11. Hukuk Dairesi 2010/13878 E. , 2012/5172 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/07/2010 tarih ve 2008/609-2010/605 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılardan ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar,
**11. Hukuk Dairesi 2010/13878 E. , 2012/5172 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29/07/2010 tarih ve 2008/609-2010/605 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılardan ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin, davalı şirketin hissedarı iken şirketteki ortaklık payını yeğeni ...'e devrettiğini, davalının 21.10.2004 tarihli belgeyi imzalayarak istenildiği zaman devredilen payın müvekkiline iade edileceğini kabul ettiği, ancak davalının bu taahhüdüne aykırı davranarak uhdesinde bulunan payların büyük bir kısmını üçüncü şahıslara devrettiğini ileri sürerek, davalı adına kayıtlı payların müvekkili adına kayıt ve tescilini, taahhüdünün yerine gelmemesi sebebiyle şimdilik 20.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini; birleşen davada ise, TTK'nun 520. maddesi uygun hisse devri gerçekleşmediğinden davalı şirketin ortaklarının ..., ... ve ... olduğunun tespiti ile ticaret sicil kaydına tescil ve ilanını talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, TTK 520. maddesine uygun yapılan devir işlemlerinde usulsüzlük bulunmadığını, 21.10.2004 tarihli belgenin noter tasdikli olmaması nedeniyle geçerli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın dayanağının BK'nun 18. maddesi olduğu, kural olarak hukuki işlemin taraflarının muvazaa iddiasına dayanamayacakları, aksinin yazılı belge ile kanıtlanmasının gerektiği, ancak 21.10.2004 tarihli belgenin muvazaanın kanıtı olarak değerlendirildiği, hisse devrine ilişkin 15.10.2004 tarihli sözleşmenin yoklukla malul olduğu, devir sözleşmesinin yok hükmünde olması nedeniyle davacının halen davalı adına kayıtlı bulunan limited şirket paylarının iptali ile kendi adına kayıt ve tescilini talep edebileceği; birleşen dava yönünden ise, davacının mevcut sicil kayıtlarına göre davalı şirketin pay sahibi olmadığı, asıl davada verilen karar kesinleşip davacının şirket ortağı olduğu hüküm altına alınmadığı sürece davacının halen şirket ortakları arasındaki pay devir işlemlerinin ana sözleşmeye ve hukuka aykırılığını ileri sürmesinin olanaklı olmadığı, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kabulüne, pay devrinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunun tespitine ve iptaline, devir konusu payın davacı adına kayıt ve tesciline, teminat yatırıldığında davalı ... adına kayıtlı 50 pay üzerine karar kesinleşene kadar üçüncü şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir konulmasına, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili ve davalılardan ... vekili temyiz etmişlerdir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin asıl davaya yönelik aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Davacı, asıl davanın davalısı üzerinde görünen 60 payın adına tescilini istediğine göre, mahkemece 60 payın tamamının davacı adına tesciline karar verilmesi gerekirken, 50 payın tesciline hükmedilmesi doğru olmamış, asıl davada verilen kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir. 3-Diğer taraftan, davacı, payların adına tescilinin yanı sıra 20.000 TL tutarında tazminatın tahsilini de istediği halde mahkemece, bu taleple ilgili olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi de doğru olmamış, kararın asıl davanın davalısı yararına bozulmasını gerektirmiştir. 4-Birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarına gelince; davacı, birleşen davada, asıl davada kendisine ait olduğunu iddia ettiği tüm paylar bakımından ortaklığının tespitini istediğine ve esasen de birleşen davadaki husumet eksikliklerinin tamamlanması amacıyla, şirket ve payları devralan kişiler aleyhine dava açıldığına göre, mahkemece birleşen davanın asıl dava ile birlikte görülüp taraflar arasındaki muarazanın giderilmesine karar vermek gerekirken, birleşen davanın görülmesinin asıl davanın kesinleşmesine bağlı olduğu gerekçesiyle, birleşen davanın reddine karar verilmesi de doğru görülmemiştir. Ayrıca, bir an için mahkemenin birleşen davayı red gerekçesinin doğru olduğu kabul edilse bile, açılmış bir dava bulunduğundan, usul ekonomisi hükümleri gözönünde bulundurularak birleşen davanın ayrılmasına karar verilip, asıl davada verilen karar kesinleştikten sonra, birleşen davada asıl davanın sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi de doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin asıl davaya yönelik sair temyiz itirazlarının reddine, asıl davada verilen kararın (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... yararına BOZULMASINA, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle birleşen davada verilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacı ve davalı ...'e iadesine, 02.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.