İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/04/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 22/04/2026 KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 08/10/2025 tarih ve 2025/23 E - 2025/825 K kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Genel Kredi Sözleşmesi nedeni ile sözleşmeye kefil olan davalıdan alacaklı olduğunu, alacağın tahsili iç…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ ESAS NO: 2026/724 KARAR NO: 2026/861 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 08/10/2025 ESAS NO: 2025/23 KARAR NO: 2025/825 DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/04/2026 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 22/04/2026 KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 08/10/2025 tarih ve 2025/23 E - 2025/825 K kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Genel Kredi Sözleşmesi nedeni ile sözleşmeye kefil olan davalıdan alacaklı olduğunu, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, takibe konu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini ve yargılama gideri ve avukatlık ücretinin de davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı aleyhine başlatılan icra takibi ve açılan işbu dava haksız ve mesnetsiz olduğundan reddi gerektiğini, davacı tarafından davaya dayanak yapılan 17.01.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi davalı yönünden geçerli olmadığını, TBK md. 584/I uyarınca, evlilik sürdüğü sürece eşlerden birinin kefalet altına girmesi diğerinin yazılı onay vermesine bağlı olduğunu, bu sebeple kefalet sözleşmesinin kurulması bakımından evli eşlerin fiil ehliyetlerinin sınırlandığı ifade olunmakta olduğunu, yasanın bu hükmüne göre eşin rızası olmaksızın yapılmış olan kefalet sözleşmesi, fiil ehliyetinin olmaması sebebiyle geçersiz olduğunu, eşin rızası her bir münferit kefalet sözleşmesi için aranacak olduğunu, eşin, genel olarak gelecekte doğacak tüm borçlara kefil olacağına dair taahhüdü geçerli olmadığını, Kanun koyucu, evli kişinin kefil olabilmesi için eşinin rızasının aranması koşulunu emredici nitelikte düzenlediğinden, taraflarca bunun aksine anlaşmalar yapılamaz veya eşler bundan feragat edemez olduğunu, eşin rızasının alınması kefalet sözleşmesinin tamamlayıcı unsuru değil geçerlilik unsuru olduğundan ve bahsi geçen sözleşmenin geçerli olarak kurulabilmesi için eşin rızasının mutlaka alınması gerektiğinden, bu rızanın alınmaması, kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüzlüğü (butlanı) sonucunu doğuracağını, davaya dayanak yapılan 17.01.2017 tarihli genel kredi sözleşmesindeki davalının eşi ... adına atılmış olan imza ve yazılar davalının eşine ait olmadığını, bu husus mahkemece yapılacak inceleme ile de sübuta erecek olduğunu, öncelikle bu hususun nazara alınarak davalı yönünden geçerli olman bir kredi sözleşmesine istinaden açılan işbu davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 2016/4714 Esas 2017/2324 Karar sayılı ilamı ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/2645 Esas 2016/12602 Karar sayılı ilamının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, Davaya dayanak yapılan 17.01.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde kredinin asıl borçlusu olan ... Ltd. Şti.ye 150.000,00 TL limitli kredi açılmasına ilişkin olduğu görülmekte olduğunu, her ne kadar sözleşmede asıl borçluya sadece 150.000,00 TL kredi açılması hususunda sözleşme imzalanmış ise de davalıdan 165.000,00 TL ye kefil olduğu hususunda imza alınmış olduğunu, asıl borçluya verilmesi kararlaştırılan bedelin çok üstünde davalıdan kefalet alındığını, Sözleşmede asıl borçluya ne kadar kredi verildiği hususunda bir açıklık olmadığını, sadece kredinin üst limiti ile ilgili bir açıklama mevcut olduğunu, bu haliyle kefil olan davalı yönünden sözleşmenin geçerli olmadığını, bu yönüyle de davaya dayanak yapılan sözleşme davalı yönünden geçersiz olduğundan davalı aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından davaya dayanak yapılan 18.01.2017 tarihli sözleşme ' ... ' başlıklı olup genel bir kredi sözleşmesi olmadığını, bu sözleşme ile sadece 17.01.2017 tarihinde imzalanan sözleşmede 150.000,00 TL olan kredi limiti 250.000,00 TL ye yükseltilmiş olduğunu, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere 17.01.2017 