11. Hukuk Dairesi 2009/6104 E. , 2011/5338 K. MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/12/2008 tarih ve 2008/135-2008/713 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 03.05.2011 gününde davacı avukatı .... ile davalı avukatı ..... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf av…
**11. Hukuk Dairesi 2009/6104 E. , 2011/5338 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/12/2008 tarih ve 2008/135-2008/713 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 03.05.2011 gününde davacı avukatı .... ile davalı avukatı ..... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi .... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, 193 s. Gelir Vergisi Kanunu’nun 4369 S.K. ile değişik 94/8 maddesi uyarınca 29.07.1998 tarihinden itibaren Kurumlar Vergisi’nin bütünüyle kapsamı dışındaki dernek ve vakıflara stopaj yükümlülüğü getirildiğinden davalı vakfın müvekkili banka nezdindeki mevduatı ile ilgili vergisi kesilmeyen faiz ödemelerinden dolayı müvekkilince anapara vergi borcu ve gecikme tutarı 185.585.260.865 TL’nın Vergi Dairesi’ne 20.09.2001 tarihinde yatırıldığını, vergi yükümlüsünün davalı mudi olduğunun ileri sürerek, anılan meblağın faiziyle davalıdan rucuan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, Bakanlar Kurulu’nun 21.11.1997 tarih ve 10284 sayılı kararı ile müvekkiline vergi muafiyeti tanındığını, sehven yapılan tevkifatın vadesinde yerine getirilmemesinden doğan gecikme cezasına davacının katlanması gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacı nezdinde hesabı bulunduğu, bu hesap nedeniyle ödemek zorunda kaldığı stopaj ve vergi cezasından davalının sorumlu olduğu iddiasıyla bu davayı açtığı, davalının bu durumun davacı hatasından kaynaklandığını savunduğu, tarafların kusur durumlarının araştırılması gerekçesiyle önceki kararın bozulduğu, bilirkişi kurulunun tarafların eşit oranda kusurlu olduğu yönünde görüş bildirdiği, stopaj olarak kesilen tutardan vergi yükümlüsü davalının sorumlu bulunduğu, bu miktarın 57.580.00 YTL olduğu, vergi cezasının yarısı olan 34.914.96 YTL’den ayrıca sorumlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 92.494.96 YTL’nin faiziyle tahsiline karar verilmiştir Karar, taraf vekillerince temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, mevduat faizi geliri nedeniyle ödenen vergi ve gecikme tutarının rucuan tahsili istemine ilişkindir. Davalının, davacı nezdinde mevduat hesabı olduğu, faiz geliri elde ettiği, bu gelirin vergiden muaf olduğu zannedilip tahakkuk eden verginin uzun süre ödenmediği, daha sonra davacının vergi aslı ve gecikme tutarını idareye ödediği, rucuan tahsili için eldeki bu davayı açtığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Vergi mevzuatındaki değişiklik sonrası elde edilen faiz geliri nedeniyle davalının vergi yükümlüsü haline geldiğini faizin vergisinin yatırılması gerektiğini bilmek durumunda olması, bu hususta davacı bankayı uyarması ve denetlemesi nedeniyle davalının verginin geç ödenmesinde sorumluluğu mevcut ise de, bu verginin zamanında yatırılması mükellefiyeti esasen vergi sorumlusu davacı bankaya aittir. Bu bakımdan, zamanında vergi yatırılmaması işleminde davacının davalıya nazaran daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gereklidir. O halde, tarafların yarı oranında kusurlu bulunduğu yönündeki bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. 3-Ayrıca, vergi yükümlüsü olması dolayısıyla davalı davacının ödediği vergi aslının tamamından sorumludur. Esasen bu yön önceki kararla da kesinleşmiştir. Uyuşmazlık, ödenen gecikme tutarından kimin ne oranda sorumlu olduğu noktasında toplanmaktadır. Davacı, ödediği vergi aslı ile gecikme cezası tutarının davalı kusuruna isabet eden kısmının toplamı kadar rücu edebilecektir. Bu durum karşısında, vergi aslının zamanında ödenmemesi nedeniyle davacının ödediği gecikme cezası tutarının ne kadar olduğu açıklanmadan ve davalının sorumlu olduğu miktarın nasıl hesaplandığı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması da kabul şekli bakımından yanlış olmuş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekillik ücretinin taraflardan alınarak yek diğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 03.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.