Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2021/926 E. , 2024/4396 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2021/926 Karar No:2024/4396 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Derneği VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2021/926 E. , 2024/4396 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2021/926 Karar No:2024/4396 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Derneği VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Kapalı cezaevlerinde davacı dernek üyesi teşebbüslerin arama kartı hizmeti sunmalarının Adalet Bakanlığı ve ... A.Ş. (...) tarafından engellenmesi suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek ilgililere yaptırım uygulanması istemiyle yapılan başvurunun 4054 sayılı Kanun kapsamında inceleme olanağının bulunmadığından bahisle reddine ilişkin ... tarihli ve ... sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; müdahil Bakanlıkça gerekli güvenlik unsurlarının sağlanması için teknik olarak sistemin telefon görüşmesini istenilen sürede kesilebilmesi, görüşmelerin kayıt altına alınarak belirlenen bir süre saklanabilmesi ve daha önceden hükümlü veya tutuklular tarafından kurum idaresine bildirilen ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün "Telefonla görüşme hakkı" başlıklı 88. maddesinin birinci maddesinde belirtilen kişiler ile görüşmelerin sınırlandırılabilmesi amacıyla cezaevi kantinlerinde Türk Telekom tarafından üretilen "smart kart"ların kullanımı yolunda tercihte bulunulduğu, Türk Telekom'un bu süreçte idarece talep edilen koşullar altında ve idarece belirlenen zaman dilimi içerisinde kamu hizmetinin yerine getirilmesine katıldığı, dolayısıyla Türk Telekom'un idarece talep edilen kartın üretimini üstlenmesi ve satışını idarenin belirlediği şartlar altında yerine getirmesinin tek başına idare ile piyasa koşullarını bozucu uyumlu eylem ya da anlaşma içerisinde hareket etmek olarak değerlendirilemeyeceği, davacı tarafından, üyesi işletmecilerce sunulan şifreli kartlar ile de aynı güvenlik önlemlerinin alınabileceği ileri sürülmekte ise de, bu hususa yönelik olarak müdahil Adalet Bakanlığınca kapalı cezaevlerinde araya girme (ARG) sistemlerinin teknik alt yapı olarak kullanıldığı, "smart kart"ların önceden tanımlı olmayan aramayı doğrudan reddettiği, ancak şifreli kartlarda aranan numaranın tespit edilemeyebileceği ve aramayı başlatmak ile görüşmeyi başlatmak arasında hükümlü aleyhine geçen zaman kaybının hesaplanamayacağı, dolayısıyla şifreli kartlarda güvenlik açığı oluştuğu ve ARG ile uyumlu olmadığının belirtildiği, davacı dernek tarafından ise iddialarını doğrulayan herhangi bir somut bilgi veya belgenin sunulmadığı, bir tarafın kamu kurumu olduğu piyasa ilişkilerinde kamu kurumunun kar maksimizasyonu gütmese dahi yaptığı ekonomik faaliyet nedeniyle teşebbüs vasfında olabileceği, bu anlamda teşebbüsün rekabet hukuku kurallarına riayet etmesi gerektiği, bu kapsamda müdahil Adalet Bakanlığınca kamu hizmetinin yerine getirilmesi amacıyla dahi olsa Türk Telekom'dan smart kart alım faaliyetinin 4054 sayılı Kanun kapsamında bir ekonomik faaliyet olduğu, bununla birlikte, kamu idaresi vasfı nedeniyle söz konusu faaliyetin aynı zamanda yönetsel erkin kullanımı niteliğinde olduğu, bu yönetsel erkin kullanımı gereği, kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin telefon ile görüşme hakkının güvenlik açığı oluşmaksızın idarenin kontrolü altında tutulması amacıyla istenen güvenlik tedbirlerini sağlayan Türk Telekom'dan temin edilmesinin rekabet hukuku kurallarına aykırılık oluşturmayacağı, ayrıca Türk Telekom'un faaliyetinin cezaevi idaresince istenen güvenlik tedbirlerini sağlayan telefon kartlarını idarenin sevk ve kontrolünde cezaevi kantininde satışa hazır bulundurmak olduğu, Türk Telekom yönünden de serbest rekabeti bozucu eylemden bu aşamada söz edilemeyeceği, davacı dernek üyesi işletmeciler tarafından sunulan kazımalı/şifreli kartların, idarece telefon görüşmelerinin kontrol altında tutulması amacıyla oluşturulan ARG sistemi ile uyumlu olmadığı, bu durumun aksinin davacı dernekçe somut bilgi ve belgeyle ortaya konulamadığı, kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin ankesörlü telefon ile gerçekleştirdikleri telefon görüşmelerinin Türk Telekom tarafından satışa sunulan "smart kart"ların kullanımı suretiyle yerine getirilmesine yönelik Adalet Bakanlığı ile Türk Telekom arasındaki ekonomik ilişkinin piyasa faaliyetlerine haklı bir müdahale niteliğinde bulunduğu ve rekabeti bozucu anlaşma, uyumlu eylem ya da hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından, dava konusu Kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Türk Telekom dışında dernek üyelerinin istenilen güvenlik tedbirlerini sağlamadığı çıkarımının hatalı olduğu, istenilen koşulun yazılımsal bir özellik olduğu, müdahil Bakanlığın bu koşula yönelik bilgilendirme yapmadığı, dernek üyelerinin istenilen güvenlik koşulundan bu dava ile haberdar olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacının iddialarının Adalet Bakanlığınca tesis edilmiş bir işlemin hukuka aykırı olduğuna ilişkin olduğu ancak dava konusu Kurul kararının şikayet konusunun 4054 sayılı Kanun kapsamında olmadığından tesis edildiği; davalı yanında müdahil Adalet Bakanlığı tarafından, temyize konu kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli ve düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacı tarafından davalı idareye verilen 19/06/2017 tarihli şikayet dilekçesinde özetle, "Bazı savcılıkların yargı kararı niteliğinde olmayan idari bir karar ile kendilerine bağlı kapalı ceza infaz kurumlarında Türk Telekom arama kartları dışındaki arama kartlarının satışını engelledikleri, bu durumun şifreli kartların kayıt altına alınamadığı şeklindeki yanlış bilgiden kaynaklandığı, Adalet Bakanlığı ile Türk Telekom'un anlaşma yaparak söz konusu fiili durumu kalıcı hale getirmeye çalıştıkları, böylelikle 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerini ihlal ettikleri" iddialarına yer verilmiştir. Kurul tarafından Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan (BTK) talep edilen görüş üzerine 06/10/2017 tarihinde Rekabet Kurumu kayıtlarına giren görüşte özetle, "Aynı içerikli şikayetler üzerine, savcılık veya mahkeme kararı olmaksızın BTK tarafından yetkilendirilmiş sabit telefon hizmeti işletmecilerinin ankesörlü telefonlarda kapatılmış erişim numaralarının kullanıma açılması gerektiği hususunun Türk Telekom'a iletildiği, milli güvenlik ve kamu düzeni gerekleri ile acil durumlar gibi objektif nedenler bulunması halinde işletmeciler arasında ayrım gözetilmesinin ve hizmetlerin benzer konumdaki kişiler tarafından eşit şartlarla ulaşılabilir olmamasının mümkün olabildiği, bu noktada objektif nedenlerin varlığının Adalet Bakanlığı tarafından değerlendirilmesinin uygun olacağı" ifadelerine yer verilmiştir. Davalı idare tarafından, davacının iddialarına ilişkin olarak ilk inceleme raporu tanzim edilmiş, anılan raporun değerlendirilmesi sonucunda dava konusu Kurul kararıyla davacının şikayet başvurusunun 4054 sayılı Kanun kapsamında inceleme olanağının bulunmadığından bahisle reddine karar verilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, bu Kanun'un amacının, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak olduğu belirtilmiş; "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde, "teşebbüs", "piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız karar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler" olarak tanımlanmıştır. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 66. maddesinde; "1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. Bu hak , tehlikeli halde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir. 2) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde hükümlüler, ücretli telefonlarla serbestçe görüşme yapabilir." kuralları yer almıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinin (f) bendinde, kararlarda yargılama giderleri ve hangi tarafa yükletildiğinin belirtileceği; 31. maddesinde, yargılama giderleri hususunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı kuralı yer almış; anılan madde ile atıfta bulunulan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılama giderlerinin kapsamı" başlıklı 323. maddesinin (ğ) bendinde, "vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti" yargılama giderleri arasında sayılmış; 326. maddesinde, yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği; 330. maddesinde, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin taraf lehine hükmedileceği; 332. maddesinde ise yargılama giderlerine mahkemece re'sen hükmedileceği belirtilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 3. fıkrasında,"Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir."; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde, "Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştayda, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir..."; "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin birinci fıkrasında, "Temyiz incelemesi sonunda Danıştay; a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar. b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar." kuralına yer verilmiştir. 