T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1149 KARAR NO:2025/1961 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:24.02.2022 NUMARASI:2018/792 Esas - 2022/102 Karar DAVA:Tazminat (Bayilik sözleşmesinden kaynaklanan) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen k…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1149 KARAR NO:2025/1961 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:24.02.2022 NUMARASI:2018/792 Esas - 2022/102 Karar DAVA:Tazminat (Bayilik sözleşmesinden kaynaklanan) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının Adıyaman ilinde... iletişim adlı işyerinin sahibi olduğunu, davacının iş yerini açmadan önce davalı şirket yetkilileri ile bayilik hususunda görüştüğünü ve bayilik verilmesi halinde iş yeri açacağını ilettiğini, davalı şirketin 14.08.2015 tarihinde davacıya bayilik verdiğini, davacının sözleşmeye uygun şekilde faaliyette bulunurken 20.10.2015 tarihinde davalı şirket yetkilisinin müvekkilini arayarak iş yerinin kapalı olduğu ve şikayet alındığının bildirildiğini, oysa iş yerinin kapalı tutulmadığını, buna rağmen sözleşmenin tek taraflı feshedileceğinin, feshe itiraz edilmemesi halinde 850,00 TL temsilcilik bedelinin davacıya ödeneceği, itiraz etmesi halinde bunun da ödenmeyeceğinin telefonla bildirildiğini, daha sonra yapılan görüşmelerde davacının soyadı ile benzer kişilerin bir kısım bombalama eylemlerine karışması nedeniyle bayiliğin iptal edildiğinin öğrenildiğini, müvekkilince gönderilen Adıyaman ... Noterliğinin 09.11.2015 tarihli ihtarı ile haksız feshin geri alınarak bayiliğinin yeniden verilmesi, aksi takdirde oluşan maddi ve manevi zararının ödenmesinin istendiğini, davalı şirketin 30.11.2015 tarihli ihtarname ile Suruç ve Ankara'da meydana gelen vahim olaylar nedeni ile toplumda oluşan büyük infial ve bu olaylarda adı geçenlerle olan soyisim benzerliği nedeniyle tedbir alınarak sözlemenin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkilinin bu katliamları yapan kişilerle bir yakınlığı bulunmadığını, mevcut işyeri için 30.000 TL masraf yapıldığını, davlı şirket adına bayilik için toplam 4.850,00 TL yatırıldığını, bahse konu bayilik sözleşmesinin haksız feshi ile birlikte davacının yaklaşık olarak 20.000,00 TL beklenen kardan yoksun kaldığını, sözleşmenin feshinin basına yansıtılarak müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini ileri sürerek, şimdilik 30.000,00 TL manevi tazminat ile 1.000,00 TL maddi tazminatın 20.10.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/1107 Esas sayılı dosyası ile açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini ve bu kararın taraflara tebliğ edilerek kesinleştirilmemesi nedeniyle davanın derdest olduğunu, davalı şirketin bir yetkilisinin davacıyı arayarak bayiliğinin iptalini bildirmediğini, davalı şirketçe gönderilen Beyoğlu ... Noterliğinin 30.11.2015 tarihli ihtarı ile Suruç ve Ankara’da meydana gelen olaylar nedeniyle toplumda oluşan üzerine ve mücbir nedenlerle sözleşmenin geçici olarak ifasının askıya alındığının bildirildiğini, sözleşmenin 20/4.maddesi uyarınca neden gösterilmeksizin feshedildiğini, dava dilekçesinde belirtilen hususların fesih sebebi olmayıp, bayiliğin pasif hale getirilmesi sebebi olduğunu, sözleşmenin 20.maddesine göre neden gösterilmeksizin feshi halinde davacının tazminat talep edemeyeceğini, sözleşme ile müvekkilinin tek taraflı fesih yetkisinin ve ayrıca fesih halinde tazminat talep edilmeyeceğinin kabul edildiğini, yasal zorunluluk gereği tedbiren davacı ile olan çalışmanın geçici olarak durdurduğunu ve bu hususu davacıya bildirdiğini, davacının haksız ve kötü niyetli olarak davalı şirkete ihtarname göndermesi, davalı şirketten para talep etmesi ve sisteminin yeniden açılması ile ilgili bir protokol imzalamayı kabul etmemesi akabinde davalı şirketin haklı olarak ve sözleşmeye uygun şekilde davacının sözleşmesini feshettiğini savunarak, davanın usul ve esastan reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "..Taraflar arasında akdedilen ve davalı şirketin fesih ihtarnamesinde dayanmış olduğu sözleşmenin 20/4'üncü maddesine göre 'Ödeme kuruluşu, hiçbir gerekçe ileri sürmeden ve hiçbir tazminat ödemeden göndereceği bir ihtarname ile dilediği her zaman iş bu sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir. Temsilci, ödeme kuruluşunu tek taraflı fesih hakkını itirazsız olarak kabul ettiğini, böyle bir durumda tazminat, masraf, temsilcilik bedeli, kâr kaybı vb. isim altında hiçbir talepte bulunmayacağını kabul, beyan ve taahhüt eder.'Sözleşmenin mücbir sebep başlıklı 21'inci maddesine göre 'tarafların her ikisinin veya birinin imkânlarını kısmen veya tamamen, geçici veya daimi olarak durduracak şekilde ve derecede meydana gelen; yasa ve yönetmelik değişikleri, kurum, kurul ve banka tarafından alınan ve iş bu sözleşme konusu faaliyetin yürütülmesine engel olacak nitelikteki kararlar, doğal afetler, harp, seferberlik, yangın, grev ve lokavt ve benzeri hükûmet veya resmî makamlarca alınmış kararlar gibi tarafların kontrolü haricinde zuhur eden hâller iş bu sözleşme konusu edimlerin yerine getirilmesini etkiledikleri ölçüde taraflar için mücbir sebep sayılır. Bu gibi durumlar karşısında taraflar iş bu sözleşme koşulları için sorumlu olmayacaktır. Taraflar mücbir sebebin zuhurunu derhal yazılı olarak karşı tarafa bildirecek ve resmî belgeler ile tevsik edecektir. Bu halin bir aydan fazla sürmesi halinde iş bu sözleşme taraflar herhangi birisinin talebi ile feshedilebilecektir.' düzenlemesi mevcuttur.Somut olayda; sözleşmedeki temsilci davacı olan ...'ün Suruç ve Ankara'da meydana gelen terör eylemlerinin gerçekleştiren kişiler ile aynı soy ismi taşıdığı ancak bu eylemi yapan kişi olmaması ve yine bu kişilerle bir bağlantısının olmamasına rağmen davalı ödeme kuruluşu şirket tarafından gönderilen ihtarname ile sözleşmedeki mücbir sebep maddesine dayanılarak, soy isim benzerliğinden ötürü davacı ile yapılan sözleşmenin tek taraflı feshedildiği anlaşılmıştır. Sözleşmenin 21'inci maddesinde düzenlenen ve taraflarca imza altına alınan mücbir sebep başlıklı madde içeriği mahkememizce incelendiğinde, ihtarnameye konu olayla mücbir sebep olarak sayılan hâllerin bağlantısının olmadığı, terör eylemini yapan kişilerle salt soy isim benzerliğinin mücbir sebep sayılamayacağı kanaatine varılmıştır. Öte yandan davalı şirket dayandığı mücbir sebep nedeniyle ve sözleşmenin 20/4'üncü maddesindeki tek taraflı fesih hakkını kullanarak sözleşmeyi tek taraflı feshetmiştir. Tarafların tacir olduğu ve her iki tarafça imzalanan sözleşmenin tarafları bağlayacağı kaçınılmazdır. Ancak sözleşmenin 20/4'üncü maddesi içeriğinde sözleşmenin ödeme kuruluşu tarafından tek taraflı olarak fesih hakkının bulunması, ödeme kuruluşunun sözleşmeyi haklı olarak feshettiği manasına gelmemektir. Maddede ödeme kuruluşunun hiçbir gerekçe ileri sürmeden ihtarname ile dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedilebileceğine ilişkin düzenleme bulunsa da; bu madde içeriğinde sözleşmenin haklı olarak feshedildiği ibaresi bulunmamaktadır. Bu durumda dosya kapsamında davalının sözleşmede sayılan ve genel kabul gören mücbir sebep sayılan hallerden olmayan nedenlerle, sözleşmeyi tek taraflı ancak haksız olarak feshettiği anlaşıldığından, haksız fesih nedeniyle davacının maddi ve manevi zararlarını karşılamakla yükümlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Mahkememizce tarafların ticari kayıt ve belgeleri incelenmek suretiyle alınan bilirkişi raporları ile; davacının 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ait ticari defterlerinde gayri safi hasılattan indirilecek giderleri düşülerek yıllık gelir vergisi beyannamesi ile ticari kazancının ilgili dönemde kar/zar olarak beyan edildiğinin görüldüğü, 2016 yılında 3.015,79-TL kar diğer iki yıl olan 2015 ve 2017 yılında zarar ettiğinin beyan ettiğini tespit edildiği, talimat mahkemesinden alınan bilirkişi raporunda davacının iş yeri açılışında yaptığı masrafların 1.750,00 TL yıllık kira, 1.296,00 TL yazar kasa bedeli ile toplam 3.046,00 TL belgelendirilen iş yeri açılışında masraflar olduğu ve yine kayıtlara göre davalıya 850,00 TL pos bayilik bedeli, 1.500,00 TL bayilik bedeli, 1.500,00 TL para yüklemesi ile toplam 3.850,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Davalı tarafça sözleşmesi haksız olarak feshedilen davacı sözleşme kapsamında yapmış olduğu bu masraflar tutarı olan ( 3.046,00 TL + 3.850,00 TL ) 6.896,00TL maddi zararı talep edebileceği anlaşılmıştır. Ayrıca