tarihli sözleşmede kefil olan davalının, bu kefalet sözleşmesindeki imzanın davalının eşine ait olmaması sebebiyle ve yine bu sözleşmede kefil olan davalının sorumluluğunun tam bir şekilde belirli olmaması sebebiyle bu sözleşmenin hükümsüz olduğunu, hükümsüz olan 17.01.2017 tarihli sözleşmeye istinaden tanzim edilen 18.01.2017 tarihli sözleşmenin de geçerli olamayacağını, bu sebeple 18.01.2017 tarihli Kredi sözleşmesi limitinin artırılmasına dair sözleşmeye istinaden de davalının sorululuğundan söz edilmeyeceğini, davalının sadece bir krediye kefil olduğu inancıyla kredi sözleşmesini imzalamış olduğunu, sözleşme tarihi itibariyle davalı şirkette işçi olarak çalışmakta olduğunu, işyeri sahibi tarafından, işyerine kullandırılacak bir krediye kefil olunması istenmiş davalının da işini kaybetmemek için işvereni ile birlikte bir krediye kefil olmuştur. İşveren tarafından da bu kredinin tamamen ödendiğinin davalıya beyan edilmiş olduğunu, kefil, sadace kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ve kefalet limiti ile sorumlu olacağını, her ne kadar 17.01.2017 tarihli sözleşme davalı yönünden hükümsüz ise de bu sözleşme ile kullanılan kredi tamamen ödenmiş olup davalının herhangi bir sorumluluğu kalmamış olduğunu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2012/15421 Esas 2013/1789 Karar nolu ilamının bu kapsamda dikkate alınması gerektiğini, davacının asıl borçlular yönünden alacağını tahsil edemediğine dair aciz vesikası almadan kefil olan davalı aleyhine dava ikame etmesi de doğru olmadığını, Kefalet sözleşmesinde kefilin borcu tali, ikinci derecede bir borç olduğunu, asıl borçluya takip yapılıp bu takip semeresiz kalmadan ve rehne başvurulmadan kefile gidilemeyeceğini, bu kapsamda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 06.04.2015 Tarih 2015/10551 Esas 2015/10693 Karar sayılı ilamının dikkate alınması ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından davalı aleyhine açılan dava haksız ve yersiz olduğundan davanın reddine karar verilmesi ile dava konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminatın davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Tekmil dosya mündericatı birlikte değerlendirildiğinde; "...İstinaf kaldırma kararı doğrultusunda inceleme yapılarak bunun dışındaki iddiaların zaten daha önce alınan raporlar ile değerlendirilmiş olması nedeni ile yeniden inceleme yapılması yoluna gidilmemiştir. Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2024/2263 E, 2024/2366 K sayılı kaldırma kararı doğrultusunda yeniden Mahkememizce yapılan inceleme sonucunda alınan ... tarihli grafolog bilirkişi heyeti raporunda da, 165.000 TL kredi ile ilgili ... Sayfadaki imzanın ... elinden çıktığının tespitine rağmen, 275.000 TL kredi ile alakalı ... Sayfada yer alan imzanın ... elinden çıktığının kabulünün mümkün olmadığının belirtildiği görülmekle, 165.000 TL’lik miktar yönünden davalının kefaletinin bulunduğu anlaşılmış ve bilirkişi heyetinden alınan 29/07/2024 tarihli rapor ile de davalının kefil olduğu sözleşme yönünden kefalet bedelinin üzerinde borcun bulunduğu ve davalının 165.000 TL için borcunun var olduğunun belirtilmesi karşısında davalının takip nedeni ile kefaletinin geçerli olduğu 165.000 TL için sorumlu olduğu, diğer kısım yönünden ise davacının alacağını ispat edilemediği değerlendirilmiş ve böylece, DAVANIN KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ İLE, Kayseri Banka Alacakları İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan takipte davalı borçlunun itirazının kısmen iptali ile takibin davalı kefil yönünden 165.000 TL kefalet miktarı ile sınırlı alacak üzerinden kaldığı yerden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, İtirazın iptaline ve takibin devamına karar verilen alacak miktarı olan 165.000,00 TL’nin %20'si oranında icra inkâr tazminatının İİK mad 67 gereğince davalı borçludan tahsili ile davacı alacaklıya verilmesine, Davalı tarafça takibin haksız ve kötüniyetle yapıldığı ispatlanamadığından davalı tarafın tazminat talebinin İİK madde 67/2 gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 1-DAVANIN KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ İLE, Kayseri Banka Alacakları İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden yapılan takipte davalı borçlunun