02/11/2011 tarih ve 28103 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 659 sayılı "Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname"nin "Tanımlar" başlıklı ikinci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, idarenin, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde belirtilen kamu idarelerini ifade ettiği; "Davalardaki temsilin niteliği ve vekâlet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı" başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasında ise, tahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi hâlinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücretinin takdir edileceği kurala bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge İdare Mahkemesi kararının, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının incelenmesi: İdare Mahkemesince "bir tarafın kamu kurumu olduğu piyasa ilişkilerinde kamu kurumunun kar maksimizasyonu gütmese dahi yaptığı ekonomik faaliyet nedeniyle teşebbüs vasfında olabileceği, bu anlamda teşebbüsün rekabet hukuku kurallarına riayet etmesi gerektiği, bu kapsamda müdahil Adalet Bakanlığınca kamu hizmetinin yerine getirilmesi amacıyla dahi olsa Türk Telekom'dan smart kart alım faaliyetinin 4054 sayılı Kanun kapsamında bir ekonomik faaliyet olduğu" şeklinde değerlendirme yapıldıktan sonra şikayet edilen eylemin 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddesi uyarınca ihlal oluşturmadığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir. Oysa dava konusu Kurul kararı şikayet edilen eylemin 4054 sayılı Kanun kapsamında incelenme olanağının olmadığından bahisle tesis edilmiştir. İdare Mahkemesi kararıyla Adalet Bakanlığının şikayet konusu faaliyetinin kamu hizmetinin yerine getirilmesi amacıyla olsa dahi 4054 sayılı Kanun kapsamında ekonomik bir faaliyet olduğu ve bu ekonomik faaliyet nedeniyle Adalet Bakanlığının teşebbüs niteliğinde olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çerçevede, davacı tarafından ileri sürülen 4054 sayılı Kanuna aykırılık iddialarının incelenebilmesi için her şeyden önce Adalet Bakanlığının teşebbüs niteliğinin ortaya konması gerekmektedir. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre 4054 sayılı Kanunun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde teşebbüs veya teşebbüs birlikleri bakımından, kamu kurumu veya kuruluşu yahut özel hukuk veya kamu hukuku tüzel kişisi olarak nitelendirmeye ilişkin herhangi bir istisnaya yer verilmediği açık olmakla birlikte, belirli bir alanda iktisadi faaliyet yürüten hukuki varlığın, faaliyet gösterdiği her alanda teşebbüs statüsünde olacağını kabul etmek de mümkün değildir. Başka bir anlatımla, bir hukuki varlığın ya teşebbüs olduğu ya da olmadığı genellemesinin yerine, şikâyet edilen ve 4054 sayılı Kanun kapsamında incelenen davranışının, bağımsız karar verebilme ve iktisadi bir faaliyet olup olmadığı yönlerinden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda, İdare Mahkemesinin değerlendirmesinin aksine Adalet Bakanlığının kamusal bir yetki kullandığı durumlarda, teşebbüs niteliğini haiz olmadığı, faaliyetinin bağımsız karar verebilme niteliğinde olmadığı ve iktisadi bir yönünün bulunmadığı kabul edilebilecektir. Davacı tarafından şikayete konu edilen kapalı ceza infaz kurumlarında Türk Telekom arama kartları dışındaki arama kartlarının satışının engellenmesi uygulaması İdare Mahkemesinin 23/10/2019 tarihli ara kararıyla Adalet Bakanlığından sorulmuş, Bakanlığın 19/11/2019 tarihli yazısıyla, "5275 sayılı Kanun'un 66. maddesi uyarınca dinleme ve kayıt altına alma özelliğini içeren ARG sistemi ile uyumlu "smart kart"ların kullanımına izin verilirken, ARG sistemi ile uyumlu olmayan ön ödemeli şifreli kartların