şekline göre davalı şirket vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. " gerekçesiyle bozulmuştur. Dosya temyiz aşamasında iken davalı şirket vekilince sunulan bila tarihli dilekçede davacının imzasını havi 05/08/2024 tarihli "İbraname"nin değerlendirilmesi talep edilmiştir. Davalı vekilince ibraz edilen 05/08/2024 tarihli "İbraname" aslının incelenmesinde; "Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/593 Esas 2018/305 Karar sayılı dava dosyası dahil tüm alacak/haklarım ve de bugüne kadar ... Holding ... (60 numaralı sertifika nedeniyle) ve ... Holding A.Ş ile aramda var olan hukuki olay ve işlemler nedeniyle ... Holding A.Ş'ni (... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri A.Ş ve/veya ... Holding A.Ş ) ibra ederim. İşbu ibraname nedeniyle doğacak ihtilaflarda Konya Mahkemeleri ve İcra Daireleri münhasıran yetkilidir." açıklamasının yazılı olduğu, ibranamenin davacı ortak ... tarafından imzalandığı görülmüştür. Sunulan ibranameye ilişkin davacı vekilince 07/02/2026 tarihli dilekçede anılan ibranamede yer alan imzanın müvekkiline ait olduğu bildirilmiş, böylelikle davacının davalı şirketi dava tarihinden sonra ibra etmesi nedeniyle gelinen aşamada dava konusuz kalmıştır. 6100 sayılı HMK'nun 331/1.maddesinde " Davanın konusuz kalması halinde davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde, hakim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini taktir ve hükmeder" Buna göre davanın konusuz kalması halinde işin esası hakkında infaz kabiliyeti olan bir hüküm kurulmamaktadır. Davanın konusuz kalması halinde mahkemenin yargılamaya devam ederek davanın açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğunu tespit etmesi ve tutumu ile dava açılmasına sebep olan tarafı yargılama giderlerine mahkum etmesi gereklidir. Somut olayda davacının dava tarihinden sonra eldeki dava dosyası dahil tüm alacak ve hakları nedeniyle ibra ettiği, anılan ibra ile davacının davalıdan alacaklı olduğu ve davalının davacının haklarını dava tarihinden sonra davacıya iade ettiği nazara alındığında davacının dava tarihi itibariyle haklı sayılacağı gözetilerek yargılama gideri ve vekalet ücretinden davalı yan sorumlu tutulmuş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davalı ... hakkındaki Dairemizin 27/12/2024 gün 2024/1526 Esas 2024/1608 Karar sayılı kararına karşı davalı ... tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmadığından kesinleşmekle anılan davalı hakkındaki davada yeniden karar verilmesine yer olmadığına, 2-Davalı ... Holding A.Ş hakkındaki davada davanın konusu kalmadığından ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 3-Alınması gerekli olan 732,00 TL karar harcın davalı şirketten tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafça yapılan, 29,90 TL peşin harç, 2.250,00 TL bilirkişi ücreti, 177,00 TL posta ve tebligat ve keşif gideri olmak üzere toplam 2.456,9 TL yargılama giderinin davalı şirkettten (... hakkındaki kesinleşen hükümle tahsilde tekerrür olmamak üzere ve müteselsilen ) alınarak davacıya verilmesine, 5- Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince takdir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalı şirkettten (... hakkındaki kesinleşen hükümle tahsilde tekerrür olmamak üzere ve müteselsilen ) alınarak davacıya verilmesine, 6-Artan gider avansı olması halinde karar kesinleştiğinde ve talepleri halinde yatırana iadesine, B)1-Davacı tarafından yatırılan 35,90 TL istinaf karar harcı ile 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının talep halinde davacıya iadesine, 2-Davalı şirket tarafından yatırılan 1.898,43 TL istinaf karar harcı ile 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının talep halinde davalıya iadesine, 3-Davalı şirket istinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 4--İstinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı da gözetilerek taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı vekilinin yokluğunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 31/03/2026 Başkan- Üye - Üye - Zabıt Katibi -