itirazının kısmen iptali ile takibin davalı kefil yönünden 165.000,00-TL kefalet miktarı ile sınırlı alacak üzerinden kaldığı yerden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-İtirazın iptaline ve takibin devamına karar verilen alacak miktarı olan 165.000,00-TL’nin %20'si oranında icra inkâr tazminatının İİK mad 67 gereğince davalı borçludan tahsili ile davacı alacaklıya verilmesine, 3-Davalı tarafça takibin haksız ve kötü niyetle yapıldığı ispatlanamadığından davalı tarafın tazminat talebinin İİK madde 67/2 gereğince reddine,..." şeklinde karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı ve davalı vekilince yasal süresinde istinafa başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkil Banka tarafından 17.01.2017 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ile dava dışı borçlu ... Ltd. Şti.' ye ticari kredi kullandırıldığını, kefillerden davalı borçlu ..., önce 165.000 TL.' ye 17.01.2017' de kefil olmuş, daha sonra 275.000 TL. ye 18.01.2017' de kefil olmuş, eşinin onayı da aynı gün alındığını, sonuçta davalı, borçlu firmanın borcunun 275.000 TL. sine müteselsilen kefil olduğunu, raporda 165.000 TL. kredi miktarlı sayfanın davalı kefil eşinin onayı bölümünde atılı bulunan imzanın ...'ın elinden çıktığı kanaatine varıldığını, davalı vekili cevap dilekçesinde kredi sözleşmesine kefil olan davalının eş rızası için atılan imzaların ...' a ait olmadığını iddia etmiş; ancak örnek imzalar incelendiğinde ...' ın her defasında farklı şekilde imza attığı rahatlıkla görülebilmiş ve 165.000 TL'lik kısımdaki imzanın onun eli ürünü olduğu tespit edilerek bu iddia bir kez daha çürütüldüğünü, nitekim Mahkemece de bu imza kabul edilmiş ve kısmen kabul kararında belirtildiğini, borçlu ...' nın bir dönem işçisi olan davalı ..., işbu kredi sözleşmesine kefil olarak imza attığını, artırımı kabul ederek tekrar imza atmış ve bu imzalara da itiraz edilmediğini, 275.000 TL'lik kefalet için de davalı ve eşi müvekkil bankada hazır olduğunu, dolayısıyla ticari hayatın olağan akışına göre, müvekkil bankanın kamu bankası olması da düşünülerek, kanunen zorunlu olan eş rızası için ...'ın imza attığı gün, eşinin de orada olması ve imza atmış olması dikkate alınması gerektiğini, ticari hayatın olağan akışına göre bir kamu bankasının kefalet için imza alırken son derece hassas davranacağını, söz konusu imza, muhtemelen daha önce yanlış atılan bir imza nedeniyle üstüne kağıt yapıştırılarak bu kağıt üstüne alındığını, küçük bir kutu alanına imza atıldığından, bu durum, kalem hareketlerinin kısıtlı olmasına, harf formunda doğal değişimlere neden olmuş olabileceğini, bu husus raporda irdelenmediğini, raporda ele alınan mukayese imza örneklerinin hangi tarihte, hangi kurumda, hangi kalemle atıldığı bilgisi bulunmadığından, yapılan karşılaştırmanın sağlıklı olup olmadığı belirsiz kaldığını, inceleme sırasında kullanılan büyütme oranı, kıyaslama yöntemi, çizgi analizi, basınç dağılımı, mikroskobik inceleme gibi bilimsel metotların açıklanmaması, teknik bir eksiklik olup, raporun güvenilirliğini etkilediğini, bu durum HMK. m. 266'ya ve Bilirkişilik Yönetmeliği' ne de aykırı olduğunu, raporda ... harfinin tersimi vb. unsurların farklı olduğu belirtilmişse de bu farklılıkların "doğal imza varyasyonları" çerçevesinde olabileceği değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunda, imzalar arasındaki benzerlik unsurları (karakteristik çizgiler, harf bağlantıları, eğim açısı vb.) değerlendirme dışında bırakıldığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre imza incelemelerinde; kanaatin açık, bilimsel verilere dayalı ve somut tespitlerle desteklenmiş olması gerektiğini, mahkemenin dayandığı rapor, tüm bu sebeplerle eksiktir ve kararın kaldırılması gerektiğini, bilirkişi raporunda görselleri paylaşılan, ...'