sözleşmenin 14/09/2015 tarihinde düzenlendiği ve 30/11/2015 tarihinde feshedildiği 2015 yılında davacının zarar beyan ettiği de dikkate alınarak yoksun kalınan kar alacağının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davacı dava dilekçesinde her ne kadar 30.000,00 TL masraf yaptığını belirtmiş ise de; buna ilişkin tarafların ticari kayıtlarda bu miktarda masraf kayıtlı olmadığı ve davacı tarafça dosyaya sunulmuş başkaca bir bilgi belge bulunmadığından talep edilen miktar kadar masrafının bulunmadığı kanaatiyle, 6.896,00 TL maddi kaybı bulunduğu ve davacı vekilince sunulan 28/02/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesindeki maddi tazminat talebini arttırarak 6.896,00 TL olarak talep ettiğinden maddi tazminat yönünden 6.896,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.Davacının manevi tazminata ilişkin talebi bakımından yapılan değerlendirmede; tacir olan davalı şirketin işlerinde gerekli basiret ve özeni göstermesi gerektiği, davacının Ankara ve Suruç'ta meydana gelen terör eylemini gerçekleştirenlerle aynı soy ismine sahip olmasının sözleşmeyi haklı nedenle fesih hakkı vermediği, davacının soy isim benzerliğinden dolayı kendisine ithaf edilebilecek kusurunun bulunmadığı, salt bu sebeple sözleşmesinin feshi davacının ticari itibarını da zedelediği ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığı dikkate alınarak davalının, davacının manevi zararlarını tazminle yükümlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Tazminat miktarının belirlenmesinde; olay tarihindeki paranın satın alma gücü, hükmedilecek tazminatın zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşıması ve aynı zamanda zenginleşmeye neden olmayacak şekilde belirlenmesi dikkate alınmıştır. Bu doğrultuda davacının ticari kayıtlarına göre bilirkişi tarafından yapılan tespitlerden ve davacının yıllık vergi beyannamesinden anlaşılacağı üzere; 2016 yılında 3.015,79 TL kar ettiği, 2015 ve 2017 yıllarında zarar beyan ettiği tespit edilmiş olup ticari kazancı dikkate alındığında, davaya konu olay nedeniyle davacının uğradığı manevi zarar göz önünde bulundurulduğunda ve manevi tazminatın zenginleştirme amacına hizmet etmediği de dikkate alındığında takdiren 10.000,00 TL manevi tazminata..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 6.896,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın 03/12/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemece, bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, taleplerin TBK'nın 72.maddesi kapsamında iki yıllık zamanaşımı süresinin geçmesi ile talepedilemeyeceğini, aynı davanın daha önce Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/1107 Esas sayılı dosyasında açıldığını ve takip edilmeyen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin verilen karar kesinleşmeden yeniden dava açıldığını,Mahkemece 3.850,00 TL ile davacının bayilik sözleşmesi kapsamında yaptığı masraflar için 3.046,00 TL olmak üzere toplam 6.896,00 TL'nin tahsiline karar verildiğini, itiraz üzerine alınan raporda davacının ön avans kalan bakiyesi ve teminat bedeli olmak üzere 2.631,11 TL alacağı olduğu ve feshinin temsilcilik sözleşmesinin 20.4. maddesi uyarınca yapıldığının belirlendiğini, ikinci bilirkişi raporuna davacının itiraz etmediğini, mahkemenin de heyetçe düzenlenen ve davacı tarafından itiraz edilmeyen ikinci raporun dikkate almadan karar verilmesinin ve raporlar arasındaki çelişkinin giderilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu,Dayanak yapılan raporun hatalı olduğunu, davacının tek ve asli işinin davalı ile imzalanan sözleşme kapsamındaki fatura tahsilatı işi olmadığını, davacı esasen cep telefonu ve aksesuarları satışı işi ile iştigal ettiğini, fatura tahsilatının ise yan iş olarak yapıldığını, davacının özellikle ... şirketleri ile yoğun işlerinin bulunduğunu, müvekkili ile olan ticari ilişkisinin 30.11.2015 tarihinde sona ermesine rağmen, bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere ticari faaliyetini 13.09.2017 tarihine kadar devam ettirdiğini, raporda masraf tutarı başlığı altında hesaplanan 1.750,00 TL yıllık kira bedeli ile 1.296,00 TL yazar kasa bedelinin müvekkil şirketten talep edilemeyeceğini ve bu masrafların bayilik sözleşmesi kapsamında