kullanılmasının ceza infaz kurumlarında tercih edilmediği" açıklanmıştır. Bu çerçevede, şikayet konusu şifreli kartlara izin verilmemesi uygulamasının açıkça Kanun'un verdiği yetki ve görev çerçevesinde tesis edildiği, dolayısıyla bağımsız bir iktisadi davranış niteliğinde olmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, Adalet Bakanlığının Kanun'la kendisine verilen bir görev ve yetkiyi kullandığı, şikayete konu uygulamalar açısından Adalet Bakanlığının teşebbüs olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, davacının şikayetinin 4054 sayılı Kanun kapsamında incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, işbu davada uyuşmazlık şikayet edilen eylemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamında bulunup bulunmadığından kaynaklandığından, İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde yer verilen şikayet edilen eylemin 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddesi uyarınca ihlal oluşturmadığı yönündeki değerlendirme, ancak bu konuda açılacak bir önaraştırma veya soruşturma sonucunda Kurul tarafından verilen bir kararın yargısal denetimi esnasında yapılabileceğinden, isabetli görülmemiştir. Bu itibarla, temyizen incelenen kararın, istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. Bölge İdare Mahkemesi kararının, vekalet ücretine ilişkin kısmı yönünden incelenmesi: 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, Danıştay'ın, temyize konu kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddî hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayabileceği kuşkusuzdur. Dosyanın incelenmesinden, davalı idare adına dosyanın tüm aşamalarının Hukuk Müşaviri sıfatıyla ... tarafından takip edildiği ancak herhangi bir aşamada bu kişi adına düzenlenmiş bir vekaletname sunulmadığı, savunma dilekçesi ekinde Rekabet Kurumu Başkanı tarafından temsile ilişkin olarak yetki belgesinin sunulduğu, İdare Mahkemesi kararında davalı idare lehine 1.700,00-TL vekalet ücretine hükmedildiği anlaşılmakta olup, davada hukuk müşaviri ile temsil edilen davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilip hükmedilemeyeceğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Davalı Rekabet Kurumu'nun 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde belirtilen kamu idarelerinden olmadığı, (III) sayılı cetvelde yer alan idarelerden olduğu anlaşıldığından, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de yer alan "idare" tanımı göz önünde bulundurulduğunda, Rekabet Kurumu anılan Kararname kapsamında olmadığından, davada hukuk müşaviri tarafından temsil edilen davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinden ve davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinde usul kurallarına uygunluk bulunmadığından, bu hususun Bölge İdare Mahkemesince düzeltilmemiş olmasında hukuki isabet görülmemiştir. Ancak, bu eksikliğin giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmemektedir. Bu itibarla, temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararında, ... İdare Mahkemesi'nce verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın hüküm fıkrasında yer alan "Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.700,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine" ibaresinin çıkarılması suretiyle düzeltilmesi gerektiğinden, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının hüküm fıkrasında yer alan "istinaf başvurusunun reddine" ibaresinin, "istinaf başvurusunun reddine, 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan 'Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.700,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine' ibaresinin çıkarılması suretiyle düzeltilmesine" ibaresi eklenerek düzeltilmesi gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ve hüküm fıkrasında yer alan "istinaf başvurusunun reddine" ibaresinin, "istinaf başvurusunun reddine, 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan 'Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.700,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine' ibaresinin çıkarılması suretiyle düzeltilmesine" ibaresi eklenmek suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3. Temyiz posta giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara ve müdahile tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.