ın mukayeseye tabi imza örnekleri kendi arasında incelendiğinde dahi, ... harfinin devamındaki buklenin her bir örnekte oldukça farklı olduğu, mukayeseye esas imzalarda özellikle üst soldan 3. ve 4. resimlerdeki imzaların ... harfinin yapısı, buklesi ve devamındaki zikzakların diğer örnek imzalarla neredeyse alakasız olduğu görüleceğini, kredi sözleşmeleri çok sayfalı yapısından kaynaklı olarak, müşterilerce imzalanırken çeşitli aksaklıklar meydana gelebilmekte, bazen yanlış yerlere imza atılabildiğini, somut olayda da davalının eşinin her sayfada farklı tarzda imza atmış olması da değerlendirilerek, kefalet sözleşmesini imza eden taraflardan biri yanlış yere imza atmış olabileceğinden, kontrol sırasında bu durum fark edilerek, bu usul ve karşılıklı kabulle ilgili yere aynı gün sözleşme kurulma aşamasında ...'a imza attırılmış olması, kağıdın yapıştırma olması nedeniyle zeminin düzgün olmaması ve/veya kalemin bir an için yazmaması gibi bir durumda, imzanın normal halinden uzaklaşması pek muhtemel olduğunu, yine imza atan kişinin odaklanamaması, okur yazarlığın düşük olması gibi durumlarda dahi imzada el kaldırma ve kısmi mükerrerlik görülebileceğini, bu hususların da değerlendirilmesi önemli olduğunu, günde yüzlerce kredi sözleşmesi imzalatan müvekkil bankaya bu konuda hiçbir kusur izafe edilemeyeceğini, bu yüzden sayfaya yapışmış olarak görülen kısımdaki imzanın da davalı eşinin eli ürünü olduğu kabul edilmesi gerektiğini, açıklanan eksiklikler nedeniyle, 275.000 TL. lik kefalet için atılan eş imzası konusunda, işbu bilirkişi raporunun hükme esas alınması hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle dosyanın, sadece bu yapıştırma kağıt üzerindeki imza açısından, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ... Şubesi gibi uzmanlık alanında en yetkin kuruluşa gönderilerek, itirazlarımız doğrultusunda yeniden inceleme yaptırılmasını teminen kararın bu yönden kaldırılması gerektiğini, tehiri İcra talepli istinaf başvurumuzun kabulüne, davanın kısmen reddi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmesine, davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı tarafından davaya dayanak yapılan genel kredi sözleşmesi müvekkil yönünden geçerli olmadığını, TBK md. 584/ı uyarınca, evlilik sürdüğü sürece eşlerden birinin kefalet altına girmesi diğerinin yazılı onay vermesine bağlı olduğunu, bu sebeple kefalet sözleşmesinin kurulması bakımından evli eşlerin fiil ehliyetlerinin sınırlandığı ifade olunduğunu, yasanın bu hükmüne göre eşin rızası olmaksızın yapılmış olan kefalet sözleşmesi, fiil ehliyetinin olmaması sebebiyle geçersiz olduğunu, eşin rızası her bir münferit kefalet sözleşmesi için aranacağını, eşin, genel olarak gelecekte doğacak tüm borçlara kefil olacağına dair taahhüdü geçerli olmadığını, kanun koyucu, evli kişinin kefil olabilmesi için eşinin rızasının aranması koşulunu emredici nitelikte düzenlediğinden, taraflarca bunun aksine anlaşmalar yapılamayacağını veya eşler bundan feragat edemeyeceğini, eşin rızasının alınması kefalet sözleşmesinin tamamlayıcı unsuru değil geçerlilik unsuru olduğundan ve bahsi geçen sözleşmenin geçerli olarak kurulabilmesi için eşin rızasının mutlaka alınması gerektiğinden, bu rızanın alınmaması, kefalet sözleşmesinin kesin hükümsüzlüğü (butlanı) sonucunu doğuracağını, yargılama aşamasında mahkemece alınan ve dosya içerisinde mevcut Bilirkişi ... ın ... tarihli raporunda da dile getirdiği üzere 18.01.2017 tarih ve 275.000,00 TL kredi miktarlı kredi sözleşmesindeki '... Sözkonusu imzanın bulunduğu bölümün alt kısmında başka bir imza olup bu bölüme üzerine imza olan bir kağıt parçası yapıştırıldığı müşahade ve tespit edilmiştir...) hususu nazara alındığında 18.01.2017 tarihli 275.000,00 TL bedelli krediye geçerli bir eş muvafakatinin bulunmadığını, 18.01.2017 tarih 275.000,00 TL lik krediye ilişkin evrak asılları dosya içerisinde mevcut olduğunu, bu kredideki eş onayı imzasının, müvekkilin eşine ait olmadığı bilirkişi raporu ve mahkemece yapılan gözlemlemeyle de sabit olduğunu, yine Kayseri BAM 6. Hukuk Dairesince, yerel mahkemece tesis edilen önceki kararın kaldırmasından sonra mahkemece, dosya bilirkişi heyetine tevdii edildiğini, ... tarihli grafolog bilirkişi heyeti raporunda da, 165.000 TL kredi ile ilgili ...Sayfadaki imzanın ... elinden çıktığının tespitine rağmen, 275.000 TL kredi ile alakalı ... Sayfada yer alan imzanın ... elinden çıktığının kabulünün mümkün olmadığının belirtildiğini, bu sebeple davanın reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olduğunu, kefalet, belirli veya en azından kefaletin verildiği anda belirlenebilir olması halinde geçerli olduğunu, bu hususa öğretide, Yargıtay ve Kaynak İsviçre Borçlar kanunu'nun uygulaması ile ilgili İsviçre