Hukuk Genel Kurulu 2016/257 E. , 2017/926 K. "" MAHKEMESİ : Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (İlk Derece) İ Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Hukuk Dairesince; “Davacı asil dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili olarak görev yaptığı İstanbul 4. İş Mahkemesi'nin 2013/274 esas sayılı dosyasının 09.04.2014 tarihli celsesinde Mahkeme Hakimi ... tarafından ara karar verilmek üzere "gereği düşünüldü" denildiğind…
**Hukuk Genel Kurulu 2016/257 E. , 2017/926 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (İlk Derece) İ Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan incelemesi sonucunda ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Hukuk Dairesince; “Davacı asil dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili olarak görev yaptığı İstanbul 4. İş Mahkemesi'nin 2013/274 esas sayılı dosyasının 09.04.2014 tarihli celsesinde Mahkeme Hakimi ... tarafından ara karar verilmek üzere "gereği düşünüldü" denildiğinde ayağa kalkmaması nedeni ile yaşanan usul tartışmasından sonra salonun mübaşir vasıtası ile boşaltıldığını, oturmaması için sadece kendisinin ve müvekkilinin oturabileceği davacı masası tarafında olan sandalyelerin salonun başka bir tarafına alındığını, olayın müvekkilinin önünde gerçekleştiğini, Hakim ...’in yargılama faaliyeti esnasında kin ve düşmanlık sebebi ile bu şekilde hukuka aykırı karar vermesine neyin neden olduğunun, avukatlık mesleğine ve şahsına neden bu şekilde bir üslup takındığının anlaşılamadığını, Mevzuata göre ara karar yazdırılırken tarafların ayağa kalkmasının gerekmediğini, yargılama esnasında hangi hallerde ayağa kalkılacağının mevzuatta açıkça bir şekilde belirtildiğini, bunların "yemin" ve "hükmün tefhimi" olduğunu, o celse tanık yeminleri sırasında norma riayet ederek ayağa kalktığını, "yemin" ve "hükmün tefhimi" sırasında ayağa kalkmanın yasal zorunluluk olduğunu, bunun dışında kalan durumlarda, örneğin ara karar okunurken, taraflar ve vekilleri beyanda bulunurken ayağa kalkılmasının mecburi olmayıp, kişilerin tercihine bırakıldığını, hakimin duruşma salonunu boşaltmasının haklı ve makul bir sebebi olmadığını, hakimin kişisel ve keyfi davranarak duruşma salonunu boşalttığını, bu esnada davacı vekili olarak oturduğu sandalyeyi/koltuğu salonun diğer tarafına aldırdığını, Mahkeme hakiminin adalet hizmetinin yürütülmesi sırasında müvekkilinin önünde gerek şahsına, gerekse mesleğine karşı onur kırıcı davranışta bulunduğunu, bu davranışını devam ettirerek kötü muamele boyutuna vardırdığını, gerek ceza yargılamasında ve gerekse hukuk yargılamasında adalet hizmeti yerine getirilirken adil ve sağlıklı bir yargılama yapılması için hakim, savcı ve avukatın işbirliği içinde çalışmakla yükümlü olup, yargının her üç kolunun da kişisel davranış ve duygularla hareket ederek bu çalışma düzeni ve barışını bozmaması gerektiğini, mahkeme hakiminin şahsına ve mesleğine yönelik hukuki dayanaktan yoksun davranışları nedeni ile dava açtığını belirterek, 10.000 TL. manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Hazine Vekili, cevap dilekçesinde özetle;