yapılmadığını, kasanın tüketilen bir eşya da olmadığını,Sözleşmenin 20.4. Maddesi kapsamında yapılan feshin hatalı değerlendirildiğini, feshin mücbir neden gerekçesi ile yapılmadığını, fesih sözleşmeden doğan bir hakkın kullanımı olduğunu, tarafların TBK'nın 26. maddesi uyarınca nedensiz fesih ve sonuçları konusunda uzlaştıklarını, mahkemece manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, TBK'nın 58. maddesindeki şartların oluşmadığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine, karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararlar, kâr kaybı ve yapılan masraflar ile manevi zararların tazmini istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında 14.09.2015 tarihinde imzalanan bayilik sözleşmesi niteliğindeki temsilcilik sözlemesi ile ödeme kuruluşunun sahip olduğu hakların, temsilcinin bu sözleşmenin 2.maddesinde belirlenen adresindeki iş yerinde kullanılmasına ilişkin esaslar düzenlenmiştir.Sözleşmenin 4. maddesinde, sözleşmenin konusu ile bu sözleşme kapsamında davacının yapabileceği işler belirlenmiştir. Tarafların hak ve yükümlülükleri 6.maddede düzenlenmiş olup, sözleşmenin süresi ve feshi 20.maddede düzenlenmiştir.Davacı tarafından maddi ve manevi tazminat talepli olarak Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/1107 Esas sayılı dosyasında, 30.000 TL manevi, 1.000 TL maddi tazminatın tahsilinin talep edildiği, mahkemenin 31.05.2017 tarihli kararıyla yetkisizlik kararıyla dosyanın İstanbul Mahkemelerine gönderilmesine karar verildiği, bu karara yönelik istinaf başvurusunun Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 11.01.2018 tarihli kararı ile reddedildiği ve kararın bu tarihte kesinleştiğinin karara şerh edildiği, ancak süresi içerisinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesinin istenmemesi üzerine mahkemece 27.08.2018 tarihinde dosyanın ele alınarak açılmamış sayılmasına karar verildiği görülmüştür. Eldeki davanın ise 10.09.2018 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 19.01.2017 tarih ve 2016/13646 Esas - 2017/293 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere,HMK'nın 114/1-ı,i fıkralarında aynı davanın, daha önceden açılmış ve halen görülmekte olmamasını ve aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış olmasını dava şartları arasında sayılmıştır. HMK'nın 115/2. maddesinde ise dava şartı eksikliğinin giderilmesi mümkün ise bu eksikliğin giderilmesi için mahkemece süre verilmesi gerektiği hususu düzenlenmiştir. Somut olayda mahkemece Adıyaman 1. Asliye Hukuk mahkemesinin 2015/1107 Esas sayılı dosyasının derdestlik oluşturmadığı 26.09.2019 tarihli ara karar ile kabul edilmiş ise de açılmamış sayma kararının henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.Aynı mahiyetteki Adıyaman 1.Hukuk Mahkemesinin 2015/1107 Esas, 2017/574 Karar sayılı dosyasında verilen yetkisizlik kararının kesinleşmesi üzerine süresinde gönderme talep edilmemesi nedeniyle mahkemece 27.08.2018 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, eldeki dava ise, ilk davadaki karar kesinleşmeden 10.09.2018 tarihinde açılmıştır. Davalı süresinde derdestlik itirazında bulunmuştur.Mahkemenin, davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararı henüz kesinleşmemiş olsa dahi derdestlik durumu yine de son bulur. Çünkü dava, dosyanın süresinde gönderilmesinin istenmediği tarihte kanundan dolayı açılmamış sayılmıştır. Birinci davanın henüz kesinleşmeden ikinci davanın açılması halinde ikinci davaya bakan mahkemenin, birinci davanın açılmamış sayılması kararı kesinleşinceye kadar derdestlik ilk itirazı hakkında bir karar vermemesi gerekir. Birinci davanın açılmamış sayılması kararı kesinleşince, ikinci davaya bakan mahkemece davanın reddine karar verilir. (Prof.Dr.Baki Kuru,Hukuk Muhakemeleri Usulü- III.Cilt, 1982 4. Basım, s.2960.)Yukarıda açıklanan nedenlerle; eldeki bu davada, ilk kararın kesinleştirilmesi için davacıya süre verilmesi, bu kararın kesinleşmesi hâlinde bu davaya devam edilmesi gerekmektedir. Mahkemece belirtilen şekilde işlem yaptırılarak ilk dosyadaki açılmamış sayılma kararı kesinleştirilmeden bu davaya devam edilmesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir. KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.11.12.2025