Fedaral Mahkemesi kararlarında açıkça değinildiğini, davaya dayanak yapılan 17.01.2017 tarihli genel kredi sözleşmesi incelendiğinde kredinin asıl borçlusu olan ...Ltd Şti ye 150.000,00 TL limitli kredi açılmasına ilişkin olduğu görüldüğünü, her ne kadar sözleşmede asıl borçluya sadece 150.000,00 TL kredi açılması hususunda sözleşme imzalanmış ise de müvekkilden 165.000,00 TL ye kefil olduğu hususunda imza alındığını, asıl borçluya verilmesi kararlaştırılan bedelin çok üstünden müvekkilden kefalet alındığını, sözleşmede asıl borçluya ne kadar kredi verildiği hususunda bir açıklık olmadığını, sadece kredinin üst limiti ile ilgili bir açıklama mevcut olduğunu, bu haliyle kefil olan müvekkil yönünden sözleşmenin geçerli olmadığını, bu yönüyle de davaya dayanak yapılan sözleşme müvekkil yönünden geçersiz olduğundan müvekkil aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkil sadece bir krediye kefil olduğu inancıyla kredi sözleşmesini imzaladığını, sözleşme tarihi itibariyle müvekkil davalı şirkette işçi olarak çalıştığını, işyeri sahibi tarafından, işyerine kullandırılacak bir krediye kefil olunması istenmiş müvekkil de işini kaybetmemek için işvereni ile birlikte bir krediye kefil olduğunu, işveren tarafından da bu kredinin tamamen ödendiği müvekkile beyan edildiğini, kefil, sadace kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ve kefalet limiti ile sorumlu olduğunu, davacının asıl borçlular yönünden alacağını tahsil edemediğine dair aciz vesikası almadan kefil olan müvekkile dava ikame etmesi de doğru olmadığını, kefalet sözleşmesinde kefilin borcu tali, ikinci derecede bir borç olduğunu, şöyle ki, asıl borçluya takip yapılıp bu takip semeresiz kalmadan ve rehne başvurulmadan kefile gidilemeyeceğini, mahkemece davacı için asıl alacağın %20 si oranında tazminat vermesi ve red edilen kısım için müvekkil lehine %20 oranında tazminata karar verilmemiş olması sebebiyle de mahkeme kararı usul ve yasaya aykırı olduğunu, tüm dosya kapsamı nazara alındığında davacı için hükmedilen %20 oranındaki tazminatın yasal unsurlarının oluşmadığı halde davacı lehine bu oran üzerinden tazminata karar verilmesi ve müvekkil yönünden ise talebin reddine karar verilmiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, usul ve yasaya aykırı olarak tesis edilmiş olan Kayseri 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/23 Esas 2025/825 K. sayılı kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini , dava konusu alacağın %20 sinden az olmamak üzere tazminatın davacıdan alınarak müvekkile ödenmesine karar verilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir" şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında alacak istemiyle başlatılan icra takibinde borca itirazın iptali talebine ilişkindir. Dosya kapsamında toplanan deliller, somut olayın özelliklerine uygun bilirkişi raporu, ilk derece mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, davacı ile dava dışı asıl borçlu arasında düzenlenen kredi sözleşmeleri ve bu kapsamda taraflar arasında düzenlenen kefalet sözleşmeleri nedeniyle ispat edilen alacak üzerinden davanın kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin verilen kararda yazılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen istinaf edilen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden bir aykırılık bulunmadığı, bu nedenlerle davacının ve davalının yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacının ve davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 08/10/2025 tarih ve 2025/23 E - 2025/825 K sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacının istinafı yönünden; Alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf karar ve ilam harcı davacı tarafça peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, Davalının istinafı yönünden; Alınması gerekli olan 11.271,15 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından istinaf eden davalı tarafından peşin yatırılmış 2.848,00 TL harcın mahsubu ile bakiye eksik kalan 8.453,15 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davalıdan alınarak Hazineye Gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendileri üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 361/1 md uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 22/04/2026